Bizimle iletişime geçin

Bilim

Ardıç Yağının Faydaları Nelerdir? Ardıç Yağının Cilt ve Saçta Kullanımı

Orta çağda oldukça popüler olan ardıç yağı, hem dini ritüellerde hem de çeşitli sağlık sorunlarında kullanılıyordu. Günümüzde ise saçlarda ve ciltte kullanılması için imal edilen, ardıç yağı içeren birçok ticari kozmetik ürünü var. Yağın olumlu etkilerinden istifade etmek için bu ürünlerden size uygun olan birini kullanabilir veya daha ucuz bir fiyata yağın kendisini satın alarak evde kendinize uygulayabilirsiniz. Tabii tüm bunlardan önce ardıç yağının faydaları ve kullanımı konusunda birkaç detayı bilmenizde yarar var.

Ardıç Yağının Faydaları Nelerdir? Ardıç Yağının Cilt ve Saçta Kullanımı

Orta çağda oldukça popüler olan ardıç yağı, hem dini ritüellerde hem de çeşitli sağlık sorunlarında kullanılıyordu. Günümüzde ise saçlarda ve ciltte kullanılması için imal edilen, ardıç yağı içeren birçok ticari kozmetik ürünü var. Yağın olumlu etkilerinden istifade etmek için bu ürünlerden size uygun olan birini kullanabilir veya daha ucuz bir fiyata yağın kendisini satın alarak evde kendinize uygulayabilirsiniz. Tabii tüm bunlardan önce ardıç yağının faydaları ve kullanımı konusunda birkaç detayı bilmenizde yarar var.

Ardıç (Juniperus communis), servigiller (Cupressaceae) ailesinin üyesi olan çalı boylu bir ağaç türüdür. Orta doğu’nun kurak çöllerinden Himalayaların yüksek rakımlı soğuk noktalarına kadar hemen her iklim koşulunda yetişir. Mobilya, bahçe çitleri ve kalem yapımında kullanılan ardıç ağacının yağı ise dallarından, meyvelerinden ve iğnelerinden buhar damıtma yoluyla elde edilir.

Ardıç yağı, iyi bir tonik olmasının yanı sıra antiseptik ve depuratif (detoksifiye edici) özelliklere sahiptir. Vücuttaki ağrıyı azaltır, soğuk algınlığı ve gribe iyi gelir, doğal bir idrar söktürücüdür, iyi bir uykuya yardımcı olur, sivilceyle savaşır, saçlarda ve ciltte pek çok iyileştirici etkiye sahiptir.

Ardıç Yağının Saça Faydaları Nelerdir?

Saçlarda arındırıcı olarak çalışan ardıç yağı, kepeklenmeden kafa derisi sorunlarının giderilmesine kadar bir dizi iyileştirici etkiye sahiptir. İşte onlardan birkaçı…

Saç derisinin yağ dengesini korur: Saçlı deride vücudun doğal olarak ürettiği yağa sebum denir. Sebumun hem fazla salgılanması hem de az salgılanması başlı başına bir sorundur. Ardıç yağı, saç derisindeki yağ üretimini dengeyerek, saçları nemlendirir. Saç köklerini güçlendirir ve dökülmelere engel olur.

Saçlar için harika bir temizleyicidir: Saçların sağlıklı ve hızlı uzaması için temiz bir kafa derisi şarttır. Ardıç yağı, saç derisi ve saç kılları için harika bir doğal temizleyicidir. Saç derisi de dahil olmak üzere saç tellerini kökten uca zararlı bileşenlerden arındırarak detoksifiye eder.

Kepeği azaltır: Saçlarınızdaki kepek, kuru cilt, aşırı yağlanma veya çeşitli maya enfeksiyonları nedeniyle olabilir. Ardıç yağı saçın doğal yağ ve nem dengesini korur. Ayrıca seboreik dermatit gibi kafa derisi sorunlarına neden olan mantarlarla savaşır. Bu özellikleri sayesinde kepek oluşumunu en aza indirir.

Saç uzamasını teşvik eder: Ardıç yağının saça olan faydaları yalnızca deri üstü ile sınırlı değildir. Saçlı derideki kan dolaşımını iyileştirir ve bu sayede saç foliküllerine daha fazla oksijen ve besin maddesi gider. Bu da saç köklerinizin güçleneceği ve saçlarınızın daha hızlı uzayacağı anlamına gelir.

Ardıç Yağı Saça Nasıl Uygulanır?

Ardıç yağı, diğer esansiyel yağlarda olduğu gibi herhangi bir taşıyıcı yağ (zeytinyağı, hindistan cevizi yağı, badem yağı, fındık yağı gibi) ile birlikte kullanılmalıdır. Karışım oranı genel bir kural olarak 3 ölçü taşıyıcı yağa 1 ölçü ardıç yağıdır. Örnek olarak, 10 damla zeytinyağına 3-4 damla ardıç yağı eklemeniz yeterli olacaktır. Saçlarınızın yoğunluğuna göre miktarı azaltıp artırabilirsiniz.

Kepek için ardıç yağını badem yağı ile seyreltip saç diplerinize ve saç kıllarınıza masaj yapın. Uygulama sonrası başınıza bir bone takıp akşamdan sabaha bu şekilde saçlarınızda bekletin ve sonrasında her zaman yıkadığınız gibi yıkayın.

Kafa derisi enfeksiyonları için ardıç yağını ile zeytinyağını karıştırarak saçlarınıza uygulayın. Ertesi sabah şampuan ve ılık su ile yıkayıp durulayın.

Genel saç bakımı için hindistan cevizi yağı ve ardıç yağı karışımını deneyin. Ek olarak, ardıç yağını kullandığınız şampuanın içine 1 çorba kaşığı kadar ekleyebilir veya kullandığınız bir saç maskeniz varsa içine dahil edebilirsiniz.

Ardıç Yağının Cilde Faydaları Nelerdir?

Ardıç yağının antiseptik özellikte olduğundan bahsetmiştik. Bu özelliği sayesinde akne ve sivilceye karşı etkilidir. Ayrıca cilt sıkılaştırıcıdır, cilt lekelerine, egzamaya ve selülite iyi gelir…

Selülite karşı etkili bir doğal yağdır: Özellikle yaz sezonunun başlamasıyla birlikte, mayo-bikini giymek isteyen çoğu kadın portakal kabuğu görünümlü selülitlerden şikayetçi. Ardıç yağı etkili bir cilt sıkılaştırıcıdır. Düzenli kullanımla mevcut selülitleri giderir ve gelecekte oluşmasını engeller. Kilo verme ve hamilelik sonrası oluşan vücut çatlaklarını giderir. Ek olarak, cildin elastikiyetini artırır ve daha canlı bir ten görünümü oluşturur.

Cilt lekelerinin görünümünü azaltır: Ciltte oluşan kahverengi lekeler çoğu zaman herhangi bir ciddi sağlık riski oluşturmasa da estetik olarak can sıkıcıdır. Ardıç yağı, cilt lekelerini azaltır, pürüzsüz bir cilde kavuşmanıza yardımcı olur ve cildin nem dengesini korur.

Sivilce ve aknelere iyi gelir: Ardıç yağı, sivilce ve aknelere neden olan istilacılara savaş açar. Mevcut sivilcelerin tedavisinde kullanılabileceği gibi gelecekte çıkması muhtemel sivilcelere de engel olur. Ayrıca, cildinizi nazikçe temizleyerek kir ve toz kalıntılarını yok eder, egzamaya iyi gelir.

Terleterek toksinlerin atılmasını sağlar: Terlemenin sinir bozucu bir şey olduğunu düşünebilirsiniz ancak terlemeseydik vücudumuzdaki toksinler ile sık sık başımız ”belaya” girerdi. Ardıç yağı terlemenizi sağlayarak vücudunuzu toksinlerden arındırır, cilt gözeneklerinizi zararlı istilacılardan arındırır.

Cildi sıkılaştırarak gözenekleri giderir: Cildinizdeki gözeneklerden ve çukurlardan şikayetçiyseniz cilt maskesi olarak ardıç yağını kullanmayı düşünebilirsiniz. Bu doğal esansiyel yağ, cildi sıkılaştırarak mevcut cilt çukurlarının görünümünü azaltır. Dahası, etkili bir siyah nokta temizleyicisidir ve yağlı ciltlere iyi gelir.

Ardıç Yağı Cilde Nasıl Uygulanır?

Ardıç yağını cildinize direkt olarak sürüp masaj yaparak kullanabilirsiniz ancak bazı insanların cildi alerjik reaksiyon gösterebilir. Bu nedenle öncelikle kolunuzun küçük bir bölgesinde yama testi yapmanız önemlidir. Kaşıntı, kızarıklık ve kabarma gibi alerji belirtileri görmüyorsanız avcunuza birkaç damla alarak cildinize masaj yapın veya pamuğu yağ ile ıslatarak cildinizde uygulayın.

Daha garantili bir yol için ardıç yağını herhangi bir taşıyıcı yağ ile seyrelterek vücudunuza uygulayabilirsiniz. Ayrıca cilt maske tarifinize ardıç yağını dahil edebilir veya banyo suyunuza 8 – 10 damla ekleyerek bu doğal yağın faydalarından istifade edebilirsiniz.

Ardıç Yağının Diğer Faydaları

Ardıç yağı saç ve cilt dışında birçok sağlık faydasına sahiptir. Hangi rahatsızlıklara iyi geldiği ve nasıl kullanmanız gerektiğine dair işte geniş kapsamlı bir rehber…

  • İç mekan havasını temizler ve stresi azaltır. Diğer narenciye yağları ile karıştırıp sprey şişeye doldurun ve odanıza sıkın.
  • Kanı ve vücudu temizleyerek detoksifiye eder. Meyve suyunuza 1 – 2 damla karıştırarak için.
  • Eklem ağrılarını giderir. Herhangi bir taşıyıcı yağa, nane, ardıç ve zencefil yağlarını karıştırıp sorunlu bölgeye masaj yapın.
  • Sivilce, yağlı cilt, egzama ve küçük yaralara iyi gelir. Küçük bir pamuk topuna birkaç damla damlatın ve sorunlu bölgeyi nazikçe silin.
  • Endişe, uyuşukluk ve zihin yorgunluğunu giderici etkisi vardır. Banyo suyunuza 8 – 10 damla ekleyin.
  • Soğuk algınlığı ve gribi daha kısa zamanda atlatmanıza yardımcı olur. Sıcak suya 10 damla kadar ardıç yağı damlatın ve buharı soluyun.
  • Baş ağrısını giderir. Herhangi bir taşıyıcı yağ ile seyrelterek başınıza masaj yapın. Ekstra etki için lavanta yağını karışıma dahil edin.
  • Adet kramplarını ve sancılarını azaltır. Alt karın bölgenize masaj yaparak uygulayın.
  • Rahatlamanızı sağlar. Ayak tabanlarınıza ve avuç içlerinize birkaç damla ardıç yağı ile masaj yapın.
  • Uyku problemlerine iyi gelir. Bir havluya birkaç damla damlatın ve bu havluyu yastığınızın üzerine serip yatın.
  • Saç dökülmesine önlem olarak 1 kaşık şampuana birkaç damla ekleyip saçlarınızı yıkayın.

Ardıç Yağının Yan Etkisi veya Zararı Var mı?

Ardıç esansiyel yağının herhangi bir zararı veya yan etkisi yoktur. Bununla birlikte, seyreltilmeden kullanımı çeşitli alerjik reaksiyonlara neden olabilir. Kızarıklık, kaşıntı ve şişme gibi reaksiyonlar görülüyorsa ardıç yağı kullanımı sonlandırılmalıdır. Daha güvenli bir kullanım için herhangi bir taşıyıcı yağ ile seyrelterek uygulayabilirsiniz.

Okumaya devam et
Yorum yapmak için tıklayın

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bilim

Whatsapp gizlilik ve hizmet sözleşmesindeki güncelleme yürürlükte

Mesajlaşma uygulaması WhatsApp, gizlilik ilkesi ve hizmet şartlarındaki güncellemenin yürürlüğe girdiği anda yeni bir paylaşım yaptı: İstediğiniz zaman kabul edebilirsiniz, hesabınızı silmeyeceğiz.

Whatsapp

Mesajlaşma uygulaması WhatsApp, gizlilik ilkesi ve hizmet şartlarındaki güncellemenin yürürlüğe girdiği anda yeni bir paylaşım yaptı: İstediğiniz zaman kabul edebilirsiniz, hesabınızı silmeyeceğiz.

Whatsapp gizlilik ve hizmet sözleşmesindeki güncelleme yürürlüğe girdi. Şirketten resmi açıklama geldi.

Sosyal medya şirketi Facebook’un bünyesinde bulunan mesajlaşma platformu WhatsApp, gizlilik ilkesi ve hizmet şartlarındaki güncellemenin yürürlüğe girdiği 15 Mayıs’ta, “kişisel mesajlarınızı göremiyoruz” ve “hesabınızı silmeyeceğiz” paylaşımında bulundu.

WhatsApp, kullanıcıların yoğun tepkisini alan son güncellemesine ilişkin Twitter üzerinden paylaşım yaptı.

Söz konusu paylaşımda, “Hayır, kişisel mesajlarınızı göremiyoruz. Hayır, hesabınızı silmeyeceğiz. Evet, istediğiniz zaman kabul edebilirsiniz.” ifadeleri kullanıldı.

Gizlilik politikası ve hizmet şartlarında değişikliğe gideceğini açıklamasının ardından büyüyen tepki nedeniyle WhatsApp, 8 Şubat’ta yürürlüğe sokmayı planlandığı uygulamayı, 15 Mayıs’a ertelemek ve kullanıcılara yaptıkları değişiklikleri açıklamak için bir hasar sınırlama kampanyası yürütmek zorunda kalmıştı.

WhatsApp, Türkiye’de de çok sayıda kullanıcısını, başta BiP, Telegram ve Signal olmak üzere diğer mesajlaşma uygulamalarına kaptırmıştı.

13 Mayıs 2021 tarihli güncelleme sonrasında Google Play Store’da birçok kullanıcı, Whatsapp uygulaması yorumlarına; “Kişisel verilerin korunması kanunu kapsamında telefonumda bulunan verilerin bu uygulama tarafından 2. ve 3. şahıslarla paylaşılması ve/veya kullanılması durumunda oluşabilecek mağduriyetlerden sorumlu olanlar Google Play Store ve uygulama yöneticileridir Bilgi ve belgelerimin iznim olmadan paylaşılması durumunda bütün yasal haklarımı kullanacağımı bildiririm” şeklinde ibareler eklemeye başladılar.

Okumaya devam et

Bilim

Yaşlı bireylerde Covid-19 ikinci doz aşılamasında gecikme antikor yanıtını artırıyor

Son yapılan bilimsel çalışmalara göre Pfizer-BioNTech ile Oxford-AstraZeneca aşılarının ilk ve ikinci dozları arasındaki süre açıldı. Yaşlı bireylerde Covid-19 ikinci doz aşılamasında gecikme, antikor yanıtını artırıyor. Aşı yapılan 80 -99 yaşlarında olan 175 hastada, birinci doz ile ikinci doz arası 11-12 hafta olanların antikor yanıtının, üç hafta aralıklı olanlara göre daha etkin olduğu anlaşıldı.

aşı ikinci doz

Son yapılan bilimsel çalışmalara göre Pfizer-BioNTech ile Oxford-AstraZeneca aşılarının ilk ve ikinci dozları arasındaki süre açıldı. Yaşlı bireylerde Covid-19 ikinci doz aşılamasında gecikme, antikor yanıtını artırıyor. Aşı yapılan 80 -99 yaşlarında olan 175 hastada, birinci doz ile ikinci doz arası 11-12 hafta olanların antikor yanıtının, üç hafta aralıklı olanlara göre daha etkin olduğu anlaşıldı.

Yaşlı bireylerde Covid-19 ikinci doz aşılamasında gecikme antikor yanıtını artırıyor.

Küresel ölçekte Covid-19 aşıları bağlamında bir kıtlık yaşanmakta. Birçok ülke aşı tedariğinde sorunlar yaşıyor. Bu durumdan batılı ülkeler de etkilendiler. Aralık 2020’de İngiltere Covid-19 aşılarının ikinci dozlarını geciktirerek, tek doz aşı alan kişi sayısını arttırmaya çalıştı. Böylece tek doz ile de olsa vatandaşlarının aşılanmasını amaçladı.

Pfizer-BioNTech ile Oxford-AstraZeneca aşılarının ilk ve ikinci dozları arasındaki süre açıldı. Böylece hastaneye yatış ve Covid-19’a bağlı ölümlerin azalması amaçlandı. Bu karara daha önce faz III çalışmalarında elde edilen deneyimlere dayanarak varıldı. Ancak Pfizer-BioNTech aşısı ile ilgili tereddütler devam etti.

Tek doz Pfizer-BioNTech aşısı 80 yaş ve üstü hastaların %57’sinde etkinlik gösterir iken, ikinci doz sonrası etkinlik %85’lere yükseldi.

Yapılan diğer bir çalışmada ise ilk doz aşıdan 3 hafta sonra 60 yaş altında %80 etkinlik olurken, 70 yaş üzerinde %49 ve 80 yaş ve üstünde %34 etkinlik görüldü. Ancak ikinci doz sonrası 70 yaş üstünde %93 ve 80 yaş ve üstünde %88’e yükseldi.

Sonuçları yeni yayınlanan bir çalışmada ise aralıklı ikinci doz Pfizer–BioNTech mRNA aşısı yapılan 80 yaş ve üstü bireylerde antikor gelişiminin daha fazla olduğu tespit edildi. Aşı yapılan 80 -99 yaşlarında olan 175 hastada, birinci doz ile ikinci doz arası 11-12 hafta olanların antikor yanıtının, üç hafta aralıklı olanlara göre daha etkin olduğu anlaşıldı.

11-12 hafta aralıklı aşılananlar 3.5 kat daha fazla antikor ürettiler. Her ne kadar 11-12 hafta aralıklı aşılananlarda T hücresi doruk değeri daha düşük ölçülmüş olsa da ikinci aşıdan sonra yapılan dokuz haftalık takip süresince antikor düzeyleri 3 haftalık gruba göre benzer biçimde seyretti.

Mutasyonlarla ilgili bilim insanları temkinli olmaya devam ediyorlar. Aşıların tamamıyla koruyucu etkileri bulunmuyor. Bu bağlamda temkinli olunması gerektiği de vurgulanıyor.

Kaynaklar:

  1. Ledford H. Delaying a COVID vaccine’s second dose boosts
    immune response. Nature. Erişim: https://www.nature.com/articles/d41586-021-01299-y. Erişim tarihi: 14.05.2021.
  2. PimentaD, YatesC, PagelC, GurdasaniD. Delaying the second dose of covid-19 vaccines. BMJ 2021; 372 :n710 doi:10.1136/bmj.n710 https://www.bmj.com/content/372/bmj.n710

Okumaya devam et

Bilim

Cep telefonu insanın yaşamında neleri değiştirdi?

Sanki herkes yüzyıllardır cep telefonunun icat edilmesini bekliyormuş gibiydi. Bu aygıta bu denli ciddi bir tutkuyla bağlanılmasının nedeni ne olabilir ki?

Cep telefonu

Sanki herkes yüzyıllardır cep telefonunun icat edilmesini bekliyormuş gibiydi. Bu aygıta bu denli ciddi bir tutkuyla bağlanılmasının nedeni ne olabilir ki?

Cep telefonu 21. yüzyılı müjdeleyen harikalardan biriydi. Elime ilk alışımda yeni bir çağa adım atıldığını anlamıştım. İlk ortaya çıktığında gerekliliğine ilişkin olumlu ve olumsuz çok çeşitli tepkiler verilmişti ama bir kere edinen bir daha bu aygıttan kopamadı, hatta kopmayı düşünmek bile istemedi.

90’lı yılların ortasını gözümün önüne getiriyorum, elektronik mağazalarının vitrinleri cep telefonu çeşitleriyle nasıl da donanmıştı birden. Hiç kimse böyle bir aracın eksikliğinden yakınmazdı, Alexander Graham Bell tarafından 1876 yılında icat edilmiş olan kablolu telefon uzaklık tanımaksızın insanların birbiriyle haberleşmesini sağlıyordu aslında. Buna karşın kullanıma sunulduğunda en temel ihtiyaçlardan biriymişcesine dört elle sarılıverdi insanoğlu bu yeni buluşa. Sanki herkes yüzyıllardır cep telefonunun icat edilmesini bekliyormuş gibiydi. Bu aygıta bu denli ciddi bir tutkuyla bağlanılmasının nedeni ne olabilir ki?

Düşünmek dendiğinde ilk akla gelen isimlerinden biri olan ünlü yunan felsefeci Eflatun ‘bir nesneye özünü veren, onu sonsuz ve değişmez kılan kavramdır’, der. İnsanların cep telefonuna duyduğu bağlılığı anlamlandırmak için konuya kavramsal bir mercekten bakmak yararlı olabilir belki.

Eric Tigerstedt’in ‘ince karbon mikrofonlu katlanan cep boyutunda telefon’ şeklinde tanımladığı buluş, telefonun boyutunu bir insanın cebine sığabilecek kadar küçültme fikrinin dünyaya gelişi olarak kabul edilebilir. Finli mucitin 1917 yılında attığı ilk adımdan otuz yıl sonra, Bell Laboratuvarları tarafından ortaya atılan hücresel radyo telefon ağı kurma önerisi ise mobil iletişimin oluşmasına ilişkin devrimsel bir bakıştır.

1973 yılında ABD’li iki mühendis John F. Mitchell ve Martin Cooper’in ilk taşınabilir telefonu icat ettiklerini duyurmasıyla cep telefonunun atası müjdelenmiş olur. Gövdesi iki elle kavranabilecek kadar uzun, bir insan eli genişliğinde, tuşları gövdesinin üzerinde, yukarı ucunda uzun bir anteni olan, telsize benzeyen bir aygıttır bu.

11 yıl süren hazırlık evresinin sonunda taşınabilir telefonlar insanların nazik ellerine sunulur, fiyatının oldukça yüksek olması ve teknolojik altyapı eksikliği nedeniyle kısıtlı sayıda ülkede, az sayıda insan tarafından kullanılan son derece lüks bir ürün olarak varlığını sürdürür ama hiçbir zaman yaygınlaşamaz. Zaten cebe sığacak kadar da ufaltılamamıştır henüz.

Öte yandan, aynı döneme denk gelen araç telefonu da 80’li yıllarda varsıllığın çarpıcı simgelerinden birisi olarak belleklerde iz bırakmayı başarmıştı. Bir otelin açık otoparkında durmakta olan çok lüks bir otomobilin camından göz gezdirerek incelediğim bu aygıt oldukça ilgimi çekmişti doğrusu. Siyah renkliydi, gövdesi ufaktı, ahize gövdeye kordonla bağlıydı, tuşluydu ve tuşlar ahizesinin üzerindeydi. Roger Moore’nin Bond filmlerindeki ayrıksı kötü adamlar tarafından kullanılan fantastik eşyalara benzetmiştim o günkü çocuk aklımla. Toplumun geneline yayılmayı başaramadan insan uygarlığıyla esenleşti.

Bir de mobil iletişim fikrini ışıldatan ayrıntılardan birisi olarak 80’li yılların sonunda evlerde ve işyerlerinde sıkça görülen kordonsuz telefondan söz etmekte de yarar var. Gövde ile ahize arasında kordon bağlantısı yoktu, ahizenin baş kısmındaki telsiz sesin aktarımını sağlardı. Ön yüzü tuşlarla kaplı olan ahize gövdenin üstünde durmaktayken şarj olurdu. Belli uzaklık sınırları içerisinde kullanılabilirdi bu telefonlar. Sözgelişi, evden çıktığınızda bağlantı koptuğu için ses kesilirdi. Bugün işyerlerinde çok daha gelişmiş modeller kullanılmakta.

Bu öncü aygıtların ardından 90’lı yılların başlarına gelindiğinde cep telefonu, adından sıkça sözedilen bir araç durumuna gelmişti. Cebe sığacak kadar küçülmüştü artık. Doktorlar, işadamları, borsacılar gibi her an haberleşmeye gereksinen insanlar tarafından sıkça kullanılıyordu. 1994 yılında, teknolojik yenilikleri ilk deneyimleyenlerden olmayı ilke edinen dostlarımdan biri sayesinde cep telefonuyla tanışma olanağı bulmuştum.

Toplumun büyük bir çoğunluğunun kesesine uygun gelmediğinden henüz Türkiye’de yaygınlaşmamıştı. İnsan uygarlığına kendini kabul ettirme savaşımı veren bu yeni dosta oldukça sevgi ve ilgiyle yaklaşmıştım doğrusu. Gerçekten de çok sevimliydi. Rengi, tasarımı ve görüntüsüyle göz alıcıydı. Evet, söylendiği gibi cebe sığacak kadar ufaktı, taşınabiliyordu, bir başka deyişle istediğim yere götürebiliyordum. Başının üzerine ufak bir anten, ön yüzünde tuşlar, tuşların üstünde de ekran vardı.

Ekrana baktığımda ilk dikkatimi çeken tüm yazıların siyah renkli olduğuydu. Ekranın en üst köşesindeki elektronik saat hemen dikkatimi çekmişti. Buna ek olarak, kronometre, alarm ve telefon numaralarını kayıtlı tutma özelliklerini de içeriyordu. Arka yüzünü çevirip baktığımda gözüme takılan kapağı hemen çıkartıp içine baktım tabii. Taşınabilir ağlara bağlanmasını sağlayan SIM kartı ilk o zaman gördüm, düzenli olarak şarj edilmesi gereken yaşam kaynağı durumundaki pilini de. İleti özelliği çok hoşuma gitmişti, böylece telefon ile telgraf tek bir aygıtta birleştirilmiş oluyordu.

Cep telefonu, kısa süre içerisinde mesleki gereksinimden bağımsızlaşıp toplum içinde varsıllık veya yüksek statü simgesi olarak öne çıkıverdi. İş gereği gereksinim duymayıp da yalnızca sunduğu kolaylaştırıcı rahatlıklardan yararlanmak isteyenlerin de ilgisini cezbetmişti çünkü. Üstelik, bazı insanlar tarafından kalabalığın vakit geçirdiği mekânlarda hava atmak için araba anahtarlığı gibi masanın üstüne konan bir süs eşyasına bile dönüştürülmüştü. Neyse ki bu dönem çok kısa sürdü ama toplumun belleğinde mizahi izler bırakmaktan geri durmadı. Sözgelimi, caka satmaktan hoşlanan bir gencin cep telefonuyla konuşuyor süsü verirken birden telefonunun çalması nedeniyle gülünç duruma düşmesi o dönemde güldürü sanatçıları tarafından işlenenler arasındadır.

Cep telefonu gelişimi 2000-2013

Teknoloji şirketleri, her ekonomik kesime uygun çok çeşitli modeller üretmeyi başarınca cep telefonu büyük bir hızla toplumun geneline yayıldı. Markalar arasındaki çekişme tasarım ve işlev açısından farklılaşmayı zorunlu kıldı doğal olarak, özgün ürünler peşi peşine piyasaya sürüldü. Her markanın kendine ait melodik bir çalma sesi vardı. Biraz düşününce kimi ikiye katlanan, kimi sürgülü, kiminin tuşları aşağı doğru açılan bir kapakla örtülü, kimi avuç büyüklüğünde, farklı renklerde ve birbirinden üstün özelliklere sahip çok sayıda model geliyor gözümün önüne.

Cep telefonu birden bire insanların yaşamında çok şeyi değiştiriverdi. Telefon kulübeleri kaldırıldı, evlerde kablolu telefona ihtiyaç kalmadı, telefon fihristleri yırtılıp çöpe atıldı, sol bileğin vazgeçilmezi olan kol saati temel gereksinim listesinden çıkıp aksesuar konumuna oturdu. Her an konuşma rahatlığı elde edilince buluşmalar çok kolaylaştı. İletişim olanaklarımız daha önce hiç aklımıza gelmeyen çok farklı bir şekle bürünüverdi birden.

Örneğin, eskiden birbiriyle görüşmek isteyen iki arkadaş öncelikle telefonlaşıp bir buluşma yeri ve buluşma saati belirleyerek randevulaşırken, şimdi anlık randevulaşma olanağı vardı. Bir kişi yolda yürümekteyken arkadaşını arayıp görüşmeye davet edebiliyor, arkadaşı yakındaysa görüşme kısa süre sonra gerçekleşebiliyordu. Kolaylaşan şeylerle ilgili birçok örnek var aklımda. Sözgelimi, sokakta hastalanan birisi için hemen cankurtaran çağırılabiliyordu. Sevgililer sürekli iletişim içerisinde kalabiliyorlardı.

Örneğin, aşık çiftlerden biri evde diğeri otobüsteyse mesajlaşarak sohbet edebiliyorlardı. Bir insan bir konser sırasında arkadaşını arayıp en sevdiği şarkıyı dinletebiliyordu. Zaman daha etkili yönetilebiliyordu. Sözgelişi, Bir yönetici işyeri dışındayken sorumlu olduğu işi yönetebiliyordu. Veya bir baba işten eve dönüşte evin ihtiyaçlarını telefon aracılığıyla öğrenip önce eve uğramasına gerek kalmadan yol üstündeki süpermarkete gidebiliyor, sonra eve gelip dinleniyordu.

Evet, Eflatun’un verdiği ışıkla cep telefonuna kavramsal açıdan baktığımda taşınabilirliği ve cebe sığmasının temel iki nokta olarak öne çıktığını görüyorum ama, bence bu aygıtı gerçeğe dönüştüren asıl nokta, insanlara sağladığı paylaşım sürekliliğidir. İnsanlar işyerinde, sokakta, toplu taşıma aracında, evde veya her nerede olursa olsun sevdiklerinin sesini duymadan, sesini duyacak durumda değilse sevdikleriyle yazışmadan yapamıyormuş meğerse; sevdiğini ve sevilmediğini ifade etmeden mutlu olamıyormuş, paylaşmadan ve paylaşım almadan yaşayamıyormuş.

Cep telefonu insan kalbindeki en temel gereksinimi karşılaması sayesinde vazgeçilmezler arasına girdi bence, yıllar önce yalnızca düşlerde görülebilen birçok şeyi gerçeğe dönüştürüp hayatın içine soktu, yaşamı daha sosyal bir yapıya kavuşturdu. Bir insana istediği zaman, istediği yerde, istediği kişiyle haberleşme olanağını sundu, insanların sevdikleriyle sürekli olarak bağlantı halinde kalmaya ihtiyaç duyduğu gerçeğinin görülmesini sağladı. Saltanatını devretme zamanı geldiğinde de sessiz sedasız tahtından inip tıpkı atası telefon gibi köşesine çekildi. İnsanların iletişim algısını baştan yaratan akıllı telefon yeni bir çağ açıp mobil haberleşme piyasasına bütünüyle egemen olunca cep telefonu görevini yapmış olmanın verdiği huzur ile insan uygarlığına veda etti.

Okumaya devam et

Trending

Copyright © 2020 GizliSoru.Com