Bizimle iletişime geçin

Sağlık

Erik Suyu Neye İyi Gelir? Erik Suyunun Faydaları

Meyve suyu içmek, yalnızca bir porsiyonda birçok meyve veya sebzenin faydalarını vücuda almanın en iyi yoludur. Meyve suyu sağlıklıdır, yapılışı ve tüketmesi kolaydır. Farklı meyve suları, sağlıklı kalmak için vücudun ihtiyaç duyduğu farklı vitamin ve antioksidanları içerir. Erik suyu da sağlığa pek çok faydası bulunan bu harika içeceklerden biridir.

Erik Suyu Neye İyi Gelir? Erik Suyunun Faydaları

Meyve suyu içmek, yalnızca bir porsiyonda birçok meyve veya sebzenin faydalarını vücuda almanın en iyi yoludur. Meyve suyu sağlıklıdır, yapılışı ve tüketmesi kolaydır. Farklı meyve suları, sağlıklı kalmak için vücudun ihtiyaç duyduğu farklı vitamin ve antioksidanları içerir. Erik suyu da sağlığa pek çok faydası bulunan bu harika içeceklerden biridir.

Organları korumak ve ışıldayan bir cilde sahip olmak için yapılabilecek en iyi şeylerden biri, günde 8 bardak su içmektir. Bol su içmenin yanında, erik suyu gibi organik meyve sularına da yer vermek, hem ekstra lezzet hem de vücudun ihtiyacı olan besinleri almak için akıllıca bir fikirdir. Nitekim, erik suyundaki vitaminler, lif ve antioksidanlar sağlığın korunması için önemlidir. Örneğin, bağışıklık sisteminin en iyi performansla çalışması için vücudun soğuk algınlığı ve hastalıklarla savaşmasına yardımcı olan C vitamini gereklidir. C vitamini ayrıca vücutta hücrelere zarar verebilen moleküller olan serbest radikallerin zararlı etkilerini de azaltır. Bazı durumlarda, serbest radikaller kanserlerin ve kardiyovasküler (kalp ile ilgili) hastalıkların gelişmesine yol açabilir.

Erik Suyunun Faydaları Nelerdir?

Sağlıklı bir meyve suyu arayışındaysanız, erik suyu mükemmel bir seçenektir. Sağlığınızı iyileştirmek için benzersiz antioksidanlar ve organik bileşiklerle dolu bu harika içecek, mutlaka denemeniz gereken bir şeydir. Erik suyunun en önemli sağlık yararlarından bazıları, kilo vermeye yardımcı olmak, kalp krizlerini önlemek, kabızlığı azaltmak ve karaciğeri temizlemektir. İşte, kırmızı erik suyu içerek elde edebileceğiniz kazanımlardan bazıları…

Sindirim dostu: Erik suyu, sindirim sisteminizin çalışmasına yardımcı olan harika bir içecektir. En yaygın kullanımlarından biri, kabızlık semptomlarını hafifletmektir. Lif ve sorbitol (şeker alkolü) bakımından zengindir, sindirimi kolaylaştırarak ve bağırsak hareketlerini daha düzenli hale getirerek onu doğal bir müshil haline getirir. Günde yarım bardak erik suyu içen kişiler, genellikle düzenli olarak tuvalete çıkma konusunda sorun yaşamazlar. Diğer yandan, erik suyunun aşırı tüketimi ishale neden olabilir.

Yüksek tansiyonu önler: Erik suyu, potasyum ve antioksidan bakımından yüksektir. Potasyum, kandaki sodyum seviyelerini dengelemeye yardımcı olur ve antioksidanlar, vücuttaki serbest radikallerin etkilerinin azaltılmasını sağlar. Dahası, kalp hastalıklarını önlemek için gerekli olan kolesterolü düşürmeye ve hipertansiyonu (yüksek tansiyon) düşürmeye yardımcıdır.

Karaciğeri temizler: Karaciğerin birincil görevleri kanı temizleyerek toksinlerden vücudu arındırmaktır. Ne var ki, temizliği sağlayan hayati öneme sahip bu organın da temizlenmeye ihtiyacı vardır. Erik suyu, karaciğer temizliği yapan leziz bir içecektir. Ayrıca, geleneksel tıpta bir karaciğer hastalığı olan hepatiti tedavi etmek için erik suyu kullanılmıştır.

Harika bir besin kaynağıdır: Erik suyu, müshil olarak çalışan ve kalp hastalığı, felç ve diğer sağlık sorunlarını önlemenin yanı sıra sağlıklı bir sindirim sisteminin korunmasına yardımcı olabilecek antioksidanlar, vitaminler ve lif bakımından zengindir. İçerdiği en önemli besinler arasında, A vitamini, C vitamini, Kalsiyum, Demir ve Potasyum bulunur.

İştahı azaltarak zayıflamaya yardımcı olabilir: Kuru erik bol miktarda lif içerir ve sindirimi yavaştır. Daha yavaş sindirimle, daha uzun süre tokluk hissi yaşarsınız. Ayrıca, kuru eriklerin glisemik indeksi düşüktür. Bu, kanınızdaki glikoz (şeker) seviyelerini yavaşça yükselttikleri anlamına gelir. 2009 yılında yapılan bilimsel bir çalışmada, atıştırmalık olarak kuru erik yemenin, az yağlı kurabiyelerden daha uzun süre açlığı bastırabildiği görüldü.

Hafızayı güçlendirir: Mayıs 2009 tarihli bir araştırmada, erik suyunun hafızayı geliştirmeye ve yaşlandıkça bile beynin bilişsel aktivitesini artırmaya yardımcı olan fenolikler içerdiği bulunmuştur. (Kaynak) Ancak yine de söz konusu çalışmanın fareler üzerinde yürütüldüğünü ve bu konuda insan deneklerin henüz kullanılmadığını bilmek önemlidir.

Göz sağlığını destekler: Erik suyu, retinadaki oksidatif stresi azaltmaya, maküler dejenerasyon riskini azaltmaya ve katarakt gelişimini yavaşlatmaya yardımcı olabilecek iyi miktarda A vitamini ihtiva eder. A vitamini, gözlerinizin ışık değişikliklerine uyum sağlamasını, nemli kalmasını sağlar ve ayrıca gece görüşünü iyileştirir. İnsan gözünün hem parlak ışığa hem de karanlığa uyumluluğunu artırarak kuru göz ve gece körlüğü gibi birçok durumu önleyebilir.

Erik suyu ayrıca, hamilelik döneminde de tüketilebilecek harika bir sıvı besin maddesidir. Kan akışını teşvik eder, enfeksiyonu önler ve bebeğin gelişimini destekler. Tüm bunların toplamı, hem anne hem de bebeği için son derece faydalıdır.

Erik Suyunun Zararı veya Yan Etkisi Var mı?

Erik suyu, aşırıya kaçılmadan tüketildiğinde çoğu insan için mükemmel derecede sağlıklıdır. Bununla birlikte, fazla tüketilirse, ishal, kramp ve hatta kilo alma gibi bazı hoş olmayan yan etkilere neden olabilir.

Mide sorunları: Lif bakımından zengin bu meyve suyunu tükettiğinizde, sindirim sisteminiz üzerinde hızlı ve göze çarpan etkileri olabilir. Bu nedenle, ilk kez denediğinizde, sadece küçük bir miktar için ve vücudunuzun nasıl tepki verdiğini gözlemleyin. Aşırı tüketildiğinde kramp, şişkinlik, gevşek dışkı ve ishale neden olabilir.

Kilo almak: Diğer birçok meyve suyu gibi, erik suyunun da kayda değer miktarda kalorisi vardır. Çok fazla içmek, aldığınız kalori miktarını artırır ve bu ekstra kaloriler kilo alımına yol açabilir. 1 su bardağı erik suyu 95 ila 100 kaloridir.

Gaz ve şişkinlik: Erik, gaz ve şişkinliğe neden olabilen bir tür şeker olan sorbitol içerir. Kuru erik suyu içmek gaza ve şişkinliğe neden olabilir.

Okumaya devam et
Yorum yapmak için tıklayın

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Sağlık

Hamileyken Diş Çekilir mi? Gebelikte Diş Çekimi Hakkında Merak Edilenler

Çoğu insan için diş doktoruna gitmek endişe verici bir fobidir. Öte yandan, hamilelik dönemindeki diş muayeneleri yalnızca endişe verici değil aynı zamanda rahatsız edicidir. Nitekim, bu dönemde diş etleriniz daha hassastır, muayene esnasında aniden mideniz bulanabilir ve büyüyen karınla o sandalyede oturmak sırtınızı ağrıtabilir. Peki ama tüm bu zorluklarına rağmen hamilelikte diş çektirmek güvenli mi?

Hamileyken Diş Çekilir mi? Gebelikte Diş Çekimi Hakkında Merak Edilenler

Çoğu insan için diş doktoruna gitmek endişe verici bir fobidir. Öte yandan, hamilelik dönemindeki diş muayeneleri yalnızca endişe verici değil aynı zamanda rahatsız edicidir. Nitekim, bu dönemde diş etleriniz daha hassastır, muayene esnasında aniden mideniz bulanabilir ve büyüyen karınla o sandalyede oturmak sırtınızı ağrıtabilir. Peki ama tüm bu zorluklarına rağmen hamilelikte diş çektirmek güvenli mi?

Düzenli diş bakımı herkes için gerekli olsa da gebelik döneminde daha çok önem arz eder çünkü iki canlı olduğunuz bu dönemde, artan hormon seviyeleri nedeniyle diş etlerinde şişlik ve hassasiyete neden olabilen iltihaplanma ortaya çıkabilir. Ayrıca, hamilelik döneminde dişlerinizin çürüme riski daha fazladır. Bunun nedeni, sık yaşadığınız bulantı ve kusma nedeniyle ağzınızda artan asit miktarının diş minenizi olumsuz etkilemesidir. Eğer sizinde durumunuz buysa ve çürük dişlerle başınız dertteyse diş hekiminizden randevu almanız gerekir. Peki ama gebelik döneminde diş çektirmek ne kadar güvenli? Lokal anestezi ve röntgen bebeğime zarar verir mi? İşte, hamilelikte diş çekimi hakkında aklınızdaki soru işaretlerini giderebilecek faydalı bir rehber…

Hamilelikte Çürük Dişimi Çektirebilir miyim?

Gebelik döneminde diş çektirmek korkutucu görünse de teknik olarak güvenli bir işlemdir. Yani evet, hamile olsanız bile diş çektirebilirsiniz. Aslında kötü ağız sağlığı vücudunuzun diğer bölümlerini etkileyebilir ve ağzınızdaki tedavi edilmemiş bir enfeksiyon sizi ciddi şekilde hasta edebilir. Bu nedenle, hamile olsanız bile, günlük hayatınıza müdahale edecek kadar şiddetli ağrınız varsa, dişlerinizde veya diş etlerinizde kalıcı hasar riski varsa, enfeksiyon riski varsa diş çekimi yaptırmalısınız. Peki ya riskleri ne olacak? Hamilelik sırasında tıbbi prosedürlerin uygulanmasının küçük riskleri vardır ancak faydaları bunlardan çok daha ağır basar (veya hiçbir şey yapmama riski daha kötüdür).

Hamileliğin Hangi Dönemi Diş Çektirmek İçin Daha Uygundur?

Çoğu uzman, acil olmayan diş tedavileri için hamilelikte en iyi zaman aralığının ikici üç aylık dönem veya bir başka ifadeyle ikinci trimester (3 ila 6 ay) olduğu konusunda hemfikirdir. Bunun nedeni, ilk 3 aylık dönemde çok fazla fetal gelişim olması, son 3 aylık dönemde ise sırtüstü uzanmanın rahatsızlık verebilmesidir. Bununla birlikte, dişlerinizle ilgili acil bir sorununuz varsa hangi 3 aylık dönemde olduğunuzun hiçbir önemi yoktur ve bu sorunu bir an önce halletmeniz gerekir.

Hamilelikte diş çekimi konusunda merak edilen bir diğer detay röntgen ve lokal anestezinin zararlı olup olmadığıdır. Diş çekimi öncesi hekiminiz röntgen istediyse endişeye kapılmanıza gerek yok çünkü tek bir diş filmi, size veya bebeğinize zarar verebilecek kadar radyasyon içermez. Ayrıca, röntgenin olası zararlarından sizi ve bebeğiniz korumak için kurşun gömlek & önlük giymeniz istenecektir.

Diş çektirmek dışında 6 aylık rutin diş kontrolü için randevu almışsanız, röntgen gerekli olmadığı için hamile olduğunuzu göz önüne alarak hekiminiz bu adımı atlayacaktır. Ancak, doktorunuz röntgen çektirmeniz gereken bir durum olduğunu söylüyorsa, endişe etmenize gerek yok. Prosedür güvenlidir.

Hamilelik döneminde, dolgu, kanal tedavisi veya diş çektirmeniz gerekiyorsa, endişelenmenize gerek olmayan bir diğer şey diş hekiminizin işlem sırasında kullanabileceği uyuşturma ilaçlarıdır. Şırınga yoluyla ağzınızın bir bölümüne enjekte edilen lokal anestezi, yalnızca söz konusu bölgeyi etkiler ve hamilelik dönemindeki bir diş prosedürü sırasında kullanımı son derece güvenlidir.

Diş çekimi sonrasında, kısa süreli ağrınız olabilir. Asetaminofen (parasetamol) hamilelikte en güvenli ağrı kesicidir. Diğer seçeneklere gelince, ibuprofen gibi nonsteroid antiinflamatuar (steroid olmayan) ilaçları da ağrı kesici olarak kullanmak güvenli olabilir ancak yalnızca gebeliğin ilk 30 haftasında! Doktor onayı veya önerisi dışında, hamileyken ilaç kullanmayın.

Uygun ilaç yazılması ve muayene esnasında diğer prosedürlere azami dikkat edilebilmesi için hamile olduğunuzu ve gebeliğin kaçıncı haftasında olduğunuzu diş hekiminize söyleyin.

Herhangi acil bir durumda ameliyat, röntgen ve anestezi risklerinin, ciddi bir sorunu tedavi edilmeden bırakma riskinden daha düşük olduğunu unutmayın. Bu nedenle, hamile olsanız dahi herhangi bir sağlık sorunundan şüpheleniyorsanız öncelikle doktorunuza danışın ve gerekli görülüyorsa tedavi olmaktan çekinmeyin. Hamilelik ve diğer zamanlarda diş kayıplarını önlemek için günde 2 kez dişlerinizi fırçalayın.

Son olarak, ağız ve diş ile ilgili sıkıntınız acil değilse ve ötelenmesi herhangi bir soruna yol açmayacaksa, o halde en iyi seçenek bebeğin doğumunu beklemektir. Aciliyeti olmayan işlemleri doğumdan sonraki haftalara erteleyin.

Okumaya devam et

Sağlık

Pangastrit Nedir? Nedenleri, Belirtileri ve Tedavisi

Pangastrit hastalığı, mide zarının tümünde oluşan kronik bir iltihaptır. Üst karın bölgesinde ağrı, gaz, bulantı, kusma, iştahsızlık ve yemek yedikten sonra dolgunluk hissi gibi belirtilerle kendini gösterir. Yaşam kalitesi üzerinde büyük bir etkiye sahip olan bu mide rahatsızlığı, Helicobacter pylori bakterisi enfeksiyonları, sık ağrı kesici kullanımı, aşırı alkol tüketimi, kronik stres ve bazı otoimmün hastalıklar sonucu gelişir.

Pangastrit Nedir? Nedenleri, Belirtileri ve Tedavisi

Pangastrit hastalığı, mide zarının tümünde oluşan kronik bir iltihaptır. Üst karın bölgesinde ağrı, gaz, bulantı, kusma, iştahsızlık ve yemek yedikten sonra dolgunluk hissi gibi belirtilerle kendini gösterir. Yaşam kalitesi üzerinde büyük bir etkiye sahip olan bu mide rahatsızlığı, Helicobacter pylori bakterisi enfeksiyonları, sık ağrı kesici kullanımı, aşırı alkol tüketimi, kronik stres ve bazı otoimmün hastalıklar sonucu gelişir.

Gastrit, mide zarında oluşan iltihaplanma ile ilgili bir sindirim sistemi durumudur. Akut ya da kronik formlarda görülebilir. Akut gastrit kısa süreli iltihaplanmayla aniden ortaya çıkarken, kronik gastrit uzun süreli inflamasyondur. En yaygın kronik gastrit türlerinden biri pangastrittir. Gastrit tedavisinin ihmal edilmesi ciddi kan kan kaybına neden olabilmesinin yanı sıra, mide kanserine yakalanma riskini de artırabilir.

Pangastrit Nedir?

Mide zarının tamamını etkileyen pangastrit, normal gastritten farklıdır. Oluşması durumunda hem midenin alt kısmını hem de üst kısmını etkiler ve oksintik mukozasını tahriş eder. Normal gastritten farklı kabul edilmesinin altında yatan neden, tek bir alan yerine tüm mide bölgesini kapsamasıdır. Ayrıca bakınız: Antral gastrit nedir?

Pangastritin Belirtileri

Belirtiler normal gastrite oldukça benzerdir ve aşağıdaki durumlarla karşılaşılabilir:

  • Kusma
  • Karın ağrısı
  • Mide bulantısı
  • Şişkinlik
  • Yemek yedikten sonra dolgunluk
  • İştah kaybı

Yukarıda sıralanan belirtilerden herhangi biri sık görülmeye başladığında, bir sağlık uzmanında danışmak önemlidir. Çünkü pangastrit belirtileri diğer hastalıklarla oldukça benzerdir.

Pangastrit Nedenleri

Bazı faktörler midenin iç yüzerinde hasar bırakabilir ve bu da pangastrit gelişme riskini artırır.

Ağrı kesici ilaçlar: Ağrı kesici ilaçların (özellikle nonsteroid antiinflamatuar ilaçlar) sürekli kullanılması, pangastritin ortaya çıkmasının en yaygın nedenlerinden biridir. Söz konusu ilaçların sık sık alınması, midedeki mukozal zarın hasar zarar görmesine neden olarak, mide salgılarını olumsuz yönde etkileyebilir. Tüm bunların sonucunda da bölgede iltihaplanma meydana gelir.

Mide enfeksiyonları: Sindirim sisteminde oluşan bakteriyel enfeksiyonlar, mide ülserleri ve pangastritin diğer nedenlerinden biridir. Ek olarak, bu tür bir enfeksiyon tedavi edilmezse, ilerleyen süreçte mide kanserine de bağlanabilir.

Otoimmün koşullar: Otoimmün gastritin ilerlemesiyle mukoza zarı büyük ölçüde zarar görürse, midenin tüm iç yüzeyinde pangastrit oluşması muhtemeldir. Otoimmün gastrit, vücut midenin paryetal hücrelerine saldırdığında ortaya çıkan bir durumdur.

Aşırı alkol tüketimi: Sürekli alkol tüketimi akut gastrite neden olabilir. Etkilenen bireylerin sonraki süreçte alkol tüketimine devam etmesi durumu ise pangastrit oluşumuna yol açabilir.

Kronik stres: Stresle birlikte vücutta hormonal değişiklikler meydana gelmeye başlar. Histamin ve asetilkolin seviyelerinde bir yükseliş gözlemlenir. Bununla birlikte, mide salgılarında strese bağlı pangastrite neden olan bir değişikliğe neden olabilir.

Pangastrit Nasıl Teşhis Edilir?

Doktorlar, pangastriti teşhis etmek için bazı farklı testlere başvurur. Hastalığın kolayca teşhisini amaçlayan bu testlerden bazıları şunlardır:

Dışkı testi: Midedeki kanamayı kontrol etmek maksadıyla uygulanır. Pangastrit benzeri iltihaplı mide rahatsızlıkları, dışkıda kan görülmesine neden olabilir. Ayrıca, hastada Helicobacter pylori varlığını kontrol etmek için bu teste ihtiyaç duyulur.

Enfeksiyon için kan testi: Pangastritin başlıca nedenlerinden biri olan Helicobacter pylori enfeksiyonunun kontrolü için uygulanır. Aynı zamanda kişinin enfeksiyon geçirip geçirmediğini belirlemeye de yardımcı olur.

Anemi için kan testi: Pangastrit, anemiye (kansızlık) neden olabilen bir durumdur. Sindirim sistemi mukozasındaki zarar ilerledikçe, besinlerin gıdalardan emilimi son derece zorlaşır. Bu, demir eksikliği anemisine yol açabilir.

Endoskopi: Özel bir görüntüleme ekipmanı kullanılarak mide zarındaki olası anormal değişikler gözlemlenir. Ucunda kamera takılı olan küçük tüp yardımıyla, sindirim sisteminde pangastriti durumunu işaret edebilecek hasarlar kontrol edilir.

Pangastrit Tedavisi

İncelemeler sonucunda kişiye pangastrit teşhisi koyulduktan sonra, doktor tarafından aşağıda belirtilen tedavi yaklaşımlarından herhangi biri uygulanır.

Enfeksiyon tedavisi: Durum enfeksiyondan kaynaklanıyorsa, öncelikle enfeksiyonun tıbbi olarak ele alınması önemlidir. Doktorunuz, pangastrit tedavisi için bir veya birden fazla ilaç reçete edebilir.

Yetersiz besin maddelerinin geri kazandırılması: Hastada pangastrit nedeniyle herhangi bir besin eksikliğinin olması durumunda, doktor vücudun besin seviyelerini en kısa sürede geri yüklemek isteyebilir. Demir ve B12 vitamini eksiklikleri kansızlığa neden olabilir. Bu nedenle, hasta için besin eksikliklerinin izlenmesi ve giderilmesi son derece önemlidir.

Mide asidinin azaltılması veya dengelenmesi: Mide asidi seviyesindeki anormallikleri kontrol etmek için genellikle doktor tarafından çeşitli ilaçlar reçete edilir. Bu gibi bir durumla karşılaşılırsa, hastanın durumuna göre aşağıdaki özellikteki ilaçlardan herhangi biri verilebilir:

  • Mide asidini nötralize edici ilaçlar.
  • Mide asidi salgılanmasını azaltıcı ilaçlar.
  • Sindirim sisteminde bulunan hücrelerin çok fazla mide asidi üretmesini engelleyen ilaçlar.

Pangastrit Hastalığı Olanlar Nasıl Beslenmeli?

Pangastritli kişilerin beslenme alışkanlıklarında belirli değişiklikler uygulaması gerekir. Bu diyet değişiklikleri, mide zarının daha fazla tahriş olmasını önlemek için gereklidir. Bu sindirim sistemi hastalığından muzdarip olanlar, doktorlarının bilgisi dahilinde aşağıda belirtilen diyetleri uygulamaya özen göstermelidir.

  • Yağ oranı düşük yiyecekler
  • Lif içeriği yüksek yiyecekler (sebzeler ve tahıllar gibi)
  • Mide asidi seviyelerini yükseltmeyen yiyecekler
  • Kafeinsiz veya karbonatsız içecekler
  • Sarımsak, zencefil ve zerdeçal (bunlar midede kötü bakterilerin büyümesini engelleyebilir)

Pangastritli kişiler, aynı zamanda aşağıdaki yiyecekleri tüketmekten kaçınmalıdır:

  • Asitli yiyecek ve içecekler
  • Baharatlı yiyecekler
  • Yağlı veya yağda kızartılmış yiyecekler
  • Alkollü içecekler

Okumaya devam et

Sağlık

Geçirgen Bağırsak Sendromu nedir? Belirtileri neler?

Stres ile ilişkili ve gizemli bir hastalık olan geçirgen bağırsak sendromu nedir? Beslenme hatalarından stres, antibiyotikler, antideprasanlar olmak üzere gereksiz ilaçlardan bakteri ve virüs gibi patojenlere kadar birçok etken bağırsak geçirgenini etkileyerek hastalıklara zemin hazırlıyor.

Geçirgen Bağırsak Sendromu nedir? Belirtileri neler?

Stres ile ilişkili ve gizemli bir hastalık olan geçirgen bağırsak sendromu nedir? Beslenme hatalarından stres, antibiyotikler, antideprasanlar olmak üzere gereksiz ilaçlardan bakteri ve virüs gibi patojenlere kadar birçok etken bağırsak geçirgenini etkileyerek hastalıklara zemin hazırlıyor.

Geçirgen Bağırsak Sendromu nedir?

Leaky Gut ya da halk arasında bilinen ismiyle geçirgen (sızdıran) bağırsak sendromu farklı sebeplerle ortaya çıkan bir sindirim sorunudur. Normal şartlarda bağırsakta bulunan sıkı bağlar, sadece sindirilmiş besinlerin, mineral ve vitaminlerin geçişine izin veriyor. Bu sıkı bağlardaki açılmanın yaşanması durumunda ise geçirgen bağırsak sendromu olarak tanımlanan durum ortaya çıkıyor.

Yeditepe Üniversitesi Koşuyolu Hastanesi Uzm. Dyt. Uzm. Klinik. Psk. Merve Öz’ün verdiği bilgiye göre, bu sıkı bağların açılmasıyla birlikte toksinler, mikroplar, sindirilmemiş yiyecek parçaları gibi beşeri geçişine imkan sağlanmış oluyor. Kan dolaşımına bu maddelere ait temel sistem bu maddelere saldırması sorunu ortaya çıkarıyor.

Gözden kaçırılmaması gerekiyor

Son yıllarda yapılan bilimsel çalışmalar ışığında, otoimmun hastalıkların altında yatan en büyük nedenlerden birinin, geçirgen sendromu olabileceğine işaret eden Uzm. Dyt. Uzm. Klinik Psk. Merve Öz; “Bugün, alerji, astım, otizm, kronik yorgunluk sendromu, depresyon / anksiyete, egzema, haşimoto tiroidi, multiple skleroz, sedef, romatoid artirit, ülseratif kolit, ürtiker, Alzheimer ve kardiyovasküler hastalıkların kökeninin bağırsak sağlığı ile ilgili olabileceği tartışılıyor. Bu yüzden bu hastalıkların tedavi edilmesi için geçirgen bağırsak sendromunun gözden geçirilmemesi önem taşıyor” dedi.

“Hipokrat, MÖ 450 yılında, bütün hastalıklar bağırsaktan başlar, bağırsaktaki geri kısmı da hastadır demiştir. Günümüzde bağırsaklar ikinci beyin olarak kabul edilmektedir “diyen Uzm. Dyt. Uzm. Kli. Psik. Merve Öz sözlerine devam etti:

Bağırsaklarımızda hem yararlı, hem zararlı bakteriler bulunuyor. İyi bir beslenme düzeni ile bağırsaktaki bakterilerin sayısı artıyor. Sağlıksız beslenmediğinde bakterilerin sayısı arttığı gibi, bakterilerin de sayısı azalıyor.

Bağırsak florası, yeni adı ile bağırsak mikrobiyotası ne kadar güçlü yorgunluk, zararlı bakterilerle mücadele de bir o kadar güçlü oluyor. Bağırsak mikrobiyotasındaki dengesizlik, bağışıklığın düşüşüne neden olurken, obezite, alerji, davranış, anksiyete, depresyon gibi çeşitli nörolojik ya da psikolojik öğrenmek da ilişkilendirilmektedir.

Geçirgen bağırsak sendromu otoimmün hastalıklara zemin hazırlayabiliyor!

Geçirgen bağırsak sendromunun otoimmün hastalıklara zemin hazırlayabildiğini vurgulayan Uzm. Dyt. Merve Öz, stres, çevresel toksinler, yanlışları, antiyobiyotikler, antideprasanlar yanlış olmak üzere, yanlış kullanılan ilaçlar, bakteri ve / veya virüs gibi patojenler, organlarının bağırsak geçirgenliği sebeplerinde etmenler arasında yer aldığını anlattı.

Doğal beslenme, tedavi için olmazsa olmaz!

Geçirgen bağırsak sendromunun tedavi edilebilen bir hastalık olduğunun ve hastalık hastalıklarının tedavisi olan öğrenmek için gerekli olan altını çizen Uzm. Dyt. Merve Öz, şu bilgileri verdi:

Doğal beslenme, bağırsak sendromu tedavisinde oldukça önemlidir. Doğal olmayan besinler, fazla tarım ilacı, ağır metal ve benzeri zararlı bileşene maruz kalabilirler ve bağırsak duvarına zarar verme potansiyeline sahip olabilirler. Yaklaşık 8-10 saat kaynamış kemik ve et suyu, glutamin, lizin, glisin içereceğinden, bağları onarmaya yardımcı olacaktır.

Fermente sebzeler, yani ev turşuları yoğun mikrobiyotasının zenginliğini artırıp koruyucu duvar oluşturması önemli. Laktoz intolaransı süt ürünleri de bağırsak mukozasını ve geçirgen bağırsağı onarmaya yardımcı olur. Omega 3 yağ asitleri bağırsak tamiratında önemli rol oynamaktadır. Glutamin, glisin, lizin, prolin, bağırsak bariyerinin onarımını gerçekleştirebilir.

Geçirgen bağırsak sendromu belirtileri neler?

Geçirgen bağırsak sendromu otoimmün hastalıkların oluşum mekanizmasında etkili olup olmadığı son zamanlarda bir tartışma konusudur. Geçirgen bağırsak sendromu pek çok farklı belirtiyi beraberinde getirebilir. Besin alerjileri, bağışıklık sistemi hastalıkları, cilt problemleri, nörolojik sorunlar, vitamin eksiklikleri, tedavi edilemeyen depresyon, sürekli olan baş ağrısı, fibromiyalji, kabızlık, ishal, irritabl bağırsak sendromu, kronik yorgunluk gibi pek çok belirtiyle kendisini gösterebilir.

Geçirgen bağırsak sendromu neden olur?

Bozulmuş bağırsak geçirgenliğinin kanıtı “sızıntılı ya da geçirgen bağırsak sendromu”dur. Bağırsak kolonizasyonu anormal ise, bağırsak florası sadece fizyolojik görevlerini sınırlı bir ölçüde yerine getirebilir. Ortaya çıkan mikrobiyal bariyer bozukluğu, sonuçta mukozada gizli inflamatuar değişikliklere ve daha sonra geçirgenlik bozukluklarına yol açar ve patomekanizmalar devreye girer.

Bu, patojenik bakteriler, virüsler, mantarlar veya parazitlerin mikroekolojik bozukluklar bağlamında mukozal reseptörlere erişmesini ve daha hızlı çoğalmasını ve böylece enfeksiyonları daha kolay tetiklemesini kolaylaştırmaktadır. Mikrop türlerine bağlı olarak, mikrobiyal metabolizma nihayetinde bağırsak ortamı için yararlı olan veya sisteme birçok şekilde zarar veren substratlar üretir.

Bağırsak epitelinin “sıkı bağlantılarının” gevşemesi, sızıntı bağırsak olarak da bilinen mukoza geçirgenliğinin artmasına neden olur. Bu nedenle birçok molekül gastrointestinal alandan kan dolaşımına girebilir ve çeşitli reaksiyonları tetikleyebilir.

Geçirgen bağırsak sendromu tanısı nasıl konur?

Kişilerde kabızlık, şişkinlik, ishal gibi sorunlar varsa bu durum bir bağırsak hastalığının habercisi olabilir. Bunlar saptanması kolay kısımlardır.

Hiçbir bağırsak sorunu olmadığı halde alerji, egzama, depresyon, anksiyete, hiperaktivite, yorgunluk, hashimoto, eklem ağrısı, romatoid artrit, fibromiyalji ve ürtiker de bağırsak hastalıklarının belirtileri arasında yer almaktadır. Hiçbir bağırsak sorunu yaşanmasa bile bu hastalıklar için bağırsak kontrolü şart. Bunun için bir gaita testi istenmektedir. Geçirgen bağırsak sendromu olunup olunmadığı için bir zonulin testi istenebilmektedir.

Gaita testi ile bakteriyel probiyotik durumu nasıl yani yararlı- zararlı bakterilerin durumu, mantar olup olmadığı saptanabilir. Kişilerde gluten hassasiyeti çıkmasa bile gaita testiyle gluten hassasiyeti olup olmadığı belirlenebilir. Sindirim enzimlerini ölçen, bağırsakta bir enflamsyon var olup olmadığı gaita ile belirlenir.

Ayrıca gıda intöleransı testi ile de bu durum tespit edilebilir Vücudun savunma sistemi, kan dola­şımına giren tüm yabancı cisimlere karşı bağışıklık reaksiyonu göstermektedir. Kandaki yabancı maddeleri etkisiz hale getiren proteinleri (immunoglobülinler, antikorlar) üretir.

Yüksek geçirgenliğe sahip olan sorunlu bir bağırsak (geçirgen bağırsak sendromu) veya zayıf bir bağışıklık (immün) sistemi tüketilen besinlerin yabancı cisim gibi algılanmasına neden olabilmektedir.  Genetik yatkınlıklar, işlenmiş gıdalar, olumsuz beslenme alışkanlıkları ve anne sütünden yeteri kadar faydalanamama gıda intoleransı sebepleri arasında yer almaktadır.

Kaynak: NHS UK. “Leaky gut syndrome” (Review: 9 March 2021). https://www.nhs.uk/conditions/leaky-gut-syndrome/

Okumaya devam et

Trending

Copyright © 2020 GizliSoru.Com