Bizimle iletişime geçin

Bilim

Cilt Beyazlatma Yöntemleri Nelerdir? Kalıcı Beyaz Bir Cilt İçin Güzellik İpuçları

Cilt Beyazlatma Yöntemleri Nelerdir? Kalıcı Beyaz Bir Cilt İçin Güzellik İpuçları

Cildin farklı bölgelerinin zamanla koyu ve pigmentli bir hal alması, güneşe aşırı maruz kalma, kirli hava, yanlış yaşam tarzı seçimleri ve stres gibi birçok faktörden kaynaklanmaktadır. Vücutta meydana gelen kararmaların sık karşılaşılan diğer bir nedeni de ağda ve epilasyon uygulamalıdır. Her kadının evde kolaylıkla uygulayabileceği bazı ipuçları ve doğal yöntemler, ciltteki bu renk değişimi sorunu ortadan kaldırarak kusursuz bir görünüme kavuşmanızı sağlayabilir.

Piyasada cilt beyazlatmak için kimyasal bazlı birçok kozmetik ürün bulunmaktadır. Ancak bu ürünlerin sürekli kullanımı, bir süre sonra ciltte telafisi mümkün olmayan hasarlara yol açabilmektedir. Uzmanlar, bu işlem sırasında cildin zarar görmemesi için doğal ve bitkisel yöntemleri önermektedir.

Koyu Cilt Tonu Nasıl Beyazlatılır?

Cildinizin bazı kısımları toz, kir, ağda, güneş ışığı gibi farklı nedenlerden dolayı zamanla koyulaşma eğilimi gösteriyorsa, aşağıda listelenen ipuçları işinize yarayabilir. Fakat tümüyle koyu bir cilde sahipseniz, piyasada satılan hiçbir krem ve uygulamanın cildinizi reklamlardaki gibi kusursuz göstermeyeceğini bilmeniz gerekmektedir. Cildin doğal tonunu yeniden kazandırarak kalıcı beyazlatma sağlayan yöntemler ise şunlardır:

1 – Yeterince Uyuyarak Cildinizdeki Kan Dolaşımını Artırın

Bu madde kulağınıza biraz garip gelebilir ancak vücudun tüm fonksiyonlarının sağlıklı ve düzgün çalışabilmesi için günlük 7 ila 9 saat uykuya ihtiyaç duyulur. Ciltteki kan akışı uyku esnasında hızlanır ve her yeni güne daha sağlıklı bir ciltle uyanırsınız. Yetersiz uyku alışkanlık haline getirilirse, cildiniz zamanla donuk ve cansız bir hal alarak kararmaların daha kolay oluşmasına zemin hazırlar.

2 – Bol Su Tüketerek Cildinizi Toksinlerden Arındırın

Nemli ve ışıltılı bir cilt için yeterli miktarda su tüketmek gerekir. Bu, cildin nemli kalabilmesi için son derece mühimdir. Bol su tüketmek, toksinleri vücuttan temizleyerek cildinizin rengini yeniden kazanmasını sağlar. Toksinlerden arınan cilt dokusu doğal rengine kavuşmasının yanı sıra ipeksi ve parlak görünecektir.

3 – Nemlendirici Kullanmayı İhmal Etmeyin

Cildin en önemli ihtiyaçlarından biri de nemdir. Cildinizde kararmalar mevcutsa bu önem daha da artmaktadır. Günde iki defa nemlendirici uygulamak, cildin rengine kavuşurken oluşan hidrasyon sürecini hızlandırabilir. Cildin ihtiyacı olan nemi sağlamak, aynı zamanda kuruluğun önüne geçerek cildinizin daha parlak görünmesine de yardımcı olur..

4 – Cildinizi Güneşten Koruyun

Cildin özellikle öğlen saatlerindeki dik güneş ışınlarına maruz kalması, zararlı ışınların cilde nüfuz etmesiyle beraber renk değişimlerine neden olabilir. Bu saatlerde dışarıya çıkmak zorundaysanız, yanınızda mutlaka şapka ve gözlük gibi güneşten koruyucu malzemeler bulundurun. Cilt tipinize uygun bir koruyucu losyon, güneşin zararları ışınlarını emerek cildinizde oluşabilecek hasarları önleyebilir.

5 – Zeytinyağı ve Bal Maskesiyle Cildinize Masaj Yapın

Zeytinyağı ve bal ikilisiyle hazırlayabileceğiniz karışım, 4 hafta gibi sürede cildinizin farklı bölgelerinde meydana gelen kararmaları azaltabilir. 2 yemek kaşığı zeytinyağı ve 1 çay kaşığı balı uygun büyüklükte bir kabın içerisinde birleştirip karıştırın. Cildiniz yağlı ise bir iki damla limon suyu ilave edin. Bu karışımla renk değişimi olan bölgeye birkaç dakika masaj yapın. Son olarak ılık suya bölgeyi silin.

6 – Soğuk Gül Suyu Uygulaması

Gül suyunun antienflamatuar özelliği, ciltte sıklıkla karşılaşılan kızarıklık ve kararmaların azalmasında etkilidir. Temiz bir sprey şişesinin içine gül suyu doldurun ve soğuyana kadar buzdolabında bekletin. Soğuk gül suyunu cildinize püskürtmeniz yeterlidir. Cildi ferahlatan ve tazeleyen bu yöntemin birkaç saat aralıklarla günde 3 defa uygulanması tavsiye edilmektedir.

7 – Yüz Buharı Yöntemi

Yüzünüzdeki solgun ten renginden kurtulmak için bu yöntemden yararlanabilirsiniz. Ciltteki gözenekleri derinlemesine temizleyen buhar uygulaması, kirlerden arınan yüzünüzün rengine canlılık kazandıracak. Bir miktar suyun içerisine limon kabukları ekleyin ve kaynatın. Suyu bir kaseye aktarın ve buharını birkaç dakika boyunca cildinize uygulayın. Son olarak yüzünüzü yumuşak ve ıslak bir havluyla kurutun.

8 – Sütlü Portakal Maskesi

Son dönemlerde birçok kadının favorilerinden olan portakal maskesi, cildinizi aydınlatarak doğal rengini yeniden kazandırabilir. Taze portakal kabuklarını soğuk sütle macun kıvamına gelene kadar öğütün ve cildinize uygulayın. Etkili bir sonuca ulaşabilmek için bu uygulamayı hafta iki kez tekrar edin.

9 – Yumurta Akıyla Cilt Beyazlatma

Yumurta akı, cildinizde değişime uğrayan renk tonunu yeniden kazandırmanın yanı sıra sıkılaştırıcı ve gözenek açıcı özelliklere de sahiptir. Yumurta akı ve mısır unuyla hazırlayacağınız maske, şu günlerde yoğun rağbet gören kalıcı bir cilt beyazlatma yöntemidir. Bir yumurtanın akı ve 2 çay kaşığı mısır ununu karıştırarak cilde uygulayın. Cilt tipiniz akne oluşumuna elverişliyse, daha etkili bir sonuç için karışıma 1 çay kaşığı limon ekleyebilirsiniz.

10 – Cildi Aydınlatan Doğal Temizleyici

Elma sirkesi ve gül suyuyla doğal bir temizleyici hazırlayarak cildinizi aydınlatabilirsiniz. Eşit miktarda elma sirkesi ve gül suyunu bir kasenin içine ekleyip karıştırın. Daha sonra bir pamuğu karışma batırın ve çok bastırmadan cildinizi silin. 2 dakika sonra ılık suyla durulayın. Bu karışım ciltte oluşan kir ve ölü cilt hücrelerini yok ederek cildin eski sağlığına kavuşmasını sağlayacaktır.

11 – Salatalık ve Sandal Ağacı Tozuyla Cilt Beyazlatma

Soyulmuş salatalık dilimleri, sandal ağacı tozu ve bir çorba kaşığı limon suyuyla hazırlayacağınız cilt maskesini cilt tonunuzu beyazlatmak için kullanabilirsiniz. Bütün malzemeleri blender yardımıyla karıştırıp maske haline getirin ve cildinize uygulayın. Maskeyi 15 – 20 dakika kadar yüzünüzde bekletin. Son olarak cildinizi yıkayın ve kurutun.     

Okumaya devam et
Yorum yapmak için tıklayın

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bilim

Müsilaj (deniz salyasının) nedenine ilişkin ilk sonuçlar belli oldu!

İstanbul Üniversitesi (İÜ) Fen Fakültesi Biyoloji Bölümü Hidrobiyoloji Anabilim Dalı Plankton Araştırma Laboratuvarı, deniz salyasında ilk incelemesini tamamladı. Salyaya tek hücreli canlı türlerinin neden olduğu anlaşıldı. Tek hücreli canlıların çoğalmasında fosfor ve azotun etken olduğunu söyleyen Prof.Dr. Neslihan Özdelice, “2 seneye yakın hepimiz evde kaldık, yoğun deterjan kullandık. Deterjan içeriklerinde yoğun fosfor var. Yeme içme alışkanlığı bile arttı, bunlar bile etken” dedi.

müsilaj nedeni

İstanbul Üniversitesi (İÜ) Fen Fakültesi Biyoloji Bölümü Hidrobiyoloji Anabilim Dalı Plankton Araştırma Laboratuvarı, deniz salyasında ilk incelemesini tamamladı. Salyaya tek hücreli canlı türlerinin neden olduğu anlaşıldı. Tek hücreli canlıların çoğalmasında fosfor ve azotun etken olduğunu söyleyen Prof.Dr. Neslihan Özdelice, “2 seneye yakın hepimiz evde kaldık, yoğun deterjan kullandık. Deterjan içeriklerinde yoğun fosfor var. Yeme içme alışkanlığı bile arttı, bunlar bile etken” dedi.

Müsilaj (deniz salyasının) nedenine ilişkin ilk sonuçlar belli oldu!

İstanbul Üniversitesi Fen Fakültesi Biyoloji Bölümü Hidrobiyoloji Anabilim Dalı Plankton Araştırma Laboratuvarı’nda, 23 gün önce Marmara Denizi’nin çeşitli bölgelerinden alınan deniz salyası örnekleri incelendi. İncelenen salyada çok sayıda evsel atık, bakteri ve müsilaja sebep olan tek hücreli canlılar tespit edildi. Tek hücreli canlıların müsilajı arttırmada büyük rol oynadığı saptandı. Bu tespit ile birlikte, deniz sularında hali hazırda bulunan bu tek hücreli canlıların neden bu sene bu denli fazla müsilaja sebep olduğu da araştırılacak, incelemede farklı bir tür de keşfedildi.


Laboratuvarda yapılan incelemelerde İlk izlenimlere göre, bu seneki artışın evsel atıklar gibi dış etkenlerin bu canlıları strese soktuğu, dolayısıyla tek hücreli canlıların daha fazla müsilaja neden olduğu belirlendi. Aynı zamanda yanlış avlanma gibi etkenler de tek hücreli canlıların üremesine yol açarak, müsilajın artmasına sebep olduğu açıklandı.


Yeni bir canlı türü bulduk

İstanbul Üniversitesi Fen Fakültesi Biyoloji Bölümü Hidrobiyoloji Anabilim Dalı Başkanı Prof.Dr. Neslihan Özdelice, “2007-2008 yıllarında gözlemlediğimiz türlerin çoğu, yine bu sene de müsilajdan sorumlu olan türler baskın. Onların dışında farklı olarak bir tür daha gördük. Bu türlerle denemeler yapacağız. Canlıyı belli bir sıcaklık, azot, fosfor kullanarak strese sokarak hangi şartlarda, hangi noktada müsilaj salgıladığını belirleyeceğiz. 2007-2008’de görmediğimiz bir tür daha aktif hale gelmiş halde. Bu senelerden sonra yoğun bir girdi olmuş ki, gerek yağışlarla tarımsal alanlardan girdi, gerek evsel atık oranlarıyla evsel atıklardaki oran da yükselmiş ki, biz bu yapıyı yoğun olarak bu sene görüyoruz” şeklinde konuştu.

Bu algleri yok etmek, yapabileceğimiz en kötü şey olur

Neslihan Özdelice, “Bu canlılar zaten suda olması gereken canlılar, suya oksijen veren canlılar. Buradaki olay bu canlıları strese sokan bir faktör var. Bu nedenle dışarıya müsilaj salınımı gerçekleşiyor. Bu algleri yok etmek yapabileceğimiz en kötü şey olur. Çünkü bunlar fotosentez yapan ortama oksijen veren canlılar. Bizim bunları strese sokan faktörleri yaratmamız gerekiyor” dedi.

Yoğun deterjan kullandık, bu bile etken


Özdelice, “En çok azot, fosfor dediğimiz yükün fazla olması sorun. 2 seneye yakın hepimiz evde kaldık, yoğun deterjan kullandık. Deterjan içeriklerinde yoğun fosfor var. Koronavirüs dönemi hepimiz evde yoğun deterjan kullandık. Yeme içme alışkanlığı bile arttı bunlar bile etken” diye konuştu.

Okumaya devam et

Bilim

Bilim insanları 8 haftada 3 yaş gençleşmenin yolunu buldu!

Bilim insanları 8 haftada 3 yaş gençleşmenin yolunu buldu! Bulgular, bu yaşam tarzına bağlı kalmanın, hücrelerin biyolojik yaşlanma sürecinde “istatistiksel açıdan anlamlı” azalmalar sağladığını gösterdi.

gençleşmenin dna

Bilim insanları 8 haftada 3 yaş gençleşmenin yolunu buldu! Bulgular, bu yaşam tarzına bağlı kalmanın, hücrelerin biyolojik yaşlanma sürecinde “istatistiksel açıdan anlamlı” azalmalar sağladığını gösterdi.

Yeni bir araştırma bireylerin beslenme düzeni ve yaşam tarzı değişiklikleriyle yaşlanma sürecini gerçekten tersine çevirebileceğini ortaya koydu.

Çığır açan klinik deneyde bilim insanları, DNA metilasyonu ismi verilen kimyasal değişimi dengeleyerek bireylerin biyolojik yaşlarını sadece 8 haftada üç yıl geriletebildiklerini keşfetti.


Araştırmacılar, yaşlanmanın kronik hastalıkların ana nedeni olduğunu söylüyor. Bu nedenle, bir kişinin DNA’sındaki saati geri almak, daha sağlıklı kalmasını ve daha uzun yaşamasını sağlayabilir.

Yeni araştırmada 8 hafta boyunca araştırmacılar bitkisel besinlere odaklanan bir beslenme düzeninin, uykunun, egzersizin ve ek probiyotiklerin uygulandığı bir tedavi programı uygulandı.

Birleşik müdahale programı

Klinik deneyde yaşları 50 ve 72 arasında değişen 43 sağlıklı erkek yer aldı. Bulgular, bu yaşam tarzına bağlı kalmanın, hücrelerin biyolojik yaşlanma sürecinde “istatistiksel açıdan anlamlı” azalmalar sağladığını gösterdi.

Araştırmanın lideri Kara Fitzgerald, “Birleşik müdahale programı, DNA metilasyonu adı verilen biyolojik mekanizmayı hedef almak için tasarlandı” dedi.

Bu erken bulgular, biyolojik yaşın tersine çevrilmesi potansiyelini konu alan çok az sayıdaki çalışmayla tutarlı ve onları büyük ölçüde ilerletiyor gibi görünüyor.

McGill Üniversitesi’nin önde gelen epigenetik uzmanı Moshe Szyf, bu doğal yaklaşımın vücudun yaşlanmasını geciktirmek için ilaçlara başvurmadığını vurguluyor.

Bunun hem bilim insanları hem de halk için önemli, yeni fırsatlar sağlayacağına inanıyorum.

Aging isimli hakemli bilimsel dergide yayımlanan araştırmanın yazarları, şimdi daha fazla kişiyle yeni bir deney tasarladıklarını ifade ediyor.


Fitzgerald, “Şu anda, bu bulguları destekleyeceğini umduğumuz daha büyük bir çalışma için katılımcı topluyoruz” diyor.

Okumaya devam et

Bilim

Bilinen en eski savaş, iklim değişikliği nedeniyle olmuş

Son yapılan araştırmaya göre Sahra Çölü ve Nil Vadisi’nde gerçekleşen bilinen en eski savaş, iklim değişikliği nedeniyle gerçekleşmiş. Bu dönem son Buzul Çağı’nın sonuna denk geliyor. Bu aşırı iklim değişikliği, doğu Sahra Çölü’nü soğuk ve hiper kurak bir bölgeye dönüştürdü. İnsanlar için sadece birkaç yer yaşanabilir durumdaydı.

en eski savaş

Son yapılan araştırmaya göre Sahra Çölü ve Nil Vadisi’nde gerçekleşen bilinen en eski savaş, iklim değişikliği nedeniyle gerçekleşmiş. Bu dönem son Buzul Çağı’nın sonuna denk geliyor. Bu aşırı iklim değişikliği, doğu Sahra Çölü’nü soğuk ve hiper kurak bir bölgeye dönüştürdü. İnsanlar için sadece birkaç yer yaşanabilir durumdaydı.

Bilinen en eski savaşlardan birinin ardından iklim değişikliği çıktı. Araştırmacılar savaşın bölgede iklim değişikliğiyle azalan gıdayı ve diğer kaynakları ele geçirmek için savaşan rakip topluluklar arasında patlak verdiğine inanıyor.

Dünyanın bilinen en eski savaşlarından birinin yaşandığı Nil Vadisi’ndeki 13 bin 400 yıllık insan kalıntıları üzerinde yapılan yeni bir araştırma, çatışmanın nedeninin iklim krizi olabileceğini ortaya koydu.


Bugün Sudan topraklarında yer alan Cebel Sahaba’da 1960’larda bulunan 61 insan iskeleti, bugüne kadar insanlar arasında yaşanan savaşlara dair en eski kanıt olarak görülüyor.

Dünyanın bilinen en eski savaşı olarak adlandırdığı çatışmanın kalıntılarını inceleyen Britanyalı ve Fransız bilim insanları, aralarında çocukların da olduğu bu kişilerin önceden düşünüldüğü gibi tek seferlik bir katliam sonucu ölmediği sonucuna ulaştı.

Scientific Reports* adlı bilimsel dergide yayımlanan araştırmaya göre, iskeletleri bulunan 61 kişi o dönemde yaşanan iklim değişikliğinin tetiklediği ve birkaç yıl süren şiddetli savaşlar sonucunda hayatını kaybetti. İskeletlerdeki yara iyileşme izlerinin, bu kişilerin birden fazla çatışma yaşadığına işaret ettiği kaydedildi.

İki şiddet mağdurunun kazı fotoğrafı (20 ve 21 numaralı gömüler). Fotoda yer alan kalemler, kemiklerle karıştırılmış silah parçalarına işaret ediyor. (Fotoğraf: Wendorf Arşivi, British Museum)

Fransa Ulusal Bilimsel Araştırma Merkezi’nden Isabelle Crevecoeur, aralarında avcıların ve balıkçıların da bulunduğu topluluktaki herkesin, kadınlar ve çocuklar da dahil olmak üzere ayrım gözetilmeden şiddete maruz kaldığını söyledi.

Araştırmacılara göre bu savaş, yerel düzeyde ve aynı topluluktan kişiler arasında yaşanmadı. Yazılı belge bulunmadığı için çatışmaların asıl nedeni net olmasa da, araştırmacılar savaşın bölgede iklim değişikliğiyle azalan gıdayı ve diğer kaynakları ele geçirmek için savaşan rakip topluluklar arasında patlak verdiğine inanıyor.


Bu iklim değişiklikleri, 11 ila 20 bin yıl önce dünyanın önemli bölümünün buz tabakasıyla kaplı olduğu son buzul maksimumunun son süreçlerinde yaşandı.

Araştırmacı Crevecoeur, o dönemde Nil Vadisi’nin muhtemelen çorak bölgelerden hayvancılık ve balıkçılık için nehir kenarına göçen insanlar için önemli bir uğrak noktası olduğunu kaydetti. Crevecoeur, “Bu korkunç değişiklerden sağ çıkmaya çalıştılar” dedi.

Erkekler, kadınlar ve çocuklar benzer şekillerde etkilendiği ve gömüldüğü için, araştırmacılar şiddetin çatışmalardan, baskınlardan veya pusulardan kaynaklandığını düşünüyor.

Dünyanın en eski savaşı

Jebel Sahaba mezarlığı 13.400 ila 18.600 yıl öncesine ait ve dünyanın en eski organize şiddet örneklerinden biri için kanıt olarak kabul ediliyor.


Toplu gömü yeri 1960’larda ilk keşfedildiğinde, arkeologlar bunun tek bir acımasız savaşı yansıttığını düşündüler, ancak Fransız Ulusal Bilimsel Araştırma Merkezi ve Toulouse Üniversitesi’nden antropologlar, tarih öncesi ve jeokimyacılardan oluşan bir ekip şimdi bu fikri çürütüyor.

Sahadaki iyileşmiş yaraların sıklığı şiddetle dolu bir yaşam olduğunu gösteriyor ve zamanlama son Buzul Çağı’nın sonuna denk geliyor. Bu aşırı iklim değişikliği, doğu Sahra çölü soğuk ve hiper kurak bir bölgeye dönüştü, insanlar için sadece birkaç yer yaşanabilir durumdaydı.

Nil Nehri Vadisi, suya, balığa ve yemyeşil bitki örtüsüne kolay erişime sahip böyle bir sığınaktı. Ancak nehir su seviyesindeki vahşi dalgalanmalara eğilimliydi, bu da üzerinde yaşanacak çok fazla arazi olmadığı anlamına geliyordu.

Kısa bir süre sonra, bu birkaç ideal nokta avcı-toplayıcılarla kalabalıklaştı ve kaynaklar için rekabet ısınmaya başladı. Dünyanın bu bölgesinde birbirine rakip, farklı insan grupları muhtemelen bir dizi savaşta birbirlerine düşman olmaya başladı.

Araştırmacılar, “İklim değişikliklerinin tetiklediği bölgesel ve çevresel baskılar, kültürel açıdan farklı görünen Nil Vadisi yarı hareketsiz avcı-balıkçı-toplayıcı grupları arasındaki bu sık çatışmalardan büyük olasılıkla sorumludur.” diyerek sözlerini noktalıyor.

Araştırma, iklim değişikliğinin hem şimdi hem de geçmişte insan çatışmasının önde gelen itici güçlerinden biri olduğuna dair artan kanıtları destekliyor.


Gelecekte büyük bir savaş işareti olabilir

Kuraklık ve şiddet insanlık tarihinde yaygın olarak bağlantılı, zira farklı toplumlar binlerce yıl en verimli topraklar için savaşmışlar. Dünya daha önce hiç yaşanmamış bir iklim krizine girerken, bazı uzmanlar gelecekte daha da büyük bir çatışmaya doğru gittiğimizi düşünüyor.

Diğerleri  ise iklim değişikliği ve insan şiddeti arasındaki ilişkinin bundan daha karmaşık olduğunu düşünüyor. Bu durumun, kaynakların çok az olması nedeniyle şiddetin maliyetinin çok yüksek olduğu bir noktaya da evrilebilir.

Son buzul çağında neler olduğunu öğrenmek, insan davranışlarının iklimle birlikte nasıl değiştiği hakkında daha fazla fikir edinmemizi sağlayabilir.


Kaynak: Crevecoeur, I., Dias-Meirinho, MH., Zazzo, A. et al. New insights on interpersonal violence in the Late Pleistocene based on the Nile valley cemetery of Jebel Sahaba. Sci Rep 11, 9991 (2021). https://doi.org/10.1038/s41598-021-89386-y

Okumaya devam et

Trending

Copyright © 2020 GizliSoru.Com