Bizimle iletişime geçin

Sağlık

Etkisiz Emzirme Nedir? Etkisiz Emzirme Tanısı Hemşirelik Bakım Planı

Etkisiz emzirme, anne veya bebeğin emzirme sürecinde yaşadığı zorluğu genel olarak ifade eden bir hemşirelik tanısıdır. Yenidoğanlar için en mükemmel beslenme formülü olan anne sütünün bebeğe olan faydaları göz önüne alındığında, emzirme sorunlarını gidermek ve bu doğrultuda önlem almak gereklidir. Bu nedenle, etkisiz emzirmeye neden olabilecek faktörleri bilmek ve uygun bir bakım planı hazırlamak önemlidir.

Etkisiz Emzirme Nedir? Etkisiz Emzirme Tanısı Hemşirelik Bakım Planı

Etkisiz emzirme, anne veya bebeğin emzirme sürecinde yaşadığı zorluğu genel olarak ifade eden bir hemşirelik tanısıdır. Yenidoğanlar için en mükemmel beslenme formülü olan anne sütünün bebeğe olan faydaları göz önüne alındığında, emzirme sorunlarını gidermek ve bu doğrultuda önlem almak gereklidir. Bu nedenle, etkisiz emzirmeye neden olabilecek faktörleri bilmek ve uygun bir bakım planı hazırlamak önemlidir.

Anne sütüyle beslenen bebekler, mamayla beslenenlere göre hastaneye yatış, kulak enfeksiyonu, ishal, alerji ve diğer sağlık sorunlarında daha düşük oranlara sahiptir. Ayrıca, anne ve bebek arasındaki duygusal bağın gelişmesi için emzirmek hayli önemlidir. Dahası, düşük maliyetlidir ve herhangi bir ek masraf gerektirmez. Her zaman en ideal sıcaklıktadır ve bebeğin içmesi için hazırdır. Tüm bunların toplamında, emzirmenin faydaları fiziksel, duygusal ve ekonomik olarak değerlendirilebilir.

Diğer yandan, emzirmenin anne ve bebek için faydaları şüpheye yer bırakmayacak bilimsel çalışmalarla kanıtlanmış olsa da bebeğini emzirmek veya emzirmemek annenin kişisel tercihidir. Bu nedenle, ebeveynlerin bu konuda yanlış karar almasını önlemek için sağlık çalışanlarının teşvik edici olması gerekir. Özellikle, doğum ve kadın hastalıkları bölümünde hizmet veren hemşireler, anneleri emzirme konusunda cesaretlendirerek desteklemelidir. Ek olarak, şartlar emzirmeyi engelliyorsa anne suçlu veya yetersiz hissettirilmemeli ve sorun belirlenerek çözüm odaklı bir plan hazırlanmalıdır. İşte tam bu noktada, etkisiz emzirme hemşirelik bakım planı devreye girer.

Etkisiz Emzirme Tanısının Arkasındaki Olası Nedenler

  • Bebeğin prematüre doğması
  • Anne sütünün yetersiz olması
  • Göğüs ucu yaraları
  • Annedeki kaygı, endişe, stres ve diğer psikolojik sorunlar
  • Annenin daha önce meme implantı veya diğer meme cerrahi operasyonları geçirmesi
  • İstenmeyen gebelik sonrası doğum
  • Göğüs ucunun olmaması veya içe dönük olması
  • Yanlış emzirme pozisyonları
  • Hamilelik komplikasyonları
  • Bebeğin meme ucunu kavrayamaması veya düzensiz davranışı
  • Annenin yetersiz beslenmesi
  • Annenin bu konuda bilgi eksikliğinin olması
  • İkiz veya üçüz gibi çoklu doğum

Etkisiz Emzirme Belirtileri

Emzirme sorunları yaşandığında bazı belirtiler gözlemlenebilir. Etkisiz emzirme tanısının konulmasına neden olabilecek bu belirtiler:

  • Yenidoğanlarda anormal kilo kaybı
  • Bebeğin doyduğunu gösteren belirtilerin olmaması
  • Bebeğin sürekli ağlaması ve huzursuz bir hal
  • Bebeğin yetersiz dışkılaması
  • Bebeğin yeterli miktarda kilo alamaması
  • Emzirme esnasında sürekliliğin sağlanamaması
  • Göğüslerdeki sütün boşaltılamaması nedeniyle ağrı
  • Bebeğin meme ucunu kavrayamaması
  • Oksitosin hormonu etkilerinin gözlemlenmemesi
  • Anne sütünün çok az gelmesi

Etkisiz Emzirme Tanısı Hemşirelik Bakım Planı

Etkisiz emzirme bakım planı, emzirme sorunlarının giderilmesi için hazırlanmış bir rehberdir. Şimdi, bu plana göz atalım ve takip edilmesi gereken girişimlere kısaca değinelim…

Meme ucu yapısını değerlendirin: Sorunsuz bir emzirme söz konusu olduğunda, annenin göğüs ucunun yapısı önemlidir. İçe dönük ya da düz bir meme ucu varsa,bebeğin meme ucunu kavrayabilmesi için C  veya V tutma şekli gibi farklı tutma şekilleri ya da pozisyonları önerin. Ek olarak, emzirme esnasında bebeğin ağzına birkaç damla anne sütü damlatılmasını tavsiye edin. Daha detaylı bilgi için bakınız: Göğüs ucu olmayan anneler nasıl emzirir?

Annenin göğüs ucu yarası varsa, bu konuda neler yapabileceği hakkında bilgilendirme yapın ve uzun süreli geçmeyen yaralardan şikayetçiyse doktora yönlendirin.

Bebeğin beslenme sırasındaki durumunu gözlemleyin: Bebekler en iyi sessiz ve uyanık durumdayken emerler. Uykulu bir bebeği veya aşırı derecede aç ve ağlayan bir bebeği emzirmeye çalışırken zorluk ortaya çıkar.

Doğru emzirme pozisyonu hakkında bilgilendirin: Yanlış pozisyon nedeniyle bebeğin emme güçlüğü yaşadığını düşünüyorsanız, doğru emzirme pozisyonunu anneye gösterin ve bu konuda detaylı bilgilendirme yapın.

Emzirmeyi etkileyebilecek psikososyal faktörleri değerlendirin: Annenin emzirmeye karşı tutumu, başarılı emzirme süreci için kritiktir. Yoğun stres ve anksiyete gibi psikolojik durumlar ve çalışan bir anne ise iş hayatı, annenin emzirme konusundaki düşüncelerini olumsuz yönde etkileyebilir.

Oksitosin salınımının belirtilerini değerlendirin: Emzirme sürecinde oksitosin hormonu önemlidir. Memelerde karıncalanma hissi, memelerden süt damlaması ve uterus krampları oksitosin salınımının göstergesidir ve sütün bebeğe aktarılması için gereklidir.

Bebeğin emme ve sütü yutma düzenini gözlemleyin: Bebek yeterince emdiğinde kulakların üzerinde görünen kas hareketleri olur. Anne sütü aktif olarak akarken, bebekler saniyede bir oranında emer ve süt arzı arttıkça yutma artar.

Süt akışını artırmaya yönelik tavsiyelerde bulunun: Anneye göğsüne masaj yapmasını ve bebeğin gazının alınmasını öğretin. Ayrıca, bebeğin yutkunması yavaşladığında diğer memeye geçmesi gerektiğini söyleyin. Emzirme eylemi ne kadar az yapılırsa süt üretimi o derece azalır. Bir başka ifadeyle, çok emzirdikçe daha çok süt tedariği meydana gelir. Bu konuyu anneye anlatın ve emzirme eyleminin her iki memeden yapılması gerektiğini dile getirin.

Bebeğin beslenmesi ve annenin rahatlaması için süt sağımı: Memelerdeki sütün boşaltılmaması nedeniyle bazı anneler göğüs ağrıları yaşayabilir. Anneyi rahatlatmak ve bebeği beslemek için yardımcı araçlar kullanarak anne sütünün sağılmasını sağlayın. Bunun nasıl yapılması gerektiğini anneye öğretin.

Bebeğin kilosu, beslenme sıklığı ve boşaltımını kaydedin: Etkisiz emzirme sorunu yaşayan bebeklerde kilo kaybı yaygın gözlemlenir. Ayrıca, yetersiz dışkılamaya sahiptirler. Bunları ve annenin göğüslerindeki süt durumunu gözlemleyerek kaydedin.

Uygun sütyen tavsiyesinde bulunun: Polyesterden yapılan naylon çmaşırlar teri emmez. Özellikle yaz aylarında pişik, yara ve mantar enfeksiyonları gibi soruna neden olabilir. Emziren annelere, pamuklu (penye) emzirme sütyenlerini kullanmasını tavsiye edin.

Emzirmenin anne ve bebeğe olan faydalarını anlatın: Emzirme sorunlarının bazıları, aslında annenin emzirmek konusunda ”gönülsüz” olmasıyla ilgilidir. Anne sütünün ve emzirmenin hem anneye hem de bebeğe olan katkılarını anlatın. Bu, annenin bebeğinin emzirmek istemesinde teşvik edici bir rol oynayacaktır.

Bebeğin nasıl emzirilmesi gerektiğine dair bilgilendirici bir broşür varsa anneye vermeyi unutmayın. Son olarak, etkisiz emzirmenin ciddi bir sağlık sorunu nedeniyle meydana geldiğini düşünüyorsanız, bu konuyu mutlaka doktorla paylaşın.

Okumaya devam et
Yorum yapmak için tıklayın

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Sağlık

Hamileyken Diş Çekilir mi? Gebelikte Diş Çekimi Hakkında Merak Edilenler

Çoğu insan için diş doktoruna gitmek endişe verici bir fobidir. Öte yandan, hamilelik dönemindeki diş muayeneleri yalnızca endişe verici değil aynı zamanda rahatsız edicidir. Nitekim, bu dönemde diş etleriniz daha hassastır, muayene esnasında aniden mideniz bulanabilir ve büyüyen karınla o sandalyede oturmak sırtınızı ağrıtabilir. Peki ama tüm bu zorluklarına rağmen hamilelikte diş çektirmek güvenli mi?

Hamileyken Diş Çekilir mi? Gebelikte Diş Çekimi Hakkında Merak Edilenler

Çoğu insan için diş doktoruna gitmek endişe verici bir fobidir. Öte yandan, hamilelik dönemindeki diş muayeneleri yalnızca endişe verici değil aynı zamanda rahatsız edicidir. Nitekim, bu dönemde diş etleriniz daha hassastır, muayene esnasında aniden mideniz bulanabilir ve büyüyen karınla o sandalyede oturmak sırtınızı ağrıtabilir. Peki ama tüm bu zorluklarına rağmen hamilelikte diş çektirmek güvenli mi?

Düzenli diş bakımı herkes için gerekli olsa da gebelik döneminde daha çok önem arz eder çünkü iki canlı olduğunuz bu dönemde, artan hormon seviyeleri nedeniyle diş etlerinde şişlik ve hassasiyete neden olabilen iltihaplanma ortaya çıkabilir. Ayrıca, hamilelik döneminde dişlerinizin çürüme riski daha fazladır. Bunun nedeni, sık yaşadığınız bulantı ve kusma nedeniyle ağzınızda artan asit miktarının diş minenizi olumsuz etkilemesidir. Eğer sizinde durumunuz buysa ve çürük dişlerle başınız dertteyse diş hekiminizden randevu almanız gerekir. Peki ama gebelik döneminde diş çektirmek ne kadar güvenli? Lokal anestezi ve röntgen bebeğime zarar verir mi? İşte, hamilelikte diş çekimi hakkında aklınızdaki soru işaretlerini giderebilecek faydalı bir rehber…

Hamilelikte Çürük Dişimi Çektirebilir miyim?

Gebelik döneminde diş çektirmek korkutucu görünse de teknik olarak güvenli bir işlemdir. Yani evet, hamile olsanız bile diş çektirebilirsiniz. Aslında kötü ağız sağlığı vücudunuzun diğer bölümlerini etkileyebilir ve ağzınızdaki tedavi edilmemiş bir enfeksiyon sizi ciddi şekilde hasta edebilir. Bu nedenle, hamile olsanız bile, günlük hayatınıza müdahale edecek kadar şiddetli ağrınız varsa, dişlerinizde veya diş etlerinizde kalıcı hasar riski varsa, enfeksiyon riski varsa diş çekimi yaptırmalısınız. Peki ya riskleri ne olacak? Hamilelik sırasında tıbbi prosedürlerin uygulanmasının küçük riskleri vardır ancak faydaları bunlardan çok daha ağır basar (veya hiçbir şey yapmama riski daha kötüdür).

Hamileliğin Hangi Dönemi Diş Çektirmek İçin Daha Uygundur?

Çoğu uzman, acil olmayan diş tedavileri için hamilelikte en iyi zaman aralığının ikici üç aylık dönem veya bir başka ifadeyle ikinci trimester (3 ila 6 ay) olduğu konusunda hemfikirdir. Bunun nedeni, ilk 3 aylık dönemde çok fazla fetal gelişim olması, son 3 aylık dönemde ise sırtüstü uzanmanın rahatsızlık verebilmesidir. Bununla birlikte, dişlerinizle ilgili acil bir sorununuz varsa hangi 3 aylık dönemde olduğunuzun hiçbir önemi yoktur ve bu sorunu bir an önce halletmeniz gerekir.

Hamilelikte diş çekimi konusunda merak edilen bir diğer detay röntgen ve lokal anestezinin zararlı olup olmadığıdır. Diş çekimi öncesi hekiminiz röntgen istediyse endişeye kapılmanıza gerek yok çünkü tek bir diş filmi, size veya bebeğinize zarar verebilecek kadar radyasyon içermez. Ayrıca, röntgenin olası zararlarından sizi ve bebeğiniz korumak için kurşun gömlek & önlük giymeniz istenecektir.

Diş çektirmek dışında 6 aylık rutin diş kontrolü için randevu almışsanız, röntgen gerekli olmadığı için hamile olduğunuzu göz önüne alarak hekiminiz bu adımı atlayacaktır. Ancak, doktorunuz röntgen çektirmeniz gereken bir durum olduğunu söylüyorsa, endişe etmenize gerek yok. Prosedür güvenlidir.

Hamilelik döneminde, dolgu, kanal tedavisi veya diş çektirmeniz gerekiyorsa, endişelenmenize gerek olmayan bir diğer şey diş hekiminizin işlem sırasında kullanabileceği uyuşturma ilaçlarıdır. Şırınga yoluyla ağzınızın bir bölümüne enjekte edilen lokal anestezi, yalnızca söz konusu bölgeyi etkiler ve hamilelik dönemindeki bir diş prosedürü sırasında kullanımı son derece güvenlidir.

Diş çekimi sonrasında, kısa süreli ağrınız olabilir. Asetaminofen (parasetamol) hamilelikte en güvenli ağrı kesicidir. Diğer seçeneklere gelince, ibuprofen gibi nonsteroid antiinflamatuar (steroid olmayan) ilaçları da ağrı kesici olarak kullanmak güvenli olabilir ancak yalnızca gebeliğin ilk 30 haftasında! Doktor onayı veya önerisi dışında, hamileyken ilaç kullanmayın.

Uygun ilaç yazılması ve muayene esnasında diğer prosedürlere azami dikkat edilebilmesi için hamile olduğunuzu ve gebeliğin kaçıncı haftasında olduğunuzu diş hekiminize söyleyin.

Herhangi acil bir durumda ameliyat, röntgen ve anestezi risklerinin, ciddi bir sorunu tedavi edilmeden bırakma riskinden daha düşük olduğunu unutmayın. Bu nedenle, hamile olsanız dahi herhangi bir sağlık sorunundan şüpheleniyorsanız öncelikle doktorunuza danışın ve gerekli görülüyorsa tedavi olmaktan çekinmeyin. Hamilelik ve diğer zamanlarda diş kayıplarını önlemek için günde 2 kez dişlerinizi fırçalayın.

Son olarak, ağız ve diş ile ilgili sıkıntınız acil değilse ve ötelenmesi herhangi bir soruna yol açmayacaksa, o halde en iyi seçenek bebeğin doğumunu beklemektir. Aciliyeti olmayan işlemleri doğumdan sonraki haftalara erteleyin.

Okumaya devam et

Sağlık

Pangastrit Nedir? Nedenleri, Belirtileri ve Tedavisi

Pangastrit hastalığı, mide zarının tümünde oluşan kronik bir iltihaptır. Üst karın bölgesinde ağrı, gaz, bulantı, kusma, iştahsızlık ve yemek yedikten sonra dolgunluk hissi gibi belirtilerle kendini gösterir. Yaşam kalitesi üzerinde büyük bir etkiye sahip olan bu mide rahatsızlığı, Helicobacter pylori bakterisi enfeksiyonları, sık ağrı kesici kullanımı, aşırı alkol tüketimi, kronik stres ve bazı otoimmün hastalıklar sonucu gelişir.

Pangastrit Nedir? Nedenleri, Belirtileri ve Tedavisi

Pangastrit hastalığı, mide zarının tümünde oluşan kronik bir iltihaptır. Üst karın bölgesinde ağrı, gaz, bulantı, kusma, iştahsızlık ve yemek yedikten sonra dolgunluk hissi gibi belirtilerle kendini gösterir. Yaşam kalitesi üzerinde büyük bir etkiye sahip olan bu mide rahatsızlığı, Helicobacter pylori bakterisi enfeksiyonları, sık ağrı kesici kullanımı, aşırı alkol tüketimi, kronik stres ve bazı otoimmün hastalıklar sonucu gelişir.

Gastrit, mide zarında oluşan iltihaplanma ile ilgili bir sindirim sistemi durumudur. Akut ya da kronik formlarda görülebilir. Akut gastrit kısa süreli iltihaplanmayla aniden ortaya çıkarken, kronik gastrit uzun süreli inflamasyondur. En yaygın kronik gastrit türlerinden biri pangastrittir. Gastrit tedavisinin ihmal edilmesi ciddi kan kan kaybına neden olabilmesinin yanı sıra, mide kanserine yakalanma riskini de artırabilir.

Pangastrit Nedir?

Mide zarının tamamını etkileyen pangastrit, normal gastritten farklıdır. Oluşması durumunda hem midenin alt kısmını hem de üst kısmını etkiler ve oksintik mukozasını tahriş eder. Normal gastritten farklı kabul edilmesinin altında yatan neden, tek bir alan yerine tüm mide bölgesini kapsamasıdır. Ayrıca bakınız: Antral gastrit nedir?

Pangastritin Belirtileri

Belirtiler normal gastrite oldukça benzerdir ve aşağıdaki durumlarla karşılaşılabilir:

  • Kusma
  • Karın ağrısı
  • Mide bulantısı
  • Şişkinlik
  • Yemek yedikten sonra dolgunluk
  • İştah kaybı

Yukarıda sıralanan belirtilerden herhangi biri sık görülmeye başladığında, bir sağlık uzmanında danışmak önemlidir. Çünkü pangastrit belirtileri diğer hastalıklarla oldukça benzerdir.

Pangastrit Nedenleri

Bazı faktörler midenin iç yüzerinde hasar bırakabilir ve bu da pangastrit gelişme riskini artırır.

Ağrı kesici ilaçlar: Ağrı kesici ilaçların (özellikle nonsteroid antiinflamatuar ilaçlar) sürekli kullanılması, pangastritin ortaya çıkmasının en yaygın nedenlerinden biridir. Söz konusu ilaçların sık sık alınması, midedeki mukozal zarın hasar zarar görmesine neden olarak, mide salgılarını olumsuz yönde etkileyebilir. Tüm bunların sonucunda da bölgede iltihaplanma meydana gelir.

Mide enfeksiyonları: Sindirim sisteminde oluşan bakteriyel enfeksiyonlar, mide ülserleri ve pangastritin diğer nedenlerinden biridir. Ek olarak, bu tür bir enfeksiyon tedavi edilmezse, ilerleyen süreçte mide kanserine de bağlanabilir.

Otoimmün koşullar: Otoimmün gastritin ilerlemesiyle mukoza zarı büyük ölçüde zarar görürse, midenin tüm iç yüzeyinde pangastrit oluşması muhtemeldir. Otoimmün gastrit, vücut midenin paryetal hücrelerine saldırdığında ortaya çıkan bir durumdur.

Aşırı alkol tüketimi: Sürekli alkol tüketimi akut gastrite neden olabilir. Etkilenen bireylerin sonraki süreçte alkol tüketimine devam etmesi durumu ise pangastrit oluşumuna yol açabilir.

Kronik stres: Stresle birlikte vücutta hormonal değişiklikler meydana gelmeye başlar. Histamin ve asetilkolin seviyelerinde bir yükseliş gözlemlenir. Bununla birlikte, mide salgılarında strese bağlı pangastrite neden olan bir değişikliğe neden olabilir.

Pangastrit Nasıl Teşhis Edilir?

Doktorlar, pangastriti teşhis etmek için bazı farklı testlere başvurur. Hastalığın kolayca teşhisini amaçlayan bu testlerden bazıları şunlardır:

Dışkı testi: Midedeki kanamayı kontrol etmek maksadıyla uygulanır. Pangastrit benzeri iltihaplı mide rahatsızlıkları, dışkıda kan görülmesine neden olabilir. Ayrıca, hastada Helicobacter pylori varlığını kontrol etmek için bu teste ihtiyaç duyulur.

Enfeksiyon için kan testi: Pangastritin başlıca nedenlerinden biri olan Helicobacter pylori enfeksiyonunun kontrolü için uygulanır. Aynı zamanda kişinin enfeksiyon geçirip geçirmediğini belirlemeye de yardımcı olur.

Anemi için kan testi: Pangastrit, anemiye (kansızlık) neden olabilen bir durumdur. Sindirim sistemi mukozasındaki zarar ilerledikçe, besinlerin gıdalardan emilimi son derece zorlaşır. Bu, demir eksikliği anemisine yol açabilir.

Endoskopi: Özel bir görüntüleme ekipmanı kullanılarak mide zarındaki olası anormal değişikler gözlemlenir. Ucunda kamera takılı olan küçük tüp yardımıyla, sindirim sisteminde pangastriti durumunu işaret edebilecek hasarlar kontrol edilir.

Pangastrit Tedavisi

İncelemeler sonucunda kişiye pangastrit teşhisi koyulduktan sonra, doktor tarafından aşağıda belirtilen tedavi yaklaşımlarından herhangi biri uygulanır.

Enfeksiyon tedavisi: Durum enfeksiyondan kaynaklanıyorsa, öncelikle enfeksiyonun tıbbi olarak ele alınması önemlidir. Doktorunuz, pangastrit tedavisi için bir veya birden fazla ilaç reçete edebilir.

Yetersiz besin maddelerinin geri kazandırılması: Hastada pangastrit nedeniyle herhangi bir besin eksikliğinin olması durumunda, doktor vücudun besin seviyelerini en kısa sürede geri yüklemek isteyebilir. Demir ve B12 vitamini eksiklikleri kansızlığa neden olabilir. Bu nedenle, hasta için besin eksikliklerinin izlenmesi ve giderilmesi son derece önemlidir.

Mide asidinin azaltılması veya dengelenmesi: Mide asidi seviyesindeki anormallikleri kontrol etmek için genellikle doktor tarafından çeşitli ilaçlar reçete edilir. Bu gibi bir durumla karşılaşılırsa, hastanın durumuna göre aşağıdaki özellikteki ilaçlardan herhangi biri verilebilir:

  • Mide asidini nötralize edici ilaçlar.
  • Mide asidi salgılanmasını azaltıcı ilaçlar.
  • Sindirim sisteminde bulunan hücrelerin çok fazla mide asidi üretmesini engelleyen ilaçlar.

Pangastrit Hastalığı Olanlar Nasıl Beslenmeli?

Pangastritli kişilerin beslenme alışkanlıklarında belirli değişiklikler uygulaması gerekir. Bu diyet değişiklikleri, mide zarının daha fazla tahriş olmasını önlemek için gereklidir. Bu sindirim sistemi hastalığından muzdarip olanlar, doktorlarının bilgisi dahilinde aşağıda belirtilen diyetleri uygulamaya özen göstermelidir.

  • Yağ oranı düşük yiyecekler
  • Lif içeriği yüksek yiyecekler (sebzeler ve tahıllar gibi)
  • Mide asidi seviyelerini yükseltmeyen yiyecekler
  • Kafeinsiz veya karbonatsız içecekler
  • Sarımsak, zencefil ve zerdeçal (bunlar midede kötü bakterilerin büyümesini engelleyebilir)

Pangastritli kişiler, aynı zamanda aşağıdaki yiyecekleri tüketmekten kaçınmalıdır:

  • Asitli yiyecek ve içecekler
  • Baharatlı yiyecekler
  • Yağlı veya yağda kızartılmış yiyecekler
  • Alkollü içecekler

Okumaya devam et

Sağlık

Geçirgen Bağırsak Sendromu nedir? Belirtileri neler?

Stres ile ilişkili ve gizemli bir hastalık olan geçirgen bağırsak sendromu nedir? Beslenme hatalarından stres, antibiyotikler, antideprasanlar olmak üzere gereksiz ilaçlardan bakteri ve virüs gibi patojenlere kadar birçok etken bağırsak geçirgenini etkileyerek hastalıklara zemin hazırlıyor.

Geçirgen Bağırsak Sendromu nedir? Belirtileri neler?

Stres ile ilişkili ve gizemli bir hastalık olan geçirgen bağırsak sendromu nedir? Beslenme hatalarından stres, antibiyotikler, antideprasanlar olmak üzere gereksiz ilaçlardan bakteri ve virüs gibi patojenlere kadar birçok etken bağırsak geçirgenini etkileyerek hastalıklara zemin hazırlıyor.

Geçirgen Bağırsak Sendromu nedir?

Leaky Gut ya da halk arasında bilinen ismiyle geçirgen (sızdıran) bağırsak sendromu farklı sebeplerle ortaya çıkan bir sindirim sorunudur. Normal şartlarda bağırsakta bulunan sıkı bağlar, sadece sindirilmiş besinlerin, mineral ve vitaminlerin geçişine izin veriyor. Bu sıkı bağlardaki açılmanın yaşanması durumunda ise geçirgen bağırsak sendromu olarak tanımlanan durum ortaya çıkıyor.

Yeditepe Üniversitesi Koşuyolu Hastanesi Uzm. Dyt. Uzm. Klinik. Psk. Merve Öz’ün verdiği bilgiye göre, bu sıkı bağların açılmasıyla birlikte toksinler, mikroplar, sindirilmemiş yiyecek parçaları gibi beşeri geçişine imkan sağlanmış oluyor. Kan dolaşımına bu maddelere ait temel sistem bu maddelere saldırması sorunu ortaya çıkarıyor.

Gözden kaçırılmaması gerekiyor

Son yıllarda yapılan bilimsel çalışmalar ışığında, otoimmun hastalıkların altında yatan en büyük nedenlerden birinin, geçirgen sendromu olabileceğine işaret eden Uzm. Dyt. Uzm. Klinik Psk. Merve Öz; “Bugün, alerji, astım, otizm, kronik yorgunluk sendromu, depresyon / anksiyete, egzema, haşimoto tiroidi, multiple skleroz, sedef, romatoid artirit, ülseratif kolit, ürtiker, Alzheimer ve kardiyovasküler hastalıkların kökeninin bağırsak sağlığı ile ilgili olabileceği tartışılıyor. Bu yüzden bu hastalıkların tedavi edilmesi için geçirgen bağırsak sendromunun gözden geçirilmemesi önem taşıyor” dedi.

“Hipokrat, MÖ 450 yılında, bütün hastalıklar bağırsaktan başlar, bağırsaktaki geri kısmı da hastadır demiştir. Günümüzde bağırsaklar ikinci beyin olarak kabul edilmektedir “diyen Uzm. Dyt. Uzm. Kli. Psik. Merve Öz sözlerine devam etti:

Bağırsaklarımızda hem yararlı, hem zararlı bakteriler bulunuyor. İyi bir beslenme düzeni ile bağırsaktaki bakterilerin sayısı artıyor. Sağlıksız beslenmediğinde bakterilerin sayısı arttığı gibi, bakterilerin de sayısı azalıyor.

Bağırsak florası, yeni adı ile bağırsak mikrobiyotası ne kadar güçlü yorgunluk, zararlı bakterilerle mücadele de bir o kadar güçlü oluyor. Bağırsak mikrobiyotasındaki dengesizlik, bağışıklığın düşüşüne neden olurken, obezite, alerji, davranış, anksiyete, depresyon gibi çeşitli nörolojik ya da psikolojik öğrenmek da ilişkilendirilmektedir.

Geçirgen bağırsak sendromu otoimmün hastalıklara zemin hazırlayabiliyor!

Geçirgen bağırsak sendromunun otoimmün hastalıklara zemin hazırlayabildiğini vurgulayan Uzm. Dyt. Merve Öz, stres, çevresel toksinler, yanlışları, antiyobiyotikler, antideprasanlar yanlış olmak üzere, yanlış kullanılan ilaçlar, bakteri ve / veya virüs gibi patojenler, organlarının bağırsak geçirgenliği sebeplerinde etmenler arasında yer aldığını anlattı.

Doğal beslenme, tedavi için olmazsa olmaz!

Geçirgen bağırsak sendromunun tedavi edilebilen bir hastalık olduğunun ve hastalık hastalıklarının tedavisi olan öğrenmek için gerekli olan altını çizen Uzm. Dyt. Merve Öz, şu bilgileri verdi:

Doğal beslenme, bağırsak sendromu tedavisinde oldukça önemlidir. Doğal olmayan besinler, fazla tarım ilacı, ağır metal ve benzeri zararlı bileşene maruz kalabilirler ve bağırsak duvarına zarar verme potansiyeline sahip olabilirler. Yaklaşık 8-10 saat kaynamış kemik ve et suyu, glutamin, lizin, glisin içereceğinden, bağları onarmaya yardımcı olacaktır.

Fermente sebzeler, yani ev turşuları yoğun mikrobiyotasının zenginliğini artırıp koruyucu duvar oluşturması önemli. Laktoz intolaransı süt ürünleri de bağırsak mukozasını ve geçirgen bağırsağı onarmaya yardımcı olur. Omega 3 yağ asitleri bağırsak tamiratında önemli rol oynamaktadır. Glutamin, glisin, lizin, prolin, bağırsak bariyerinin onarımını gerçekleştirebilir.

Geçirgen bağırsak sendromu belirtileri neler?

Geçirgen bağırsak sendromu otoimmün hastalıkların oluşum mekanizmasında etkili olup olmadığı son zamanlarda bir tartışma konusudur. Geçirgen bağırsak sendromu pek çok farklı belirtiyi beraberinde getirebilir. Besin alerjileri, bağışıklık sistemi hastalıkları, cilt problemleri, nörolojik sorunlar, vitamin eksiklikleri, tedavi edilemeyen depresyon, sürekli olan baş ağrısı, fibromiyalji, kabızlık, ishal, irritabl bağırsak sendromu, kronik yorgunluk gibi pek çok belirtiyle kendisini gösterebilir.

Geçirgen bağırsak sendromu neden olur?

Bozulmuş bağırsak geçirgenliğinin kanıtı “sızıntılı ya da geçirgen bağırsak sendromu”dur. Bağırsak kolonizasyonu anormal ise, bağırsak florası sadece fizyolojik görevlerini sınırlı bir ölçüde yerine getirebilir. Ortaya çıkan mikrobiyal bariyer bozukluğu, sonuçta mukozada gizli inflamatuar değişikliklere ve daha sonra geçirgenlik bozukluklarına yol açar ve patomekanizmalar devreye girer.

Bu, patojenik bakteriler, virüsler, mantarlar veya parazitlerin mikroekolojik bozukluklar bağlamında mukozal reseptörlere erişmesini ve daha hızlı çoğalmasını ve böylece enfeksiyonları daha kolay tetiklemesini kolaylaştırmaktadır. Mikrop türlerine bağlı olarak, mikrobiyal metabolizma nihayetinde bağırsak ortamı için yararlı olan veya sisteme birçok şekilde zarar veren substratlar üretir.

Bağırsak epitelinin “sıkı bağlantılarının” gevşemesi, sızıntı bağırsak olarak da bilinen mukoza geçirgenliğinin artmasına neden olur. Bu nedenle birçok molekül gastrointestinal alandan kan dolaşımına girebilir ve çeşitli reaksiyonları tetikleyebilir.

Geçirgen bağırsak sendromu tanısı nasıl konur?

Kişilerde kabızlık, şişkinlik, ishal gibi sorunlar varsa bu durum bir bağırsak hastalığının habercisi olabilir. Bunlar saptanması kolay kısımlardır.

Hiçbir bağırsak sorunu olmadığı halde alerji, egzama, depresyon, anksiyete, hiperaktivite, yorgunluk, hashimoto, eklem ağrısı, romatoid artrit, fibromiyalji ve ürtiker de bağırsak hastalıklarının belirtileri arasında yer almaktadır. Hiçbir bağırsak sorunu yaşanmasa bile bu hastalıklar için bağırsak kontrolü şart. Bunun için bir gaita testi istenmektedir. Geçirgen bağırsak sendromu olunup olunmadığı için bir zonulin testi istenebilmektedir.

Gaita testi ile bakteriyel probiyotik durumu nasıl yani yararlı- zararlı bakterilerin durumu, mantar olup olmadığı saptanabilir. Kişilerde gluten hassasiyeti çıkmasa bile gaita testiyle gluten hassasiyeti olup olmadığı belirlenebilir. Sindirim enzimlerini ölçen, bağırsakta bir enflamsyon var olup olmadığı gaita ile belirlenir.

Ayrıca gıda intöleransı testi ile de bu durum tespit edilebilir Vücudun savunma sistemi, kan dola­şımına giren tüm yabancı cisimlere karşı bağışıklık reaksiyonu göstermektedir. Kandaki yabancı maddeleri etkisiz hale getiren proteinleri (immunoglobülinler, antikorlar) üretir.

Yüksek geçirgenliğe sahip olan sorunlu bir bağırsak (geçirgen bağırsak sendromu) veya zayıf bir bağışıklık (immün) sistemi tüketilen besinlerin yabancı cisim gibi algılanmasına neden olabilmektedir.  Genetik yatkınlıklar, işlenmiş gıdalar, olumsuz beslenme alışkanlıkları ve anne sütünden yeteri kadar faydalanamama gıda intoleransı sebepleri arasında yer almaktadır.

Kaynak: NHS UK. “Leaky gut syndrome” (Review: 9 March 2021). https://www.nhs.uk/conditions/leaky-gut-syndrome/

Okumaya devam et

Trending

Copyright © 2020 GizliSoru.Com