Bizimle iletişime geçin

Sağlık

Ağızda Acı Tat Neden Olur? Acı Tat Hissi Neyin Belirtisidir?

Ağızda acı bir tat hissedilmesi, tat alma duyusuna müdahale eden çeşitli durumlardan kaynaklanır. Genellikle zararsız ve geçici olan ağızdaki acı tat, çoğunlukla yetersiz ağız hijyeni, tüketilen bazı gıdalar veya sağlıksız alışkanlıkların bir sonucudur. Ancak bazı hastalıkların bir belirtisi de olabilir. Ağızdaki acı tat sürekli tekrarlıyor veya kalıcı ise sistemik bir hastalık mevcut olabilir.

Ağızda Acı Tat Neden Olur? Acı Tat Hissi Neyin Belirtisidir?

Ağızda acı bir tat hissedilmesi, tat alma duyusuna müdahale eden çeşitli durumlardan kaynaklanır. Genellikle zararsız ve geçici olan ağızdaki acı tat, çoğunlukla yetersiz ağız hijyeni, tüketilen bazı gıdalar veya sağlıksız alışkanlıkların bir sonucudur. Ancak bazı hastalıkların bir belirtisi de olabilir. Ağızdaki acı tat sürekli tekrarlıyor veya kalıcı ise sistemik bir hastalık mevcut olabilir.

Özellikle soğuk mevsimlerde ortaya çıkan tat bozuklukları, tıp dilinde disguzi olarak adlandırılır. Acı tat çoğu zaman tüketilen gıdalara verilen bir tepkidir ve bazen günler sonra ortaya çıkar. Bununla birlikte, en geç birkaç gün sonra normale dönmelidir. Eğer düzelme olmazsa, bir doktor tarafından altta yatan nedenin açıklığa kavuşturulması önemlidir.

Ağızda Acı Bir Tat Oluşmasının Olası Nedenleri

Ağızda acı tat hissi, spesifik olmayan bir belirtidir ve uzun süre devam ederse birçok hastalığın ortaya çıkışına işaret edebilir. Sık sık meydana gelirse, günlük yaşam kalitesini önemli ölçüde etkiler. Özellikle sabahları ağızdaki acılığın en yaygın nedenlerinden biri kötü ağız hijyenidir. Ağız bakımının yetersiz yapılması, dilde sarı tabaka ile birlikte acı bir tat ve kuruluk oluşmasına neden olur.

Tüketilen Gıdalar

Örneğin roka, kereviz, greyfurt ve kuruyemişler gibi bazı yiyecekler, dilin birkaç gün sonra hala algılayabileceği acı maddeler içerir. Buna bazen ağızda yanma hissi de eşlik edebilir. Bu rahatsızlık hissi birkaç gün sürebilir ancak daha sonra genellikle kaybolur. Ek olarak, çok sert kahveler veya uzun süre demlendirilen siyah çay da ağızda benzer etkiler bırakabilir.

Vitamin ve Besin Eksikliği

Ağızdaki acı tattan B12 vitamini veya çinko eksikliği sorumlu olabilir. Bununla birlikte, besin takviyelerine başvurulmadan önce, hangi vitaminlerin eksik olup olmadığını belirlemek için kan sayımı yaptırılması gerekmektedir. Çünkü bunun tam tersine, vücutta çok fazla demir, bakır veya çinko olması da acı tat hissedilmesine yol açabilir.

İlaç Tedavi ve Hormonal Değişiklikler

Bazı ilaçlar yan etki olarak ağızda acı bir tada neden olabilmektedir. Özellikle antibiyotik kullanan bir çok kişi bunu fark edebilir. Ancak ilaç terapisi bittikten sonra ağızda oluşan kötü tadı tekrar kaybolur. Ağızda acılığa ve kuruluğa neden olabilen geniş bir ilaç grubu vardır. Bunlar; yüksek tansiyon, astım veya kronik obstrüktif akciğer hastalığı için kullanılan ilaçlardır.

Hamilelik veya menopoz da sıklıkla ağızda acı olarak algılanan tat bozukluklarını tetikler. Hamilelik sırasında kadınlarda acı bir tat hissedilebilir. Çünkü değişen hormon salınımı, tat duyusu üzerinde önemli bir etkiye sahiptir. Menopoz başlangıcında da vücut hormonal değişikliklere alışana kadar tat algısı bir süre değişebilir. Hormonal değişim tamamlandığında ise tat alma duyusu tekrar tamamen normale dönecektir.

Tat Bozukluğu

Tat ve koku duyusu birbirini tamamlar. Burun, ağız ve boğazda, bir şeyler yedikten veya içtikten sonra tat algılama moleküllerini kraniyal sinirler aracılığıyla beyne ileten sayısız sinir hücresi bulunur. Tadı algılamadan bu sinirlerden üç tanesi sorumludur. Kulak veya boğaz bölgelerinde yapılan bir ameliyat sonrası bu sinirler zarar görebilir ve bu da tat bozukluğuna neden olabilir.

Soğuk Algınlığı

Basit bir soğuk algınlığı bile ağızda acı tada neden olabilir. Acı tadın muhtemelen en zararsız nedeni budur. Bu birçok kişi tarafından sık sık hissedilir. Soğuk algınlığı ile birlikte burun akıntısı meydana gelir ve sonrasında burun tıkanır. Böyle durumlarda tüketilen hiçbir şeyin tadı alınamaz ya da her şey hafif acı bir tada sahiptir. Soğuk algınlığı geçtikten sonra tat alma duyusu normale dönecektir.

Yetersiz Ağız Hijyeni

Ağızdaki acı tat özellikle sabahları ortaya çıkıyorsa, bunun nedeni gece ağızda biriken bakterilerdir. En çok nikotin veya alkol tüketimiyle tetiklenir. Ağız çalkalandıktan sonra ya da biraz su içtikten sonra genellikle kaybolur. Ancak ağızda sabahları hissedilen acı tat kalıcıysa, bir diş hekimine görünmek gerekir. Diş etlerinde iltihap olup olmadığı veya diş dolgularının değiştirilmesinin gerekip gerekmediği belirlenir. Dilde sarı bir renk oluşturan dil plağı da ağız boşluğunda yanma veya kuruluk hissi ile ilişkilendirilebilir.

Hastalıklar

Ağızdaki rahatsız edici acı tat, bazı hastalıkların belirtilerinden biri olabilir. Örneğin diyabet, multipl skleroz veya epilepsi, bazen ağızda acı tadın eşlik ettiği hastalıklardır. Buna karın ağrısı, mide ekşimesi, bulantı ve kusma eşlik ediyorsa safra kesesi taşları mevcut olabilir. Ağızdaki acı tada kuru cilt eşlik ediyorsa, karaciğer veya pankreas bozukluklarını düşündürür. Tüm bu durumların netlik kazanması için doktor muayenesi şarttır.

Baş ve boyun kanseri için uygulanan kemoterapi veya radyasyon terapileri de ağızda acı bir tada neden olabilir. Ayrıca tedavi edilmeyen şeker hastalığı da olası bir nedendir. Bu hastalıklara ek olarak, yaşa bağlı tat değişikliği, stres ve psikolojik durumlar gibi başka olası nedenleri de vardır. Tüm bu nedenlerden dolayı, uzun süreli ya da tekrarlayan ağızdaki tat değişiklikleri her durumda dikkate alınmalıdır.

Okumaya devam et
Yorum yapmak için tıklayın

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Sağlık

Yürümenin Faydaları Nelerdir? Yürüyüş Yapmanın 7 Avantajı

Yürümenin Faydaları Nelerdir? Yürüyüş Yapmanın 7 Avantajı

Yürüyüş yapmak, fiziksel ve zihinsel sağlığı önemli ölçüde iyileştirebilecek bir egzersiz şeklidir. Yürümek sadece hastalıkları önlemekle ve kalp sağlığını iyileştirmekle kalmaz. Bu önemli faydalarının yanı sıra, düzenli yürümenin enerjiyi artırma ve ruh hali üzerinde de olumlu etkileri bulunmaktadır.

Hareket etmenin en kolay ve rahat yolu yürüyüştür. Yılın herhangi bir zamanında uygulanabilir ve özel bir ekipmana ihtiyaç duyulmaz. Ayrıca araştırmalar, düzenli ve yeterli yürümenin, kalp ve akciğer gibi hayati organları sağlıklı tutmak için ihtiyaç olan tek egzersizin bu olabileceğini göstermektedir.

Yürüyüş Yapmanın Beden ve Ruh Sağlığına Faydaları

Yürümenin en çok bahsedilen faydalarından bazıları; kilo vermeye yardımcı olması, eklem ağrılarını azaltması ve enerji seviyelerini yükseltmesidir. Yürümek ayrıca bağışlık sistemini güçlendirebilir, stresi azaltabilir, kalp sağlığını iyileştirebilir ve hatta ortalama yaşam süresini uzatabilir. Üstelik tüm bunlar, yıllarca süren kapsamlı bilimsel araştırmalarla desteklenmektedir.

Kalori Yakmaya ve Kilo Vermeye Yardımcı Olabilir

Yüzerken ya da bisiklete binerken olduğu gibi, yürüyüş yaparken de kalp atış hızı artar. Bu, vücutta enerji tüketimi ve kalori yakılması ile sonuçlanır. Ne kadar kalori yakıldığı, yürüyüş mesafesine, yürüyüş yapılan ortama ve kişinin kilosuna göre değişkenlik gösterir.

2020 yılında yapılan bir araştırmada, 1.600 metre yürüyüş yapan katılımcıların ortalama 89 kalori yaktığı, aynı mesafeyi koşarak tamamlayan diğer katılımcıların ise 113 kalori yaktığı ortaya çıkmıştır. Yürüyüş yapanların yaktığı kalori, koşanlardan sadece % 20 daha azdı.

Enerji Seviyelerini Artırır

Vücuttaki kan akışı yürüyüş yaparken artar. Böylece oksijen ve besin maddeleri içeren kan, beyne olduğu kadar bacaklardaki büyük kaslara da ulaşabilir. Egzersiz fizyologlarına göre, kişinin yürürken kendini daha iyi hissetmesinin nedeni artan bu kan akışı miktarıdır. 

Ek olarak, yürüme ve diğer fiziksel egzersiz türlerinin, beyinde bulunan BDNF adı verilen bir tür protein miktarını artırdığı bilinmektedir. BDNF, beyindeki diğer işlevlerin yanı sıra kişinin düşünce, öğrenme ve ezberleme kabiliyetleri üzerinde önemli etkilere sahiptir.

Bağışıklık Sistemini Güçlendirir

Düzenli ve tempolu yürüyüş yapmak, kişiyi soğuk algınlığı ve grip gibi bağışıklık sistemiyle ilgili hastalıklardan koruyabilir. Bunun nedeni, herhangi bir tür egzersizin beyaz kan hücrelerinin sayısını artırmasıdır. Bu hücreler, bağışıklık sisteminin bir parçası olarak enfeksiyonlarla savaşır. 2013 yılında yürütülen bilimsel bir çalışmada, beyaz kan hücresi sayısının sadece beş dakikalık egzersizden sonra önemli ölçüde arttığı gözlemlenmiştir.

Vücuttaki Ağrıları Hafifletir

Yürüyüş yapmak, kasları ısıtarak hareket etmeyi kolaylaştırır. Bu, vücuttaki sertlikten kaynaklanan ağrıyı hafifletmeye yardımcı olabilir. Hareket, dokuların sıcaklığını artırarak kasların genişlemesini ve kasılmasını kolaylaştırır. Yürümek ayrıca beyindeki haberci maddeler olan nörotransmiterlerin sayısını da artırabilir. Bununla birlikte, sinir sisteminin işlevselliği artar ve ağrıda azalma meydana gelir.

Yürümek ilk başlarda bir rahatsız edici olabilir. Ancak ortalama yedi dakika sonra vücut ısınır ve kan dolaşımı uyarılır. Bu da nörotransmiter üretimini artırarak ağrıyı giderir. Bu nedenle, kronik kas-iskelet sistemi ağrısı olan bireyler için yürüyüş yapılması tavsiye edilir. Ayrıca omurga, kol ve bacak bölgelerinde ağrı olan kişilerin, yürüdükçe daha az ağrı hissettiğine dair kanıtlar da vardır.

Kalbi Zinde Tutar

Araştırmalar, yürüyüşün kalp krizi de dahil olmak üzere kardiyovasküler problemlerin olasılığını üçte bir oranında azaltabileceğini göstermektedir. Bu, haftanın beş günü, günde yaklaşık 1,6 kilometre ve hafif tempolu bir yürüyüş yapılsa bile geçerlidir.

Ancak ne kadar uzun ve hızlı yürüyüş yapılırsa, bunun kalp sağlığına olan faydaları o kadar artar. Bu, 2017’de yayınlanan ve 50.000’den fazla yetişkinin dahil olduğu bir çalışma ile kanıtlanmıştır. Haftada beş ila on saat arasında ortalama veya hızlı bir tempoda koşan kişilerin, yavaş koşanlara kıyasla kalp hastalığından ölme olasılığının % 24 daha düşük olduğu gözlemlenmiştir.

Stresi Azaltır ve Ruh Halini İyileştirir

Yürüyüş gibi aerobik egzersizler, kişinin kendini daha rahat hissetmesine ve stresin azaltılmasına katkı sağlayabilir. Bu tür bir egzersiz aynı zamanda depresyonla da savaşabilir. 2015 yılında yayınlanan bir çalışmanın sonuçlarına göre, fiziksel aktivitenin adrenalin ve kortizol gibi doğal stres hormonlarının seviyesini düşürdüğü belirtilmektedir.

Yaşam Süresini Uzatabilir

Yürüyüş yapmak, yukarıda sıralanan tüm bu olumlu etkilerinin yanı sıra, doğal olarak kişinin yaşam beklentisi üzerinde de etkiye sahiptir. Çünkü şeker hastalığı, kanser hastalığı, yüksek tansiyon veya osteoporoz hastası olmayanların yaşam beklentisi, bu sorunlardan bir veya daha fazlasıyla mücadele eden birine göre çok daha yüksektir.

2011 yılında İngiliz Tabipler Birliği tarafından yürütülen konuyla ilgili bir çalışma, 13 yıllık bir süre boyunca yaşları 40 ile 79 arasında değişen 27.000’den fazla katılımcıyı inceledi. Araştırmanın sonucunda, günde bir saatten fazla yürüyen insanlar, günde bir saatten az yürüyenlere göre daha yüksek bir yaşam beklentisine sahipti.

Okumaya devam et

Sağlık

Kronik Yorgunluk Sendromu: Belirtileri, Nedenleri ve Tedavisi

Kronik Yorgunluk Sendromu: Belirtileri, Nedenleri ve Tedavisi

Kronik yorgunluk sendromu, kendisini uzun süreli ve şiddetli yorgunluk halinde gösteren bir hastalıktır. Etkilenenler genellikle ağrı, aşırı duyarlılık ve konsantrasyon güçlüğü gibi belirtilerle birlikte ortaya çıkan, zihinsel ve fiziksel yorgunluktan şikayetçidir.

Miyaljik ensefalomiyelit (ME) olarak da adlandırılan kronik yorgunluk sendromunda, genellikle aşrı derecede yorgunluk ve hasta hissetme kısır döngüsü gelişir. Çocuklar dahil herkesi etkileyebilen bu hastalık, en çok 40 ila 60 yaş arasındaki kişilerde yaygındır. Yetişkinler arasında kadınlar erkeklerden daha sık etkilenir.

Kronik Yorgunluk Sendromu Nedir?

Kronik yorgunluk sendromu, anormal derecede güçlü zihinsel ve fiziksel yorgunluğun yanı sıra uyku, konsantrasyon ve hafıza bozuklukları gibi diğer şikayetlerin tipik bir kombinasyonu ile karakterize edilir. Boyun, baş, eklem ve kas ağrılarıyla sıklıkla karşılaşılır. Bununla birlikte, söz konusu şikayetler her türlü efordan sonra kötüleşir.

Bu hastalıktan etkilenen bireyler, dinlenmeyle düzelmeyen ezici bir yorgunluktan şikayetçidir. Aşırı yorgunluk ve diğer fiziksel semptomlar, hastaların günlük işleri yapma becerileri olumsuz yönde etkileyebilir ve yıllarca sürebilir.

Kronik Yorgunluk Sendromu Nasıl Anlaşılır?

Kronik yorgunluk sendromunun ana semptomu aşırı derecede yorgun ve genellikle hasta hissetmektir. Çoğu durumda, yorgunluk ve bitkinlik aniden ortaya çıkar. Bununla birlikte, bu şikayetler daha uzun bir süre boyunca gelişebilir ve ciddiyetleri değişebilir. Zayıflatıcı yorgunluğa ek olarak, başka belirtilerle de karşılaşılabilir:

Fiziksel Belirtiler

  • Boğaz ağrısı ve şişmiş lenf düğümleri ile birlikte grip benzeri semptomlar
  • Uyku sorunları
  • Kas gerginliği, baş ve vücut ağrıları
  • Mide bulantısı ve gastrointestinal rahatsızlık
  • Kilo değişiklikleri
  • Libido kaybı
  • Kardiyovasküler şikayetler
  • Nefes darlığı

Psikolojik Şikayetler

  • Duygudurum dalgalanmaları, korkular, panik ataklar
  • Düşünme, hatırlama veya konsantre olma sorunları

Belirtilerin şiddeti günden güne, hatta bir gün içinde bile değişebilir. Ayrıca çoğu insan, aşırı egzersizin semptomları daha da kötüleştirdiğini fark eder. Kronik yorgunluk sendromu belirtileri, diğer bazı hastalıklarla benzerdir. Bu nedenle, doğru tanı için bir doktora gitmek önemlidir.

Kronik Yorgunluk Sendromunun Nedenleri

Bilim adamları, kronik yorgunluk sendromuna neyin neden olduğunu henüz belirlememişlerdir. Bu hastalığın birden fazla nedeni olabileceği üzerinde durulmaktadır. Örneğin, bir enfeksiyon tarafından tetiklenebilir veya belirli faktörler hastalığın gelişme olasılığını artırabilir. Ek olarak, hastalığın nedeni olarak iki veya daha fazla tetikleyicinin birlikte etki göstermesi de mümkündür.

Kronik yorgunluk sendromunun nedeni olarak incelenen durumlardan bazıları şunlardır:

  • Enfeksiyonlar
  • Bağışıklık sistemi değişiklikleri
  • Vücut kimyasını etkileyen stres
  • Enerji üretimindeki değişiklikler
  • Hormon dengesizliği
  • Olası genetik bağlantı

Kronik Yorgunluk Sendromu Nasıl Teşhis Edilir?

Kronik yorgunluk sendromu semptomları, diğer birçok hastalıkla benzerdir. Modern teşhis seçeneklerine rağmen, bu hastalığı kanıtlayacak tipik bir laboratuvar veya inceleme sonucu yoktur. Tüm bunlar, hastalığın teşhis edilmesini zorlaştırır. Kronik yorgunluk sendromu tanısı, bir dışlama tanısıdır. Bu, ilk olarak doktorların kronik yorgunluk ve bitkinliğe yol açan diğer hastalıkları güvenli bir şekilde ekarte etmesi gerektiği anlamına gelir.

Kapsamlı bir muayene yapılarak, kronik yorgunluk sendromunun diğer hastalıklardan ayırt edilmesi amaçlanır. Hastanın sağlık geçmişi, belirtilerin ne sıklıkla ortaya çıktığı ve ne kadar sürdüğü incelenir. Doktorlar, benzer semptomlara neden olabilecek diğer durumları kontrol etmek için hastaları bir nörolog, romatolog veya bir uyku uzmanına yönlendirebilir. Diğer hastalıkları dışladıktan sonra, kronik yorgunluk veya bitkinlik sendromunun tipik özelliklerin var olup olmadığı araştırılır.

Kronik Yorgunluk Sendromu ile Depresyon Arasında Fark Nedir?

Her iki hastalık da aşırı yorgunluk, hafıza sorunları, libido kaybı ve uykusuzluk ile ilişkilidir. Çoğu durumda, kronik yorgunluk sendromu aniden başlar ve buna grip benzeri semptomlar (baş ağrısı, boğaz ağrısı, ağrılı lenf düğümleri, ateş) eşlik eder. Öte yandan depresyon genellikle sinsice gelişir.

Düzenli fiziksel veya zihinsel aktivite ile depresyon semptomları belirgin şekilde iyileşirken, kronik yorgunluk sendromunda giderek kötüleşir. Depresyonu olan insanlar pes etme eğilimindeyken, kronik yorgunluk sendromu hastaları genellikle aktif olarak yardım isterler.

Kronik Yorgunluk Sendromunun Tedavisi

Bu hastalığın bilimsel olarak kanıtlanmış ve hatta genel olarak kabul görmüş tedavi önerileri yoktur. Kronik yorgunlukla ilişkili çok çeşitli şikayetler göz önüne alındığında, tedavi kişiye göre şekillendirilmektedir. Tedavinin temel amacı kişinin semptomlarını hafifletmektir.

Örneğin, doktor tarafından reçete edilecek ilaçlar ağrının giderilmesinde etkili olabilir. Kronik (bakteriyel) enfeksiyonlarda, etkilenenler özel olarak antibiyotiklerle tedavi edilir. Hastada vitamin veya mineral eksikliği varsa, bu, yeme alışkanlıklarını değiştirerek veya özel diyet takviyeleri ile telafi edilebilir.

Kronik yorgunluk sendromu hastalarının bir kısmı yukarıdaki tedavilerle zamanla iyileşebilirken, bir kısmı da tam olarak iyileşemez. Bununla birlikte, semptomların iyileştiği veya kötüleştiği dönemler de olabilir. Ek olarak, çocuklar ve gençlerin tam olarak iyileşme olasılığı daha yüksektir.

Okumaya devam et

Sağlık

Protein İçeren Besinler Nelerdir? Hayvansal ve Bitkisel Protein Kaynakları

Protein İçeren Besinler Nelerdir? Hayvansal ve Bitkisel Protein Kaynakları

Yaşamın temel yapı taşlarından biri olan proteinler, hücrelerin, enzimlerin ve hormonların birçok işlevinden sorumlu temel bir besindir. Kaslar, beyin, saç ve tırnaklar için önemlidirler. Protein eksikliği, metabolizmanın söz konusu işlevlerinde ciddi bozulmalara yol açabilir. Protein açısından zengin bir diyet, kalp sağlığı, bağışıklık sistemi ve kas oluşumuna katkılarının yanı sıra, metabolizmayı ve yağ yakımını da hızlandırır.

Ayrıca proteinlerin hayvansal veya bitkisel kökenli olması, kaslar inşa edilirken vücutta hiçbir farklı etki yaratmaz. Her iki tip protein de kas oluşumunu eşit şekilde destekler. Bununla birlikte, bitkisel protein kaynakları genellikle hayvansal kaynaklardan daha fazla temel amino asit ve lif içerir.

Proteinli Yiyecekler Vücut İçin Neden Önemlidir?

Proteinler sadece kas geliştirmek ve kilo vermeye yardımcı olmakla görevli değildir. Aynı zamanda kalbi korur, kan şekeri seviyelerini düzenler ve bağışıklık sistemini destekler. Ayrıca metabolizmanın daha hızlı çalışmasına katkı sağlayarak, vücudun yaktığı yağ miktarını da artırır.

Proteinlerin termal etkisi karbonhidrat veya yağdan çok daha yüksektir. Protein açısından zengin besinler, metabolizma hızını yüzde 15 ila 30 oranında artırır. Yetişkinlerin vücut ağırlıklarının 1 kg’ı için günlük yaklaşık 0.8-1 gram protein alması önerilir. Protein özellikle egzersizden sonra önemlidir çünkü kasların iyileşmesi ve büyümesi gerekir. Egzersiz sonrası kasların protein sentezine açık olduğu 30 dakikalık süreçte, yaklaşık 15-25 gram protein alınması tavsiye edilir.

Yüksek Proteinli Yiyecekler Listesi

Protein, hem bitkisel hem de hayvansal kaynaklardan elde edilebilir. Ancak bu besin kaynağını içeren tüm yiyecekler aynı değildir. Hayvansal ve bitkisel protein arasında bazı farklılıklar vardır. Hayvan proteinlerinin sindirmesi ve işlemesi daha kolayken, bitkisel proteinler çok daha sağlıklıdır. Hayvansal ürünler genellikle proteinden biraz daha fazlasını içerirken, bitkisel ürünler ise vitamin, mineral ve protein içeren tam bir paket sunar. Beslenme uzmanları, hızlı emilimden faydalanabilmek için bitkisel ve hayvansal proteinlerin birleştirilmesini önermektedir.

Hayvansal Protein Açısından Zengin Gıdalar:

Yumurta

Protein, başka hiçbir gıdada yumurtadaki kadar belirgin değildir. Bir orta boy yumurta, kolayca sindirilebilir bir formda yaklaşık 6 gram protein içerir. Vücudun neredeyse tamamen kullanabileceği yüksek kaliteli bu protein kaynağı, C vitamini dışındaki tüm vitaminler, kalsiyum, fosfor, demir ve potasyum gibi birçok mineral bakımından da zengindir.

Tavuk Göğsü

Tavuk etinin yağ oranı çok düşüktür ve metabolizmaya bol miktarda protein sağlar. 100 gram tavuk göğsünde 23 gram protein bulunmaktadır. Bu nedenle, kümes hayvanlarının birçok zayıflama diyetinde kalıcı bir yeri vardır. Bununla birlikte, hazırlanırken her zaman iyice pişirdiğinden emin olunmalıdır. Aksi taktirde salmonella enfeksiyonu riskiyle karşılaşılabilir.

Parmesan Peyniri

Bu İtalyan peynir türü, gerçek bir besin kaynağıdır. 100 gram parmesan peynirinde 35 gram protein vardır. Proteine ​​ek olarak, yüksek kalsiyum içeriği sayesinde kemikler için de sağlıklıdır. Bir porsiyonu (30 gram) günlük kalsiyum ihtiyacının üçte birini karşılar ve içerdiği D vitamini de emilimi teşvik eder.

Yağsız Sığır Eti

Sığır eti, demir, çinko ve selenyum gibi önemli mineraller içerir. 100 gram yağsız sığır etindeki protein miktarı yaklaşık 28 gramdır. Ayrıca A, D ve B6 vitaminleri de bulunur. Üstelik belirtilen miktardaki sığır etinin yağ içeriği sadece yüzde bir ile üç arasındadır.

Balık ve Deniz Ürünleri

Balık ve deniz ürünleri iyi protein kaynaklarıdır. Yağ oranı çok düşük olan 100 gram alabalıktaki protein 24 gramdır. Somon, proteine ​​ek olarak yüksek miktarda omega-3 yağ asidi içerir. Bunlar kardiyovasküler sistemi destekler ve antienflamatuar etkiye sahiptir. 100 gram somon balığına 20 gram protein bulunur. Aynı miktar karidesteki protein miktarı da 19 gramdır.

Süt ve Yoğurt

Sağlıklı proteine ​​ek olarak, süt ayrıca yüksek düzeyde kalsiyum içerir. 100 gram süt başına protein oranı 3 gramdır. Ek olarak, vücudun birçok işlevi için gerekli olan A, B, C, D ve E vitaminleri mevcuttur. Yoğurdun özellikle kremsi versiyonları ise karbonhidrat bakımından normal yoğurda göre daha düşüktür ve daha fazla protein içerir. Üreticiye bağlı olarak, 100 gram yoğurtta 8 ila 10 gram protein bulunur.

Bitki Bazlı Yüksek Protein İçeren Gıdalar:

Yulaf Ezmesi

100 gram yulaf ezmesinde 13 gram protein vardır. Glütensiz olmasından dolayı glüten alerjisi yaşayanlar tarafından da sıklıkla tüketilen yulaf ezmesi, bol miktarda lif, mineral (özellikle magnezyum, fosfor, demir ve çinko) ve değerli vitaminler içerir. Ayrıca yulaf, tüm tahıllar arasında en yüksek B1 ve B6 vitamini içeriğine sahiptir.

Kavrulmamış Badem

Diğer kuruyemişler gibi badem de protein ve yağ açısından zengindir. Badem, yüksek yağ içeriği nedeniyle diyet yapanlar tarafından hoş karşılanmaz. Ancak değerli lif ve proteinlerin yanı sıra B vitaminleri, E vitamini ve beta-karoten içerir. 100 gram bademin protein içeriği 21 gramdır.

Kabak Çekirdeği

Tüm tohumlar ve kabuklu yemişler gibi, kabak çekirdeği de yüksek yağ içeriğine sahiptir. Ancak her şeyden önce kalbi, kan damarlarını ve beyni koruyan sağlıklı doymamış yağ asitleri içerirler. 100 gram kabak çekirdeğinde 25 gram protein bulunur. Günlük önerilen bu miktar, aynı zamanda lif ihtiyacının neredeyse üçte birini de karşılar.

Kırmızı Mercimek

Neredeyse hiç yağ içermeyen ve kan şekeri üzerinde olumlu bir etkiye sahip kırmızı mercimek, yüksek miktarda lif ve protein içerir. 21 gram protein barındıran 100 gram kırmızı mercimek, ayrıca günlük lif ihtiyacının önemli bir kısmını da vücuda sağlayabilir.

Soya Fasulyesi

Fitokimyasallar ve proteinden oluşan bir güç kaynağı olan soya fasulyesi, kolesterolsüzdür ve lif bakımından zengindir. 100 gram soya fasulyesi başına protein miktarı 24 gramdır. Sindirimi desteklemesinin yanı sıra, yüksek tansiyon ve kan lipit seviyelerini de düşürür.

Kinoa

Vejeteryanlar ve veganlar için önemli bir protein kaynağı olan ve son yıllarda yoğun rağbet gören kinoa, aynı zamanda temel amino asitler, demir ve magnezyum içeriğine sahiptir. 100 gram kinoa tohumunda 13 gram protein mevcuttur.

Okumaya devam et

Trending

Copyright © 2020 GizliSoru.Com