Bizimle iletişime geçin

Yaşam

Gri Taş Yöntemi ile Hayatınızdaki Narsist ve Toksik İnsanları Zararsız Hale Getirin

Hepimizin hayatında narsist veya toksik insanlar bulunur. Bunlarla baş edebilmek için gerçekten mücadele veririz ve çoğu zaman işe yaramaz.
Böyle insanları değiştirebilmemiz mümkün değildir. Narsist insanların düşüncelerini ve davranışlarını değiştirmeye çalışmak boşa kürek çekmeniz anlamına gelir. Onların tutumlarını ortadan kaldıramadığımıza göre bunlarla savaşmanın da bir anlamı yoktur.
Engel olamadığınız bir durumun sizi strese sokmasına izin vermemek, istismarcının tavırlarının sizde yarattığı etkiyi yönetmek sizin elinizde.


Gri Taş Yöntemi

Skylar isimli bir blogger, narsist ve diğer toksik insanlarla baş edebilmemiz için bir yol keşfetti. Bu yöntem sosyopat ve benzer manipülasyon stratejileri olan kişiler üzerinde işe yarabilir.
Gri Taş yöntemi, toksik insanları hayatınızdan çıkaramıyorsanız uygulayabileceğiniz bir yöntemdir. Eğer o insanlardan uzaklaşabiliyorsanız uzaklaşın, ancak bu elinizde değilse onların size karşı kötü olan tutumunu sonlandırmak için bir yola ihtiyacınız olacak.
Söz konusu yaklaşım, dikkat çekmemek için düz bir insan olmayı öneriyor. Yani parlak, renkli, ışıltılı taşlar arasındaki gri bir taş olduğunuzu hayal edin. Kimsenin ilgisini çekmez, böylece rahatsız edilecek en son kişi olursunuz.

Narsist ve toksik bireyler gri dünyalardan hoşlanmazlar. Monoton ve sıkıcı bir yaşam onların dikkatini çekmez ve kendilerine daha heyecanlı başka avlar bulma yoluna giderler. Tamamen vazgeçmezler, ara ara eğlenceli bir yanınız olup olmadığını kontrol etmek için bazı girişimlerde bulunurlar ancak aynı yöntem istikrarlı bir şekilde uygulanırsa başarıya ulaşılır.
Eğer hayatınızda narsist bir insan bulunuyorsa onun nasıl bir karakteri olduğunu bilirsiniz. Sizi nasıl etkilediğini, size nasıl yalanlar söylediğini, sizi nasıl suçladığını ve manipüle ettiğini görürsünüz. Neyle uğraştığınızın farkındasınızdır.
Karşınızdaki kişinin sizin bu yöntemi uyguladığınızı bilmemesi gerekir. Eğer bunu öğrenirse sizi başka saldırılarla kuşatmaya alabilir.


Gri taş yöntemi toksik insanları sizden nasıl uzak tutar?

Narsist insanlarla kavga ettiyseniz bilirsiniz, kavgaya başladıklarında saçma sorular sorarlar ve hakaret etmeye başlarlar. Bunlara sadece “tamam” cevabını verin. Hakaretleri hak etmediğinizi bilseniz de buna katlanmak zorundasınız. Temelde kendileriyle konuşmaya devam etmelerine izin verin.
Etraflarında olmak yerine, sıradan şeyleri dikkat çekmeyecek şekilde yalnız başınıza yapın. Narsistler sıkılmaktan ve sıkıcı şeylerden nefret ederler, yani böylece sizden. Ancak eklemek istediğim bir şey var: Herkese karşı sıkıcı olmak zorunda ve herkese “tamam” demek zorunda değilsiniz. Bu yaklaşım sadece hayatınızdaki toksik insanlar içindir.
Hayatınızdaki normal insanlar için, normal olmaya devam etmelisiniz. Fakat toksik bir bireyle karşılaştığınızda onun söyleyeceklerine hiçbir ilginiz yokmuş gibi davranın.

Toksik bireyler bu davranışlarla karşılaştıklarında sizi kışkırtmak ve delirtmek için ellerinden geleni yapacaklar. Öfkenizin sınırlarını zorlayacaklar. Ancak sizin yapmanız gereken kışkırtmalara tepki vermeyi reddetmek.
Bir kere başladığınızda işe yaradığını görecek ve ilerletecek gücü kendinizde bulacaksınız. Kızgınlık anında göstereceğiniz bir saniyelik sabır, sizi daha sonra yaşayacağınız tonlarca pişmanlıktan kurtarır.


Gri taş yöntemi toksik insanları değiştirebilir mi?

Çok nadirdir ancak bazen bu yöntem insanların ne olduklarını görmelerine yardımcı olabilir. Bazı durumlarda, başkalarının duygularını gerçekten önemseyen farklı insanlar olabilirler.

Narsistlerin kendilerini başkalarının gördüğü gibi görmesi çok zor. Kendi davranışlarının tamamen normal olduğunu düşünürler. Çok nadir durumlarda onlar için bir değişim söz konusu olabilir ama yine de bu umuda kendinizi kaptırmamanızı tavsiye ederim.


Özetle narsist insanları uzaklaştırmak için iki yönteminiz var: Ya tükenmeyi göze alarak onunla yaşamaya devam edeceksiniz ya da onun tahmin edemeyeceği kadar sağlam ve erişemeyeceği kadar yükseklere çıkacaksınız.
Kaynak: ,

Okumaya devam et
Yorum yapmak için tıklayın

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Yaşam

Ersan Erdura röportajı: Dünyadaki değersizleştirme ve sevgi eksikliği, müziğe de yansıdı

ersan erdura

Ersan Erdura… Türk Pop Müziği’nde ‘Yerli Elvis’ olarak müzikseverlerin gönlünde taht kuran ünlü sanatçı, D.J. Can Hatipoğlu’nun ‘Çocuk Gözler’ remiksi ile yılbaşından beri gündemde…

Türk Pop Müziği’nde 70’lerde öne çıkan kuşağın içinde öyle müzisyenler vardır ki sanata yaklaşımı, özel yaşamı, yapıtları ve kişiliğiyle insanlara örnek gösterilebilecek kadar seçkindirler. Ersan Erdura, bu gruptaki sanatçılardan birisidir. Yılbaşında Can Hatipoğlu ile yaptığı çalışmayla genç müzikseverlerin en çok dinlediği sanatçılar arasına giren ‘Yerli Elvis’ ile, sanat yaşımına ilişkin kısa bir söyleşi yaptık. Kendisinin nazik ve alçakgönüllü tavrından olsa gerek benim için oldukça keyifli bir sohbet oldu; sizlerin de zevkle okuyacağınıza inanıyorum.


Ersan Erdura: 1963 yılında başladım. Çok sevdiğim için müzisyen olmayı seçtim.

Ersan Erdura: Boğaziçi Orkestrasından sonra bir çok orkestrada solist olarak görev aldım. 1967 yılında ‘Altın Ses Kralı’ ünvanını aldıktan sonra solo olarak çalışmalarıma devam ettim.

Ersan Erdura: Çok mutlu oldum ve hakedilmiş bir ödül olduğuna inanıyorum. Hayatım boyunca önceden hiç birşeyin hesabını yapmadım. Bütün başarıların çok çalışmanın ürünü olduğunu düşünüyorum.

Ersan Erdura: Menejerim Orhan Şevki bu parçanın bana başarı kazandıracağını düşünüyordu.Parçayı bana sunduklarında ben de bu görüşe katıldım ve yıllarca sevilen bu şarkıyla anılmak Türkiye çapında tanınmamı sağladı.

Ersan Erdura: Aynı duygularla müziğe yaklaşmamız ve kaliteyi ön planda tutmamız birlikte çalışmamızı sağlamıştır. Bu ekip çalışmasından çok güzel şarkılar ortaya çıkmıştır.

Ersan Erdura: Zor bir dönemdi. Ama ideallerim ve değerlerim benim için çok önemlidir. Sevmediğim hiç bir işe imza atmadım. Her zaman seçeneklerin olduğuna inanırım. Böylece istediğim müziği yapmama olanak veren yerlerde çalıştım.

Ersan Erdura: Ve Ben Yalnız albümü yapısı itibariyle özeldir. Şöyle ki, bir yüzü Theodorakis şarkılarının bire bir Türkçeye çevrilmiş sözleriyle yapılan parçalardan oluşur, bir yüzü de Selmi Andak’ın özgün bestelerini içerir. Bu özellikleriyle Türkiye’de ilk defa yapılan bir çalışmadır.

Ersan Erdura: Seçtiğim şarkıların melodi yapısı, ritmi ve beni etkilemesi önemlidir.

Ersan Erdura: 80’li yıllarda ön plana çıkan arabesk şarkılarına öncelik tanınması yüzünden plak şirketleriyle anlaşma sağlanamadığı için, şarkılarımı doğru şekilde hayranlarıma sunacak olan plak şirketini bekledim. Hakan Eren’in plak şirketi olan Ossi Müzik bu şarkılarımı sizlerle buluşturdu.


Ersan Erdura: 80’li yılların devamı olarak görüyorum. Bu çıkış müzik dinleyicilerinin tercihiydi.

Ersan Erdura: Müzikten hiç kopmadım. Bestelerime devam ettim, konserlerimde hayranlarımla buluştum. Hep yaratım halindeyim aslında.

Ersan Erdura: Remix, sevgili Hakan Eren’in fikriydi. Stüdyoya girerek canlı olarak tekrar söyledim. Kalıcı olmasını melodi yapısına, sözlerine ve kendi yorumuma bağlıyorum.

“Dünyadaki değersizleştirme ve sevgi eksikliği, müziğe de yansıdı”

Ersan Erdura: Dünyada ve Türkiye’de son yıllarda yapılan pop müzik çalışmalarının kalitesinin düştüğünü gözlemliyorum. Dünyadaki değersizleştirmenin ve sevgi eksikliğinin müziğe de yansıdığını düşünüyorum.

Ersan Erdura: Teknolojinin gelişmesiyle ritimsel yapı ağırlık kazanmış durumda. Bizim yıllarımızda canlı performans önem kazanırdı. Duygusal parçalar ön plana çıkardı. Etkileyici bir yapıya sahip olan şarkılarla yoğrulurduk. İnsan ne dinlerse ona dönüşüyor zaman içinde. Bu yüzden bizlerin şanslı olduğunu düşünüyorum. Sevgi daima kalıcıdır.

Ersan Erdura: Seviyorlarsa ve başarılı olacaklarına inanıyorlarsa yola çıksınlar. Zor olduğunu da akıllarından çıkarmasınlar.

Ersan Erdura: İyi müzik dinleyicileri olmalarını isterim. Böylece pop müziğinin daha kaliteli seviyeye gelmesine yardımcı olacaklardır. Sevgiyle kalın.

***

Sizlere, sanat yolunda elli yıl boyunca kararlılıkla yürüyerek yazılmış olan bir başarı öyküsünden kısa bir demet sunduk. İstanbul Belediyesi’nin, yaklaşık üç yıl önce, Ersan Erdura’nın adını çok amaçlı bir salona verip Türk halkı adına müziğimize verdiği hizmetler için teşekkür ettiğini anıtsatmak isterim. Ünlü sanatçının müzik yaşamı, müzisyen olmayı hedefleyen gençler için dikkat çekici bir örnektir bence. Hepinize müzik dolu günler dilerim.


Covid-19 vakalarının yeniden ciddi oranda artış gösterdiğini medyadan izlemekteyiz. Temizlik-maske-mesafe önlemine gevşemeden uyalım, tıp dünyasının çözüm önerilerine kulak verelim. Bu sayede sağlıklı kalabiliriz.

Okumaya devam et

Yaşam

Dünyanın en nadide pulu 143 yıl sonra anavatanı İngiltere’ye geri dönüyor

pul

Dünyanın en nadide pulu, Heathrow Havalimanı’nda silahlı güvenlik görevlileriyle destekli zırhlı bir araç tarafından teslim alınacak ve bir süre kilitli kasada saklandıktan sonra Stanley Gibbons’ın Londra’nın merkezindeki mağazasında oksijen geçirmeyen özel bir çerçeve içerisinde sergilenecek.

Stanley Gibbons’ın Genel Müdürü Graham Shircore konuyla ilgili olarak ‘İngiliz Guyanası 1c macenta filatelinin kutsal kâsesidir. Gerçekten de türünün tek örneğidir. Sürekli kalmasını umduğumuz İngiliz toprağında onu tekrar ağırlamaktan mutluluk duyuyoruz. Önümüzdeki haftalarda herkesin bu muhteşem tarihin bir parçasına sahip olmasını sağlayan ortak mülkiyet planımızı duyuracağız. Yalnızca koleksiyoncuları değil, herkesi katılımını sağlayacak bir fiyatlandırma modeli geliştireceğiz.’ şeklinde konuştu.


1856 yılında, macenta renkli kağıda basılmış olan 29 x 26 mm ölçülerindeki sekizgen pulun üzerinde, üç direkli bir yelkenli gemi çizimi ile “Veririz ve karşılığında bekleriz” anlamına gelen “Damus Petimus Que Vicissim” yazılı bir damga bulunmaktadır. 24 ayar altından yaklaşık 2.5 milyon kat daha değerli olan pulun dünyanın en değerli mamulü olduğu düşünülüyor.


Pul, eski İngiliz kolonisi Britanya Guyanası – şimdiki Guyana – tarafından 1856 yılında gerçekleştirilen ufak çaplı bir basımın hayatta kalan tek örneğidir. O dönemki Posta Müdürü E.T.E. Dalton, Royal Gazette gazetesinin yayıncılarına pul basma yetkisi vermiş ve sahteciliği önlemek için her pulun bir katip tarafından imzalanmasını emretmişti. Bugün hayatta kalan pul, 1873 yılında 12 yaşındaki İskoç öğrenci Louis Vernon Vaughan tarafından amcasının kağıtları arasında bulundu. Vaughan, bir gazeteyi teslim etmek amacıyla kullanıldığı anlaşılan pulu yerel bir koleksiyoncuya 6 şiline sattı.

1873 yılından beri tüm sahipler, ünlü derlemci Philipp von Ferrary’den başlayarak, pulun arkasına kendi işaretini ekledi. Önceki oniki sahip arasında Fransız hükümeti ve Olimpiyat Şampiyonu Amerikalı David Schultz’u öldürülmesi Foxcatcher filmine konu olan hayırsever John du Pont da yer alıyor. Pul, daha önce Washington’daki Smithsonian Ulusal Pul Müzesi’nde, eski sahibi Amerikalı ayakkabı tasarımcısı Stuart Weitzman’dan ödünç alınarak sergilenmişti.


Britanya Guyanası 1c macenta, daha önceki dört açık artırmada da bir pul için ödenen en yüksek fiyat rekorunu kırmayı başarmıştı.

Okumaya devam et

Yaşam

Ekrem İmamoğlu, Fatih ve Kanuni’yi buluşturdu

fatih kanuni

Fatih Sultan Mehmet’in tablosunun ardından Kanuni Sultan Süleyman’ın portresi de İstanbul’a döndü. Londra’da düzenlenen müzayedede satın alınarak İBB’ye bağışlanan tabloyu kamuoyuna tanıtan İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu, her iki tablonun da Fatih Sultan Mehmet tarafından kurulan tarihi Haliç Tersanesi’nde kurulacak Sanat Müzesi’nde müzede sergileneceğini açıkladı.

İstanbul Büyükşehir Belediyesi Başkanı Ekrem İmamoğlu göreve gelişinin ikinci yıldönümünde özel bir törene katıldı. İmamoğlu, geçtiğimiz Mart ayında Londra’nın ünlü müzayede evi Sotheby’s’de düzenlenen açık artırmada ismini açıklamayan bir kişi tarafından vergiler dahil 438 bin 500 sterline, yaklaşık 5 milyon TL’ye satın alınarak İBB’ye bağışlanan Kanuni Sultan Süleyman portresini tanıttı.

Tablonun ön gösterimi için İBB’nin Saraçhane’deki başkanlık binasından özel bir platform kuruldu. “Adalet ve Hukuka Hükmedenler: İstanbul’un Sultanları Evinde” yazılı platforma önce  İBB tarafından satın alınan Fatih Sultan Mehmet portresi asıldı. İmamoğlu eldiven giyerek İstanbul’a ulaşan Kanuni tablosunu özel paketinden çıkardı ve Fatih tablosunun yanına astı.


Osmanlı İmparatorluğu’nun 10’uncu padişahı Kanuni Sultan Süleyman’ın Cristofano dell’Altissimo’nun fırçasından çıkan tablosu, 7’nci padişah Fatih Sultan Mehmet’in ünlü İtalyan ressam Bellini’nin atölyesinin ürünü portresiyle, İBB çatısı altında buluştu.

Kanuni tablosunun İBB tarafından satın alınarak 540 yıl sonra İstanbul’a kazandırılan Fatih tablosu ile birlikte özel koşullarda saklanacağı ve Haliç Tersanesi’nde kurulacak müzede sergileneceği açıklandı.

Ortak noktaları Trabzon

Etkinlikte konuşan İBB Başkanı İmamoğlu, kendisinin de Kanuni gibi Trabzon’da doğduğunu belirterek şunları anlattı: “1461’de Fatih Sultan Mehmet tarafından fethedilen Trabzon, Kanuni Sultan Süleyman’ın da doğumuna şahit olmuş bir kent.

Yavuz Sultan Selim’in Trabzon valiliği sürecinde doğan Kanuni Sultan Süleyman, burada doğup 14 yaşına kadar yaşıyor. İki padişahın Türk tarihine, Osmanlı tarihine verdikleri o önemli katkıyı derinden hisseden bir insan olarak büyüdüm. Zira ilkokulumun adı da Kanuni Sultan Süleyman İlkokulu’ydu. Dolayısıyla hem Fatih Sultan Mehmet hem de Kanuni Sultan Süleyman bizler için, ailelerimiz için bambaşka bir yere sahiptir.”

Haliç Tersanesi’nde sergilenecek

Fatih ve Kanuni tablolarının İstanbul ve Türkiye ile buluşmasının gururunu yaşadıklarını belirten İmamoğlu şöyle devam etti:


“Haliç Tersanesi’nde çok değerli bir çalışma yürütüyoruz. Haliç Tersanesi’nde çalışmalara başladığımız, şu an uygulaması devam eden Sanat Müzesi’nde bu eserleri sergileyeceğimizi  İstanbul halkına ve bütün sanat severlere duyurmak isterim.

Haliç Tersanesi 566 yıl önce Fatih Sultan Mehmet tarafından kuruldu. Haliç Tersanesi, hafızamızdaki tersane kimliğine ve faaliyetlerine devam edecek, aynı zamanda da burada hem bu iki sanat eserinin sergilendiği İstanbul Sanat Müzesi, İstanbul Fotoğraf Müzesi, İstanbul Sinema Müzesi ve İstanbul Müzik Müzesi yer alacak.

Fatih portresini, Kanuni portresini ve ilavesinde diğer eserleri, 2 yıla kalmadan bu alanda vatandaşlarımızla daimi bir sergi olarak buluşturmayı çok istiyoruz.”

Gizemli bağışçıyı açıklamadı

İmamoğlu, gazetecilerin bağışçının kimliği ile ilgili sorular üzerine “Bağışçımızın kim olduğunu şu anda söyleyemiyoruz. Ama tahmin ediyorum ki, kendisi gelip bizi ziyaret edecek. Kendisi uygun görürse sizlerle bunu kamuoyuyla paylaşırız. Şu anda kendisi bağışlamakla yeterli kalmak istiyor” yanıtını verdi.

İmamoğlu, sorular üzerine Kanuni tablosunun da Fatih tablosu gibi İBB binasında kurulan özel koruma alanında muhafaza edileceğini söyleyerek “İlerleyen dönemde kurmayı düşündüğümüz sanat müzemizde inşallah yüz yıllar boyu şehrimizin bir emaneti olarak duracak” dedi.

Kanuni tablosunun özellikleri:

Kanunî Sultan Süleyman portresi,  11 Haziran 2021 Cuma günü, İBB Saraçhane binasına getirildi. Güvenlikli odaya yerleştirildi. Portre  16. yüzyıl sonları 17. yüzyıl başlarında bakır panel üzerine yağlı boya ile İtalya’da yapıldı. Bellini’nin Fatih Sultan Mehmed’in ikonik resmini çizmesinden 50 yıl kadar sonra Venedik Cumhuriyeti ile Osmanlı Devleti arasında başka bir alışverişin gerçekleşmesi sonucu ortaya çıktı.


Kanuni’nin 43 yaşında, Bağdat seferinin ardından, Irak’ı Safevilerden aldığı dönemdeki halini gösteriyor. Resmin orijinal çizimi, bilinen diğer kopyalarından daha parlak ve daha canlı. Tablo ölçüleri, çerçevesiz 22.7×17.5 cm, çerçeveli ise 44.5×39.8 cm. 19. yüzyıldan beri Fransa’da bir ailenin özel koleksiyonunda yer alıyordu.

Okumaya devam et

Trending

Copyright © 2020 GizliSoru.Com