Bizimle iletişime geçin

Bilim

Adeti Ne Keser? Adet Kanamasını Durdurma Yöntemleri

Adet olmak, menopoza girmeyen her kadının düzenli olarak yaşadığı rutin bir döngü olsa da bazı zamanlarda can sıkıcı olabilir. Tatil ve düğün gibi önceden planlanan özel günler ile adet döneminin çakışması sinir bozucudur. Neyse ki bu durumda adet kanamasını durdurmak veya bir an önce bitmesini sağlamak için deneyebileceğiniz birkaç yöntem var.

Adeti Ne Keser? Adet Kanamasını Durdurma Yöntemleri

Adet olmak, menopoza girmeyen her kadının düzenli olarak yaşadığı rutin bir döngü olsa da bazı zamanlarda can sıkıcı olabilir. Tatil ve düğün gibi önceden planlanan özel günler ile adet döneminin çakışması sinir bozucudur. Neyse ki bu durumda adet kanamasını durdurmak veya bir an önce bitmesini sağlamak için deneyebileceğiniz birkaç yöntem var.

Sağlıklı bir kadının her ay 2 ila 7 gün arasında süren regl kanaması tamamiyle doğal bir süreçtir ancak bu dönemin özel günlerle çakışması tüm planları alt üst edebilir. Menstrüasyon döneminiz, daha önceden planladığınız tatil, düğün veya herhangi bir özel gün ile aynı zamana denk geldiyse, kanayı durdurmak isteyebilirsiniz.

Eğer sizin de durumunuz buysa uygulayabileceğiniz birkaç teknik var. Fakat bu yöntemler üzerinde yeterli bilimsel çalışma yapılmadığını ve her kadında işe yaramayabileceğini bilmelisiniz. Buna rağmen, adet kanamanızı durdurmak veya daha hızlı bitmesini sağlamakta kararlıysanız aşağıdaki önerilere göz atabilirsiniz. Adet kanaması nasıl kesilir? İşte yanıtı…

Adet Kanaması Nasıl Durur?

Adet kanamanızı daha erken bitirmek için uygulayabileceğiniz birkaç etkili yol olsa da bu yöntemlerin %100 kesin sonuç vermeyebileceğini unutmayın. Aşağıdaki ipuçları, adet kanınızın uterusunuzdan daha hızlı ayrılmasına ve döneminizin daha erken bitmesini sağlayabilir…

Doğum kontrol hapları: Gebelik önleyici doğum kontrol hapları progesteron hormonu ihtiva eder. Bu sayede, adet gününüzü kısaltır ve kanama yoğunluğunu düşürür. Adeti tamamiyle kesme konusunda kesin bir garantisi olmasa da bazı kadınlarda doğum kontrol haplarının adet dönemini ertelediği görülmüştür. Bu yöntemle ilgileniyorsanız, doktorunuzun onayını almanız gerektiğini unutmayın!

Ağrı kesiciler (ibuprofen): Bazı ağrı kesici ilaçlar adetinizi kesmeye yardımcı olabilir. Ibuprofen, steroidal olmayan (kortizon içermeyen) bir anti-enflamatuar ilaçtır. Bu ağrı kesici, vücudunuzun prostaglandinler adı verilen enflamatuar elementlerin üretimini azaltarak çalışır. Prostaglandinler, uterusun iç astarındaki kan damarları üzerinde önemli etkilere sahiptir. Adet kramplarınızı azaltmakta etkili olduğu gibi kanamanın şiddetini azaltabilir veya kanamayı kesebilir. Adet durdurmak için ağrı kesici kullanmayı düşünüyorsanız öncelikle eczacınızla veya doktorunuzla bu konuyu görüşün ve asla önerilen dozdan fazla kullanmayın!

Karnınıza sıcak kompres ve masaj: Bir fizik kuralı olarak, sıcakta maddelerin hacmi genişler, soğukta ise daralır. Böylelikle, karın bölgenize uygulayacağınız sıcak kompres sayesinde adet kanınızın daha hızlı akmasını ve bir an önce uterusunuzu terk ederek periyodunuzun sonlanmasını sağlayabilirsiniz. Ayrıca gün içinde sıcak su ile banyo yapmanız süreci hızlandırmanıza yardımcı olur.

Sıcak komprese ek olarak, kanamanın hızlı bir şekilde sonlanmasını teşvik etmek için karın bölgenize masaj yapabilirsiniz. Masaj karın kramplarınıza iyi gelir ve regl kanamasını hızlandırarak bitmesine yardımcı olur. Uygulama esnasında doğal yağları kullanmanız masajın etkisini artırır.

Bitkisel çayları içmeyi deneyin: Bazı doğal çaylar, adet döneminizi daha rahat geçirmenizi sağladığı gibi kanamanın kesilmesini de sağlayabilir. Rezene çayı, adet döneminiz boyunca kan akışını azaltabilecek özelliklere sahiptir. Ayrıca regl dönemi semptomlarını azaltan analjezik ve antienflamatuar özellikleri vardır. Deneyebileceğiniz bir başka doğal içecek ise zencefil çayıdır. Zencefil çayı şiddetli adet kanamasını ve adet sürenizi azaltır. Ek olarak, uterus kasılmalarını azaltabilen kas gevşetici özelliklere sahip ahududu yaprağı çayı da menstrüasyon döneminizin sonlanmasına yardımcı olabilir. Doğal yollar ile adet söktürmek istiyorsanız saydığımız çaylar dışında maydanoz suyu içmeyi deneyebilirsiniz. Emenagog etkisi olan maydanoz suyu, adet söktürme konusunda hayli etkilidir.

Elma sirkesi: Adet kesici bir diğer doğal bileşen de elma sirkesidir. Elma sirkesinin adet kesici özelliği bilimsel olarak kanıtlanmamıştır ancak herhangi bir zararı veya yan etkisi olmadığından güvenle kullanılabilir. Bu yöntem size cazip geldiyse, 2 tatlı kaşığı elma sirkesini 1 bardak su ile karıştırın ve günde 3 kez için.

Tampon yerine ped kullanın: Tamponlar adet kanını emer ancak bu dönemde akışı zayıflatıcı etkileri olabilir. Kan akışının bir an önce bitmesi için tampon yerine ped kullanmaya özen gösterin.

Cinsel birliktelik: Cinsel ilişkiye girmek veya mastürbasyon yoluyla orgazm olmak, adet kanının vücuttan daha hızlı bir şekilde atılmasına yardımcı olur. Bu da adetinizin daha kısa zamanda kesileceği anlamına gelir. Diğer yandan, adet döneminde ilişkiye girmenin islam dinine göre caiz olmadığını ve hayız halinde korunmasız birlikteliğin sağlıksız olduğunu unutmayın!

Uzun Vadede Adet Kanaması Nasıl Durdurulur?

Doğum kontrol haplarını uzun süre kullanmak döneminizi durdurmanızı veya daha az yoğun geçirmenizi sağlayabilir. Uzmanlar bu durumu ”adet baskısı” olarak tabir ediyor. Bunun dışında adet kanamanızı kontrol altına almak için uzun vadeli (ileriye dönük) başka önlemler de alabilirsiniz. Bunlar, çeşitli tıbbi uygulamalar, vitaminler ve sağlıklı yaşam koşullarını içerir.

Rahim içi araç (Spiral & Ria): Halk arasında genellikle spiral olarak bilinen rahim içi araçlar, uterusa yerleştirilen T şeklinde hamilelik önleyici bir ekipmandır. Etkili bir doğum kontrol yöntemi olmasının yanı sıra yoğun adet kanaması olan kadınlarda, kanama miktarını % 75 ila 95 oranında azaltır. Markasına ve türüne bağlı olarak 3 ila 10 yılda bir değiştirilmesi gerekir.

Egzersiz yapın: Uygun bir spor dalı ile uğraşmanız sizi daha sağlıklı yapmakla kalmaz, aynı zamanda adetinizi düzenler ve kanamanın şiddetini azaltır. Dahası, adetli geçirdiğiniz gün sayısını azaltabilir. Yoğun adet kanamasından şikayetçi olan bir kadınsanız sporu hayatınıza dahil etmeyi düşünün.

İdeal kilonuzu koruyun: Bugüne dek yapılan bilimsel çalışmalar, obez kadınların daha ağrılı ve uzun bir adet dönemi geçirdiklerini ortaya koyuyor. Hem genel sağlığınız açısından hem de tutarlı bir adet döngüsüne sahip olmak için sağlıklı kilonuzu korumaya çalışın.

Dengeli ve düzenli beslenin: Bazı vitamin ve minerallerin adet döneminiz üzerinde etkisi vardır. Örneğin, yumurta, balık ve kümes hayvanlarında bulunan B6 vitamininin vücuttaki östrojeni azaltırken progesteronu arttırdığı bulunmuştur. Bu da adet hormonlarını normalleştirmek için hipofiz bezinin işlevini geliştirmeye yardımcı olabilir.

Önemli bir mineral olan çinko ise adet sancılarını azaltmak konusunda etkilidir. Yapılan araştırmalar, çinkonun ibuprofen gibi birtakım ağrı kesicilerle aynı etkiye sahip olabileceğini göstermektedir.

Magnezyum da adet sancılarını azaltan bir diğer mineraldir. C vitamini ise vücuttaki demir emilimini kolaylaştırır ve adetin daha çabuk bitmesi konusunda etkilidir.

Bol su için: Regl süreniz boyunca ağrılı ve yoğun geçen kanamadan şikayetçiyseniz bu konuda bol su içmek anahtardır. Su içmek için susamayı beklemeyin! Günde en az 8 bardak su içtiğinizden emin olun. Suya birkaç damla taze limon suyu damlatmanız adetinizin daha kısa sürede tamamlanmasını sağlayabilir. Klinik olarak kanıtlanmasa da bazı kadınlar limon dilimini emerek adetlerini durdurabildiğini iddia ediyor.

Sonuç:

Ne yazık ki adet kanamasını anında kesen % 100 etkili herhangi bir yöntem yoktur. Bununla birlikte, bazı pratik çözümler adet kanamanızın bitmesine, döneminizin daha kısa sürmesine veya kanama şiddetinizin azalmasına yardımcı olabilir. Söz konusu yöntemler bazı kadınlarda işe yarasa da bazılarında işe yaramayabilir.

Çoğu adet kesici yöntemin herhangi bir ciddi zararı veya yan etkisi olmasa da bu konuda doktorunuzun görüşlerini almayı ihmal etmeyin ve herhangi bir adet geciktirici ilaç kullanmadan önce mutlaka doktorunuza danışın.

Okumaya devam et
Yorum yapmak için tıklayın

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bilim

Whatsapp gizlilik ve hizmet sözleşmesindeki güncelleme yürürlükte

Mesajlaşma uygulaması WhatsApp, gizlilik ilkesi ve hizmet şartlarındaki güncellemenin yürürlüğe girdiği anda yeni bir paylaşım yaptı: İstediğiniz zaman kabul edebilirsiniz, hesabınızı silmeyeceğiz.

Whatsapp

Mesajlaşma uygulaması WhatsApp, gizlilik ilkesi ve hizmet şartlarındaki güncellemenin yürürlüğe girdiği anda yeni bir paylaşım yaptı: İstediğiniz zaman kabul edebilirsiniz, hesabınızı silmeyeceğiz.

Whatsapp gizlilik ve hizmet sözleşmesindeki güncelleme yürürlüğe girdi. Şirketten resmi açıklama geldi.

Sosyal medya şirketi Facebook’un bünyesinde bulunan mesajlaşma platformu WhatsApp, gizlilik ilkesi ve hizmet şartlarındaki güncellemenin yürürlüğe girdiği 15 Mayıs’ta, “kişisel mesajlarınızı göremiyoruz” ve “hesabınızı silmeyeceğiz” paylaşımında bulundu.

WhatsApp, kullanıcıların yoğun tepkisini alan son güncellemesine ilişkin Twitter üzerinden paylaşım yaptı.

Söz konusu paylaşımda, “Hayır, kişisel mesajlarınızı göremiyoruz. Hayır, hesabınızı silmeyeceğiz. Evet, istediğiniz zaman kabul edebilirsiniz.” ifadeleri kullanıldı.

Gizlilik politikası ve hizmet şartlarında değişikliğe gideceğini açıklamasının ardından büyüyen tepki nedeniyle WhatsApp, 8 Şubat’ta yürürlüğe sokmayı planlandığı uygulamayı, 15 Mayıs’a ertelemek ve kullanıcılara yaptıkları değişiklikleri açıklamak için bir hasar sınırlama kampanyası yürütmek zorunda kalmıştı.

WhatsApp, Türkiye’de de çok sayıda kullanıcısını, başta BiP, Telegram ve Signal olmak üzere diğer mesajlaşma uygulamalarına kaptırmıştı.

13 Mayıs 2021 tarihli güncelleme sonrasında Google Play Store’da birçok kullanıcı, Whatsapp uygulaması yorumlarına; “Kişisel verilerin korunması kanunu kapsamında telefonumda bulunan verilerin bu uygulama tarafından 2. ve 3. şahıslarla paylaşılması ve/veya kullanılması durumunda oluşabilecek mağduriyetlerden sorumlu olanlar Google Play Store ve uygulama yöneticileridir Bilgi ve belgelerimin iznim olmadan paylaşılması durumunda bütün yasal haklarımı kullanacağımı bildiririm” şeklinde ibareler eklemeye başladılar.

Okumaya devam et

Bilim

Yaşlı bireylerde Covid-19 ikinci doz aşılamasında gecikme antikor yanıtını artırıyor

Son yapılan bilimsel çalışmalara göre Pfizer-BioNTech ile Oxford-AstraZeneca aşılarının ilk ve ikinci dozları arasındaki süre açıldı. Yaşlı bireylerde Covid-19 ikinci doz aşılamasında gecikme, antikor yanıtını artırıyor. Aşı yapılan 80 -99 yaşlarında olan 175 hastada, birinci doz ile ikinci doz arası 11-12 hafta olanların antikor yanıtının, üç hafta aralıklı olanlara göre daha etkin olduğu anlaşıldı.

aşı ikinci doz

Son yapılan bilimsel çalışmalara göre Pfizer-BioNTech ile Oxford-AstraZeneca aşılarının ilk ve ikinci dozları arasındaki süre açıldı. Yaşlı bireylerde Covid-19 ikinci doz aşılamasında gecikme, antikor yanıtını artırıyor. Aşı yapılan 80 -99 yaşlarında olan 175 hastada, birinci doz ile ikinci doz arası 11-12 hafta olanların antikor yanıtının, üç hafta aralıklı olanlara göre daha etkin olduğu anlaşıldı.

Yaşlı bireylerde Covid-19 ikinci doz aşılamasında gecikme antikor yanıtını artırıyor.

Küresel ölçekte Covid-19 aşıları bağlamında bir kıtlık yaşanmakta. Birçok ülke aşı tedariğinde sorunlar yaşıyor. Bu durumdan batılı ülkeler de etkilendiler. Aralık 2020’de İngiltere Covid-19 aşılarının ikinci dozlarını geciktirerek, tek doz aşı alan kişi sayısını arttırmaya çalıştı. Böylece tek doz ile de olsa vatandaşlarının aşılanmasını amaçladı.

Pfizer-BioNTech ile Oxford-AstraZeneca aşılarının ilk ve ikinci dozları arasındaki süre açıldı. Böylece hastaneye yatış ve Covid-19’a bağlı ölümlerin azalması amaçlandı. Bu karara daha önce faz III çalışmalarında elde edilen deneyimlere dayanarak varıldı. Ancak Pfizer-BioNTech aşısı ile ilgili tereddütler devam etti.

Tek doz Pfizer-BioNTech aşısı 80 yaş ve üstü hastaların %57’sinde etkinlik gösterir iken, ikinci doz sonrası etkinlik %85’lere yükseldi.

Yapılan diğer bir çalışmada ise ilk doz aşıdan 3 hafta sonra 60 yaş altında %80 etkinlik olurken, 70 yaş üzerinde %49 ve 80 yaş ve üstünde %34 etkinlik görüldü. Ancak ikinci doz sonrası 70 yaş üstünde %93 ve 80 yaş ve üstünde %88’e yükseldi.

Sonuçları yeni yayınlanan bir çalışmada ise aralıklı ikinci doz Pfizer–BioNTech mRNA aşısı yapılan 80 yaş ve üstü bireylerde antikor gelişiminin daha fazla olduğu tespit edildi. Aşı yapılan 80 -99 yaşlarında olan 175 hastada, birinci doz ile ikinci doz arası 11-12 hafta olanların antikor yanıtının, üç hafta aralıklı olanlara göre daha etkin olduğu anlaşıldı.

11-12 hafta aralıklı aşılananlar 3.5 kat daha fazla antikor ürettiler. Her ne kadar 11-12 hafta aralıklı aşılananlarda T hücresi doruk değeri daha düşük ölçülmüş olsa da ikinci aşıdan sonra yapılan dokuz haftalık takip süresince antikor düzeyleri 3 haftalık gruba göre benzer biçimde seyretti.

Mutasyonlarla ilgili bilim insanları temkinli olmaya devam ediyorlar. Aşıların tamamıyla koruyucu etkileri bulunmuyor. Bu bağlamda temkinli olunması gerektiği de vurgulanıyor.

Kaynaklar:

  1. Ledford H. Delaying a COVID vaccine’s second dose boosts
    immune response. Nature. Erişim: https://www.nature.com/articles/d41586-021-01299-y. Erişim tarihi: 14.05.2021.
  2. PimentaD, YatesC, PagelC, GurdasaniD. Delaying the second dose of covid-19 vaccines. BMJ 2021; 372 :n710 doi:10.1136/bmj.n710 https://www.bmj.com/content/372/bmj.n710

Okumaya devam et

Bilim

Cep telefonu insanın yaşamında neleri değiştirdi?

Sanki herkes yüzyıllardır cep telefonunun icat edilmesini bekliyormuş gibiydi. Bu aygıta bu denli ciddi bir tutkuyla bağlanılmasının nedeni ne olabilir ki?

Cep telefonu

Sanki herkes yüzyıllardır cep telefonunun icat edilmesini bekliyormuş gibiydi. Bu aygıta bu denli ciddi bir tutkuyla bağlanılmasının nedeni ne olabilir ki?

Cep telefonu 21. yüzyılı müjdeleyen harikalardan biriydi. Elime ilk alışımda yeni bir çağa adım atıldığını anlamıştım. İlk ortaya çıktığında gerekliliğine ilişkin olumlu ve olumsuz çok çeşitli tepkiler verilmişti ama bir kere edinen bir daha bu aygıttan kopamadı, hatta kopmayı düşünmek bile istemedi.

90’lı yılların ortasını gözümün önüne getiriyorum, elektronik mağazalarının vitrinleri cep telefonu çeşitleriyle nasıl da donanmıştı birden. Hiç kimse böyle bir aracın eksikliğinden yakınmazdı, Alexander Graham Bell tarafından 1876 yılında icat edilmiş olan kablolu telefon uzaklık tanımaksızın insanların birbiriyle haberleşmesini sağlıyordu aslında. Buna karşın kullanıma sunulduğunda en temel ihtiyaçlardan biriymişcesine dört elle sarılıverdi insanoğlu bu yeni buluşa. Sanki herkes yüzyıllardır cep telefonunun icat edilmesini bekliyormuş gibiydi. Bu aygıta bu denli ciddi bir tutkuyla bağlanılmasının nedeni ne olabilir ki?

Düşünmek dendiğinde ilk akla gelen isimlerinden biri olan ünlü yunan felsefeci Eflatun ‘bir nesneye özünü veren, onu sonsuz ve değişmez kılan kavramdır’, der. İnsanların cep telefonuna duyduğu bağlılığı anlamlandırmak için konuya kavramsal bir mercekten bakmak yararlı olabilir belki.

Eric Tigerstedt’in ‘ince karbon mikrofonlu katlanan cep boyutunda telefon’ şeklinde tanımladığı buluş, telefonun boyutunu bir insanın cebine sığabilecek kadar küçültme fikrinin dünyaya gelişi olarak kabul edilebilir. Finli mucitin 1917 yılında attığı ilk adımdan otuz yıl sonra, Bell Laboratuvarları tarafından ortaya atılan hücresel radyo telefon ağı kurma önerisi ise mobil iletişimin oluşmasına ilişkin devrimsel bir bakıştır.

1973 yılında ABD’li iki mühendis John F. Mitchell ve Martin Cooper’in ilk taşınabilir telefonu icat ettiklerini duyurmasıyla cep telefonunun atası müjdelenmiş olur. Gövdesi iki elle kavranabilecek kadar uzun, bir insan eli genişliğinde, tuşları gövdesinin üzerinde, yukarı ucunda uzun bir anteni olan, telsize benzeyen bir aygıttır bu.

11 yıl süren hazırlık evresinin sonunda taşınabilir telefonlar insanların nazik ellerine sunulur, fiyatının oldukça yüksek olması ve teknolojik altyapı eksikliği nedeniyle kısıtlı sayıda ülkede, az sayıda insan tarafından kullanılan son derece lüks bir ürün olarak varlığını sürdürür ama hiçbir zaman yaygınlaşamaz. Zaten cebe sığacak kadar da ufaltılamamıştır henüz.

Öte yandan, aynı döneme denk gelen araç telefonu da 80’li yıllarda varsıllığın çarpıcı simgelerinden birisi olarak belleklerde iz bırakmayı başarmıştı. Bir otelin açık otoparkında durmakta olan çok lüks bir otomobilin camından göz gezdirerek incelediğim bu aygıt oldukça ilgimi çekmişti doğrusu. Siyah renkliydi, gövdesi ufaktı, ahize gövdeye kordonla bağlıydı, tuşluydu ve tuşlar ahizesinin üzerindeydi. Roger Moore’nin Bond filmlerindeki ayrıksı kötü adamlar tarafından kullanılan fantastik eşyalara benzetmiştim o günkü çocuk aklımla. Toplumun geneline yayılmayı başaramadan insan uygarlığıyla esenleşti.

Bir de mobil iletişim fikrini ışıldatan ayrıntılardan birisi olarak 80’li yılların sonunda evlerde ve işyerlerinde sıkça görülen kordonsuz telefondan söz etmekte de yarar var. Gövde ile ahize arasında kordon bağlantısı yoktu, ahizenin baş kısmındaki telsiz sesin aktarımını sağlardı. Ön yüzü tuşlarla kaplı olan ahize gövdenin üstünde durmaktayken şarj olurdu. Belli uzaklık sınırları içerisinde kullanılabilirdi bu telefonlar. Sözgelişi, evden çıktığınızda bağlantı koptuğu için ses kesilirdi. Bugün işyerlerinde çok daha gelişmiş modeller kullanılmakta.

Bu öncü aygıtların ardından 90’lı yılların başlarına gelindiğinde cep telefonu, adından sıkça sözedilen bir araç durumuna gelmişti. Cebe sığacak kadar küçülmüştü artık. Doktorlar, işadamları, borsacılar gibi her an haberleşmeye gereksinen insanlar tarafından sıkça kullanılıyordu. 1994 yılında, teknolojik yenilikleri ilk deneyimleyenlerden olmayı ilke edinen dostlarımdan biri sayesinde cep telefonuyla tanışma olanağı bulmuştum.

Toplumun büyük bir çoğunluğunun kesesine uygun gelmediğinden henüz Türkiye’de yaygınlaşmamıştı. İnsan uygarlığına kendini kabul ettirme savaşımı veren bu yeni dosta oldukça sevgi ve ilgiyle yaklaşmıştım doğrusu. Gerçekten de çok sevimliydi. Rengi, tasarımı ve görüntüsüyle göz alıcıydı. Evet, söylendiği gibi cebe sığacak kadar ufaktı, taşınabiliyordu, bir başka deyişle istediğim yere götürebiliyordum. Başının üzerine ufak bir anten, ön yüzünde tuşlar, tuşların üstünde de ekran vardı.

Ekrana baktığımda ilk dikkatimi çeken tüm yazıların siyah renkli olduğuydu. Ekranın en üst köşesindeki elektronik saat hemen dikkatimi çekmişti. Buna ek olarak, kronometre, alarm ve telefon numaralarını kayıtlı tutma özelliklerini de içeriyordu. Arka yüzünü çevirip baktığımda gözüme takılan kapağı hemen çıkartıp içine baktım tabii. Taşınabilir ağlara bağlanmasını sağlayan SIM kartı ilk o zaman gördüm, düzenli olarak şarj edilmesi gereken yaşam kaynağı durumundaki pilini de. İleti özelliği çok hoşuma gitmişti, böylece telefon ile telgraf tek bir aygıtta birleştirilmiş oluyordu.

Cep telefonu, kısa süre içerisinde mesleki gereksinimden bağımsızlaşıp toplum içinde varsıllık veya yüksek statü simgesi olarak öne çıkıverdi. İş gereği gereksinim duymayıp da yalnızca sunduğu kolaylaştırıcı rahatlıklardan yararlanmak isteyenlerin de ilgisini cezbetmişti çünkü. Üstelik, bazı insanlar tarafından kalabalığın vakit geçirdiği mekânlarda hava atmak için araba anahtarlığı gibi masanın üstüne konan bir süs eşyasına bile dönüştürülmüştü. Neyse ki bu dönem çok kısa sürdü ama toplumun belleğinde mizahi izler bırakmaktan geri durmadı. Sözgelimi, caka satmaktan hoşlanan bir gencin cep telefonuyla konuşuyor süsü verirken birden telefonunun çalması nedeniyle gülünç duruma düşmesi o dönemde güldürü sanatçıları tarafından işlenenler arasındadır.

Cep telefonu gelişimi 2000-2013

Teknoloji şirketleri, her ekonomik kesime uygun çok çeşitli modeller üretmeyi başarınca cep telefonu büyük bir hızla toplumun geneline yayıldı. Markalar arasındaki çekişme tasarım ve işlev açısından farklılaşmayı zorunlu kıldı doğal olarak, özgün ürünler peşi peşine piyasaya sürüldü. Her markanın kendine ait melodik bir çalma sesi vardı. Biraz düşününce kimi ikiye katlanan, kimi sürgülü, kiminin tuşları aşağı doğru açılan bir kapakla örtülü, kimi avuç büyüklüğünde, farklı renklerde ve birbirinden üstün özelliklere sahip çok sayıda model geliyor gözümün önüne.

Cep telefonu birden bire insanların yaşamında çok şeyi değiştiriverdi. Telefon kulübeleri kaldırıldı, evlerde kablolu telefona ihtiyaç kalmadı, telefon fihristleri yırtılıp çöpe atıldı, sol bileğin vazgeçilmezi olan kol saati temel gereksinim listesinden çıkıp aksesuar konumuna oturdu. Her an konuşma rahatlığı elde edilince buluşmalar çok kolaylaştı. İletişim olanaklarımız daha önce hiç aklımıza gelmeyen çok farklı bir şekle bürünüverdi birden.

Örneğin, eskiden birbiriyle görüşmek isteyen iki arkadaş öncelikle telefonlaşıp bir buluşma yeri ve buluşma saati belirleyerek randevulaşırken, şimdi anlık randevulaşma olanağı vardı. Bir kişi yolda yürümekteyken arkadaşını arayıp görüşmeye davet edebiliyor, arkadaşı yakındaysa görüşme kısa süre sonra gerçekleşebiliyordu. Kolaylaşan şeylerle ilgili birçok örnek var aklımda. Sözgelimi, sokakta hastalanan birisi için hemen cankurtaran çağırılabiliyordu. Sevgililer sürekli iletişim içerisinde kalabiliyorlardı.

Örneğin, aşık çiftlerden biri evde diğeri otobüsteyse mesajlaşarak sohbet edebiliyorlardı. Bir insan bir konser sırasında arkadaşını arayıp en sevdiği şarkıyı dinletebiliyordu. Zaman daha etkili yönetilebiliyordu. Sözgelişi, Bir yönetici işyeri dışındayken sorumlu olduğu işi yönetebiliyordu. Veya bir baba işten eve dönüşte evin ihtiyaçlarını telefon aracılığıyla öğrenip önce eve uğramasına gerek kalmadan yol üstündeki süpermarkete gidebiliyor, sonra eve gelip dinleniyordu.

Evet, Eflatun’un verdiği ışıkla cep telefonuna kavramsal açıdan baktığımda taşınabilirliği ve cebe sığmasının temel iki nokta olarak öne çıktığını görüyorum ama, bence bu aygıtı gerçeğe dönüştüren asıl nokta, insanlara sağladığı paylaşım sürekliliğidir. İnsanlar işyerinde, sokakta, toplu taşıma aracında, evde veya her nerede olursa olsun sevdiklerinin sesini duymadan, sesini duyacak durumda değilse sevdikleriyle yazışmadan yapamıyormuş meğerse; sevdiğini ve sevilmediğini ifade etmeden mutlu olamıyormuş, paylaşmadan ve paylaşım almadan yaşayamıyormuş.

Cep telefonu insan kalbindeki en temel gereksinimi karşılaması sayesinde vazgeçilmezler arasına girdi bence, yıllar önce yalnızca düşlerde görülebilen birçok şeyi gerçeğe dönüştürüp hayatın içine soktu, yaşamı daha sosyal bir yapıya kavuşturdu. Bir insana istediği zaman, istediği yerde, istediği kişiyle haberleşme olanağını sundu, insanların sevdikleriyle sürekli olarak bağlantı halinde kalmaya ihtiyaç duyduğu gerçeğinin görülmesini sağladı. Saltanatını devretme zamanı geldiğinde de sessiz sedasız tahtından inip tıpkı atası telefon gibi köşesine çekildi. İnsanların iletişim algısını baştan yaratan akıllı telefon yeni bir çağ açıp mobil haberleşme piyasasına bütünüyle egemen olunca cep telefonu görevini yapmış olmanın verdiği huzur ile insan uygarlığına veda etti.

Okumaya devam et

Trending

Copyright © 2020 GizliSoru.Com