Bizimle iletişime geçin

Yaşam

Bir Hafta Dışarıda Uyudum ve Bu Gerçekten Hayatımı Değiştirdi

Outside ediötrü Erin Berger yıllardır yaşadığı uyku sorunlarını, deneyimlediği yeni şeyler ile nasıl aştığını anlatıyor. Kendisinden dinliyoruz:
Umutsuz bir kahve tüketicisi olarak biyolojik saatimi nasıl düzene sokacağımı öğrenmek için bir haftamı ormanda kamp yaparak geçirdim.
İyi bir uyku uyumak için uymam gerek kurallara açıkça meydan okuyarak yaşıyorum. Kural bir: Yatmadan bir süre önce telefonlar ve bilgisayarlardan yayılan mavi ışığa daha az maruz kalmaya çalışın. (Tamam da gün içinde neler olup bittiğini başka ne zaman yakalayacağım?) Kural iki: Tamamen karanlık bir yatak odasında uyuyun. (Ay ışığını dahi geçiren tül perdelerimi satın alırken bunu dikkate almamıştım.) Üçüncü kural: Öğleden sonra kahve içmek. (Nasıl yani!?)
On yılı aşkın bir süre önce, yani aşağı yukarı ortaokula başladığım yıllarda korkunç uyku alışkanlıklarım yeni yeni şekillenmeye başlıyordu. O günlerden beri artık her sabah alarmım çaldığında ertele düğmesine ortalama dört kez basar olmuştum. Üniversiteye başladığımda makul bir uyku düzenine sahip olmak için birkaç girişimim olmuştu. Saat 22.00’de yatağa girmeye çalışmış fakat çoğu zaman kendimi saatlerce tavana bakarken bulmuştum. Herhangi birinin 10-20 dakika arasında uykuya dalabileceğine olan inancımı da aynı zamanlarda kaybetmeye başlamıştım.
Belki de bu yüzden bu manşet gözüme çarptı: . Şubat 2017’de Popular Science’da yayınlanan makalede alıntı yapılan , uyku alışkanlıklarının en gizemli göstergesine odaklanıyor: .
Basitçe söylemek gerekirse doğru bir sirkadiyen ritminiz olduğunda vücudunuz karanlıkta uyumak, ışık olduğunda da uyanmak istemelidir. Doğada geçirilen sadece iki gün bir kişinin vücut saatini 2.5 saate kadar değiştirebilir. Araştırmacılar, açık havada geçirilen bir haftanın bazı deneklerin saatlerini dört saat kadar değiştirdiğini keşfettiler. Doğal ışığa (ve en önemlisi karanlığa) sürekli maruz kalmanın, salınımını teşvik ediyor oluşu da bu düzenlemenin sebebi olarak görülüyor. Çalışmanın baş araştırmacılarından ve aynı zamanda Colorado Üniversitesi’nin Bütünleştirici Fizyoloji Bölümü’nde profesör olan Kenneth Wright “Melatonininiz yükselmeye başladığında, bu bizim için biyolojik gecenin başladığını söylüyor” diyor.
Belki de tüm bunlar bir işaretti: Derinden kırılan iç saatimi sıfırlayabilirdim. Elbette, dışarıda yedi gün boyunca uyumak -hala işe gitmek zorunda kalsam ve uyanık olduğum tüm saatleri doğada geçirmesem bile- melatoninimin doğru zamanlarda yükselmesini sağlayabilirdi. Sağlayamasa da bir şey kaybetmezdim hem, havalar yeni yeni ısınıyordu ve ben de kamp yapmayı gerçekten özledim. Tek bir kural vardı, her gün doğada uyumak zorundaydım.
Deneyim Nisan ayı başlarında başladı. Bir arkadaşım beni evimden yaklaşık 20 dakika uzaklıktaki bir araba kampına götürdü ve iki kişilik çadırım için bir yer belirledi. Birkaç saat kamp ateşinde oturduk, kamp ateşimiz söndükten sonra üşüdük ve uyku tulumlarımıza girdik. Saat 23:00 civarı olmalı diye düşündüm, ama saat henüz 21:15’ti. Buna güldük ve yaklaşık 15 dakika sonra uykuya daldık. Uykum boyunca sadece alarmım çaldığında uyandım ve erteleme düğmesine de sadece iki kez bastım.
Bu zaferlerin her ikisi de muhtemelen yeni çevreye alışamadığım için bütün odağımın uyumak ve uyanmaya kaymış olmasındandı. Kamp hayatına biraz daha alıştığım ve bu sefer yalnız kamp yapacağım için ikinci geceye dair umutlarımı düşük tuttum. Bir şeyler düşünerek uyanık kalabileceğimi düşündüm ama hayır, bu sefer beş dakika içinde uyuyakaldım. Gece yarısı geyiklerin çadırımın etrafında döndüğünü duyduğumda derin uykumdan bir kerecik uyandım ve sabah olduğunda ise alarmı erteleme düğmesine sadece bir kez bastım. Üçüncü dinlendirici gecemden sonra, benim uyku düzenimle ilgili kaygılarım oldukça azalmıştı. Uyku kalitemde şaşırtıcı bir artış olmuştu. Biri bana deneyin nasıl gittiğini soracak olursa cevabım hazırdı; “Sirkadiyen ritmimin değiştiğini hissediyorum.”
Dördüncü gecenin sabahında uyku tulumumu açtım ve yepyeni, capcanlı biri gibi hissettim. Sabah kahvemi içerken ise artık sabah kahvelerini bırakabileceğimi düşündüm. Öğleden sonra saat 2’de bir fincan içme dürtüsü de kayboldu. Bütün gün kendimi gerçekten neşeli hissettim. Her zaman düşlediğim o işlevsel insan haline geliyordum yavaş yavaş. Gün içinde hep “Acaba ne zaman şekerleme yapmak isteyeceğim” diye bekliyordum. İşin en tuhaf kısmı buydu: başımı yastığa koyana kadar asla uykulu hissetmedim. Sanki bedenim ben uzanana kadar tam manasıyla uyanık olmayı biliyor gibiydi ve başımı yastığa koyar koymaz da şöyle diyordu: “Hah! Şimdi uyuyacağım!”
Yaşadığım şeyin sirkadiyen ritimlerin nasıl işlediğini gerçekten yansıtmadığını biliyorum, ancak Colorado Üniversitesi araştırmacısı Wright’a göre, yaptığım şey ile sirkadiyen ritmimin kesinlikle bir alakası var. Maruz kaldığınız mavi ışığı azaltarak ve sabah güneş ışığını arttırarak geceleri ihtiyacınız olan melatonin miktarınızı epey arttırabilirsiniz. Wright, “Melatonin yükseldiğinde, vücudunuza birkaç saat içinde yatma vakti için hazırlanmasını söyler” diyor. “Eğer yatmanız gereken vakit geldiğinde melatonin seviyeniz yükseldiyse, işler yolunda gidiyor demektir.”

Kamp deneyim bilimsel olmaktan çok uzaktı, ancak sadece gün doğumu ve gün batımının uyanma saatlerimi belirlemesine izin vererek bazı gerçek faydalar elde ettiğimi hissediyorum. Örneğin hava karardığında uyumak zorundaydım ve bu daha erken uykuya dalmama yardımcı oldu. Ayrıca 360 derecelik güneş ışığı ve kuşların ötüşünü her sabah görmezden gelmek zordu. 1 haftanın sonunda ise yatma vaktim her geldiğinde sürekli olarak yorgun hissettim ve güne başlama zamanı geldiğinde ise sürekli olarak daha uyanık hissettim. Ayrıca sabahları kendime gelebilmek için kahve artık bir zorunluluk gibi gelmiyordu. (Hala içiyorum tabi ki – kahveden beni koparacak bir büyü yaptırmadım neticede.)


Bu neden işe yaradı?

Kamp yaptığım hafta boyunca temiz bir uyku çekmek hakkında çok şey öğrendim, sık sık duyduğunuz uyku öncesi alışkanlıkların işe yarıyor olduğunu da belirteyim. Ancak açık havanın başka etkenleri de vardı. Örneğin, sıcaklık her gece gün batımından sonra 20 derecelerden 5-6 civarına düştü ve dolayısıyla hissettiğim üşüme de vücuduma uykunun yakında olduğunun sinyalini verdi.
Kamp alanında internetimin çekmemesi de yatmadan önce telefonumu kontrol etmediğim anlamına geliyordu, bu da uykudan önce melatonin seviyelerimi bozan mavi ışığın olmadığı anlamına geliyordu. Ayrıca mumya tarzı bir uyku tulumunun içinde, dev bir yorganın altında uyudum. Yorganın ağırlığı hareket etmeme engel oldu ve sanıyorum bu da uykuya daha kolay dalmam konusunda bir artıydı. (, ağır bir battaniye altında uyumanın uykusuzluk çekenlerin daha kolay uykuya dalmalarını sağladığını göstermiştir.)


Sizin kampınız nasıl olmalı?

Wright, sirkadiyen ritminizi düzeltmek için, hafta içi yapacağınız yarım yamalak bir kamptansa tüm bir hafta sonunu kamp yaparak geçirmenizi öneriyor. “Daha erken bir uyku programına hemen başlamak için kampı kullanabiliriz, ardından bizi orada tutmak için uyku alışkanlıklarımızı korumalıyız” diyor. Kamp yapacak bir ormana yakın yaşamıyor olabilirsiniz, yasaların izin verdiği ve gün batımı ile doğumuna maruz kalacağınız herhangi bir yerde de kamp yapabilirsiniz. Sokak ışıklarına veya diğer ortam aydınlatma kaynaklarına fazla maruz kalmadığınızdan emin olun ve daha yüksek verim alabilmek için telefonunuzu evde bırakın.

Ve bilimsel olarak desteklenmese de, okula gitmeden önceki herhangi bir gecede kamp yapmanın sıradan bir seçenek olması gerektiği, hatta spora veya kuaföre gitmek kadar sıradan olması gerektiği sonucuna vardım.


Kampa gidemiyorsam benzer etkileri nasıl görürüm?

Kamp yapmanın uyku döngüsü üzerinde yarattığı faydalardan bazılarını yaşayabilmek için her gün küçük değişiklikler yapabilirsiniz. Wright, “Güne doğal güneş ışığına daha fazla maruz kalarak başlarsanız, bunun bile tek başına büyük etkisi olacaktır” diyor. Ayrıca uyandıktan hemen sonra egzersiz yapmayı öneriyor. “Bu, evinizdeki ışıkları kapatmanın ve tüm elektronik cihazlarınızı karartmanın yanı sıra, uyku saatinizi daha erkene çekmenize yardımcı olabilir.”
Örneğin ben yatağımda geçireceğim geceler için, açık havadaki yatak odamı kopyalamaya yardımcı olacak bazı değişiklikler de yaptım. Pencerelerimden birine dışarıdan gelen ışığı tamamen kesecek bir karartma perdesi aldım. (Tülümü de sokağa bakan ve geceleri görece az aydınlatma ışığı alan diğer pencereme taşıdım ve böylece sabah ışığının içeri girmesini sağladım.) Her gece telefonumu uçak moduna alıp telefona bakmak yerine kitap okurum. Mumya tipi uyku tulumumda uyumamama rağmen odamı da olabildiğince soğuk tutuyorum. Tam olarak ne zaman uyuduğum için endişelenmemeye çalışıyorum. Güle güle gecenin bir vaktinde yaptığım e-posta kontrolleri; güle güle öğleden sonra kahvesi; güle güle sabahları dördüncü kez erteleme düğmesine basmak.

Okumaya devam et
Yorum yapmak için tıklayın

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Yaşam

Dönüşmemiz Gereken İnsan Türü: Homo Bene

İnsan, sınıflandırma bilimindeki adıyla “Homo sapiens (farkında olan insan)”, anatomik olarak 200.000 yıl önce Afrika’da ortaya çıksa da modern davranışlarına kavuşması epey uzun(150.000 yıl kadar) sürdü. Bu modern davranışlarla(düşünebilme ve konuşabilme) birlikte günümüz insanı, Homo sapiens’in alt türlerinden birisi olan “Homo sapiens sapiens (farkındalığın farkında olan insan)” olarak anılmaya başlandı. Homo sapiens sapiens halini aldıktan sonra insanın gelişimi oldukça hızlı olurken doğayla ve çevresiyle olan ilişkisi olumsuz anlamda değişmeye başladı.

 Bildiğiniz gibi ilkel ilk insanlar avcılık yaparak hayatta kalıyorlardı. Her geçen yıl daha iyi bir avcıya dönüşen bu insanlar, sahip oldukları yetenekleri sayesinde kullanışlı araç-gereçler yaparak avcılık konusunda epey ustalaştılar. Bu ustalaşmayla birlikte güçlü, sağlıklı ve üreme potansiyeli olan hayvanlar insanlar tarafından kolayca avlanabildi ve büyük av hayvanlarının soyları tükenmeye başladı.
Avın azalması ve yavaş yavaş nüfusun artmasıyla tarımsal faaliyetlere geçiş kaçınılmaz hale geldi. Bu durum, nüfusun kısa sürede patlamasına sebep olurken insanın doğal kaynaklara saldırmasını hızlandırdı. Ağaçların kesilmesi, yanlış tarım uygulamaları, otlakların bir bir yok edilmesi sonucunda dünyadaki yeşil alanlar hızla azalmaya başladı. Kısaca, Homo sapiens sapiens sayısı hızla artarken eskiden ormanlarla kaplı birçok alan yok oldu. Çok değil 1700’lü yıllara kadar Anadolu karaçam ormanlarıyla kaplı bir bölgeydi.
Ardından gelen Sanayi Devrimi, ne yazık ki insanın doğaya verdiği zararları azaltmak bir yana arttırmaya devam etti. 1830 yılında, insan nüfusu 1 milyarken sadece 170 yıl sonra 2000 yılında 6 milyarı geçmişti. Bu da tüketimin hızla artması, doğal kaynakların hızla sömürülmesi anlamına geliyordu.
Doğaya sürekli artacak şekilde verdiğimiz tahribat, günümüzde devasa boyutlara ulaşmış durumda. Öyle ki insan faaliyetleriyle oldukça hızlanan küresel ısınma, birçok bilim insanı tarafından dünyanın önündeki en büyük sorunlardan biri olarak gösteriliyor.
Yukarıda bahsettiğim gibi çok açık görülüyor ki doğaya ve çevreye en çok zarar veren tür biziz. Bunun sonsuza kadar bu şekilde devam edemeyeceğini hepimiz biliyoruz. Daha da geç olmadan kendimizi ve değerlerimizi sağlam bir şekilde sorgulayıp türümüzü yeniden tanımlamalıyız. Yani, artık sadece kendi çıkarlarını düşünen Homo sapiens sapiens’i aşarak Homo bene’ye (iyi, yararlı insan) dönüşmeliyiz.

Bu içerikler de ilginizi çekebilir:

Okumaya devam et

Yaşam

Michelangelo’nun “Adem’in Yaratılışı” Eserindeki Gizemli Detay Aslında Ne Anlatmaya Çalışıyor?

İtalyan rönesans döneminin en ünlü sanatçılarından Michelangelo’nun 1500’lü yıllarda yaptığı “Adem’in Yaratılışı” eserinde en çok dikkat çeken kısım ellerin kavuştuğu bölüm olsa da resmin başka yerlerinde çok daha büyük detaylar olduğu ortaya çıktı.

1511 yılında Michelangelo tarafından yapılan Adem’in Yaratılışı, Sistine Şapeli’nin tavanında bulunuyor.

Ünlü eserde, Michelangelo’nun Tanrı’nın yüzü olarak kendi yüzünü resmettiği iddia ediliyor.


Resmin en ünlü yorumlanma şekli isminden de anlaşılabileceği gibi yaratıcının Adem’e hayat verişinin anlatıldığıdır. Bir diğer yorum ise resmin, insanların Tanrı’ya yabancılaşmasını anlattığı.

Burada en önemli kısım olarak Tanrı ve Adem’in ellerinin kavuştuğu bölümü gösterebiliriz.


Yıllardır bu şekilde yorumlanan resim hakkında atılan yeni tezler ise hiç mantıksız değil.

Yeni yorumlamalar, resimde, Tanrı’nın beyne benzeyen bir kalıbın içerisine çizilmiş olduğu yönünde.


Resme tekrar baktığımızda Tanrı’nın bulunduğu kısmın gerçekten de beyin olduğunu ve Michelangelo’nun Tanrı’yı beynin tam ortasına yerleştirdiğini görebiliriz.

Yani, Michelangelo insanlığa “Tanrı aslında sizsiniz, o sizin içinizde” mesajını iletmiş olabilir. Unutmayın ki, sanat eserleri, ona bakan kişilerin yorumlarıyla anlam kazanır.


Bu içerikler de ilginizi çekebilir:

Okumaya devam et

Yaşam

2021 Altın Küre Ödülleri (Golden Globes) kazananları

2021 Altın Küre Ödülleri (Golden Globes) kazananları açıklandı. En çok dalda aday gösterilen Mank yer almadı. Nomadland en iyi film seçilirken, The Crown dizisi 4 dalda ödül kazandı.

2021 Altın Küre Ödülleri (Golden Globes) kazananları

2021 Altın Küre Ödülleri (Golden Globes) kazananları açıklandı. En çok dalda aday gösterilen Mank yer almadı. Nomadland en iyi film seçilirken, The Crown dizisi 4 dalda ödül kazandı.

1944 yılından itibaren Hollywood Yabancı Basın Birliği (Hollywood Foreign Press Association) imzasıyla düzenlenen Altın Küre Ödülleri (Golden Globes) adayları geçen şubat ayında duyurulmuştu. Kazananlar bu sabaha karşı 04.00’te başlayan tören ile birlikte belli oldu.

Koronavirüs pandemisi nedeniyle normalden daha geç bir tarihte düzenlenen ödüller Amy Poehler ve Tina Fey ikilisi tarafından sunuldu. Poehler ödülleri Los Angelas’tan, Fey ise New York’tan sundu. Böylece ödüller iki farklı yerde eşzamanlı şekilde gerçekleştirilmiş oldu. Covid-19 salgını nedeniyle yaşanan seyahat kısıtlamasını işte bu yöntem ile aşmaya çalıştılar.

Bu yıl En İyi Yönetmen ve En İyi Film (Drama) kategorilerinde Nomadland – Chloé Zhao kazanan isim oldu. En İyi Film (Komedi ya da Müzikal) dalında ise Jason Woliner‘ın yönettiği Borat Subsequent Moviefilm ödülü kucakladı.

Drama türünde En İyi Erkek Oyuncu performansı ödülü Chadwick Boseman‘a (Ma Rainey’s Black Bottom), kadın oyuncu performansı ödülü ise Andra Day‘e (The United States vs Billie Holiday) gitti. Bu yılın en çok konuşulan animasyon filmi Soul ise En İyi Müzik ve Animasyon dallarında ödüller kazandı. En İyi Senaryo ödülü ise Aaron Sorkin‘in The Trial of the Chicago 7 yapımına gitti.

Televizyon ödüllerinde ise En İyi Drama The Crown olurken En İyi Komedi/Müzikal Schitt’s Creek seçildi. Geçen yılın en çok konuşulan mini dizisi The Queen’s Gambit, Altın Küre’den de ödülle döndü.

En İyi Film (Drama)

The Father
Mank
Nomadland
Promising Young Woman
The Trial of the Chicago 7

En İyi Film (Komedi ya da Müzikal)

Borat Subsequent Moviefilm
Hamilton
Music
Palm Springs
The Prom

En İyi Erkek Oyuncu (Drama)

Riz Ahmed – Sound of Metal
Chadwick Boseman – Ma Rainey’s Black Bottom
Anthony Hopkins – The Father
Gary Oldman – Mank
Tahar Rahim – The Mauritanian

Chadwick Boseman – Ma Rainey’s Black Bottom

En İyi Kadın Oyuncu (Drama)

Viola Davis – Ma Rainey’s Black Bottom
Andra Day – The United States vs Billie Holiday
Frances McDormand – Nomadland
Carey Mulligan – Promising Young Woman
Vanessa Kirby – Pieces of a Woman

Andra Day – The United States vs Billie Holiday

En İyi Erkek Oyuncu (Komedi-Müzikal)

Sacha Baron Cohen – Borat Subsequent Moviefilm
James Corden – The Prom
Lin-Manuel Miranda – Hamilton
Dev Patel – The Personal History of David Copperfield
Andy Samberg – Palm Springs

En İyi Kadın Oyuncu (Komedi-Müzikal)

Maria Bakalova – Borat Subsequent Moviefilm
Kate Hudson – Music
Michelle Pfeiffer – French Exit
Rosamund Pike – I Care A Lot
Anya Taylor-Joy – Emma.

En İyi Yönetmen

Emerald Fennell – Promising Young Woman
David Fincher – Mank
Regina King – One Night in Miami
Aaron Sorkin – The Trial of the Chicago 7
Chloé Zhao – Nomadland

En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu

Sacha Baron Cohen – The Trial of the Chicago 7
Daniel Kaluuya – Judas and the Black Messiah
Jared Leto – The Little Things
Bill Murray – On the Rocks
Leslie Odom Jr. – One Night in Miami

En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu

Glenn Close – Hillbilly Elegy
Olivia Colman – The Father
Jodie Foster – The Mauritanian
Amanda Seyfried – Mank
Helena Zengel – News of the World

Yabancı Dilde En İyi Film

Another Round (Danimarka);
La Llorona (Guatemala)
The Life Ahead (İtalya)
Minari (ABD)
Two of Us (Fransa)

En İyi Senaryo

Promising Young Woman
Mank
The Trial of the Chicago 7
The Father
Nomadland

En İyi Animasyon Film

The Croods: A New Age
Onward
Over the Moon
Soul
Wolfwalkers

En İyi Orijinal Şarkı

“Fight for You” – Judas and the Black Messiah
“Hear My Voice” – The Trial of the Chicago 7
“Io Si” – The Life Ahead
“Speak Now” – One Night in Miami
“Tigress & Tweed” – The United States vs. Billie Holliday

En İyi Müzik

The Midnight Sky
Tenet
News of the World
Mank
Soul

En İyi Dizi (Drama) 

The Crown
The Mandalorian
Ozark
Lovecraft Country
Ratched

En İyi Dizi (Komedi ya da Müzikal)

Emily in Paris
Ted Lasso
The Flight Attendant
Schitt’s Creek
The Great

En İyi Mini Dizi/Film

Normal People
The Queen’s Gambit
The Undoing
Small Axe
Unorthodox

En İyi Erkek Oyuncu (Drama) 

Jason Bateman – Ozark
Josh O’Connor – The Crown
Bob Odenkirk – Better Call Saul
Matthew Rhys – Perry Mason
Al Pacino – Hunters

Josh O’Connor, The Crown dizisi 4. sezonda Prens Charles’ı canlandırdı.

En İyi Kadın Oyuncu (Drama)

Olivia Colman – The Crown
Jodie Comer – Killing Eve
Emma Corrin – The Crown
Laura Linney – Ozark
Sarah Paulson – Ratched

Emma Corrin, The Crown dizisi 4. sezonda Prenses Diana’yı canlandırdı.

En İyi Erkek Oyuncu (Komedi-Müzikal)

Don Cheadle – Black Monday
Nicholas Hoult – The Great
Eugene Levy – Schitt’s Creek
Jason Sudeikis – Ted Lasso
Ramy Youssef – Ramy

En İyi Kadın Oyuncu (Komedi-Müzikal)

Lily Collins – Emily in Paris
Kaley Cuoco – The Flight Attendant
Elle Fanning – The Great
Catherine O’Hara – Schitt’s Creek
Jane Levy – Zoey’s Extraordinary Playlist

En İyi Erkek Oyuncu (Mini Dizi/TV Filmi)

Bryan Cranston – Your Honor
Jeff Daniels – The Comey Rule
Ethan Hawke – The Good Lord Bird
Hugh Grant – The Undoing
Mark Ruffalo – I Know This Much Is True

En İyi Kadın Oyuncu (Mini Dizi/TV Filmi)

Anya Taylor-Joy – The Queen’s Gambit
Shira Haas – Unorthodox
Nicole Kidman – The Undoing
Cate Blanchett – Mrs. America
Daisy Edgar-Jones – Normal People

En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu (Dizi, Mini Dizi, TV Filmi)

John Boyega – Small Axe
Brendan Gleeson – The Comey Rule
Dan Levy – Schitt’s Creek
Jim Parsons – Hollywood
Donald Sutherland – The Undoing

En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu (Dizi, Mini Dizi, TV Filmi)

Gillian Anderson – The Crown
Helena Bonham Carter – The Crown
Julia Garner – Ozark
Annie Murphy – Schitt’s Creek
Cynthia Nixon – Ratched

Kaynak: Golden Globes – Kayıp Rıhtım

Okumaya devam et

Trending

Copyright © 2020 GizliSoru.Com