Bizimle iletişime geçin

Sağlık

Darbe veya Burkulma Sonucu Oluşan Şişliğe Ne İyi Gelir?

Darbe veya Burkulma Sonucu Oluşan Şişliğe Ne İyi Gelir?

Çarpma, darbe, burkulma veya düşme gibi bazı nedenlerden dolayı vücudun çeşitli bölgelerinde şişlikler meydana gelebilir. Vücut, ortaya çıkan bu yaralanmalara ağrı ve şişlik ile yanıt verir. Beyaz kan hücreleri, proteinler, antikorlar ve çeşitli destek sıvıları, şişliğin iyileşmesi için etkilenen bölgede yoğunlaşır. Bu süreç, hasar gören yerde şişme ve ağrıya neden olur.

Şişme, vücudun yaralanmalara verdiği normal bir tepkidir. Bu tür hasarlar genellikle önce ağrı, sonra şişlik şeklinde gelişir. Kızarıklık ve ısı, artan kan akışından kaynaklanan durumlardır. Şişlik, beyaz kan hücreleri ve bazı sıvıların etkilenen bölgedeki hareketinin artmasının bir sonucudur. Bölgeye kimyasalların salınması ve sinirlerdeki sıkışma ağrıya neden olur. Bu ağrı ve şişlik, kişinin hasarlı bölgeyi kullanılmasını engelleyerek bölgeyi daha fazla hasara karşı korur.

Vücut tarafından üretilen ve bölgeye aktarılan sıvı, hasarlı dokuların daha fazla zarar görmesine karşı korunmasına yardımcı olur. Belli bir miktarda şişme kaçınılmaz olsa da, şu nedenlerden dolayı süreci kontrol etmeye yardımcı olmak önemlidir:

  • Tedavi edilmeyen durumlar, şişliğin artmasına neden olabilir.
  • Uzun süreli şişlik, hasarlı bölgenin iyileşme sürecini yavaşlatabilir.
  • Aşırı şişme, hareket etmeyi sınırlayabilir.

Darbe Sonucu Şişliğe İyi Gelen Uygulamalar

Bazı yöntemler, şişlik sonrası vücudun doğal enflamatuar tepkisini kontrol etmeye yardımcı olabilir. Aşağıda sıralanan uygulamaların amacı, kan ve lenflerin çevre dokuya kaçışını mümkün olduğunca azaltarak iyileşme sürecini hızlandırmak ve şişliğin artmasını önlemektir.

Dinlenmek

Vücudun şişen bölgesini kullanmaya devam etmek, kan akışını artırarak ve hasarlı hücreleri tahriş ederek durumun daha kötü bir hal almasına yol açabilir. Örnek vermek gerekirse; ayak bileği burkulduktan sonra yürümeye çalışmak, vücudun hasarlı dokuları korumaya aldığı bu süreçte şişmenin artmasına neden olabilir. Bu gibi eklemleri etkileyen yaralanmalarda, en az birkaç gün istirahat önemlidir.

Soğuk Terapi

Bir darbeden hemen sonra bölgeye soğutucu terapi uygulamak, kan akışını kısıtlayarak ve hücresel metabolizmayı yavaşlatarak şişmeyi azaltmaya yardımcı olur. Etkilenen bölgeyi soğutmak için buz torbası veya soğuk kompres kullanılabilir. Özellikle yaralanmadan sonraki ilk birkaç gün boyunca günde bir veya iki kez soğuk kompres uygulamak (15-20 dakika süreyle), şişliğin önemli derecede azalmasına yardımcı olabilir.

Not: Bölgesel donma riski nedeniyle cilde asla doğrudan buz yerleştirilmemelidir!

Bandaj Uygulamaları

Etkilenen bölgenin sarılarak dış basınç oluşturulması, kan ve diğer sıvıların akışını kısıtlayarak şişmeyi azaltmaya yardımcı olur. Bu nedenle, mümkünse etkilenen bölgeye statik bandajlar, elastik bandajlar veya kompresyon bandajları uygulanmalıdır. Bandajlar kullanılırken aşırı sıkı olmamasına dikkat edilmeli, şişlik arttıkça ve azaldıkça bandajlar buna göre ayarlamalıdır.

Yüksekte Tutmak

Burkulma ya da darbe sonucu hasar gören bölgeyi kalp seviyesinin üzerinde tutmak, kan akışının azalmasına katkıda bulunur. Bu da daha az şişlik anlamına gelebilir. Özellikle bacak, bilek ve ayak yaralanmalarında, otururken veya uzanırken bölgenin desteklenerek yukarıda tutulması önemlidir. Böylelikle şişlik oluşan bölgede daha fazla sıvının toplanması önlenir. Bu gibi durumlarda bölgeyi kalp hizasından yüksekte tutmayarak ve sürekli oturarak vakit geçirmek, tehlikeli bir kan pıhtılaşması riskini artırabilir.

İlaç Tedavileri

Doktor tarafından reçete edilebilecek steroid olmayan antienflamatuar ilaçlar, kremler veya merhemler, burkulma veya darbe sonucu ortaya çıkan ağrı ve şişliğin daha kısa sürede iyileşmesine yardımcı olabilir. Ancak ağrı şiddetliyse, doktor ağrı kesici de reçete edebilir. Bununla birlikte, reçetede edilen ilaçların diğer ilaçlarla olası etkileşimleri ve dozaj yönergeleri hakkında doktordan bilgi alınması da önemlidir.

Darbe Sonucu Ayak, Ayak Bileği ve Dizdeki Şişliğin Tedavisi İçin İpuçları

Düşme, çarpma, darbe veya spor yaralanmaları sonrası oluşan şişlik ve ağrı, bölgenin iyileşmeye başladığının doğal bir göstergesidir. Gerekli önlemler alınırsa, şişliğin iyileşmesi birkaç hafta sürebilir. Ancak kontrol edilmeden bırakılırsa, iyileşme süreci uzayabilir. Şişkinliğin daha hızlı iyileşmesine yardımcı olmak için aşağıda belirtilen eylemler dikkate alınabilir.

Ayak Şişlikleri

Yukarıda belirtilen dış etkenlerden kaynaklanan ayak şişliğin tedavisi, ayağın kalp seviyesinin üzerinde tutulması, soğuk terapi uygulamaları ve bandaj kompresyonu gibi yöntemlerle desteklenebilir. Ayağa kalkılması gerekiyorsa, şişliği azaltmak için gün boyunca bu yöntemlerin düzenli olarak uygulanması önemlidir.

Ağrı ve şişlik azaldığında, yavaşça yeniden yürümeye başlanabilir. Ancak ağrı eşiğinin ötesine geçilmemeli ve çok aceleci davranılmamalıdır. Şikayetler iyileşmeden fiziksel aktivitelere dönülürse, ayaktaki şişliğin yeniden artmaya başlaması muhtemeldir.

Ayak Bileği Şişlikleri

Ayak bileği dokularında burkulma ve incinmeler sonucu oluşan şişlikler oldukça yaygındır. Bu gibi durumlarda ayak bileğindeki şişliğin azaltılması, ayak yaralanmaları için olan yaklaşımlarla benzerdir. Yüksekte tutmak, soğuk terapi ve bandaj kompresyonuna ek olarak, ayak bileğinin birkaç günlüğüne sabitlenmesi gerekebilir. Şişlik şiddetliyse, basıncı azaltmak için alçı ve ön kol bastonları da kullanılabilir.

Dizde Oluşan Şişlikler

Diz yaralanmalarından kaynaklanan şişlik eklemdeki hareket açıklığını etkileyebilir ve yürümeyi zorlaştırabilir. Günde birkaç kez soğuk terapi uygulamak ve elastik bir bandaj şişliği azaltmaya yardımcı olabilir. Şişlik şiddetli ve hareket etmeyi zorlaştırıyorsa, durumun daha da kötüye gitmemesi için koltuk değneği veya baston gibi yardımcı bir araç kullanılmalıdır.

Ne Zaman Doktora Görünmeli?

Darbe sonucu meydana gelen küçük şişlikler genellikle kendi kendine ve vücutta bir hasar bırakmadan iyileşir. Ancak bazen ciddi bir yalanma ile küçük bir yaralanmanın ayırt edilmesi zor olabilir. Bu durum özellikle baş, karın veya gözleri etkilerse, hareket kabiliyeti kısıtlanırsa ya da belirtiler kötüleşirse, kişi mutlaka bir doktora başvurmalıdır.

Okumaya devam et
Yorum yapmak için tıklayın

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Sağlık

Diyette doğru bilinen 7 yanlış!

Diyette doğru bilinen 7 yanlış: Limonlu su içmek, smoothie ağırlıklı beslenme, karbonhidratı tamamen kesmek, esmer şeker kullanmak, su yerine çay, kahve ve bitki çayları içmek, kahveye tereyağı eklemek… Bu uygulamalar ne kadar doğru?

diyette doğru

Diyette doğru bilinen 7 yanlış: Limonlu su içmek, smoothie ağırlıklı beslenme, karbonhidratı tamamen kesmek, esmer şeker kullanmak, su yerine çay, kahve ve bitki çayları içmek, kahveye tereyağı eklemek… Bu uygulamalar ne kadar doğru?

Diyette doğru bilinen 7 yanlış hakkında bilgi veren Acıbadem Bakırköy Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Ezgi Hazal Çelik, “Kilo verme kararı alıp hızla internete koşmadan önce kendinize şu soruyu sormalısınız: Böyle bir mucize diyet ya da iksir varken dünyada ve ülkemizde aşırı kilo ve obezite görülme sıklığı nasıl hızla artmaya devam ediyor?! Fazla kilolardan kurtarmayı ve incecik bir görüntüye kavuşturmayı vadeden şok diyetler, depresyon, halsizlik, konsantrasyon bozukluğu, saç dökülmesi, safra taşı oluşumu ve kalp sağlığını olumsuz etkileyebilecek ciddi sağlık sorunlarına yol açabiliyor. Toplumda doğru sanılan bazı yanlış diyet uygulamaları da sağlığı olumsuz etkileyebilirken, kilo verememe konusundaki kaygıları da artırıyor” diyor.

Beslenme ve Diyet Uzmanı Ezgi Hazal Çelik, toplumumuzda diyette doğru bilinen 7 yanlışı anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

Limonlu su içmek

Limonlu su içmek vücudunuzdaki toksinleri atmanıza yardımcı olmaz, yağ yakmaz ve vücudunuzu alkali yapmaz! Sadece günlük su tüketimi ve C vitamini alımınızın artmasını sağlar. Kendiniz için iyi bir şey yapıyor hissi verdiği ve gün içinde iyi bir motivasyon sağladığı bir gerçek. Eğer böyle bir rutininiz varsa ve herhangi bir mide rahatsızlığınız yoksa devam edebilirsiniz. Ancak düzenli tüketimde gün içinde dişleriniz aside maruz kaldığı için zamanla diş minelerinize zarar verebileceğini unutmayın.

Smoothie ağırlıklı beslenmek

Herhangi bir karışım tüketerek zayıflanabileceğine olan inanış arttıkça farklı formlarda tüketebileceğimiz birçok alternatif oluşmaya başladı. Bunlar evlerimizde yapabileceğimiz tariflerin yanı sıra ticari olarak “öğün yerine geçen” birçok smoothie şeklinde de karşımıza çıkıyor. Oysa iştah sinyalleriniz için önemli bir faktör olan çiğnemeyi göz ardı etmek doğru olmadığı gibi, blenderdan geçen yiyeceklerin lif oranı, vitamin ve minerallerinin kaybolmasına yol açıyor. Üstelik bu tip beslenme modelleri birçok insan için sürdürülebilir değildir.

Kilo vermek için bir süre dişinizi sıkabilir ve sıvı formda öğün tüketmekte zorlanmayabilirsiniz ancak peki ya sonra? Zayıflattığını düşündüğünüz ve çoğunlukla sağlıklı diye etiketlenen bu içecekler kalori alımınızın kontrolsüz olmasına neden olabilir ve sizi hedeflediğiniz ağırlık kaybından uzaklaştırabilir.

Karbonhidratı tamamen kesmek

Karbonhidratlar vücutta su ile birlikte depolanır. Karbonhidrat depomuz olan glikojen bir insanda ortalama 500 gr kadardır. Uzun süre düşük karbonhidratlı beslenmek bu depoların boşalmasına yol açar. Dolayısıyla azalan glikojen deponuzla birlikte karbonhidratı depolarken kullanılan suya da ihtiyaç olmadığından tartıya hızla yansıyan bir kilo kaybı görürsünüz.

Burada kaybedilen kilonun beslenme planınıza karbonhidratı yeniden eklediğinizde geri döneceği göz ardı edilmemelidir. Diyette alınan karbonhidratın türü oldukça önemli. Basit şeker, basit şeker içeren ve beyaz un ile yapılan yiyeceklerden uzak durmak gerekir. Ancak enerji gereksinimimize uygun, protein, kompleks karbonhidrat ve yağ oranları dengeli bir diyet ile kilo verme sürecini yönetebilirsiniz.

Kalori saymak  

Hedeflenen kiloya ulaşıncaya kadar günlük ne kadar kalori aldığınız elbette önemli. Ancak tek başına aldığınız kalori miktarını hesaplamak doğru bir davranış değişikliği olmadığı gibi, kalıcı kilo kaybını getirmez. Burada bilmemiz gereken en önemli nokta, her kalorinin eşit olmadığıdır. Tüm kalorilerin aynı miktarda enerjiye sahip olduğu doğrudur ancak insan vücudu yalnızca kalori değil molekül sayar bir yapıdadır. Yiyecek tercihleriniz, neyi, ne kadar yediğinizden daha önemli olabilir. Bu nedenle kilo verme sürecinde yalnızca kalori alımına takılmadan, her besin grubundan yeterli, dengeli ve çeşitlilik sağlayarak beslenmek önemlidir.

Esmer şeker kullanmak

“Çayımı kahvemi şekersiz içemiyorum ama esmer şeker kullanıyorum.” diyenlerdenseniz ikisi arasında küçük farklar olması dışında esmer şekerin sağlık üzerine etkileri beyaz şekerden pek farklı değil. Beyaz şeker elde etmek için işlem sırasında çıkarılan melaslar, esmer şeker elde etmek için yeniden ekleniyor. Esmer şeker önemsiz denilebilecek miktarlarda mineral ve vitamin içerse de bu esmer şekerin daha iyi olduğu anlamına gelmiyor.

Kısacası her ikisi de şeker ve renginin koyu olması esmer şekeri ‘diyet dostu’ yapmıyor. Özellikle ülkemizde tüketimi yüksek miktarlarda olan çay ve kahveye eklenen şekeri tüketmemek günlük basit şeker alımınızla birlikte kalori alımınızı da düşürerek kilo verme sürecinizi desteklemekle kalmayıp sağlığınız üzerine oldukça olumlu etkileri olan bir davranış değişikliğini beraberinde getirecektir.

Su yerine çay, kahve ve bitki çayları içmek

Su şüphesiz en sağlıklı içecek. Besinlerin sindirim, emilim ve hücrelere taşınması; zararlı atıkların vücuttan uzaklaştırılması gibi birçok metabolik süreç için elzem olan su, gün içinde yeteri kadar tüketilmediğinde kilo verme sürecini de yavaşlatabilir. Vücut susuz kaldığında sindirim enzimleri ve bağırsaklar yavaşlayarak kilo artışına neden olabilir.

Gün içinde tükettiğiniz çay, kahve, bitki çayı gibi içecekler su alımınıza katkı sağlar ancak her zaman olacağı gibi kilo verme hedefiyle başladığınız süreçte de doğrudan su tüketmeniz daha faydalı olacaktır. Sağlıklı yetişkin bir birey kilosu başına 30-35 ml, ortalama 2-2.5 litre su tüketmelidir.

Kahveye tereyağı eklemek

Kahveye çeşitli yağlar ekleyerek içmek son zamanlarda sıklıkla duyduğumuz ve birçok kişinin yaptığı bir uygulama. Şekersiz kahve ölçülü tüketildiğinde içerdiği kafein miktarına bağlı olarak metabolizmayı hızlandırır ve iştah üzerine etkileri ile kilo verme sürecini destekler.

Ancak kahveye hindistancevizi yağı veya tereyağı eklemek bir bardak kahveden alacağımız enerjiyi arttırmanın yanı sıra düzenli olarak fazla miktarda doymuş yağ tüketimine yol açarak zamanla kolesterol seviyelerinin yükselmesine neden olabilir. Kilo vermeniz ve yağ yakmanızdaki temel prensip gün içindeki enerji dengesinde harcanan kalorinin alınan kaloriden fazla olması yani kalori açığı oluşturmanızdır.

Okumaya devam et

Sağlık

K Vitamini Vücutta Ne İşe Yarar? K Vitamini Olan Yiyecekler

K Vitamini Vücutta Ne İşe Yarar? K Vitamini Olan Yiyecekler

Yağda çözünen vitaminlerden biri olan K vitamini, kanın pıhtılaşmasında, hücre büyümesinde ve kemik metabolizmasında önemli bir rol oynar. Ispanak, brokoli ve lahana gibi yeşil sebzeler yüksek miktarda K vitamini içerir. K vitamini etkisine sahip yaklaşık 100 bileşik vardır ancak insanlar için sadece K1 ve K2 vitaminleri önemlidir.

K1 vitamini (filokinon) gıda yoluyla vücuda emilirken, K2 vitamini (menakinon) bağırsak bakterileri tarafından üretilir. Beslenme uzmanları, bağırsak bakterileri tarafından üretilen K2 vitamininin vücuda tedarikte çok önemli bir rol oynamadığını varsayıyorlar. Vücuttaki sınırlı depolama kapasitesi nedeniyle, K vitaminin besinler yoluyla günlük olarak alınması önemlidir.

K Vitamininin Vücuttaki Görevleri Nelerdir?

İnsan vücudunda belirli proteinleri üretmek için K vitamini gereklidir. Esas olarak bunlar kanın pıhtılaşması için gerekli proteinlerdir. K vitamini, pıhtılaşma faktörlerinin oluşması için gerekli olmasının yanı sıra C ve S proteinlerinin oluşturulmasına da yardımcı olur. K vitamini olmadan kandaki pıhtılaşma süreci etkilenir ve vücut kanamayı durduramaz.

K vitamininin diğer önemli etkileri; menopoz sonrası kadınlarda kemik kaybını engellemesi, kan damarları ve kıkırdak gibi yumuşak dokularda kalsiyum birikimini önlemesidir. Ayrıca gözlerdeki, böbreklerdeki, karaciğerdeki, kan damarlarındaki ve sinir hücrelerindeki süreçleri (hücre bölünmesi gibi) düzenlemeye ve onarım süreçlerine yardımcı olur.

Hangi Yiyecekler K Vitamini İçerir?

Özellikle yeşil sebzeler güçlü K vitamini kaynaklarıdır. Örneğin, lahana 0,8 mg’dan fazla K vitamini / 100 g, ıspanak 0,3 mg’dan fazla K vitamini / 100 g içerir. K vitamini ısıya ve oksijene karşı stabildir; yemek pişirirken sadece hafif bir vitamin kaybı olur. Bununla birlikte, K vitamininin UV ışınlarına duyarlı olduğu unutulmamalıdır. Bu, sebzelerin karanlıkta saklanması gerektiği anlamına gelir.

  • Yeşil sebzeler (ıspanak, lahana, marul, maydanoz)
  • Brokoli, rezene, avokado
  • Lahana turşusu
  • Ayçiçeği, kolza tohumu ve soya fasulyesi yağı gibi bitkisel yağlar
  • Kırmızı lahana
  • Süt ve süt ürünleri
  • Et (sakatat, kas eti)
  • Yumurtalar
  • İncir, nar, böğürtlen ve kivi gibi meyveler

K Vitamini Vücut Tarafından Nasıl Emilir?

K vitamini, yağda çözünen bir vitamin olduğu için pankreastaki safra asitleri ve enzimler yardımıyla gıdalardan bağırsak hücrelerine emilir. Daha sonra kilomikron adı verilen yağ taşıyıcılarında lenfatik sistem yoluyla karaciğere taşınır. Orada yağ-protein bileşiklerinde depolanır veya paketlenir. Sonrasında da bu formda kanda hücrelere taşınır. K vitamini hücrelerde LDL reseptörleri aracılığıyla emilir. Bununla birlikte, A ve C vitaminleri çok yüksek miktarda alındığında, K vitamininin emilimi engellenebilir.

K Vitamini Eksikliği Kendini Nasıl Gösterir?

K vitamini gıdalarda yeterli miktarda bulunduğundan ve aynı zamanda bağırsak florası tarafından sağlandığından, normal diyette K vitamini eksikliği nadirdir. Hafif bir K vitamini eksikliği, konsantrasyon bozuklukları, yorgunluk, halsizlik, enfeksiyonlara yatkınlığın artması ve baş ağrısı ile kendini gösterir. Ancak bunlar, diğer hastalıklar ve eksikliklerle birlikte ortaya çıkan oldukça spesifik olmayan semptomlardır. Kan pıhtılaşması değerleri belirlenerek, K vitamini eksikliği çok hızlı bir şekilde doğrulanabilir.

  • Sağlıklı insanlarda K vitamini eksikliği son derece nadirdir.
  • Bebeklerde K vitamini eksikliğine sahip olma olasılığı biraz daha yüksektir.
  • K vitamini eksikliği pıhtılaşma sistemini etkiler.
  • Sindirim sistemindeki kronik hastalıkları ve uzun süreli antibiyotik kullanımı, K vitamini eksikliğine yol açabilir.

K vitamini eksikliği, yaralanmalardan ve burun kanamalarından kaynaklanan artmış kanamalarda kendini gösterir. Ciddi durumlarda, örneğin mide ve bağırsak ülserlerinde organ kanaması mümkündür. Kemik yoğunluğu da K vitamini eksikliği ile azalır ve bu da daha sık kemik kırılmalarına neden olabilir.

Bebeklerde K Vitamini Eksikliği

Sağlıklı yetişkinlerde çok sık görülmeyen K vitamini eksikliği, özellikle yenidoğan bebeklerde daha çok ortaya çıkar. Bu, bazı genetik sorunlar ve bebeklerin ilk birkaç ay yetersiz beslenmesinden kaynaklanır. Örneğin, annenin K vitamininin plasenta yoluyla çocuğa taşınması bozulursa, K vitamini eksikliği geliştirirler. Ayrıca anne sütü yoluyla yetersiz K vitamini alımı da bir neden olabilir. Ek olarak, bebeklerin bağırsakları henüz K vitamini üreten bakteriler tarafından yeterince kolonize edilmemiştir ve pıhtılaşma faktörlerinin oluşumu daha büyük çocuklarda olduğu kadar belirgin değildir.

Tüm bunlarla birlikte, bebekler için K vitaminin karşılanması çok önemlidir. Bir eksiklik beyinde, deride ve bağırsaklarda kanama riskini artırabilir. Bu sebeple, yenidoğanlarda eksikliği önlemek için ilk takip muayenelerinde bir rutin olarak K vitamini enjeksiyonu uygulanır. 

Okumaya devam et

Sağlık

Metastaz Nedir? Belirtileri ve Oluştuğu Yerler

Metastaz Nedir? Belirtileri ve Oluştuğu Yerler

Kanser hücreleri kendilerini orijinal tümörden ayırabilir, kan ve lenf damarları yoluyla diğer organ veya dokulara yayılabilir. Bu durum tıp dilinde metastaz olarak adlandırılır. Metastazlar, kanserin ilerlediğinin bir işaretidir. Metastaz varsa, kanser hücrelerinin orijinal tümörden ayrıldığı ve farklı bölgelerde ek tümörlerin oluştuğu anlamına gelir.

Metastazlar kanseri vücuda yayar. Söz konusu kanser kolonileri genellikle orijinal tümörden farklıdır. Bu da tedaviyi çok daha zor hale getirir. Dünya Sağlık Örgütü’ne (WHO) göre, kansere bağlı can kayıplarının yüzde 90’ı metastazlardan kaynaklanmaktadır.

Metastaz Nedir?

Vücutta dolaşan belirli hücre türleri (kan hücreleri gibi) dışında, sağlıklı hücreler genellikle tek bir yerde kalır. Bu, örneğin sağlıklı bir karaciğer hücresinin başka bir organa göç edemeyeceği ve orada çoğalamayacağı anlamına gelir. Kanser hücreleri ise sağlıklı hücrelerden farklıdır. Bazı kanser hücreleri kendilerini orijinal tümörden ayırırlar ve başka yerde metastaz oluşturmak için “hareket halinde” olurlar.

Buna bir örnek vermek gerekirse; akciğerlerdeki bir tümöre ait olan hücreler, kan dolaşımı yoluyla beyne göç edebilir ve orada metastaz geliştirebilir. Metastazlar bu nedenle habis bir tümörün “dallarıdır”. Yeni yerlerinde kanser hücreleri yayılmaya devam eder ve orada sağlıklı dokuyu yok ederler.

Metastazların Sınıflandırılması

Metastazların vücuda yayılmasının iki yolu vardır. İlk yol, önce lenf damarları aracılığıyla bitişik lenf düğümlerine ve oradan da kan damarları yoluyla diğer organlara yayılmasıdır (lenfojenik metastaz). İkinci yol ise daha kısadır. Kanser hücreleri doğrudan tümörden kan dolaşımına göç eder ve daha sonra vücuda yayılır (hematojen metastaz).

Kat edilen mesafeye bağlı olarak başka bir sınıflandırma daha kullanılır. Koloniler birincil tümörün yakınında kalırsa, doktorlar bölgesel metastazlardan bahseder. Örneğin, yakın toplama alanındaki lenf düğümleri kolonize edildiğinde durum budur. Bununla birlikte, kanser hücreleri vücudun diğer bölgelerine ve daha uzaktaki organlara göç ederse, bu kolonilere uzak metastaz denir.

Metastazlar Nerede Oluşur?

Kanser hastalığı sırasında çok farklı zamanlarda metastazlar tespit edilebilir. Bazı kişilerde metastazlar ilk tanıda zaten mevcutken, diğerlerin ise tedavi sırasında veya tümör çıkarıldıktan bir süre sonra gelişirler. Metastazların geliştiği yer, tümörün konumu ile tümörden kan ve lenf damarlarının nereye aktığına bağlıdır. Örneğin kolon kanserinde, bağırsaktan gelen kan nedeniyle önce karaciğere yayılır. Meme kanserinde ise öncelikle koltuk altı lenf düğümlerine yayılır.

Kanser türü Metastaz oluşabilecek hedef organ
Meme kanseri Kemikler, karaciğer, akciğerler, beyin
Kolon kanseri Karaciğer, akciğerler, karın zarı, kemikler
Akciğer kanseri Karaciğer, kemikler, beyin, böbrek üstü bezi
Prostat kanseri Kemikler, daha az sıklıkla karaciğer, akciğerler, beyin

Her tümör otomatik olarak metastaza yol açmaz. Bir kanser hücresinin kendisini tümörden ayırabilmesi, vücutta bağışıklık sistemi tarafından fark edilmeden “dolaşabilmesi” ve orijinal dokusunun dışına yerleşebilmesi için belirli özellikler kazanmasıyla mümkündür. Metastaz oluşma riskinin ne kadar yüksek olduğu, genellikle tümör hücrelerinin doku (histolojik) incelemesi ile belirlenebilir.

Bu nedenle, kanser durumunda tümör cerrahi olarak çıkarılsa veya hastanın tümörsüz olduğu kabul edilse bile, kemoterapi gibi daha ileri tedaviler uygulanabilir. Bu destekleyici tedavinin amacı, vücutta zaten dağılmış olabilen ancak görünmeyen kanser hücrelerini yok etmek ve metastaz oluşumunu önlemektir.

Karaciğer Metastazı

Tümör hücreleri kendilerini orijinal tümörlerinden ayırabilir ve daha sonra kan veya lenfatik sistem yoluyla vücuda yayılabilir. Bu tümör hücreleri karaciğere yerleştiğinde karaciğer metastazları oluşur. Genellikle ileri kanser olduğunu gösterir. Karaciğer metastazları kendi başlarına kanser değildir. İyi huylu karaciğer tümörleri veya karaciğer kanseri ile karıştırılmamalıdır. Etkilenenlerin bireysel durumuna bağlı olarak, karaciğer metastazlarını tedavi etmenin çeşitli yöntemleri bulunur.

Not: Karaciğer metastazları, karaciğer kanseri ile aynı şey değildir. Karaciğerdeki metastazlar, kolon kanseri veya meme kanseri gibi başka bir organdaki kanserden kaynaklanır.

Kemik Metastazı

Kemik metastazları, kanser hücrelerinin orijinal tümörden dolaşım yoluyla kemiklere göç ettiği anlamına gelir. Kemiklere yerleşirler ve metastaz adı verilen yeni tümörler oluştururlar. Kemikteki metastazlar kemik kanseri ile aynı şey değildir. Kemik kanseri kemiğin kendi hücrelerinde başlarken, metastazlar ise genellikle orijinal doku özelliklerine sahiptir. Kanser hücreleri kendilerini bir tümörden ayırıp vücudun diğer bölgelerine kan damarları veya lenf damarları yoluyla ulaştıklarında ortaya çıkar.

Kemik metastazları ağrıya neden olabilir ve kemik kırılma riski artar. Terapi, kemik metastazlarının neden olduğu stresi önlemeyi veya hafifletmeyi amaçlamaktadır. Bazı hastalarda hastalığın ilerlemesini de durdurabilir. Bununla birlikte, tam bir tedavi yalnızca etkilenen çok az insanda mümkündür.

Beyin Metastazı

Beyin bu durumdan etkilenirse, beyin metastazlarından veya teknik olarak serebral metastazlardan söz edilir. Beyin metastazı, gerçek beyin tümörlerinden farklıdır. Metastaz durumunda, hücrelerin orijinal olarak nereden geldiğini belirlemek için bir doku numunesi kullanılabilir.

Kalıcı baş ağrıları birçok insan için önemli bir semptomdur. Bununla birlikte, hangi beyin bölgesinin etkilendiğine bağlı olarak felç, görme bozuklukları, mide bulantısı veya nöbetler gibi başka şikayetler de mümkündür. Genel anlamda hangi tedavinin uygun olduğunu söylemek zordur. Altta yatan asıl kanser türü, hastalığın evresi ve genel sağlık gibi faktörler tedavide önemli bir rol oynar.

Metastatik Meme Kanseri ve Belirtileri

Meme kanseri metastazları başka yerlerde meydana gelseler bile, genellikle meme kanseri hücreleriyle aynı biyolojik özelliklere sahip tümör hücreleridir. Meme kanserinde metastaz olasılığı yaklaşık yüzde 25’tir. Böyle bir durumda doktorlar, “metastatik meme kanserinden” söz ederler. Yerleşimler genellikle kemiklerde oluşur ancak diğer organlar (deri, karaciğer, beyin, akciğerler gibi) da etkilenebilir.

Sıklık açısından, meme kanseri hastaları, karaciğer veya akciğer metastazlarından önce kemik metastazları geliştirebilir. Kemik metastazları genellikle omurga bölgesinde meydana gelir. Düşme veya kaza gibi bir açıklaması olmayan kırık kemikler şeklinde de ortaya çıkabilir. Kemiklerdeki metastazlar çok stresli olarak algılanır ve yaşam kalitesini ciddi şekilde sınırlayabilir. Bununla birlikte, modern terapiler kullanılarak ilaçlarla tedavi edilebilirler.

Metastazlar en açık şekilde vücudun etkilenen bölgelerindeki ağrı ile ifade edilir. Ancak metastatik meme kanserinin birçok farklı semptomu vardır. Akciğerlerdeki metastazlar genellikle nefes darlığı veya öksürük ile fark edilir. Beyindeki metastazlar ise sık görülen baş ağrısına veya etkilenen bölgeye bağlı olarak fonksiyonel kısıtlamalara yol açabilir.

Okumaya devam et

Trending

Copyright © 2020 GizliSoru.Com