Bizimle iletişime geçin

Sağlık

Antioksidan özellikli bitkisel ürünlere rağbet arttı: Ancak kullanırken dikkat!

Pandemi sürecinde özellikle bağışıklık sistemini güçlendirme nedeniyle tercih edilen bitkisel ürünlerin tüketiminde dikkatli olunması gerekiyor. Bu dönemde en çok sumak, kekik, kara mürver, zerdeçal, zencefil gibi tıbbi ve aromatik bitkilere rağbet gösterildiğini belirten uzmanlar, bunların toplanmasından saklanmasına kadar pek çok noktaya dikkat edilmesi gerektiğini söylüyor.

Antioksidan özellikli bitkisel ürünlere rağbet arttı: Ancak kullanırken dikkat!

Pandemi sürecinde özellikle bağışıklık sistemini güçlendirme nedeniyle tercih edilen bitkisel ürünlerin tüketiminde dikkatli olunması gerekiyor. Bu dönemde en çok sumak, kekik, kara mürver, zerdeçal, zencefil gibi tıbbi ve aromatik bitkilere rağbet gösterildiğini belirten uzmanlar, bunların toplanmasından saklanmasına kadar pek çok noktaya dikkat edilmesi gerektiğini söylüyor.

Pandemi döneminde antioksidan özellikli bitkilere rağbetin arttığına dikkat çeken uzmanlar, “Yanlış saklama koşullarında kaliteli bitkisel ürün bile olsa etken madde zararlı, alerjik, toksik bir ürün haline dönüşebilmektedir” uyarısında bulunuyor. 

Üsküdar Üniversitesi Sağlık Hizmetleri Meslek Yüksekokulu Tıbbi ve Aromatik Bitkiler Program Başkanı Dr. Öğretim Üyesi Tuğba Kaman, pandemi sürecinde özellikle bağışıklık sistemini güçlendirmek amacıyla kullanılan tıbbi bitkilerin tüketiminde dikkat edilmesi gereken noktalara dikkat çekti.

Pek çok rahatsızlıkta kullanılıyor

Tıbbi bitkilerin hastalıklardan korunmak amaçlı kullanımının insanlık tarihi kadar eski olduğunu belirten Dr. Öğretim Üyesi Tuğba Kaman, “Geleneksel olarak tıbbi bitkilerden hazırlanan bitkisel ürünler bağışıklığı güçlendirmek amaçlı ve hipertansiyon, diyabet gibi kronik hastalıklarda, üst solunum yolu enfeksiyonları, psikolojik rahatsızlıklar, mide-barsak rahatsızlıkları gibi pek çok rahatsızlıkta kullanılmaktadır.

Ayrıca modern tıpta kullanılan pek çok ilaç da bitkilerden elde edilmektedir. Tıbbi bitkilerin virüslerin hücreye tutunmasını ve hücre içine girmesini engellediği, hava yolu inflamasyonunu azalttığı, interferon sekresyonu ve immun sistem stimulasyonu gerçekleştirdiği literatürde bildirilmiştir” dedi.

Antioksidan etkili bitkilere rağbet arttı

Dr. Öğretim Üyesi Tuğba Kaman, Covid-19 sebebiyle yaşadığımız pandemi sürecinde, bağışıklığı güçlendirmek amaçlı antioksidan etkileriyle bilinen ve antimikrobiyal potansiyele sahip olan bitkilerden; sumak, kara mürver, zerdeçal, zencefil, çörekotu tohumu ve yağı, zeytin yaprağı, adaçayı, keçiboynuzu meyvesi ve özü, melisa, lavanta, kekik ve meyan kökü gibi tıbbi ve aromatik bitkilere rağbetin oldukça arttığını söyledi.

Doğru tür olduğundan emin olunmalı

Tıbbi ve aromatik bitkilerin etkinliği kadar güvenilirliğinin de önem taşıdığını vurgulayan Dr. Öğretim Üyesi Tuğba Kaman; “Özellikle bitkisel ürünlerde yapılan tağşiş, yanlış bitki ve standardizasyon yetersizliği gibi durumlardan kaynaklanan sağlık sorunları ve istenmeyen etkiler görülebilmektedir.

Öncelikle temin edilecek türün doğru tür olduğundan emin olmak gerekir. Çünkü bitkilerde aynı cinse ait birçok tür bulunabiliyor ve her tür aynı etkilere sahip olmayabiliyor. Örneğin kekik bitkisi pandemi döneminde çok konuşulan bitkilerden biri oldu.

Aslında timol taşıyan uçucu yağlar ve timol taşıyan bitki ekstreleri soğuk algınlıklarından solunum yolları antiseptiği ve öksürük giderici olarak en fazla tercih edilen bitkisel ürünlerdir. Ancak ülkemizde timol ve karvakrol içeren birçok kekik türü mevcuttur ve her türde bu etkili maddeler aynı miktarda bulunmamaktadır” uyarısında bulundu.

Doğru zamanda hasat ve saklama koşulları önemli

Dr. Öğretim Üyesi Tuğba Kaman, “Bunun dışında uygun iklim koşullarında yetiştirilmesi, doğru zamanda hasat edilmesi, uygun bir şekilde muhafaza edilmesi gibi pek çok durumdan bitkinin kalitesi önemli ölçüde etkilenmekte olup içinde bulanan etken madde oranları değişebilmektedir. Tabi raf ömrüne de dikkat etmek gerekir.

Özetle, bitkinin üretiminden tüketime ulaşıncaya kadar her aşamasında bitkisel ürünlerde etken madde kaybı olabilmekte, hatta yanlış saklama koşullarında kaliteli ürün bile olsa etken madde zararlı, alerjik, toksik bir ürün haline dönüşebilmektedir” diye konuştu.

Bitkisel ürün-ilaç etkileşimine dikkat!

Bitkisel ürünlerinin doğal olduğu ve hiçbir yan etkisi olmadığı algısı, ayrıca kolay ulaşılabilir olması, ucuz olması ve basında/medyada tedavi edici etkilerine dair bilimselliğe dayandırılmadan paylaşılabilen pek çok haber bulunması gibi birçok neden insanları bitkisel ürünlerde çözüm aramaya yönlendirdiğini belirten Kaman şöyle konuştu:

Bitkisel ürün kullanımında yaşanabilecek önemli sorunlardan biri, bitkisel ürün-ilaç etkileşmeleridir. Pek çok bitkisel takviye, düzenli olarak kullanılan bazı ilaçlar ile etkileşime girerek onların emilimini, metabolizmasını, dağılımını, atılımını değiştirmek suretiyle farmakolojik etkilerini değiştirebilmekte, toksisite veya yan etki görülme potansiyellerini artırabilmektedir. Kronik hastalığı olan kişilerin özellikle bu konuda dikkatli olması, hekime danışmadan bitkisel ürünlere başvurmaması gerekmektedir.

Karaciğer hastaları dikkatli olmalı!

Tıbbi ve aromatik bitkilerde bulunan bileşiklerden özellikle bazı flavanoidlerin, meyandaki glisirhizin ve zerdeçaldaki kurkumin gibi polifenolik bileşiklerin antiviral etkinlik gösterdiği, enflamasyonu önlediği, oksidatif stresi azalttığı ve belli dozlarda kullanıldığında SARS koronavirüsün çoğalmasını önlediğini bildiren çalışmalara rastlandığını belirten Dr. Öğretim Üyesi Tuğba Kaman, “Ancak etken maddelerine aşırı duyarlılık gelişebileceği düşünülerek, safra kanalı, karaciğer hastalığı, safra kesesi taşları olanların bu bitkisel ürünleri dikkatli kullanmaları büyük önem arz etmektedir” diye konuştu.

Meyan bitkisi, düşük riskini artırabilir!

Meyan bitkisinin, solunum ve sindirim sorunları ve diyabette kullanımı olan, üst solunum yolları için mukolitik etkili göğüs yumuşatıcı ve ekspektoran bir bitki olduğunu ifade eden Kaman, “Ancak etken maddesi glisirhizinden dolayı antihipertansif, antiaritmik ilaçlarla etkileşebileceği, varfarinle etkişelerek kanama riskinin arttırabileceği ayrıca gebelerde de düşük riskini arttırabileceği bildirilmiştir.

Zencefil de meyan bitkisinde olduğu gibi bazı pıhtılaşma önleyici ilaçlar kullanan bireylerde kanamayı artırıcı etki gösterebilir. Özellikle antiplatelet ajanlar, aspirin, varfarin gibi kan sulandırıcılarla ve kalsiyum kanal blokerleri (yüksek tansiyon ilaç tedavisi) kullananların bu anlamda dikkatli olması gerekir” uyarısında bulundu.

Ekinezya ve zeytin yaprağı bitkisel ürünlerini tüketirken dikkatli olunmalı

Ekinezyanın, soğuk algınlığı ve griple savaşmaya yardımcı olmak adına sık kullanılan ve doğal bir bağışıklık destekleyicisi olarak kabul edilen bir bitki olduğunu ifade eden Dr. Öğretim Üyesi Tuğba Kaman, şunları söyledi:

“Ancak papatyagiller (Asteracea) familyası bitkilerine hassasiyeti bilinen veya sistematik rahatsızlıklara sahip kişiler ile otoimmün hastalıkları bulunan bireylerde ekinezya kullanımına dikkat edilmelidir.

Zeytin yaprağının ekstraktlarından tanımlanan oleuropein ve diğer fenolik bileşiklerin antioksidan, antihipertansif, hipoglisemik, hipokolesterolemik, kardiyoprotektif, antiinflamatuar ve antimikrobiyal etkilerinin bulunduğu belirtilmektedir. Oleuropeinin hepatit virüslerine, mononükleoz herpes virüslerine ve rotavirüslere karşı antiviral aktivite gösterdiği çalışmalarda da kanıtlanmıştır.

Uygun terapötik dozda kullanılan zeytin yaprağının herhangi bir yan etki oluşturmadığı ancak dahilen safra taşı olan hastalarda koliği tetikleyebileceği, kan basıncını düşüren ilaçların etkisini arttırabileceği ve antidiyabetik ilaçlarla etkileşip kan glikoz düzeyini etkileyebileceği belirtilmekte olup diyabet hastalarının dikkatle takip edilmesi önerilmektedir.

Adaçayı bitkisinin ise antibakteriyel, fungistatik, virustatik, sekresyon uyarıcı ve terlemeyi inhibe edici, in vitro ve in vivo olarak güçlü antioksidan etkilere sahip olduğu bilinmektedir. Ancak taşıdığı α ve β tuyonlar gibi sitotoksik bileşiklerden oluşmasından dolayı dikkat edilmelidir.

Çörekotu yağında yöntem, ısı ve saklama koşulları önemli

Çörekotu yağının önemli bileşeni timokinon, fenolik bir bileşik olup yüksek antioksidan özellikleri nedeniyle bağışıklığı güçlendirmek, astım, bronşit gibi solunum yolu hastalıkları ve daha birçok hastalıkta yaygın olarak kullanılmaktadır. Ancak bu etkilerin görülebilmesi için içindeki etkili maddelerin miktarı önemlidir. Çörekotu yağı içindeki timokinon miktarı; hangi yöntemle elde edildiği, yağ elde edilirken çok yüksek ısıya maruz kalması, yağın uzun süre açıkta bekleme ya da depolanması gibi koşullara bağlı olarak değişmektedir.”

Antioksidan bitkisel ürünlerde koronavirüs etkisi için bilimsel çalışmalara ihtiyaç var

Pandemi döneminde tüketimi artan bitkilere dikkat çeken Dr. Öğretim Üyesi Tuğba Kaman, bunların koronavirüsle etkinliğini, kanıtlayan çalışmalara ihtiyaç duyulduğunu ifade ederek “Pandemi döneminde kullanımı artan kara mürver meyve ekstreleri ateşli hastalıklarda, öksürük, orta şiddetli üst solunum yolu rahatsızlıklarının tedavisinde kullanılmasının yanı sıra, Herpes Simplex Virüs 1 (HSV-1), HIV, İnfluenza A-B’nin üzerinde etkinliğini gösteren çalışmalar mevcuttur. Keçiboynuzunda fenolik madde olarak bulunan gallik asitin etkili bir antioksidan olduğu bilinmektedir.

Sumak bitkisi de pandeminin ilk dönemlerinde özellikle çok rağbet gören bitkilerden biriydi. Sumak bitkisinin herpes simplex virüs üzerinde olumlu etkilerini bildiren ve antibakteriyel özellikte olduğunu gösteren çalışmalar mevcuttur. Ancak bazı bitkisel ürünlerin belirli bir virüs ya da bir bakteri üzerinde etkinliği bilimsel çalışmalarla sunulsa da bu sonuçlar, bu bitkisel ürünlerin, her türlü bakteri veya virüs üzerinde de etkin olduğu sonucunu vermez. Sumak bitkisinin veya diğer bitkisel ürünlerin koronavirüsle etkinliğini kanıtlayacak bilimsel çalışmalara ihtiyaç duyulmaktadır” uyarısında bulundu.

Okumaya devam et
Yorum yapmak için tıklayın

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Sağlık

Ağızda Acı Tat Neden Olur? Acı Tat Hissi Neyin Belirtisidir?

Ağızda acı bir tat hissedilmesi, tat alma duyusuna müdahale eden çeşitli durumlardan kaynaklanır. Genellikle zararsız ve geçici olan ağızdaki acı tat, çoğunlukla yetersiz ağız hijyeni, tüketilen bazı gıdalar veya sağlıksız alışkanlıkların bir sonucudur. Ancak bazı hastalıkların bir belirtisi de olabilir. Ağızdaki acı tat sürekli tekrarlıyor veya kalıcı ise sistemik bir hastalık mevcut olabilir.

Ağızda Acı Tat Neden Olur? Acı Tat Hissi Neyin Belirtisidir?

Ağızda acı bir tat hissedilmesi, tat alma duyusuna müdahale eden çeşitli durumlardan kaynaklanır. Genellikle zararsız ve geçici olan ağızdaki acı tat, çoğunlukla yetersiz ağız hijyeni, tüketilen bazı gıdalar veya sağlıksız alışkanlıkların bir sonucudur. Ancak bazı hastalıkların bir belirtisi de olabilir. Ağızdaki acı tat sürekli tekrarlıyor veya kalıcı ise sistemik bir hastalık mevcut olabilir.

Özellikle soğuk mevsimlerde ortaya çıkan tat bozuklukları, tıp dilinde disguzi olarak adlandırılır. Acı tat çoğu zaman tüketilen gıdalara verilen bir tepkidir ve bazen günler sonra ortaya çıkar. Bununla birlikte, en geç birkaç gün sonra normale dönmelidir. Eğer düzelme olmazsa, bir doktor tarafından altta yatan nedenin açıklığa kavuşturulması önemlidir.

Ağızda Acı Bir Tat Oluşmasının Olası Nedenleri

Ağızda acı tat hissi, spesifik olmayan bir belirtidir ve uzun süre devam ederse birçok hastalığın ortaya çıkışına işaret edebilir. Sık sık meydana gelirse, günlük yaşam kalitesini önemli ölçüde etkiler. Özellikle sabahları ağızdaki acılığın en yaygın nedenlerinden biri kötü ağız hijyenidir. Ağız bakımının yetersiz yapılması, dilde sarı tabaka ile birlikte acı bir tat ve kuruluk oluşmasına neden olur.

Tüketilen Gıdalar

Örneğin roka, kereviz, greyfurt ve kuruyemişler gibi bazı yiyecekler, dilin birkaç gün sonra hala algılayabileceği acı maddeler içerir. Buna bazen ağızda yanma hissi de eşlik edebilir. Bu rahatsızlık hissi birkaç gün sürebilir ancak daha sonra genellikle kaybolur. Ek olarak, çok sert kahveler veya uzun süre demlendirilen siyah çay da ağızda benzer etkiler bırakabilir.

Vitamin ve Besin Eksikliği

Ağızdaki acı tattan B12 vitamini veya çinko eksikliği sorumlu olabilir. Bununla birlikte, besin takviyelerine başvurulmadan önce, hangi vitaminlerin eksik olup olmadığını belirlemek için kan sayımı yaptırılması gerekmektedir. Çünkü bunun tam tersine, vücutta çok fazla demir, bakır veya çinko olması da acı tat hissedilmesine yol açabilir.

İlaç Tedavi ve Hormonal Değişiklikler

Bazı ilaçlar yan etki olarak ağızda acı bir tada neden olabilmektedir. Özellikle antibiyotik kullanan bir çok kişi bunu fark edebilir. Ancak ilaç terapisi bittikten sonra ağızda oluşan kötü tadı tekrar kaybolur. Ağızda acılığa ve kuruluğa neden olabilen geniş bir ilaç grubu vardır. Bunlar; yüksek tansiyon, astım veya kronik obstrüktif akciğer hastalığı için kullanılan ilaçlardır.

Hamilelik veya menopoz da sıklıkla ağızda acı olarak algılanan tat bozukluklarını tetikler. Hamilelik sırasında kadınlarda acı bir tat hissedilebilir. Çünkü değişen hormon salınımı, tat duyusu üzerinde önemli bir etkiye sahiptir. Menopoz başlangıcında da vücut hormonal değişikliklere alışana kadar tat algısı bir süre değişebilir. Hormonal değişim tamamlandığında ise tat alma duyusu tekrar tamamen normale dönecektir.

Tat Bozukluğu

Tat ve koku duyusu birbirini tamamlar. Burun, ağız ve boğazda, bir şeyler yedikten veya içtikten sonra tat algılama moleküllerini kraniyal sinirler aracılığıyla beyne ileten sayısız sinir hücresi bulunur. Tadı algılamadan bu sinirlerden üç tanesi sorumludur. Kulak veya boğaz bölgelerinde yapılan bir ameliyat sonrası bu sinirler zarar görebilir ve bu da tat bozukluğuna neden olabilir.

Soğuk Algınlığı

Basit bir soğuk algınlığı bile ağızda acı tada neden olabilir. Acı tadın muhtemelen en zararsız nedeni budur. Bu birçok kişi tarafından sık sık hissedilir. Soğuk algınlığı ile birlikte burun akıntısı meydana gelir ve sonrasında burun tıkanır. Böyle durumlarda tüketilen hiçbir şeyin tadı alınamaz ya da her şey hafif acı bir tada sahiptir. Soğuk algınlığı geçtikten sonra tat alma duyusu normale dönecektir.

Yetersiz Ağız Hijyeni

Ağızdaki acı tat özellikle sabahları ortaya çıkıyorsa, bunun nedeni gece ağızda biriken bakterilerdir. En çok nikotin veya alkol tüketimiyle tetiklenir. Ağız çalkalandıktan sonra ya da biraz su içtikten sonra genellikle kaybolur. Ancak ağızda sabahları hissedilen acı tat kalıcıysa, bir diş hekimine görünmek gerekir. Diş etlerinde iltihap olup olmadığı veya diş dolgularının değiştirilmesinin gerekip gerekmediği belirlenir. Dilde sarı bir renk oluşturan dil plağı da ağız boşluğunda yanma veya kuruluk hissi ile ilişkilendirilebilir.

Hastalıklar

Ağızdaki rahatsız edici acı tat, bazı hastalıkların belirtilerinden biri olabilir. Örneğin diyabet, multipl skleroz veya epilepsi, bazen ağızda acı tadın eşlik ettiği hastalıklardır. Buna karın ağrısı, mide ekşimesi, bulantı ve kusma eşlik ediyorsa safra kesesi taşları mevcut olabilir. Ağızdaki acı tada kuru cilt eşlik ediyorsa, karaciğer veya pankreas bozukluklarını düşündürür. Tüm bu durumların netlik kazanması için doktor muayenesi şarttır.

Baş ve boyun kanseri için uygulanan kemoterapi veya radyasyon terapileri de ağızda acı bir tada neden olabilir. Ayrıca tedavi edilmeyen şeker hastalığı da olası bir nedendir. Bu hastalıklara ek olarak, yaşa bağlı tat değişikliği, stres ve psikolojik durumlar gibi başka olası nedenleri de vardır. Tüm bu nedenlerden dolayı, uzun süreli ya da tekrarlayan ağızdaki tat değişiklikleri her durumda dikkate alınmalıdır.

Okumaya devam et

Sağlık

Yüzde Uyuşma Hissinin Nedenleri

Uyuşma, sinirlerdeki azalmış hassasiyetlerden kaynaklanır. His duyusu azaldığında, beyne dış uyaranlarla ilgili hiçbir bilgi aktarılmaz veya sadece sınırlı olarak aktarılabilir. Yüzde oluşan uyuşma gibi duyusal bozukluklar, çoğunlukla yüz sinirindeki hasarlardan kaynaklanır. Ayrıca multipl sklerozun (MS hastalığı) yüz ve uzuvlarda uyuşukluğa neden olduğu bilinmektedir.

Yüzde Uyuşma Hissinin Nedenleri

Uyuşma, sinirlerdeki azalmış hassasiyetlerden kaynaklanır. His duyusu azaldığında, beyne dış uyaranlarla ilgili hiçbir bilgi aktarılmaz veya sadece sınırlı olarak aktarılabilir. Yüzde oluşan uyuşma gibi duyusal bozukluklar, çoğunlukla yüz sinirindeki hasarlardan kaynaklanır. Ayrıca multipl sklerozun (MS hastalığı) yüz ve uzuvlarda uyuşukluğa neden olduğu bilinmektedir.

Başın sol ve sağ tarafından aşağı doğru inen bir çift sinir, yüzün ağrı, sıcaklık ve dokunma gibi hislerine izin verir. Farklı sinirler de yüzün hareketini kontrol eder. Bu sinirlerle ilgili herhangi bir sorun, yüzün belirli kısmındaki hissi ortadan kaldırabilir. His kaybı, bazı hastalıkların yanı sıra diş ameliyatı, yaralanma ve hatta ters bir pozisyonda uyuduktan sonra da olabilir.

Yüz Uyuşmasının Nedenleri

Yüzdeki uyuşukluğun birçok nedeni olabilir. Prensip olarak, bir sinire verilen hasar veya tahriş bu his kaybının sorumludur. Örneğin; zona veya multipl skleroz durumunda periferik sinir iltihabı meydana gelebilir. Yüzdeki uyuşmaya felç semptomları eşlik ediyorsa, inme olası bir neden olarak düşünülmeli ve vakit kaybetmeden acil tıbbi yardım alınmalıdır.

Multipl Skleroz (MS Hastalığı)

Uyuşma, MS hastalığının ilk ve en yaygın belirtilerinden biridir. Oluşması durumunda, yüzde veya vücudun diğer kısımlarında his kaybı yaşanabilir. Multipl skleroz, bağışıklık sisteminin sinir liflerini koruyan katmana saldırması olarak özetlenebilir. Bu katmanda meydana gelen bir hasar, sinirlerin işlevini yerine getirmesine mani olur.

Zona Hastalığı

Bu sinir enfeksiyonu, suçiçeğine neden olan herpes virüslerinden kaynaklanır. Zona hastalığı, yüz veya vücudun farklı kısımlarında ağrılı kızarıklıklar oluşturabilir. Fakat bazen de sadece tek gözün çevresinde ortaya çıkar. Kızarıklık oluşmadan yaklaşık 1 ila 5 gün önce, cildin etkilenen kısmında uyuşma, karıncalanma, yanma, ağrı ve kaşıntı hissi meydana gelebilir.

İnme (Felç)

Beyne kan ve oksijen pompalayan bir kan damarı tıkandığında veya patladığında ortaya çıkan tıbbi bir acil durumdur. İnmeyi işaret eden durumlardan biri de yüzün aniden uyuşmaya başlaması ya da sarkmasıdır. Kan ve oksijen olmadan beyin hücreleri hızla ölür ve kontrol ettikleri vücut kısmı çalışmayı durdurur.

Felç durumunda, geçen her dakika hayati öneme sahiptir. Tedavi olmadan ne kadar uzun süre beklenirse, kalıcı beyin hasarı riski o kadar yüksek olur. Bu nedenle, yüzde ani uyuşukluk, halsizlik, görme güçlüğü veya baş dönmesi hissedilirse, derhal tıbbi yardım alınması önemlidir.

Geçici İskemik Atak

Yüzdeki uyuşma da dahil olmak üzere felç ile aynı semptomlara neden olan geçici iskemik atak, felç gibi beyindeki bir pıhtıdan kaynaklanır. Ancak felçten farklı olarak, pıhtı daha hızlı kaybolur ve belirtiler sadece birkaç dakikada sürer. Yüzün herhangi bir tarafı aniden uyuşursa, konuşma güçlüğü veya diğer felç belirtileri ortaya çıkarsa, acil tıbbi yardım alınmalıdır.

Psikosomatik Etkenler

Yüzdeki uyuşmanın arkasında bir hastalık yoksa, psikosomatik bir bozukluk da göz önünde bulundurulur. Genellikle geçmişte travmatik deneyimler yaşamış bireylerde ortaya çıkar. Stresli bir durumla tekrar karşılaşılırsa, etkilenenler fiziksel semptomlarla reaksiyona girerler. Ancak herhangi bir fiziksel hastalığa bağlı değildir. Psikosomatik bozukluk grubunun çoğunluğunda, kendini uyuşma veya ağrı olarak gösterebilen dissosiyatif duyarlılık ve duyu bozukluğu vardır.

Stres Kaynaklı Yüz Uyuşması

Uzayan stres evresinde, kandaki bir stres hormonu olarak kortizol seviyesi yükselir. Bu, uzun vadede bağışıklık sistemini zayıflatabilir ve kişiyi iltihaplanmaya daha duyarlı hale getirebilir. Bunun bir örneği, suçiçeği virüsünü yeniden aktive eden ve yüzdeki sinirlere saldıran zonadır. Yüzde uyuşma hissi burada ortaya çıkabilir ancak genellikle şiddetli ağrı, kabarcıklar veya kızarıklık gibi farklı durumlar da eşlik eder.

Migren Nedeniyle Yüz Uyuşması

Migren, yüzdeki uyuşmanın başka bir nedeni olabilir. Şiddetli tek taraflı baş ağrısının yanı sıra mide bulantısı, ışığa ve gürültüye duyarlılık gibi belirtilere de sahiptir. Bununla birlikte, migren aurası adı verilen fokal nörolojik semptomlar, migren atağından önce bile ortaya çıkabilir.

Bu semptomlara görme alanı bozuklukları, fibrilasyon, konuşma bozuklukları ve his bozuklukları örnek gösterilebilir. Bu nedenle, migren hastalarında ani yüz uyuşması bir aura olabilir. Yüzdeki uyuşma gibi migren auralarını genellikle şiddetli bir baş ağrısı izler fakat bazen de ortaya çıkmayabilir.

Ayrıca hemiplejik migren, baş ağrısıyla birlikte vücudun bir kısmını uyuşmuş veya zayıf hissettirebilen nadir bir migren türüdür. Uyuşukluk yüzde, kolda veya bacakta meydana gelebilir. Bu belirtiler birkaç saatten birkaç güne kadar devam edebilir.

Tümör Kaynaklı Yüz Uyuşması

Kanserli olmayan ve iyi huylu olarak adlandırılan bazı tümörler, yüzdeki hisleri ve hareket kabiliyetini kontrol eden sinirlerin yakınında veya üzerinde gelişebilir. Bu tümörler büyüdükçe yüzdeki sinirlere baskı uygulayabilir. Sonrasında ortaya çıkan belirtiler, hangi sinirin fonksiyonun etkilendiğine bağlı olarak değişir. Örnek vermek gerekirse, çiğneme güçlüğü yaşanabilir veya yüzde uyuşma olabilir. Bunlarda ek olarak, yüz kasları zayıflayabilir veya işitme problemleri de olabilir.

Beyin Anevrizması

Beyin arterinin duvarındaki şişkin bir noktadır. Çok küçük olması durumunda hiçbir belirti göstermeyebilir. Ancak anevrizma büyüdükçe beyin dokularına ve sinirlerine baskı yapabilir. Bu da yüzün bir tarafında uyuşmaya yol açabilir. Ayrıca çift görme veya yalnız bir gözde ağrı hissedilebilir. Beyin anevrizması sızdırır veya patlarsa, beyin kanamasına neden olabilir. Sonrasında çok şiddetli baş ağrısı oluşur ve acil tedavi gerektirir.

Okumaya devam et

Sağlık

Bademcik Taşı Neden Olur? Belirtileri ve Tedavisi

Bademcik taşları, bademciklerin kript denilen dokularında oluşan beyaz veya sarımsı yapılardır. Birkaç milimetre boyutundadırlar ve genellikle katı ya da ufalanan bir maddeden oluşurlar. Bademcik taşı çoğunlukla zararsızdır ancak yutma güçlüğü ve ağız kokusuna neden olabilir. Bununla birlikte, bademcikleri sık sık iltihaplanan kişilerin etkilenme olasılığı daha yüksektir.

Bademcik Taşı Neden Olur? Belirtileri ve Tedavisi

Bademcik taşları, bademciklerin kript denilen dokularında oluşan beyaz veya sarımsı yapılardır. Birkaç milimetre boyutundadırlar ve genellikle katı ya da ufalanan bir maddeden oluşurlar. Bademcik taşı çoğunlukla zararsızdır ancak yutma güçlüğü ve ağız kokusuna neden olabilir. Bununla birlikte, bademcikleri sık sık iltihaplanan kişilerin etkilenme olasılığı daha yüksektir.

Bademciklerin oluklarında ortaya çıktığı ve küçük beyaz-sarı taşlara benzediği için bu şekilde adlandırılmıştır. Boyutları değişebilir ancak çapları genellikle beş ila altı milimetreden fazla değildir. Bademcik taşları, yiyecek artıklarından, ölü mukoza hücrelerinden ve beyaz kan hücrelerinden oluşurlar.

Bademcik Taşı Nasıl Oluşur?

Bademciklerin görevi, vücuda gıda yoluyla giren patojenleri bağışıklık sistemine bildirmektir. Damak kemerinin arkasındaki yumuşak alanın her iki tarafında da bulunurlar. Yüzeyleri ise bağırsağın yüzeyine benzer şekildedir. Bu pürüzlü yüzey, tıpta kript olarak adlandırılan oluklar oluşturur. Yemek artıkları, ölü hücreler, beyaz kan hücreleri, bakteriler ve depolanan kalsiyum tuzları bu kriptlere girer. Bunlar normalde çiğneme sırasında damak kasları gerilince fark edilmeden yutulur.

Ancak yukarıda belirtilen maddeler bazen bademciklerin oluklarında birikebilir. Başlarda peynir benzeri bir dokuya sahip bu birikintiler, ilerleyen zamanlarda sertleşir ve kıvamı taş gibi görünür. Genellikle bademcik oluklarının derinliklerinde bulunan ancak yüzeye de ulaşabilen bu maddeler, bademcik taşı olarak adlandırılırlar.

Bademcik Taşı Belirtileri

Bademcik taşları genellikle rahatsızlığa neden olmaz ve yemek yerken fark edilmeden yutulur. Çoğu zaman belirti göstermediklerin dolayı, tıbbi muayene sırasında tesadüfen keşfedilirler. Bununla birlikte, bademcik taşının bileşenleri hoş olmayan bir kokuya sahiptir. Bu nedenle, özellikle büyük bademcik taşları ağız kokusuna neden olabilir.

Nadir durumlarda, büyük bademcik taşları damak arkasında yabancı cisim hissini de tetikleyebilir. Bu durumdan etkilenen bazı kişiler, boğazlarında yabancı cisim varmış gibi hissederler ve sürekli boğazlarını temizleme ihtiyacı duyarlar. Bu en çok yutkunma sırasında fark edilir. Ayrıca bademciklerde şişlik ve ağrı da hissedilebilir.

Kural olarak, bademcik taşları birkaç milimetredir. Boğazda oluşan beyaz veya sarımsı noktalar bademcik taşlarını gösterebilir. Genellikle dil ile hissedilebilirler. Aynı zamanda ağız kokusuna da yol açarlar.

Bademcik Taşlarının Nedenleri

Bademcik taşları temelde herkeste bulunur ancak genellikle o kadar küçüktür ki fark edilmezler. Neden bazılarında daha sık görüldükleri veya neden büyüdükleri tam olarak bilinmemektedir. Bununla birlikte, doktorlar bademciklerin büyüklüğünün bunda bir rol oynadığından şüphelenmektedir. Büyük bademciklere sahip kişilerde, kript olarak isimlendirilen oluklar genellikle daha derindir. Bu da bademcik taşı oluşumunu kolaylaştırır.

Bademciklerin sık iltihaplanmasıyla meydana gelen hasarların da önemli bir rol oynayabileceği düşünülür. Bademcik taşları, yılda birkaç kez bademcik iltihabından etkilenen genç yetişkinlerde özellikle yaygındır. Bademciklerin yüzeyinde oluşan yara ve döküntüler, kriptlerin daralmasına neden olabilir. Bu da ağızdaki kalıntıların uzaklaştırılmasını daha zor hale getirilmekte veya engellenmektedir.

Bademcik Taşlarından En Sık Kimler Etkilenir?

Özellikle sık bademcik iltihabı olan kişilerde bademcik taşı oluşma riski artmaktadır. Çünkü bademciklerin sürekli tahriş olması nedeniyle doku yaralanır ve doğal drenaj bozulur. Ayrıca büyük bademciklere ve geniş kriptaya sahip kişilerin de bademcik taşları ile ilgili problemleri olma olasılığı daha yüksektir. Ek olarak, genç yetişkinlerin bademcik taşlarından çocuklara göre daha sık etkilendiği varsayılmaktadır.

Bademcik Taşları Tehlikeli mi?

Badem taşları genellikle zararsızdır ve etkilenenler tarafından fark edilmez. Akut veya kronik iltihaplanmaya neden olmazlar ve özel olarak tedavi edilmesi gerekmez. Boğaz ağrısı, apse ve yutma güçlüğü gibi sorunlar çok nadiren ortaya çıkar. Bademcik taşının yol açtığı en yaygın sorunlar ağızda kötü bir tat oluşması ve hoş olmayan bir nefestir. Etkilenen çoğu kişi, dişlerini düzenli olarak fırçalamalarına rağmen yetersiz hijyeninden şüphe duyar. Bununla birlikte, bademcik taşları temizlense bile sonra yeniden ortaya çıkar.

Bademcik Taşları Nasıl Teşhis Edilir?

Çoğu durumda, tesadüfen diş hekimi veya KBB uzmanı tarafından fark edilir. Ancak nedeni belirsiz ağız kokusu ve yabancı cisim hissi gibi şikayetler oluşması durumunda, doktor tarafından bademcikler kontrol edilir. Taşların boyutuna, dokusuna ve yüzeyden uzaklığına bağlı olarak, bademciklerde beyaz tortular olarak görünürler. Taşlar çok derinde ise çıplak gözle görülmesi mümkün değildir.

Bazen bademcik taşları, bademcik iltihabı ile ortaya çıkan irin ile karıştırılır. Bir iltihaplanma durumunda bademcikler kızarır, şişer ve enfeksiyona genellikle ateş eşlik eder.

Bademcik Taşı Tedavisi ve Temizlenmesi

Bademcik taşlarının temizlenmesi, rahatsızlığa neden oluyorsa ve sık sık tekrarlayan bademcik iltihabının sonucuysa mantıklıdır. Aksi takdirde doku giderek daha fazla yaralanır. Bademcikler bağışıklık sisteminin önemli bir parçasıdır. Sırf oluşan taşlar nedeniyle bademcikler alınmamalıdır.

Bademcik taşlarından kurtulmak istiyorsanız, evde uygulayabileceğiniz bazı basit seçenekler bulunmaktadır. Ancak çoğu durumda, bu temizleme yöntemlerinden hiçbirinin sürdürülebilir olmadığını bilmelisiniz. Bunlar başarısız olursa, bir KBB doktoru taşları çıkarmak için farklı prosedürler kullanabilir. 

  • Başınızı geriye doğru uzatın ve ağzınızın çatısındaki kasları sıkılaştırmak için ağzınızı arka arkaya birkaç kez açıp kapatın. Damak kaslarının hareketi bademcik taşlarının gevşemesini kolaylaştırmalıdır.
  • Papatya çayı, adaçayı veya tuzlu su ile gargara yapmak ya da güçlü öksürük, bademcik taşlarını olukların dışına itebilir.

Okumaya devam et

Trending

Copyright © 2020 GizliSoru.Com