Bizimle iletişime geçin

Sağlık

Gebelik döneminde beslenme nasıl olmalı, nelere dikkat edilmeli?

Gebelik dönemi, kadının fiziksel, hormonal ve psikolojik olarak değiştiği bir dönem. Tüm bu değişimlerle beraber beslenme düzeninin de değiştiği, değişmesi gerektiği bir dönem. Peki bir kadın, anne olacağını ilk duyduğu andan itibaren beslenmesinde nelere dikkat etmeli?

gebelik beslenme

Gebelik dönemi, kadının fiziksel, hormonal ve psikolojik olarak değiştiği bir dönem. Tüm bu değişimlerle beraber beslenme düzeninin de değiştiği, değişmesi gerektiği bir dönem. Peki bir kadın, anne olacağını ilk duyduğu andan itibaren beslenmesinde nelere dikkat etmeli?

Gebeliğin ilk ayında annenin sürdüreceği beslenme alışkanlıkları, bebeğin de hayat boyu sürdüreceği beslenme alışkanlıklarının temelini oluşturur. Annenin yeterli ve dengeli beslenmesi bebeğin bedensel ve zihinsel olarak büyümesi ve gelişmesini sağlar. Amaç annein vücundaki besin öğeleri depolarını dengede tutmak, anne karnındaki bebeğin normal büyüme gelişmesini sağlamak, emziklik döneminde süt salımı için gerekli enerji ve besin öğelerini karşılamaktır.

Yetersiz ağırlık kazanımı 6 kg‘ın altıdır. yetersiz beslenme erken doğuma, bebeğin düşük doğum ağırlığına (<2500g), bebekte bedensel ve zihinsel gelişim yetersizliğine hatta ölü doğumlara sebep olabilir.


Doğumdan önceki ağırlığı normal olan kadınlarda, gebelikle 10-14 kg ağırlık kazanımı idealdir. bu da her ay yaklaşık 1-1. 5 kg ağırlık artışı demektir. Riskli gebelikler; adölesan gebelik, 35 yaş üstü gebelikler, 2 yıldan az aralıklı gebeliklerdir. İlk 12 hafta 1. trimester, 13-27. haftalar arası 2. triester, 28-40. haftalar arası 3. trimesterdir.

Her gebelik zorlu ve meşakkat dolu bir süreçtir ve bu süreçte elbette annenin bazı zorlanacağı belki kendini kötü hissedeceği günler veya anlar olabilir. Bu gibi zorluklar gebelik süresince aralıklarla görülebilir. Bunlara örnek olarak ilk aylarda genellikle sıklıkla karşılaşılan durumlar mide bulantısı, baş dönmesi, yediklerin ağza gelmesi, iştahsızlık, yemek kokularına karşı aşırı hassasiyet gibi bir çok beslenme bozukluğu oluşabilir.

Gebeler bu beslenme bozukluğuyla kendileri baş etmemelidir. Ve kesinlikle kulaktan dolma bilgiler ile hareket etmemelidir. Gebelik öncesinde olduğu gibi gebelik sırası, sonrası, emziklilik dönemi ve bebek beslenmesinde de diyetisyenin takibi ve gözetimi önemlidir.

Mide bulantıları

Gebeliğin ilk 3 ayını oluşturan bu dönemde annenin yaşadığı hormonal değişiklikler bu dönemde çok karşılaşılan ve hiperemesiz denilen mide bulantılarına sebep olabilir. Bu durumda anne besin tüketimini reddedebilir ve günlük enerji alımı kısıtlanabilir. Gebeliğin ilk döneminde rastlanan mide bulantılarını azaltmak adına sabah kalkar kalkmaz mide suyunu emmeye yardımcı olacak; kıtır ekmek, galeta, leblebi, ekmek gibi kaynakları yataktan kalkar kalkmaz tüketilmelidir.

Asitli içecekler ve meyve suları midede yanmaya sebep olacağından uzak durulmalıdır. Sıvı ihtiyacınızı karşılamak adına suyu yemek sırasında değil ara öğünlerde tüketilmelidir.

Çiğ sebze ve meyveler mideyi yavaş terk edeceğinden mide bulantısının yoğun olduğu dönemlerde tüketilmesi önerilmez. Protein alımını yetersiz bırakmamak adına; peynir, tuzlu ayran, cacık, yoğurt gibi besinsel kaynaklar gün içerisinde alınmalıdır.


Alınması gereken ortalama besin öğeleri

Annenin fiziksel ve sağlık durumuna göre değişmesiyle birlikte günlük olarak ortalama en az tek bir öğünde; kırmızı et, balık, kurubaklagil gibi bir protein kaynağını; günlük 3 bardak süt veya yoğurdu; günlük 5-6 porsiyon kadar sebze ve meyve tüketimini tamamlanması ve karbonhidrat olarak; kepekli ürünler değil tam buğday ekmeği, tam tahıl ekmeği, çavdar ekmeği gibi vitamin ve mineral içeriği yüksek ekmek türleri tüketilmesi önerilir.

Günlük 6-8 porsiyon kadar karbonhidrat grubu tüketmelerinde bir sakınca yoktur. Bu dönemde vitamin ve mineral ihtiyacı artacağından hem besinsel olarak bunlardan zengin hem de yağ kalitesi olarak oldukça yüksek değere sahip; fındık, ceviz, badem gibi kaynaklara beslenmelerinde yer vermelidirler. Gebelikte bol su tüketimi hem anne hem bebek açısından çok faydalıdır. Anne adayı günde yaklaşık 2 – 3 litre kadar su içmelidir. Bu yaklaşık olarak 10-12 bardak civarındadır.

Bitkisel çaylar ve ürünler

Gebelik sürecinde anne adayının rahatlamak için tükettiği bitki çayları düşük yapmaya yol açabildiğinden, tüketimi önerilmez. Özellikle; rezene, zerdeçal, civanperçemi, mine çiçeği, ada çayı, barut ağacı kabuğu, sinameki ve yeşil çay tüketmek bu dönemde sakıncalı olabilir.

Zerdeçal hamilelikte rahim hareketlerini artırarak, ada çayı kadınsal hormonları artırarak ve yeşil çay tansiyonu yükselterek düşük yapmaya sebep olabilir. Doğum Tarihi Son adetin ilk gününe 280 gün eklenmesiyle tahmini doğum tarihi hesaplanır.

Gebelik süresi 40 hafta kabul edilse de, 38 ile 42 haftalar arası normal sayılır. Bu dönemde dikkat edilmesi gerekenler; Sigara, alkol ve doktora danışmadan alınan ilaçlar gebelik boyunca, özellikle de bebeğin organlarının geliştiği ilk 3 ayda zararlıdır. Kedi, köpek dışkısı ve çiğ etle temas edilmemelidir. Bunlar bebeğe zararlı olabilecek toksoplazma denen parazit taşıyabilir.

Gebelik eki

Gebelikle birlikte artan enerji ihtiyacıyla alınması gereken enerji miktarı artar. Gebelik öncesi ağırlığı; normal ise ilk 3 ay 150 kcal sonraki aylar 300 kcal, zayıf ise ilk 3 ay 250 kcal sonraki aylar 300 kcal, şişman ise ilk 3 ay eklenmez sonraki aylar 300 kcal eklenir.

Kafein

Annenin aşırı kafein tüketimi, bebeğin kemik yoğunluğu ve kalsiyum içeriği üzerinde zararlı etkilere sahiptir. Annenin yüksek dozda kafein alması birçok mineralin emilimini engellemekte ve kansızlık riskini arttırmaktadır. Kafein bebeğin de kanına geçer. Alınan orta düzeyde kafein anne adayında çarpıntı ve benzeri yakınmalar yaratmasa da bebeğin kalp atımlarında ve solunumunda (bebek daha doğmadan da anne karnında solunum hareketleri yapar) belirgin artışa neden olabilir. Kafein bir idrar söktürücüdür.

Hamilelik sırasında fazla miktarda alınımı sıvı ve kalsiyum kaybı ile dehidratasyona (aşırı sıvı kaybı) yol açabilir. Özellikle yemeklerden hemen sonra alındığında bağırsaklardan demir emilimini %40 oranında azaltır ve bu demir gereksinimin çok yüksek olduğu hamilelik döneminde oldukça önemlidir. Günde maksimum 3-4 bardak açık ve limon ilaveli çay ile kafein alımı sınırlandırılabilir. Kahve tüketimi ise günde 1 fincanı geçmemelidir.


Protein gereksinimi

Plesenta için çok önemlidir. gebe olmayan kadınlar için 0. 8-1 g/kg iken gebelerde 1. 2-1. 5 g/kg dir. ortalama olarak normal gereksinimin 20 g fazlasıdır.

Omega 3 yağ asitleri anne karnındaki bebeğin beyin oluşumu ve gelişimi, görmeyi sağlayan retinanın gelişimi, sinir sisteminin gelişimi aşamalarında önemli rol oynar. Omega 3 ler açısından en zengin besin maddeleri balıklardır. Ceviz ve semizotu da omega 3 içerir. Balık tüketemiyorsanız doktor ve diyetisyeninizin önerdiği balık hapı tabletlerini kullanabilirsiniz.

Demir gereksinimi

Gebelikte 20 mg ek demir gereklidir. Hb 11 g/dl az olduğu durumlarda ek demir suplemanı önerilir. yemeklerle birlikte çay kahve içilmemeli. Demirin vücutta kullanımını arttırmasından dolayı c vitamininden zengin besinlerle beraber tüketilmesine özen gösterilmelidir. Hem demirinin (Fe+2) emilimi, hem olmayan demire (Fe+3) göre daha fazladır.


Gebelikle birlikte Vücut kan hacmini % 30-50 artırır. Kan hacmindeki bu artış nedeniyle hamile kadınların folik asit ve demir alımını da arttırmaları gerekir. Birçok kadının demir rezervleri yoktur. Hamilelik sırasında, gebe olmayan kadınların ihtiyaç duyduğu demir miktarının iki katına ihtiyaç vardır. Hamilelik sırasında yeterli miktarda demir rezervi yoksa veya yeterince demir alınmazsa, demir eksikliği anemisi gelişebilir. Dengeli beslenme ile hala demir eksikliği devam ediyorsa doktor tarafından takviye yazılabilir.

Demir; et, yumurta, tavuk, balık, yeşil yapraklı sebzeler, kurubaklagiller, kuru meyvelerde bulunur. Demir emilimini arttırmak için bu yiyecekler ile birlikte C vitamininden zengin olan taze sıkılmış portakal suyu ile birlikte tüketmek iyi bir tercihtir. Özellikle turunçgiller, sebze ve meyveler C vitamininden zengindir. Çay, kahve ise demir emilimini azaltacağından önerilmez.

WHO, tüm gebelere en kısa zamanda günlük 60 mg elemental demir ve 400µg folik asit birlikte başlamayı önermektedir. Bu protokol tüm gebelik boyunca ve postpartum 6 ay devam etmelidir. Gebelerde özellikle ikinci ve üçüncü trimesterde demir ihtiyacı diyetle alınan miktarın üzerindedir.

Ülkemizde Sağlık Bakanlığı tarafından demir destek programı kapsamında klinik anemi olmasa da günlük demir gereksinimi göz önüne alınarak tüm gebelere, ikinci trimesterden başlayarak 6 ay ve doğum sonu 3 ay olmak üzere toplam 9 ay süre ile günlük 40-60 mg demir önerilmektedir. En sık kullanılan oral preparat demir (II) sülfattır.

WHO ve CDC erken dönem demir desteğinin düşük doğum ağırlıklı bebek riskini azalttığını rapor etmiştir. USPSTF demir düzeylerine göre destek verilmesi gerektiğinin savunmaktadır. Hemokromatozisli ve beta-talesemi olanlar demir takviyesi kullanmamalıdır.

Kalsiyum gereksinimi

Kalsiyum tüketimi, kadınlar için yalnızca gebelik döneminde değil, hayatın her döneminde büyük önem taşımaktadır. Gebelik süresinde alınan kalsiyum anne adayında kemik erimesi gelişmemesi ve bebekte kemik, diş gelişiminin sağlıklı bir şekilde gerçekleşebilmesi için gereklidir. Gebe kadınlar için günlük kalsiyum ihtiyacı 1000-1300 mg’dır.

Gebelik süresince kemik yapısını oluşturan kalsiyumun yeterli miktarda alınması, bebeğin iskelet yapısını geliştirdiği gibi, annenin de kemik kütlesini korumasına yardımcı olur. Eğer anne gebelik sürecinde yeterli kalsiyum alınırsa, ileride oluşabilecek osteoporoza karşı da kendisini korumuş olur. Süt, yoğurt, peynir, pekmez, fındık, kuru baklagiller ve yeşil yapraklı sebzeler zengin kalsiyum kaynaklarıdır.

Vitamin gereksinimi

Yeni vücut hücrelerinin yapımında proteinlere yardımcı olduğu için B6, B12 ve folik asit gereksinimi artmaktadır. Gebelik sırasında DNA sentezinin yapılabilmesi için B 12 vitaminine ihtiyaç vardır. Bu vitamin süt, yoğurt, yumurta, peynir ve et gibi hayvansal kaynaklı besinlerde bulunur.

Gebelik döneminde folik asit gereksinimi

Folik asit kullanımına gebe kalmadan 6-8 hafta önce başlamalı ve gebeliğin ilk 12 haftası boyunca sürdürülmelidir. Günlük 400 mikrogram (0. 4 mg) folik asit alımı yeterlidir.


Folik asit daha çok hücre bölünmesi ile hücrenin genetik yapısının oluşmasında anahtar işlevi görür. Bu sebeple gebeliğin erken döneminde, fetüsün merkezi sinir sisteminde gelişimi sağlamak için yeterli miktarda olması zorunludur. Gebeliğin 2. -12. haftalarında yeterli alım olmazsa nöral tüp defektleri gibi beyin ve omurilik kaynaklı anormaliler öncelikli olmak üzere konjenital gelişim bozukluklarının ortaya çıkma olasılığı artar.

Yapılan çalışmalarda yeteri kadar folik asit alındığında nöral tüp defektleri yüzde 70 oranında azaldığı ortaya konmuştur. Bunun için tavsiye edilen doz, genellikle kadın gebe kalmadan 8 hafta önce ile gebeliğin ilk trimesterinde günde 400 mikrogramdır. Eğer alım yetersiz olursa kan homosistein aminoasidi seviyesi artabilir kardiyo-vaskular hastalıklar için risk oluşabilir.

Folik asitin kaynakları; koyu yeşil yapraklı sebzeler, kurubaklagiller, et, süt, yoğurt ve türevleri, yumurta ve tahıllar olarak sıralanabilir.

Gebelik döneminde D Vitamini gereksinimi


Gebelikte d vitamini yetersizliği, yüksek kan basıncı ve proteinüri ile karaktersiz preeklemsi için önemli bir risk faktörüdür. D vitamini güneş ışığından alınmalıdır. Gebeliğin 12. haftasından itibaren günde 1200 IU (30mcg-9 damla) alınmalıdır.

Okumaya devam et
Yorum yapmak için tıklayın

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Sağlık

Dudak Kuruması Neden Olur? Kuruyan Dudaklara Ne İyi Gelir?

Dudak Kuruması Neden Olur? Kuruyan Dudaklara Ne İyi Gelir?

Dudak kuruması özellikle belli dönemlerde oldukça sık karşılaşılan bir cilt sorunudur. Sadece görünüşüyle can sıkıcı olmakla kalmayarak, aynı zamanda ağrı ve rahatsızlığa da neden olabilir. Kuruluğun yanı sıra çatlaklar, kızarıklık, artan hassasiyet ve ciltte karıncalanma ile karakterizedir. Birçok kişi için kaçınılması zor gibi görünen dudak kuruması, takip edilmesi kolay çeşitli yöntemlerle tedavi edilebilir.

Dudaklardaki kuruluğun ve pul pul bir hale gelmesinin birçok nedeni bulunmaktadır. Yaygın nedenler; tahriş edici maddeler, rüzgar, soğuk hava, güneş ve mekanik strestir. Örneğin dudakları ısırmak veya dille nemlendirmek, kısa süre sonra bölgedeki sıvıyı daha da azaltarak kuruluğu tetikleyebilir.

  • Soğuk havalarda: Kuru ve soğuk hava, dudakların kurumasına ve çatlamasına neden olur. Kış mevsiminde atmosferden gelen kuru kontrast da diğer bir faktördür.
  • Sıcak havalarda: Yaz aylarında kuru rüzgarlar yaygındır. Ek olarak, güneşe daha fazla maruz kalma ve susuz kalma gibi dudak kurumasına neden olabilecek başka etkenler de vardır. 
  • Uzun süre dışarıda kalmak: Yorucu spor aktiviteleri ile birlikte rüzgara, soğuğa veya sıcağa uzun süre maruz kalmak, dudak kuruluğu olasılığını artırır.

Dudaklar Neden Kurur?

Dudak bölgesindeki cilt yapısı, vücudun diğer bölgelerine kıyasla oldukça hassastır. Yağ bezlerinden yoksun olması nedeniyle, kuru hava ve değişen sıcaklıklar gibi basit etkenler bile dudaklarda kuruluk oluşturabilir. Aşağıda sıralanan başlıklar, dudak kuruluğunun ana nedenleridir.

Vücudun Dehidrasyonu

Dehidrasyon (vücudun alınan sıvıdan fazlasını tüketmesi sonucu oluşan anormallikler), dudak kurumasının en yaygın nedenlerinden biridir. Dudaklarda cildin geri kalanı gibi yağ bezleri yoktur ve bu nedenle dudakların nem kaybetme olasılığı daha yüksektir. Hava kuruysa, kuru ve çatlamış dudaklardan muzdarip olma eğilimi daha fazladır. Susuzluk dehidrasyonun geç bir belirtisi olduğundan, su içmek için susayana kadar beklenmemelidir. Bu nedenle, dudak kurumasını önlemek ve dudakların yeterince nem kazanması için günde en az 8 bardak su tüketmek gerekir.

Dille Dudakları Nemlendirmek

Birçoğunun dudaklarını diliyle sürekli nemlendirme alışkanlığı, bölgedeki sıvı eksikliğini daha da kötüleştirir. Dudakların dille nemlendirilmesi sadece birkaç saniye etkilidir. Tükürük saniyeler içerisinde buharlaşır ve kuruluk geri döner. Bu alışkanlığınız varsa, en kısa zamanda kurtulmanız önerilir.

Tahriş Edici Maddeler

Bazı diş macunları, kurumuş dudaklara neden olabilecek tahriş edici maddeler içerir. Bu bileşene sodyum lauril sülfat denir. Sodyum lauril sülfat içeren diş macunlarını kullanmaktan kaçınmalıdır. Bunun yerine başka bir marka seçilebilir veya doğal diş macunları tercih edilebilir. 

Ayrıca bazı meyve asitleri ve özellikle turunçgiller de dudakları tahriş eder. Ek olarak, sakız, şeker veya diş macununda kullanılan sinnamatlar da dudakları tahriş edebilir. Bu durumlarda, satın almadan önce içerdikleri maddeler hakkında bilgi sahibi olmak için ürün etiketleri kontrol edilmelidir.

Alerjiler

Kobalt ve nikel dahil olmak üzere bazı maddelere olan alerjiler, dudak kurumasına neden olabilir. Bazı diş macunları guaiazulen içerirken, bazı rujlar da tahrişe ve alerjiye neden olabilen propil gallat veya fenil salisilat içerir. Bu bileşenleri ihtiva eden ruj ve diş macunlarını kullanmaktan kaçınmalıdır. Ayrıca gıda boyası gibi bazı gıda bileşenleri de alerjiye ve kuru dudaklara neden olabilir. Hangi alerjene tepki verdiğinizden emin değilseniz, doktorunuza başvurmalısınız.

Sadece Ağızdan Nefes Almak

Ağzınızdan nefes aldığınızda dudaklarınız havayla daha fazla temas eder ve bu nedenle kurur. Uyku apnesi, sinüzit ve soğuk algınlığı gibi bazı durumlar ya da hastalıklar, ağzınızdan daha sık nefes almanıza neden olabilir. Bu gibi durumlarda mutlaka bir doktora danışılarak tedavi olunması gerekmektedir.

İlaç Kullanımı

Depresyon, anksiyete, ağrı, şiddetli akne, soğuk algınlığı ve burun alerjilerini tedavi etmek için kullanılan bazı ilaçlar, genellikle yan etki olarak dudak kuruluğuna neden olur. Dudaklarınızda meydana gelen kuruluğun ilaçlardan kaynaklandığından şüpheleniyorsanız, nedenini öğrenmek için doktorunuzla görüşmelisiniz.

Daha Az Bilinen Nedenler

Yukarıda bahsedilen nedenler sizi ilgilendirmiyorsa, dudak kurumasının çok yaygın olmayan başka sebepleri de bulunmaktadır. Kurumuş dudakların diğer olası nedenleri şunlardır:

  • B12 vitamini eksikliği
  • Niasin eksikliği (özellikle ağız kenarlarında çatlaklara neden olur)
  • Mantar enfeksiyonu
  • Hipervitaminoz A (A vitamini zehirlenmesi)
  • Şeker hastalığı
  • Kawasaki hastalığı gibi bazı kan hastalıkları
  • Sjögren sendromu (dudak kuruması da dahil olmak üzere çeşitli semptomlarla kendini gösteren otoimmün hastalık)
  • Makrositoz (artan kan hücresi boyutu ile karakterize bir durum)

Dudak Kuruluğunun Tedavisi İçin İpuçları

Dudaklarınızı yumuşak, taze ve sağlıklı tutmak için öncelikle kendinizi durumu kötüleştiren şeylere maruz bırakmaktan kaçınmalısınız. Bununla birlikte, dudaklarınızda koruyucu bir bariyer oluşturan kremler/dudak balmları kullanılabilir. Ayrıca yeterli su içememek de dudaklarınızı kurutabilir. Bu nedenle, günlük yeterli sıvı alımı önemlidir.

Uygun Dudak Ürünlerini Seçin

Dışarıda çok zaman geçiren biriyseniz, güneş koruyucu özellikli bir dudak kremi seçebilirsiniz. Uzun süredir çatlamış dudaklarla ilgili sorunlarınız varsa, kakao yağı veya diğer besinleri içeren bir ürün tercih edebilirsiniz. Dudak kuruluğuna sağlıksız görünüm de eşlik ediyorsa, dudaklarınıza sağlıklı bir ışıltı kazandırabilecek dudak balsamı kullanabilirsiniz.

Ayrıca nemi muhafaza edebilen bazı dudak kremleri, dudak kuruluğu problemini önlemeye ve tedavi etmeye yardımcı olabilir. Karite yağı, E vitamini ve hindistancevizi yağı gibi maddeler içeren kremler özellikle etkilidir.

Belirli Gıdaları Tüketmekten Kaçının

Dudaklarda oluşan kurumayı önlemek için yukarıda belirtilen durumların yanı sıra, asit veya diğer tahriş edici maddeler bakımından yüksek gıdalardan da kaçınılmalıdır. Örneğin domatesler çok fazla asit içerir. Aynı zamanda acı biberler, mango kabukları ve soslar da dahil olmak üzere bazı diğer tahriş edici yiyecekler diyetinizden çıkarılmalıdır.

Okumaya devam et

Sağlık

Albümin Nedir? Görevleri ve Albümin Düşüklüğü Nedenleri

Albümin Nedir? Görevleri ve Albümin Düşüklüğü Nedenleri

Albümin karaciğerde oluşur ve kandaki en önemli proteinlerden biridir. Örneğin hormonlar, yağ asitleri ve ilaçlar gibi maddelerin kanda taşınması için büyük öneme sahiptir. Albümin değerleri, karaciğer hastalığı, böbrek hastalığı ve bağırsak hastalığında görülen protein eksikliği ve protein kaybının değerlendirilmesi için incelenir.

Albümin, örneğin karaciğer hücre hasarında veya böbrek hasarında meydana gelebilecek anormal protein kayıplarında bozulan bir protein sentezini araştırmak ve takip etmek için kullanılır. Açlık, vücutta iltihaplanma ve bağırsak yoluyla albümin kaybı durumlarında da düşük değerler görülmektedir.

Albümin Nedir ve İşlevleri Nelerdir?

Albümin kanda en bol bulunan proteindir. Kolloid ozmotik basıncı (sıvının vücut dokularından uzaklaştırılması ve kan dokularına taşınması) koruma görevinin yanı sıra, kan sıvısının kan dolaşımında kalmasını sağlar. Yetersiz beslenme sırasında, hasta genellikle kanda çok düşük seviyelerde albümin alır. Bu da yetersiz kolloid ozmotik basınca ve vücut dokularında artan sıvı birikimine (ödem) yol açar.

Albümin ayrıca bir taşıyıcı protein görevi görür. Örneğin tiroid hormonları ve steroid hormonları gibi bazı hormonların yanı sıra, yağ asitleri gibi suda çözünmeyen maddelerin kanda taşınmasına yardımcı olur.

Albüminin vücutta iki ana özelliği şunlardır:

  • Kandaki suyun ozmotik kuvvetlerle kan damarlarından çıkıp dokulara ulaşmasını engellemek.
  • Hormonlar, yağ asitleri ve bazı ilaçlar gibi suda çözünmeyen maddeleri kanda taşımak.

Kandaki Albümin Neden Ölçülür?

Albüminin vücudun çeşitli işlevlerine ne kadar dahil olduğu göz önüne alındığında, değeri analiz etmek için birçok farklı neden vardır. Albümin değerinin analizi, vücuttaki sıvı dengesinin nasıl göründüğüne dair bir göstergedir. Bununla birlikte, vücudun beslenme durumuna dair önemli ipuçları da elde edilir.

Karaciğer hasarı veya karaciğer hastalığından şüphelenildiğinde albümin üretimi düşebilir ve böbrek hastalıklarında bazen idrar yoluyla normalden daha fazla albümin kaybedilebilir. Aynı şekilde, bazı bağırsak hastalıklarında seviyeler düşebilir.

Karaciğer hastalığının belirtileri şunlardır:

  • Sarılık (cilt ve gözlerin sararmasına neden olan bir durum)
  • Yorgunluk
  • Kilo kaybı
  • İştah kaybı
  • Koyu renkli idrar

Böbrek hastalığının belirtileri şunlardır:

  • Karın, uyluk veya yüz çevresinde şişme
  • Özellikle geceleri daha sık idrara çıkma
  • Köpüklü, kanlı veya kahverengi idrar
  • Mide bulantısı
  • Ciltte kaşıntı

Yüksek Albümin Değeri Ne Anlama Gelir?

Kan dolaşımından da sıvı kaybedildiği için özellikle dehidrasyon ile bağlantılı olarak artan bir albümin değeri görülür. Bu da kandaki albüminin yoğunlaşmasına ve seviyelerinin yükselmesine neden olur. Sıvı dengesi geri yüklendiğinde, değer genellikle normalleştirilir.

Düşük Albümin Değeri Ne Anlama Gelir?

Düşük albümin seviyeleri, kendi kendine düzelen geçici bir durumdan veya tedavi gerektiren bir duruma kadar çeşitli nedenlere bağlı olabilir. Albümin seviyeleri, üretim bozulduğunda, protein yıkımı arttığında, protein kaybı arttığında ve/veya kan sulandırıldığında az ya da çok azalabilir.

Düşük albümin karaciğer hastalığına neden olabilir. Tam olarak hangi tip karaciğer hastalığının mevcut olabileceğini belirlemek için karaciğer enzim testleri veya bir karaciğer paneli istenebilir. Ayrıca etkilenen kişi, durum ileri bir aşamaya ulaşana kadar normal veya normale yakın albümin seviyelerine sahip olabilir. Örneğin, karaciğer sirozu olan kişilerde albümin genellikle (her zaman değil) düşüktür. Siroza ilerlememiş çoğu kronik karaciğer hastalığında ise albümin genellikle normaldir.

Düşük albümin seviyeleri, aynı zamanda böbreklerin albüminin kandan idrara sızmasını ve kaybolmasını engelleyemediği bir böbrek hastalığı olduğu anlamına da gelebilir.

Ayrıca iltihaplanma, şok ve yetersiz beslenmede de düşük albümin seviyeleri görülebilir. Ek olarak, Crohn hastalığı veya çölyak hastalığı gibi vücudun proteini düzgün bir şekilde emmediği ve sindiremediği veya bağırsaktan büyük miktarda proteinin kaybolduğu durumlarda görülebilirler.

Düşük bir albümin değeri, aşağıdakiler gibi birkaç başka koşulda da görülebilir:

  • Enfeksiyon
  • Ameliyat
  • Kronik hastalık
  • Şeker hastalığı
  • Az çalışan tiroid bezi (hipotiroidizm)
  • Kalp yetmezliği
  • Bazen hamilelik nedeniyle kan hacminde artış

Not: Hamile kadınlar, ikinci ve üçüncü trimesterlerde daha düşük albümin seviyelerine sahip olabilir. Doğum kontrol hapları da değerleri düşürebilir.

Albümin Değerini Başka Hangi Faktörler Etkileyebilir?

Albümin değeri vücudun birçok sisteminden etkilendiğinden, bazı nedenlere bağlı olarak hızla değişebilir. Örneğin diyabet veya kalp yetmezliği tedavisi görüyorsanız, doktor albümin seviyenizi sık sık test etmeyi seçebilir. Normal beslenmeye sahip, zayıf olmayan ve herhangi bir ilaç tedavisi görmeyen sağlıklı bir bireyseniz, albümin değerinin çok sık test edilmesine gerek yoktur.

Testten önceki gün, test sonucunu etkileyebileceğinden alkol ve yağlı yiyecekler tüketmekten kaçınmalısınız. Normal bir değişken olarak hafif sapma gösteren albümin değeri de ortaya çıkabilir. Referans aralığı, sağlıklı bir deney grubunun % 95’ini içerir. Bu, sağlıklı bireylerin % 5’inin hastalıkla bağlantılı olmadan referans aralığının dışında kaldığı anlamına gelir. Buna normal varyant denir.

Albümin Değerleri Kan veya İdrar Testiyle Belirlenebilir mi?

Albümin hem kanda hem de idrarda ölçülebilir. Kandaki albümin esas olarak karaciğer fonksiyonunu ve beslenme seviyesini değerlendirmek için kullanılır. İdrar-albümin-kreatinin oranı yoluyla belirlenen idrardaki albümin seviyesi, böbrekten ne kadar protein sızdığının bir ölçüsüdür. Dolayısıyla, bozulan protein sentezinin böbrekteki hasarının ya da etkisinin dolaylı bir ölçüsüdür.

Okumaya devam et

Sağlık

Ayak Bileği Ağrısı Neden Olur? Ayak Bileğinde Ağrı ve Yanma Nedenleri

Kemikler, kaslar, kıkırdak, bağ ve tendon adı verilen dokulardan oluşan ayak bileği eklemi, ayak ve bacağın buluşma noktası olmasının yanı sıra ayağın hareket kabiliyetinden sorumludur. Ekleminizi oluşturan yapılardan herhangi biri zarar gördüğünde, ağrı, yanma hissi, şişlik veya karıncalanma gibi rahatsız edici belirtileri deneyimleyebilirsiniz.

Ayak Bileği Ağrısı Neden Olur? Ayak Bileğinde Ağrı ve Yanma Nedenleri

Kemikler, kaslar, kıkırdak, bağ ve tendon adı verilen dokulardan oluşan ayak bileği eklemi, ayak ve bacağın buluşma noktası olmasının yanı sıra ayağın hareket kabiliyetinden sorumludur. Ekleminizi oluşturan yapılardan herhangi biri zarar gördüğünde, ağrı, yanma hissi, şişlik veya karıncalanma gibi rahatsız edici belirtileri deneyimleyebilirsiniz.

Ayakları bacağa bağlayan ve hareket kabiliyetinden sorumlu olan ayak bileği eklemleri, kemik, kas, kıkırdak ve bağlardan oluşan harika bir mekanizmaya sahiptir. Söz konusu yapılardan herhangi biri zarar gördüğünde bölgesel bir ağrı hissedebilirsiniz. Öte yandan, bilekteki ağrı ve yanmaya neden olan etkenler, burkulmadan kırılmaya, yaralanmalardan artrite kadar pek çok olası etken nedeniyle ortaya çıkabilir. Bu nedenle, ağrının asıl kaynağını öğrenmek ve gerekli tedaviyi almak için ortopedi bölümünden randevu almanız gerekir. Ancak yine de doktoru ziyaret etmeden önce, ayak bileğinizdeki ağrının potansiyel nedenleri hakkında bilgi edinmek isteyebilirsiniz.

Ayak Bileğim Neden Ağrıyor?

Sorunun kaynağına ve şiddetine bağlı olarak, ayak bileği ağrınıza, yanma, karıncalanma, şişlik, morarma gibi ek semptomlar eşlik edebilir. Ayrıca, buz torbasıyla kompres yapmak ve istirahat etmek gibi ev çözümleriyle iyileşebilir veya fizik tedavi ve hatta ameliyat gibi tedavileri almanız gerekebilir. Ayak bileğinizin neden ağrıdığını öğrenmenizin tek yolu bir sağlık kuruluşunda gerekli testleri yaptırmaktır. Bununla birlikte, aşağıdaki potansiyel nedenlerden biri ayak bileğinizdeki ağrının sebebi olabilir…

Burkulma: Ayak bileği ağrıların yaklaşık % 85’inin burkulma sonucu ortaya çıktığını biliyor muydunuz? (Kaynak) Genellikle ayak bileğinin yere doğru bükülmesiyle oluşan burkulmalar, ayak bileğinizdeki bağları gerer ve hatta yırtılmasına neden olabilir. Ayrıca, bileğinizdeki kıkırdak ve tendonlara zarar verebilir.

Osteoartrit: Ayak bileğindeki ağrıya birçok artrit türü neden olabilse de yaygın görüleni osteoartrittir. Halk arasında eklem kireçlenmesi ismiyle de bilinen bu hastalık, eklemlerdeki aşınma ve yıpranmanın bir sonucudur. Bu olduğunda, kıkırdak kaybı sonucunda kemikler birbirine sürtünerek osteofot ismindeki kemik büyümelerini ortaya çıkarabilir. 40 yaşından önce nadir görülür ve yaşlı kişilerin deneyimlemesi daha muhtemeldir.

Kırıklar: Ayak bileği kırıkları bu bölgedeki ağrının bir diğer nedenidir. Ani gelişen, tahammülü zor şiddetli ağrıyla karakterize bilek kırıklarının yaygın belirtileri, şişlik, morarma ve ayağın üzerine ağırlık vererek basamamadır.

Yukarıda sayılan üç etken, ayak bileği ağrılarının en yaygın nedenleridir. Ancak, daha nadir görülen başka tıbbi sorunlar nedeniyle de ayak bileğiniz ağrıyor olabilir. İşte onlardan bazıları…

Gut hastalığı: Eklemlerde ağrı, yanma, kızarıklık ve şişlik gibi belirtileriyle bilinen gut hastalığı bir tür iltihaplanmadır. Vücutta ürik asit biriktiğinde ortaya çıkar. Normalden daha yüksek ürik asit konsantrasyonu, eklemlerde kristaller biriktirerek keskin ağrıya neden olabilir. Bununla birlikte, ayak bileği ağrısının az rastlanan bir nedenidir ve daha önce gut hastalığı teşhisi konulmuş kişilerde ortaya çıkması daha olasıdır.

Ayrıca, yalancı gut ismiyle de bilinen, pseudogout hastalığı ayak bileği ağrısının az görülen diğer nedenidir. Eklemlerde kalsiyum kristallerinin birikmesi sonucunda ortaya çıkar. Gut hastalığındaki ağrı, yanma, kızarıklık ve şişlik gibi belirtiler yalancı gut hastalığında da görülür.

Tarsal tünel sendromu: Bu hastalık, ayak bileğindeki sinirin zedelenmesi durumudur. Ayağınızdan ayak bileğinize giden sinir, yaralanma veya şişme sonucu sıkışırsa, ayağınızda ağrılı bir yanma hissi yaşayabilirsiniz. Ağrı bazı durumlarda bacaklar kadar yüksek bölgelerde hissedilebilir.

Nöropati: Nöropati, sinirlerin ağrı iletim sistemleriyle ilgili bir hastalığa atıfta bulunan kapsamlı bir terimdir. Ayak bileği ağrısı söz konusu olduğunda iki tür nöropatiden şüphelenilebilir.

Birincisi, yüksek kan şekeri nedeniyle vücudunuzdaki sinirlere ve kan damarlarına zarar verebilen diyabetik nöropatidir. Bu rahatsızlık, ayaklarda yanma ve ağrı veya karıncalanma hissine yol açabilir. Bir diğeri, diğer semptomları ağrı ve ayaklarda his kaybı olan ve kısaca SFSN ismiyle de bilinen küçük lifli duyusal nöropatidir.

Ayak Bileği Ağrısı Nasıl Geçer?

Yukarıda da belirtildiği üzere ayak bileği ağrısının pek çok nedeni olabilir. Kireçlenme ve kırık gibi durumlarda tıbbi yardım almanız gerekir. Basit nedenler sonucunda gelişen bilek ağrıları için ise aşağıdaki ev çözümleri iyi gelebilir ancak teşhis için öncelikle doktora gitmeniz gerektiğini unutmayın.

İstirahat edin: Ağrının şiddetini artırabileceğinden ve durumu daha da kötüleştirebileceğinden ağrıyan bileğinizin üzerine ağırlığınızı vermekten kaçının. Birkaç gün boyunca dinlenin. Yürümeniz gerekiyorsa koltuk değneği veya baston gibi yardımcı ekipmanları kullanın.

Soğuk kompres uygulayın: Şişliği azaltmak ve yanma hissini gidermek için soğuk kompres yöntemi en sık kullanılan ev çözümlerinden biridir. Buz torbasını bir havluya sarın ve sorunlu bileğinizin üzerinde 15 ila 20 dakika boyunca bekletin. İşlemi günde 3 kez tekrarlayın.

Bandajla sarmayı düşünün: Ağrıyan ayak bileğinizi desteklemek için bir bandajla sarmayı deneyebilirsiniz. Yalnızca, ayağınızı morartacak veya uyuşup karıncalanmasına neden olacak kadar çok sıkı sarmadığınızdan emin olun.

Ayağınızı yüksek bir yere uzatın: Şişmeyi azaltmak ve rahatlama sağlamak amacıyla, sorunlu ayağınızı kalp seviyesinden yükseğe uzatarak istirahat etmeniz iyi bir fikirdir. Birkaç yastığı üst üste koyup ayağınızı üzerine uzatın ve dinlenin.

Ayak bileğinizdeki ağrının şiddetini azaltmak için reçetesiz satılan asetaminofen (parasetamol) veya ibuprofen gibi ilaçları alabilirsiniz. Bileğinizdeki ağrı azaldığında, bileğinizle daireler çizerek hafif egzersizler yapın ancak ağrınız yeniden başlarsa devam ettirmeyin.

Ne Zaman Doktora Gitmeliyim?

Ayak bileğinizdeki ağrı rahat yürümenize engel oluyorsa, geceleri uykunuza müdahale ediyorsa, birkaç gün geçmesine rağmen ağrılarınız sürüyorsa, ateşiniz  çıkıyorsa veya sorunlu bölgede kızarıklık varsa en kısa zamanda bir doktora görünmeniz gerektiğini unutmayın.

Doktorunuz öncelikle fiziki muayene yapacak sonrasında röntgen sonuçlarına bakmak isteyecektir. Ayrıca, artritten şüpheleniyorsa bazı kan testlerini yaptırmanızı isteyebilir. Sonuçlara göre, kortizon iğnesi, basit ağrı kesiciler, kremler veya başka bir ilaç reçeteleyebilir. Ek olarak, fizik tedavisi önerebilir ya da ameliyat olmanız gerektiğini söyleyebilir.

Okumaya devam et

Trending

Copyright © 2020 GizliSoru.Com