Bizimle iletişime geçin

Bilim

Göğüs Ucu Yarasına Ne İyi Gelir? Emziren Annelerde Göğüs Ucu Yarası

Emzirmek annelerin, emmek ise bebeklerin tecrübe ederek öğrendiği bir eylemdir. Bu dönemde yapılan küçük birkaç emzirme hatası veya aşırı hassas cilt, göğüs ucu yaralarına ya da çatlaklara neden olabilir. Bu yaralar oldukça can yakıcı olsa da bebeğinizi emzirmemek için asla bir mazeret olmamalıdır. Bu durumda, göğüs ucu yaralarınıza iyi gelecek birkaç yöntemi bilmeniz, emzirme esnasında acı çekmemeniz ve yaralarınızın çabucak iyileşmesi için önemlidir.

Göğüs Ucu Yarasına Ne İyi Gelir? Emziren Annelerde Göğüs Ucu Yarası

Emzirmek annelerin, emmek ise bebeklerin tecrübe ederek öğrendiği bir eylemdir. Bu dönemde yapılan küçük birkaç emzirme hatası veya aşırı hassas cilt, göğüs ucu yaralarına ya da çatlaklara neden olabilir. Bu yaralar oldukça can yakıcı olsa da bebeğinizi emzirmemek için asla bir mazeret olmamalıdır. Bu durumda, göğüs ucu yaralarınıza iyi gelecek birkaç yöntemi bilmeniz, emzirme esnasında acı çekmemeniz ve yaralarınızın çabucak iyileşmesi için önemlidir.

Göğüs ucu yaraları, özellikle ter kaybı yaşanan spor aktiviteleri esnasında yanlış sütyen kullanan kadınlarda sıkça görülür. Eğer emziren bir anne değilseniz sürtünmeden kaynaklanan bu çatlakları çeşitli krem ve losyonlarla tedavi etmeniz kolaydır. Ancak, emzirme nedeniyle göğüs uçları yara olan bir kadınsanız, iki nedenden dolayı işiniz biraz daha zor diyebiliriz. Birincisi, bebeğinizi emzirmek zorundasınız ve göğüs ucu çatlaklarınız emzirme eyleminizi daha can yakıcı bir hale getir. İkincisi, göğüslerinizin iyileşmesi için her kremi süremezsiniz çünkü dolaylı yoldan bebeğinizin ilacı ”yutma” riski vardır. Tüm bunlara rağmen yine de bu konuda çaresiz değilsiniz…

Yakın tarihli bir araştırmaya göre emziren annelerin % 38’i meme ucu yaralarından veya çatlaklarından şikayetçi. Tabii bu durum çoğu kadının artık emzirmek istememesine neden oluyor. Ancak gerçek şu ki bebeklerin anne sütüne olan gereksinimleri ve faydaları sizin düşündüğünüzden çok daha fazla!

Bu makalede, göğüs ucu yaralarınıza iyi gelebilecek doğal yöntemler hakkında bilgilendirme yapmaya çalıştık. Yazının davamında, emziren annelerde göğüs ucu yarası nasıl geçer? ve Göğüs ucu yarası neden olur? Gibi merak edilen soruların cevaplarını içeren bir rehber bulacaksınız. Ek olarak, göğüs uçlarınızın yara olmaması için alabileceğiniz basit önlemleri okuyacaksınız. Ne de olsa, herhangi bir rahatsızlık başlamadan önce önlem almak, tedavi etmekten çok daha kolaydır!

Emziren Annelerde Göğüs Ucu Yarası Neden Olur?

Her şeyden önce, kadınlar emzirmeseler bile meme uçlarında tahriş meydana gelebilir. Yanlış sütyen seçimi ve ağır egzersizlerin yapıldığı spor seanslarında meme ucunun ter ile birleşerek iç çamaşırına sürtünmesi çatlaklara neden olabilir. Diğer yandan, kadınlardaki göğüs ucu yaralarının en yaygın nedeni ise emzirmedir.

Dünya genelindeki emziren kadınların yaklaşık % 38’i ağrılı göğüs ucu yarasından şikayetçidir. Emzirme kaynaklı yaraların büyük çoğunluğu doğumdan sonraki ilk ay ortaya çıkar. Bu dönemde, bebek emmeyi öğrenirken fazladan çaba harcar ve bu da meme ucunun aşınmasına neden olur. Emziren annelerdeki göğüs ucu yarasına veya çatlağına neden olan olabilecek diğer etkenler şunlardır:

  • Uygun pozisyonda emzirmemek
  • Meme başını bebeğin tam kavrayamaması
  • Bebeğin biberona veya emziğe alışık olması nedeniyle memeyi tam olarak nasıl emmesi gerektiğini bilmemesi
  • Emzirme sonrası göğüs ucunu havalandırmamak veya pamuklu olmayan sütyenleri kullanmak
  • Bebeğin ağız ve çene problemleri yüzünden yanlış emmesi (nadiren)
  • Annenin cildinin aşırı hassas olması

Kadınlarda Göğüs Ucu Yarasına Ne İyi Gelir?

Kadınların vücudundaki en duyarlı ve hassas noktalardan biri meme uçlarıdır. Bu bölgelerde oluşan yaralar ve çatlaklar son derece acı vericidir. İyi haber, birkaç pratik ev çözümü yaraların iyileşmesini ve meme ucunuzun daha az acımasını sağlayabilir.

Göğüs ucunuza sütünüzü sürün: Anne sütünün doğal antibakteriyel özellikleri göğüs ucu yaralarınızın iyileşmesine yardımcı olabilir. Kulağa çılgınca gelse de bu geleneksel tedavi kadınlar tarafından yüzyıllardır kullanılan başarılı bir yöntemdir. Emzirme sonrası sütünüzden birkaç damla sorunlu bölgeye sürün ancak bu esnada ellerinizin temiz olmasına dikkat edin.

Göğüslerinize sıcak kompres uygulayın: Emzirme sonrası göğüs ucu acınızı dindirmek için temiz bir havluyu sıcak su ile nemlendirin ve göğüslerinize bastırın. Bu yöntemin tedavi edici özelliği olmasa da rahatlamanızı sağlar ve acınızı azaltır.

Tuzlu su yöntemini deneyin: Ev yapımı bir tuzlu su çözeltisi göğüs ucu yarasının daha hızlı iyileşmesine yardımcı olur. Bu yöntem size cazip geldiyse, bir fincan suya yarım çay kaşığı tuz atarak karıştırın. Tuzlu suyu bir kaseye boşaltın ve meme uçlarınızı kase içinde 1 dakika boyunca bekletin. Alternatif olarak, tuzlu suyu fısfıs sprey şişeye boşaltın ve göğüs uçlarınıza püskürtün. Emzirme esnasında bebeğinizin tuzlu tat alacağını düşünüyorsanız, göğüslerinizi su ile durulayıp kurulayın.

Lanolin göğüs ucu kremi kullanın: Emziren annelerin kullanımı için özel olarak üretilen bir lanolin göğüs ucu kremini kullanmayı deneyebilirsiniz. Lanolin kremlerin çoğu emziren anneler için özel olarak imal edildiğinden, bebeğe zarar vermeyecek bileşenler içerir. Bu sebeple, emzirmeden önce göğüslerinizi silmeniz veya temizlemeniz gerekmez. Ancak siz yine de kullandığınız kremin bebeğinizin sağlığı için uygun olup olmadığını eczacınıza veya doktorunuza danışın.

Aloe vera, zeytinyağı ve Hindistan cevizi yağı: Yukarıdaki yöntemleri denemenize rağmen göğüs ucu yarası şikayetiniz devam ediyorsa o halde doğal yağlardan yardım alabilirsiniz. Aloa vera jeli veya diğer doğal yağlardan biri ile göğüslerinize nazikçe masaj yapın. Bu doğal bileşenler cildinizi nemlendirecek ve çatlakların hızla iyileşmesine yardımcı olacaktır. Ancak, emzirme öncesi meme ucunuzdaki yağı temizlediğinizden emin olun.

Göğüs Ucu Yarası İçin Başka Neler Yapabilirim?

Birkaç püf noktasına dikkat etmeniz, göğüs uçlarınızın daha az acımasını ve çatlakların daha hızlı iyileşmesini sağlayabilir. Bunlar:

Daha az acıyan göğsünüzle emzirmeye başlayın: İki memenizde aynı oranda yara varsa hangi taraftan başlayacağınız önemli değildir. Ancak, göğsünüzün biri daha az sorunluysa o halde emzirmeye ilk olarak o göğsünüzle başlamalısınız. Bebeğinizin karnı aç olduğundan emmeye ilk başladığında daha fazla çaba sarf edecek ve canınız daha çok yanacaktır. Sonraki göğsünüze geçtiğinizde, bebeğinizin karnı nispeten doymuş olduğundan daha nazik davranacaktır.

Bebeğinizin açlık belirtilerine dikkat edin: Bebeğinizin sütünüzü emmeye hazır olduğunu gösteren işaretleri bilin ve anlayın. Bu doğrultuda emzirmek için fazla beklemeyin! Çünkü bebeğiniz çok açsa ve süt için sabırsızlanıyorsa, doğru emzirme pozisyonunu oluşturmakta zorlanırsınız. Bebeğiniz de meme ucunu ilk etapta doğru şekilde kavrayamaz. Dahası, karnı çok aç olan bebek memeye ”saldırır” ve daha emmek için daha fazla çaba harcar. Bu da göğsünüzdeki çatlakların daha çok acıtacağı anlamına gelir.

Emzirmeden önce göğüslerinize buz uygulayın: Emzirmeden önce meme uçlarınıza buz küplerini sürmeniz, hem göğüs uçlarınızın dikleşmesini hem de emzirme esnasındaki acıyı daha az hissetmenizi sağlar. Buz küpünü direkt olarak göğüslerinize sürebileceğiniz gibi bir buz torbası kullanabilir veya buz küplerini bir havluya sararak göğüslerinize soğuk kompres yapabilirsiniz.

Penye sütyen kullanın: Vücuttaki herhangi bir yaranın iyileşmesi için ilk kural bölgenin hava alıyor olabilmesidir. Polyesterden (naylon) üretilen sütyenleri takmak yerine % 100 pamuktan üretilmiş, fazla sıkmayan geniş penye sütyenleri kullanın. Eğer imkanınız varsa, evinizin mahremiyetinde hiç sütyen takmayın ve göğüslerinizin yeterince hava almasını sağlayın.

Göğüs Uçlarımın Yara Olmaması İçin Neler Yapabilirim?

Yakın zamanda bebeğini dünyaya getirerek annelik sevinci yaşayan biriyseniz göğüs uçlarınızın yara olmaması için yapabileceğiniz birkaç şey var. İşte onlardan birkaçı:

  • Doğru emzirme pozisyonunda bebeğinizi emzirdiğinizden emin olun ve en rahat pozisyonu belirleyin.
  • Göğüs ucu olmayan bir kadınsanız veya silikon meme ucu kullanmayı deneyin.
  • Mümkünse sütyen kullanmayın. Kullanmanız gerekiyorsa da sizi sıkmayan ve penye olanlarını tercih edin.
  • Sağ ve sol göğsünüzü orantılı olarak emzirin.
  • Bebeğinizde herhangi bir damak veya çene problemi olduğunu düşünüyorsanız mutlaka çocuk doktoruna götürün.
  • Göğüs pedi kullanıyorsanız sıkça değiştirin. Pamuklu olanlarından kullanın ve ıslak kalmasına izin vermeyin.
  • Karbonat, karbonatlı su veya ıslak çay poşetlerini göğüslerinize sürmeyin. Göğüs yaralarına iyi geldiği söylenen bu sözde ev tedavileri hiçbir işe yaramamakla birlikte olası meme ucu yaralarını daha kötü hale getirebilir.

Sonuç:

Kadınlardaki göğüs ucu yaralarının farklı nedenleri olsa da en yaygını emzirmedir. Annelerin göğüs ucu yaraları olsa bile bebeklerini emzirmeye devam edebilirler. Bu süreçte birkaç basit ev çözümünü yaraların çabuk iyileşmesini ve acı hissinin azaltılmasını sağlanabilir.

Bu yöntemler, anne sütünü göğüslere sürmek, lanolin içeren kremleri kullanmak, soğuk veya sıcak kompres uygulamak, tuzlu su kullanmak ve doğal yağlar ile masaj yapmak olarak sıralanabilir. Göğüslerde iltihap, irin ve şişlik gibi çeşitli enfeksiyon belirtileri varsa kısa zamanda doktora gidilmelidir. Göğüs ucu yasası için cildiye veya genel cerrahi bölümüne giderek muayene olabilirsiniz.

Okumaya devam et
Yorum yapmak için tıklayın

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bilim

Whatsapp gizlilik ve hizmet sözleşmesindeki güncelleme yürürlükte

Mesajlaşma uygulaması WhatsApp, gizlilik ilkesi ve hizmet şartlarındaki güncellemenin yürürlüğe girdiği anda yeni bir paylaşım yaptı: İstediğiniz zaman kabul edebilirsiniz, hesabınızı silmeyeceğiz.

Whatsapp

Mesajlaşma uygulaması WhatsApp, gizlilik ilkesi ve hizmet şartlarındaki güncellemenin yürürlüğe girdiği anda yeni bir paylaşım yaptı: İstediğiniz zaman kabul edebilirsiniz, hesabınızı silmeyeceğiz.

Whatsapp gizlilik ve hizmet sözleşmesindeki güncelleme yürürlüğe girdi. Şirketten resmi açıklama geldi.

Sosyal medya şirketi Facebook’un bünyesinde bulunan mesajlaşma platformu WhatsApp, gizlilik ilkesi ve hizmet şartlarındaki güncellemenin yürürlüğe girdiği 15 Mayıs’ta, “kişisel mesajlarınızı göremiyoruz” ve “hesabınızı silmeyeceğiz” paylaşımında bulundu.

WhatsApp, kullanıcıların yoğun tepkisini alan son güncellemesine ilişkin Twitter üzerinden paylaşım yaptı.

Söz konusu paylaşımda, “Hayır, kişisel mesajlarınızı göremiyoruz. Hayır, hesabınızı silmeyeceğiz. Evet, istediğiniz zaman kabul edebilirsiniz.” ifadeleri kullanıldı.

Gizlilik politikası ve hizmet şartlarında değişikliğe gideceğini açıklamasının ardından büyüyen tepki nedeniyle WhatsApp, 8 Şubat’ta yürürlüğe sokmayı planlandığı uygulamayı, 15 Mayıs’a ertelemek ve kullanıcılara yaptıkları değişiklikleri açıklamak için bir hasar sınırlama kampanyası yürütmek zorunda kalmıştı.

WhatsApp, Türkiye’de de çok sayıda kullanıcısını, başta BiP, Telegram ve Signal olmak üzere diğer mesajlaşma uygulamalarına kaptırmıştı.

13 Mayıs 2021 tarihli güncelleme sonrasında Google Play Store’da birçok kullanıcı, Whatsapp uygulaması yorumlarına; “Kişisel verilerin korunması kanunu kapsamında telefonumda bulunan verilerin bu uygulama tarafından 2. ve 3. şahıslarla paylaşılması ve/veya kullanılması durumunda oluşabilecek mağduriyetlerden sorumlu olanlar Google Play Store ve uygulama yöneticileridir Bilgi ve belgelerimin iznim olmadan paylaşılması durumunda bütün yasal haklarımı kullanacağımı bildiririm” şeklinde ibareler eklemeye başladılar.

Okumaya devam et

Bilim

Yaşlı bireylerde Covid-19 ikinci doz aşılamasında gecikme antikor yanıtını artırıyor

Son yapılan bilimsel çalışmalara göre Pfizer-BioNTech ile Oxford-AstraZeneca aşılarının ilk ve ikinci dozları arasındaki süre açıldı. Yaşlı bireylerde Covid-19 ikinci doz aşılamasında gecikme, antikor yanıtını artırıyor. Aşı yapılan 80 -99 yaşlarında olan 175 hastada, birinci doz ile ikinci doz arası 11-12 hafta olanların antikor yanıtının, üç hafta aralıklı olanlara göre daha etkin olduğu anlaşıldı.

aşı ikinci doz

Son yapılan bilimsel çalışmalara göre Pfizer-BioNTech ile Oxford-AstraZeneca aşılarının ilk ve ikinci dozları arasındaki süre açıldı. Yaşlı bireylerde Covid-19 ikinci doz aşılamasında gecikme, antikor yanıtını artırıyor. Aşı yapılan 80 -99 yaşlarında olan 175 hastada, birinci doz ile ikinci doz arası 11-12 hafta olanların antikor yanıtının, üç hafta aralıklı olanlara göre daha etkin olduğu anlaşıldı.

Yaşlı bireylerde Covid-19 ikinci doz aşılamasında gecikme antikor yanıtını artırıyor.

Küresel ölçekte Covid-19 aşıları bağlamında bir kıtlık yaşanmakta. Birçok ülke aşı tedariğinde sorunlar yaşıyor. Bu durumdan batılı ülkeler de etkilendiler. Aralık 2020’de İngiltere Covid-19 aşılarının ikinci dozlarını geciktirerek, tek doz aşı alan kişi sayısını arttırmaya çalıştı. Böylece tek doz ile de olsa vatandaşlarının aşılanmasını amaçladı.

Pfizer-BioNTech ile Oxford-AstraZeneca aşılarının ilk ve ikinci dozları arasındaki süre açıldı. Böylece hastaneye yatış ve Covid-19’a bağlı ölümlerin azalması amaçlandı. Bu karara daha önce faz III çalışmalarında elde edilen deneyimlere dayanarak varıldı. Ancak Pfizer-BioNTech aşısı ile ilgili tereddütler devam etti.

Tek doz Pfizer-BioNTech aşısı 80 yaş ve üstü hastaların %57’sinde etkinlik gösterir iken, ikinci doz sonrası etkinlik %85’lere yükseldi.

Yapılan diğer bir çalışmada ise ilk doz aşıdan 3 hafta sonra 60 yaş altında %80 etkinlik olurken, 70 yaş üzerinde %49 ve 80 yaş ve üstünde %34 etkinlik görüldü. Ancak ikinci doz sonrası 70 yaş üstünde %93 ve 80 yaş ve üstünde %88’e yükseldi.

Sonuçları yeni yayınlanan bir çalışmada ise aralıklı ikinci doz Pfizer–BioNTech mRNA aşısı yapılan 80 yaş ve üstü bireylerde antikor gelişiminin daha fazla olduğu tespit edildi. Aşı yapılan 80 -99 yaşlarında olan 175 hastada, birinci doz ile ikinci doz arası 11-12 hafta olanların antikor yanıtının, üç hafta aralıklı olanlara göre daha etkin olduğu anlaşıldı.

11-12 hafta aralıklı aşılananlar 3.5 kat daha fazla antikor ürettiler. Her ne kadar 11-12 hafta aralıklı aşılananlarda T hücresi doruk değeri daha düşük ölçülmüş olsa da ikinci aşıdan sonra yapılan dokuz haftalık takip süresince antikor düzeyleri 3 haftalık gruba göre benzer biçimde seyretti.

Mutasyonlarla ilgili bilim insanları temkinli olmaya devam ediyorlar. Aşıların tamamıyla koruyucu etkileri bulunmuyor. Bu bağlamda temkinli olunması gerektiği de vurgulanıyor.

Kaynaklar:

  1. Ledford H. Delaying a COVID vaccine’s second dose boosts
    immune response. Nature. Erişim: https://www.nature.com/articles/d41586-021-01299-y. Erişim tarihi: 14.05.2021.
  2. PimentaD, YatesC, PagelC, GurdasaniD. Delaying the second dose of covid-19 vaccines. BMJ 2021; 372 :n710 doi:10.1136/bmj.n710 https://www.bmj.com/content/372/bmj.n710

Okumaya devam et

Bilim

Cep telefonu insanın yaşamında neleri değiştirdi?

Sanki herkes yüzyıllardır cep telefonunun icat edilmesini bekliyormuş gibiydi. Bu aygıta bu denli ciddi bir tutkuyla bağlanılmasının nedeni ne olabilir ki?

Cep telefonu

Sanki herkes yüzyıllardır cep telefonunun icat edilmesini bekliyormuş gibiydi. Bu aygıta bu denli ciddi bir tutkuyla bağlanılmasının nedeni ne olabilir ki?

Cep telefonu 21. yüzyılı müjdeleyen harikalardan biriydi. Elime ilk alışımda yeni bir çağa adım atıldığını anlamıştım. İlk ortaya çıktığında gerekliliğine ilişkin olumlu ve olumsuz çok çeşitli tepkiler verilmişti ama bir kere edinen bir daha bu aygıttan kopamadı, hatta kopmayı düşünmek bile istemedi.

90’lı yılların ortasını gözümün önüne getiriyorum, elektronik mağazalarının vitrinleri cep telefonu çeşitleriyle nasıl da donanmıştı birden. Hiç kimse böyle bir aracın eksikliğinden yakınmazdı, Alexander Graham Bell tarafından 1876 yılında icat edilmiş olan kablolu telefon uzaklık tanımaksızın insanların birbiriyle haberleşmesini sağlıyordu aslında. Buna karşın kullanıma sunulduğunda en temel ihtiyaçlardan biriymişcesine dört elle sarılıverdi insanoğlu bu yeni buluşa. Sanki herkes yüzyıllardır cep telefonunun icat edilmesini bekliyormuş gibiydi. Bu aygıta bu denli ciddi bir tutkuyla bağlanılmasının nedeni ne olabilir ki?

Düşünmek dendiğinde ilk akla gelen isimlerinden biri olan ünlü yunan felsefeci Eflatun ‘bir nesneye özünü veren, onu sonsuz ve değişmez kılan kavramdır’, der. İnsanların cep telefonuna duyduğu bağlılığı anlamlandırmak için konuya kavramsal bir mercekten bakmak yararlı olabilir belki.

Eric Tigerstedt’in ‘ince karbon mikrofonlu katlanan cep boyutunda telefon’ şeklinde tanımladığı buluş, telefonun boyutunu bir insanın cebine sığabilecek kadar küçültme fikrinin dünyaya gelişi olarak kabul edilebilir. Finli mucitin 1917 yılında attığı ilk adımdan otuz yıl sonra, Bell Laboratuvarları tarafından ortaya atılan hücresel radyo telefon ağı kurma önerisi ise mobil iletişimin oluşmasına ilişkin devrimsel bir bakıştır.

1973 yılında ABD’li iki mühendis John F. Mitchell ve Martin Cooper’in ilk taşınabilir telefonu icat ettiklerini duyurmasıyla cep telefonunun atası müjdelenmiş olur. Gövdesi iki elle kavranabilecek kadar uzun, bir insan eli genişliğinde, tuşları gövdesinin üzerinde, yukarı ucunda uzun bir anteni olan, telsize benzeyen bir aygıttır bu.

11 yıl süren hazırlık evresinin sonunda taşınabilir telefonlar insanların nazik ellerine sunulur, fiyatının oldukça yüksek olması ve teknolojik altyapı eksikliği nedeniyle kısıtlı sayıda ülkede, az sayıda insan tarafından kullanılan son derece lüks bir ürün olarak varlığını sürdürür ama hiçbir zaman yaygınlaşamaz. Zaten cebe sığacak kadar da ufaltılamamıştır henüz.

Öte yandan, aynı döneme denk gelen araç telefonu da 80’li yıllarda varsıllığın çarpıcı simgelerinden birisi olarak belleklerde iz bırakmayı başarmıştı. Bir otelin açık otoparkında durmakta olan çok lüks bir otomobilin camından göz gezdirerek incelediğim bu aygıt oldukça ilgimi çekmişti doğrusu. Siyah renkliydi, gövdesi ufaktı, ahize gövdeye kordonla bağlıydı, tuşluydu ve tuşlar ahizesinin üzerindeydi. Roger Moore’nin Bond filmlerindeki ayrıksı kötü adamlar tarafından kullanılan fantastik eşyalara benzetmiştim o günkü çocuk aklımla. Toplumun geneline yayılmayı başaramadan insan uygarlığıyla esenleşti.

Bir de mobil iletişim fikrini ışıldatan ayrıntılardan birisi olarak 80’li yılların sonunda evlerde ve işyerlerinde sıkça görülen kordonsuz telefondan söz etmekte de yarar var. Gövde ile ahize arasında kordon bağlantısı yoktu, ahizenin baş kısmındaki telsiz sesin aktarımını sağlardı. Ön yüzü tuşlarla kaplı olan ahize gövdenin üstünde durmaktayken şarj olurdu. Belli uzaklık sınırları içerisinde kullanılabilirdi bu telefonlar. Sözgelişi, evden çıktığınızda bağlantı koptuğu için ses kesilirdi. Bugün işyerlerinde çok daha gelişmiş modeller kullanılmakta.

Bu öncü aygıtların ardından 90’lı yılların başlarına gelindiğinde cep telefonu, adından sıkça sözedilen bir araç durumuna gelmişti. Cebe sığacak kadar küçülmüştü artık. Doktorlar, işadamları, borsacılar gibi her an haberleşmeye gereksinen insanlar tarafından sıkça kullanılıyordu. 1994 yılında, teknolojik yenilikleri ilk deneyimleyenlerden olmayı ilke edinen dostlarımdan biri sayesinde cep telefonuyla tanışma olanağı bulmuştum.

Toplumun büyük bir çoğunluğunun kesesine uygun gelmediğinden henüz Türkiye’de yaygınlaşmamıştı. İnsan uygarlığına kendini kabul ettirme savaşımı veren bu yeni dosta oldukça sevgi ve ilgiyle yaklaşmıştım doğrusu. Gerçekten de çok sevimliydi. Rengi, tasarımı ve görüntüsüyle göz alıcıydı. Evet, söylendiği gibi cebe sığacak kadar ufaktı, taşınabiliyordu, bir başka deyişle istediğim yere götürebiliyordum. Başının üzerine ufak bir anten, ön yüzünde tuşlar, tuşların üstünde de ekran vardı.

Ekrana baktığımda ilk dikkatimi çeken tüm yazıların siyah renkli olduğuydu. Ekranın en üst köşesindeki elektronik saat hemen dikkatimi çekmişti. Buna ek olarak, kronometre, alarm ve telefon numaralarını kayıtlı tutma özelliklerini de içeriyordu. Arka yüzünü çevirip baktığımda gözüme takılan kapağı hemen çıkartıp içine baktım tabii. Taşınabilir ağlara bağlanmasını sağlayan SIM kartı ilk o zaman gördüm, düzenli olarak şarj edilmesi gereken yaşam kaynağı durumundaki pilini de. İleti özelliği çok hoşuma gitmişti, böylece telefon ile telgraf tek bir aygıtta birleştirilmiş oluyordu.

Cep telefonu, kısa süre içerisinde mesleki gereksinimden bağımsızlaşıp toplum içinde varsıllık veya yüksek statü simgesi olarak öne çıkıverdi. İş gereği gereksinim duymayıp da yalnızca sunduğu kolaylaştırıcı rahatlıklardan yararlanmak isteyenlerin de ilgisini cezbetmişti çünkü. Üstelik, bazı insanlar tarafından kalabalığın vakit geçirdiği mekânlarda hava atmak için araba anahtarlığı gibi masanın üstüne konan bir süs eşyasına bile dönüştürülmüştü. Neyse ki bu dönem çok kısa sürdü ama toplumun belleğinde mizahi izler bırakmaktan geri durmadı. Sözgelimi, caka satmaktan hoşlanan bir gencin cep telefonuyla konuşuyor süsü verirken birden telefonunun çalması nedeniyle gülünç duruma düşmesi o dönemde güldürü sanatçıları tarafından işlenenler arasındadır.

Cep telefonu gelişimi 2000-2013

Teknoloji şirketleri, her ekonomik kesime uygun çok çeşitli modeller üretmeyi başarınca cep telefonu büyük bir hızla toplumun geneline yayıldı. Markalar arasındaki çekişme tasarım ve işlev açısından farklılaşmayı zorunlu kıldı doğal olarak, özgün ürünler peşi peşine piyasaya sürüldü. Her markanın kendine ait melodik bir çalma sesi vardı. Biraz düşününce kimi ikiye katlanan, kimi sürgülü, kiminin tuşları aşağı doğru açılan bir kapakla örtülü, kimi avuç büyüklüğünde, farklı renklerde ve birbirinden üstün özelliklere sahip çok sayıda model geliyor gözümün önüne.

Cep telefonu birden bire insanların yaşamında çok şeyi değiştiriverdi. Telefon kulübeleri kaldırıldı, evlerde kablolu telefona ihtiyaç kalmadı, telefon fihristleri yırtılıp çöpe atıldı, sol bileğin vazgeçilmezi olan kol saati temel gereksinim listesinden çıkıp aksesuar konumuna oturdu. Her an konuşma rahatlığı elde edilince buluşmalar çok kolaylaştı. İletişim olanaklarımız daha önce hiç aklımıza gelmeyen çok farklı bir şekle bürünüverdi birden.

Örneğin, eskiden birbiriyle görüşmek isteyen iki arkadaş öncelikle telefonlaşıp bir buluşma yeri ve buluşma saati belirleyerek randevulaşırken, şimdi anlık randevulaşma olanağı vardı. Bir kişi yolda yürümekteyken arkadaşını arayıp görüşmeye davet edebiliyor, arkadaşı yakındaysa görüşme kısa süre sonra gerçekleşebiliyordu. Kolaylaşan şeylerle ilgili birçok örnek var aklımda. Sözgelimi, sokakta hastalanan birisi için hemen cankurtaran çağırılabiliyordu. Sevgililer sürekli iletişim içerisinde kalabiliyorlardı.

Örneğin, aşık çiftlerden biri evde diğeri otobüsteyse mesajlaşarak sohbet edebiliyorlardı. Bir insan bir konser sırasında arkadaşını arayıp en sevdiği şarkıyı dinletebiliyordu. Zaman daha etkili yönetilebiliyordu. Sözgelişi, Bir yönetici işyeri dışındayken sorumlu olduğu işi yönetebiliyordu. Veya bir baba işten eve dönüşte evin ihtiyaçlarını telefon aracılığıyla öğrenip önce eve uğramasına gerek kalmadan yol üstündeki süpermarkete gidebiliyor, sonra eve gelip dinleniyordu.

Evet, Eflatun’un verdiği ışıkla cep telefonuna kavramsal açıdan baktığımda taşınabilirliği ve cebe sığmasının temel iki nokta olarak öne çıktığını görüyorum ama, bence bu aygıtı gerçeğe dönüştüren asıl nokta, insanlara sağladığı paylaşım sürekliliğidir. İnsanlar işyerinde, sokakta, toplu taşıma aracında, evde veya her nerede olursa olsun sevdiklerinin sesini duymadan, sesini duyacak durumda değilse sevdikleriyle yazışmadan yapamıyormuş meğerse; sevdiğini ve sevilmediğini ifade etmeden mutlu olamıyormuş, paylaşmadan ve paylaşım almadan yaşayamıyormuş.

Cep telefonu insan kalbindeki en temel gereksinimi karşılaması sayesinde vazgeçilmezler arasına girdi bence, yıllar önce yalnızca düşlerde görülebilen birçok şeyi gerçeğe dönüştürüp hayatın içine soktu, yaşamı daha sosyal bir yapıya kavuşturdu. Bir insana istediği zaman, istediği yerde, istediği kişiyle haberleşme olanağını sundu, insanların sevdikleriyle sürekli olarak bağlantı halinde kalmaya ihtiyaç duyduğu gerçeğinin görülmesini sağladı. Saltanatını devretme zamanı geldiğinde de sessiz sedasız tahtından inip tıpkı atası telefon gibi köşesine çekildi. İnsanların iletişim algısını baştan yaratan akıllı telefon yeni bir çağ açıp mobil haberleşme piyasasına bütünüyle egemen olunca cep telefonu görevini yapmış olmanın verdiği huzur ile insan uygarlığına veda etti.

Okumaya devam et

Trending

Copyright © 2020 GizliSoru.Com