Bizimle iletişime geçin

Sağlık

Havuç Suyu Neye İyi Gelir? Havuç Suyunun Cilt, Göz ve Genel Sağlığa Faydaları

Havuçlar, hem çiğ hem de pişmiş olarak tüketilebilen ve aynı zamanda suyu sıkılarak içilebilen hafif tatlı tadıyla meşhur besleyici sebzelerdir. Düşük kalorili olmasının yanı sıra gözlerden kalbe kadar vücudu daha sağlıklı tutmaya yardımcı olabilecek besinlerle doludur.

Havuç Suyu Neye İyi Gelir? Havuç Suyunun Cilt, Göz ve Genel Sağlığa Faydaları

Havuçlar, hem çiğ hem de pişmiş olarak tüketilebilen ve aynı zamanda suyu sıkılarak içilebilen hafif tatlı tadıyla meşhur besleyici sebzelerdir. Düşük kalorili olmasının yanı sıra gözlerden kalbe kadar vücudu daha sağlıklı tutmaya yardımcı olabilecek besinlerle doludur.

Daucus carota bilimsel ismiyle bilinen havuç, sarı, kırmızı, turuncu ve mor gibi farklı renklerde olabilen kök sebzeleridir. Bu gevrek, tatlı ve lezzetli kökler, antioksidanlar, lif, beta-karoten, vitaminler ve mineraller açısından zengindir. Havuçların en güzel yanlardan biri çiğ olarak, pişirerek veya suyunu sıkarak içmek gibi farklı tüketme alternatiflerinin olmasıdır. Çok sayıda bilimsel kanıt, cilt ve görme sağlığı için düzenli olarak havuç suyu tüketilmesini teşvik eder. Ayrıca, kilo vermeyi destekler ve kanser riskini azaltmaya yardımcı olabilir. Öyleyse, havuç suyu içmenin faydalarını ve besin değerlerini daha yakından inceleyelim…

Havuç Suyunun Besin Değerleri

Havuç veya havuç suyu beta-karoten ve A vitamini açısından hayli zengindir. 230 mL bir bardak havuç suyu, günlük önerilen A vitamini ihtiyacınızın yaklaşık % 250’sine ve yaklaşık 16 mg beta-karoten’e sahiptir. Bu miktar, günlük ihtiyacınızı karşılamak için fazlasıyla yeterlidir. Havuç ve havuç suyu ayrıca sağlığınızı iyileştirmeye yardımcı olan çok sayıda vitamin ve mineral ihtiva eder. Bunlar:

  • A vitamini
  • Beta karoten
  • K vitamini
  • C vitamini
  • Lutein
  • Tiamin
  • Niasin
  • B6 vitamini
  • E vitamini
  • Potasyum
  • Manganez
  • Bakır
  • Fosfor

230 mL bir bardak saf havuç suyu yalnızca 80 kaloridir ve 2 gram protein, 2 gram lif, 10 gram şeker, 17 gram karbonhidrat ve 50 miligram sodyum içerir. Ayrıca, yağ ve kolesterol bulunmaz.

Havuç Suyunun Faydaları Nelerdir?

Anne ve babanızın ”göze iyi gelir” diyerek ısrarla size havuç yedirmek istediği çocukluk günlerinizi hatırlıyor musunuz? Son yapılan bilimsel çalışmalar, havuç tüketimi konusunda ısrarcı olan ebeveynlerin haklılığını kanıtlar nitelikte. Havuç suyunda bulunan besinler, daha net bir görme duyusuna yardımcı olduğu gibi olası göz hastalıklarına karşı koruma sağlar. Dahası, kolesterolü düşürmek, zayıflamaya yardımcı olmak, bağışıklığı desteklemek ve cildi parlatarak daha genç bir görünüm oluşturmak gibi harika faydalara sahiptir. İşte, günlük 1 bardak havuç suyu içerek elde edebileceğiniz nihai kazanımlardan bazıları…

Daha genç bir cilt için havuç suyu: Havuç, hücrelerinizi hasardan korumaya, cildinizi genç tutmaya ve bazı hastalıkların riskini azaltmaya yardımcı olan güçlü antioksidanlar olan beta-karoten ve A vitamini ile doludur. Günde 1 bardak havuç suyu içmek, cildinizi parlatır, ince çizgilerin görünümünü azaltır, cildin yaşlanma sürecini olabildiğince geciktirir. Antioksidanların ve potasyum gibi temel minerallerin varlığı, hücre bozulmasını önlemeye katkıda bulunur, böylece cildinizi sağlıklı ve genç tutar.

Havuç, gözlere iyi gelen harika bir sebzedir: Havuç, belki de en çok göz sağlığına olan katkısı ile bilinir. Lutein ve zeaksantin gibi karotenoidler, retinayı korumak ve mavi ışık emilimini engellemek için harikadır. Havuçta bulunan beta-karoten, genel göz desteği ve ultraviyole ışıktan korunma konusunda da mükemmel çalışır. Öte yandan, A vitamini eksikliğinin en önemli belirtisi görme kaybı veya gece körlüğüdür. Bu sebeple, düzenli olarak A vitamini yönünden zengin besinler tüketmek son derece önemlidir.

Havuç ve havuç suyu kalp dostudur: Havuç suyu içmek veya havuç yemek, kardiyovasküler komplikasyon olasılığını azaltmaya yardımcıdır. Bu hafif tatlı kök sebzesi, kolesterol seviyelerini düşürmeye, kan basıncını düzenlemeye ve ateroskleroz ve kalp hastalığı ihtimalini düşürmeye yardımcı olabilecek E vitamini ve diğer antioksidanlar içerir.

Güçlü bağışıklık için havuç suyu: Havucun suyunu sıkarak tüm temel besinlerin konsantre formunu elde edebilirsiniz. Günde bir bardak içmeniz bağışıklığınızı önemli ölçüde artırabilir. Serbest radikal hasarına karşı vücuda yardım etmenin yanı sıra zararlı bakterilere, virüslere ve iltihaplanmalara karşı koruma sağlar. Havuç suyu ayrıca kemik sağlığına, daha güçlü sinir sistemine ve beyin gücünü geliştirmeye katkıda bulunan B6, K, potasyum, fosfor gibi önemli vitamin ve mineralleri içerir.

Zayıflamak isteyenler için havuç suyu: Havuç suyundaki lif kilo vermenize yardımcı olabilir. Araştırmalar, fazla kiloları (özellikle karın bölgesinden) vermek için yeterli lif alımını önermektedir. 1 bardak saf havuç suyu yaklaşık 80 kaloridir. Sulandırılarak tüketildiğinde kalorisi daha da düşecektir. Bu nedenle, kilo verme sürecine katkı sağlayabilecek hem besleyici hem lezzetli hem de tok tutan sağlıklı bir içecektir.

Havuç suyu sindirim sağlığını destekler: Meyve sularındaki lif (ve genel olarak diğer meyve – sebze suları) sindirim sağlığını iyileştirir. Kabızlığı olan yetişkinler ve çocuklar için havuç suyu içmek akıllıca bir seçenektir. Havuç suyu ayrıca asit reflü tedavisine yardımcı olabilecek alkali bileşikler ihtiva eder. Alkali asitler, bu semptomlara neden olan fazla mide asidini nötralize edebilir ancak yine de bu konuda sınırlı sayıda bilimsel araştırma yapıldığını bilmek önemlidir.

Kan şekeri seviyelerini dengeleyebilir: Havuç suyunda bulunan potasyum, kolesterol ve kan şekeri seviyelerini dengeleyebilir. Düşük kalori ve düşük şeker içeriğine sahip havuç suyu, temel vitamin ve mineraller sayesinde diyabeti önlemek için çalışır. Havuç suyu düşük glisemik indeksi olan bir içecektir. Düşük glisemik yiyecek ve içecek tüketmek, diyabetli kişilerde kan şekeri yönetimini iyileştirmeye yardımcı olabilir. Bununla birlikte, aşırı tüketiminin kan şekeri seviyelerini yükseltebileceğini unutmayın.

Hamilelik döneminde havuç suyu tüketimiyle ilgili herhangi bir klinik çalışma yapılmamasına rağmen, bu kök sebzenin suyunda bulunan vitamin ve mineraller göz önüne alındığında, gebelik sürecinde anne ve bebek sağlığı açısından ideal bir içecek olduğu söylenebilir. Ancak yine de hamilelik döneminde herhangi bir diyet değişikliğine gidilmeden önce doktora danışılması en iyisidir.

Havuç suyu ayrıca, antikanser bir içecektir ve karaciğer sağlığına harika katkılar sağlar. Tüm bunların toplamı, günde 1 bardak havuç suyu içmek için yeterli bir sebeptir. Diğer yandan, havuç suyunu aşırı içmek birkaç riski beraberinde getirebilir. İşte onlardan bazıları…

Havuç Suyunun Yan Etkisi veya Zararı Var mı?

Havuç suyu, çiğ havuçtan daha fazla beta-karoten içerir. Çok fazla havuç suyu içmek, kandaki çok fazla beta-karotenden dolayı cildin sarımsı bir renk aldığı geçici bir durum olan karotenemiye yol açabilir. Bu durumda, geçici olarak havuç suyu içmeyi veya yemeyi durdurmak, genellikle sorunu çözecektir.

Doğal olarak şeker içerdiğinden ve karotenemiye yol açabileceğinden kararında tüketmek önemlidir. En güvenli şekilde tüketimi için günde 3 ila 4 havucun suyunu aşmamak en iyisidir.

Evde Havuç Suyu Nasıl Yapılır?

Havuç suyunu hazırlamak basit ve hızlıdır. Bunun için 2 adet havuca ve blendera ihtiyacınız olacak.

  • Havuçları yıkayın ve yüzeyindeki kabukları bıçakla tıraşlayın.
  • Doğradığınız havuçları blendera ekleyin.
  • İsterseniz doğranmış birkaç sebze daha ekleyebilirsiniz.
  • Biraz su ekleyip cihazı çalıştırın.
  • Püre haline geldiğinde süzün ve havuç suyunuz hazır.
  • Havuç suyunu saf olarak tüketebileceğiniz gibi sulandırarak içebilirsiniz veya saf halini salata sosu olarak kullanabilirsiniz.

Havuç Suyu Hakkında Kısa Soru – Cevap

Aç karnına havuç suyu içilir mi?: Evet, havuç suyunu gün içinde aç karnına veya sabah ilk uyandığınızda içebilirsiniz.

Havuç mu yemeliyim yoksa suyunu mu içmeliyim?: Her ikisi de sağlık için iyidir. Çiğ havuç yemek daha fazla lif sağlarken, havuç suyu tüketmek lif oranını azaltır. Çiğ olarak tek seferde ikiden fazla havuç yemek zordur ancak havuç suyu sayesinde bir seferde 3 ila 4 havuç tüketilebilir.

Havuç suyu cildi güzelleştirir mi?: Evet, havuç suyu cildi güzelleştirir. İçeriğinde, pigmentasyon, kırışıklıklar, sivilce ve eşit olmayan cilt tonuyla savaşan A vitamini bulunur.

Havuç suyunu her gün içersem sorun olur mu? Sorun olmaz. Havuç suyu içmek güvenlidir ancak yine de dozaj konusunda dikkatli olun. Günde 2 ila 3 havuç suyu yeterli olmalıdır. Ayrıca, A vitamini takviyesi alıyorsanız, havuç suyu da alıp alamayacağınızı doktorunuza veya eczacınıza sormanız gerektiğini unutmayın.

Havuç suyu karaciğere iyi gelir mi?: Evet, havuç suyu karaciğere iyi gelen bir içecektir. Havuç, karaciğer fonksiyonunu uyarabilen beta-karoten, A vitamini ve bitki flavonoidleri bakımından zengindir.

Havucun şeker oranı yüksek mi?: Evet, havuçların şeker oranı yüksektir ancak diğer sebzelerden çok daha fazla değildir. Bir fincan doğranmış havuç, 52 kalori ile 6 gram şeker içerir.

Okumaya devam et
Yorum yapmak için tıklayın

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Sağlık

Hamileyken Diş Çekilir mi? Gebelikte Diş Çekimi Hakkında Merak Edilenler

Çoğu insan için diş doktoruna gitmek endişe verici bir fobidir. Öte yandan, hamilelik dönemindeki diş muayeneleri yalnızca endişe verici değil aynı zamanda rahatsız edicidir. Nitekim, bu dönemde diş etleriniz daha hassastır, muayene esnasında aniden mideniz bulanabilir ve büyüyen karınla o sandalyede oturmak sırtınızı ağrıtabilir. Peki ama tüm bu zorluklarına rağmen hamilelikte diş çektirmek güvenli mi?

Hamileyken Diş Çekilir mi? Gebelikte Diş Çekimi Hakkında Merak Edilenler

Çoğu insan için diş doktoruna gitmek endişe verici bir fobidir. Öte yandan, hamilelik dönemindeki diş muayeneleri yalnızca endişe verici değil aynı zamanda rahatsız edicidir. Nitekim, bu dönemde diş etleriniz daha hassastır, muayene esnasında aniden mideniz bulanabilir ve büyüyen karınla o sandalyede oturmak sırtınızı ağrıtabilir. Peki ama tüm bu zorluklarına rağmen hamilelikte diş çektirmek güvenli mi?

Düzenli diş bakımı herkes için gerekli olsa da gebelik döneminde daha çok önem arz eder çünkü iki canlı olduğunuz bu dönemde, artan hormon seviyeleri nedeniyle diş etlerinde şişlik ve hassasiyete neden olabilen iltihaplanma ortaya çıkabilir. Ayrıca, hamilelik döneminde dişlerinizin çürüme riski daha fazladır. Bunun nedeni, sık yaşadığınız bulantı ve kusma nedeniyle ağzınızda artan asit miktarının diş minenizi olumsuz etkilemesidir. Eğer sizinde durumunuz buysa ve çürük dişlerle başınız dertteyse diş hekiminizden randevu almanız gerekir. Peki ama gebelik döneminde diş çektirmek ne kadar güvenli? Lokal anestezi ve röntgen bebeğime zarar verir mi? İşte, hamilelikte diş çekimi hakkında aklınızdaki soru işaretlerini giderebilecek faydalı bir rehber…

Hamilelikte Çürük Dişimi Çektirebilir miyim?

Gebelik döneminde diş çektirmek korkutucu görünse de teknik olarak güvenli bir işlemdir. Yani evet, hamile olsanız bile diş çektirebilirsiniz. Aslında kötü ağız sağlığı vücudunuzun diğer bölümlerini etkileyebilir ve ağzınızdaki tedavi edilmemiş bir enfeksiyon sizi ciddi şekilde hasta edebilir. Bu nedenle, hamile olsanız bile, günlük hayatınıza müdahale edecek kadar şiddetli ağrınız varsa, dişlerinizde veya diş etlerinizde kalıcı hasar riski varsa, enfeksiyon riski varsa diş çekimi yaptırmalısınız. Peki ya riskleri ne olacak? Hamilelik sırasında tıbbi prosedürlerin uygulanmasının küçük riskleri vardır ancak faydaları bunlardan çok daha ağır basar (veya hiçbir şey yapmama riski daha kötüdür).

Hamileliğin Hangi Dönemi Diş Çektirmek İçin Daha Uygundur?

Çoğu uzman, acil olmayan diş tedavileri için hamilelikte en iyi zaman aralığının ikici üç aylık dönem veya bir başka ifadeyle ikinci trimester (3 ila 6 ay) olduğu konusunda hemfikirdir. Bunun nedeni, ilk 3 aylık dönemde çok fazla fetal gelişim olması, son 3 aylık dönemde ise sırtüstü uzanmanın rahatsızlık verebilmesidir. Bununla birlikte, dişlerinizle ilgili acil bir sorununuz varsa hangi 3 aylık dönemde olduğunuzun hiçbir önemi yoktur ve bu sorunu bir an önce halletmeniz gerekir.

Hamilelikte diş çekimi konusunda merak edilen bir diğer detay röntgen ve lokal anestezinin zararlı olup olmadığıdır. Diş çekimi öncesi hekiminiz röntgen istediyse endişeye kapılmanıza gerek yok çünkü tek bir diş filmi, size veya bebeğinize zarar verebilecek kadar radyasyon içermez. Ayrıca, röntgenin olası zararlarından sizi ve bebeğiniz korumak için kurşun gömlek & önlük giymeniz istenecektir.

Diş çektirmek dışında 6 aylık rutin diş kontrolü için randevu almışsanız, röntgen gerekli olmadığı için hamile olduğunuzu göz önüne alarak hekiminiz bu adımı atlayacaktır. Ancak, doktorunuz röntgen çektirmeniz gereken bir durum olduğunu söylüyorsa, endişe etmenize gerek yok. Prosedür güvenlidir.

Hamilelik döneminde, dolgu, kanal tedavisi veya diş çektirmeniz gerekiyorsa, endişelenmenize gerek olmayan bir diğer şey diş hekiminizin işlem sırasında kullanabileceği uyuşturma ilaçlarıdır. Şırınga yoluyla ağzınızın bir bölümüne enjekte edilen lokal anestezi, yalnızca söz konusu bölgeyi etkiler ve hamilelik dönemindeki bir diş prosedürü sırasında kullanımı son derece güvenlidir.

Diş çekimi sonrasında, kısa süreli ağrınız olabilir. Asetaminofen (parasetamol) hamilelikte en güvenli ağrı kesicidir. Diğer seçeneklere gelince, ibuprofen gibi nonsteroid antiinflamatuar (steroid olmayan) ilaçları da ağrı kesici olarak kullanmak güvenli olabilir ancak yalnızca gebeliğin ilk 30 haftasında! Doktor onayı veya önerisi dışında, hamileyken ilaç kullanmayın.

Uygun ilaç yazılması ve muayene esnasında diğer prosedürlere azami dikkat edilebilmesi için hamile olduğunuzu ve gebeliğin kaçıncı haftasında olduğunuzu diş hekiminize söyleyin.

Herhangi acil bir durumda ameliyat, röntgen ve anestezi risklerinin, ciddi bir sorunu tedavi edilmeden bırakma riskinden daha düşük olduğunu unutmayın. Bu nedenle, hamile olsanız dahi herhangi bir sağlık sorunundan şüpheleniyorsanız öncelikle doktorunuza danışın ve gerekli görülüyorsa tedavi olmaktan çekinmeyin. Hamilelik ve diğer zamanlarda diş kayıplarını önlemek için günde 2 kez dişlerinizi fırçalayın.

Son olarak, ağız ve diş ile ilgili sıkıntınız acil değilse ve ötelenmesi herhangi bir soruna yol açmayacaksa, o halde en iyi seçenek bebeğin doğumunu beklemektir. Aciliyeti olmayan işlemleri doğumdan sonraki haftalara erteleyin.

Okumaya devam et

Sağlık

Pangastrit Nedir? Nedenleri, Belirtileri ve Tedavisi

Pangastrit hastalığı, mide zarının tümünde oluşan kronik bir iltihaptır. Üst karın bölgesinde ağrı, gaz, bulantı, kusma, iştahsızlık ve yemek yedikten sonra dolgunluk hissi gibi belirtilerle kendini gösterir. Yaşam kalitesi üzerinde büyük bir etkiye sahip olan bu mide rahatsızlığı, Helicobacter pylori bakterisi enfeksiyonları, sık ağrı kesici kullanımı, aşırı alkol tüketimi, kronik stres ve bazı otoimmün hastalıklar sonucu gelişir.

Pangastrit Nedir? Nedenleri, Belirtileri ve Tedavisi

Pangastrit hastalığı, mide zarının tümünde oluşan kronik bir iltihaptır. Üst karın bölgesinde ağrı, gaz, bulantı, kusma, iştahsızlık ve yemek yedikten sonra dolgunluk hissi gibi belirtilerle kendini gösterir. Yaşam kalitesi üzerinde büyük bir etkiye sahip olan bu mide rahatsızlığı, Helicobacter pylori bakterisi enfeksiyonları, sık ağrı kesici kullanımı, aşırı alkol tüketimi, kronik stres ve bazı otoimmün hastalıklar sonucu gelişir.

Gastrit, mide zarında oluşan iltihaplanma ile ilgili bir sindirim sistemi durumudur. Akut ya da kronik formlarda görülebilir. Akut gastrit kısa süreli iltihaplanmayla aniden ortaya çıkarken, kronik gastrit uzun süreli inflamasyondur. En yaygın kronik gastrit türlerinden biri pangastrittir. Gastrit tedavisinin ihmal edilmesi ciddi kan kan kaybına neden olabilmesinin yanı sıra, mide kanserine yakalanma riskini de artırabilir.

Pangastrit Nedir?

Mide zarının tamamını etkileyen pangastrit, normal gastritten farklıdır. Oluşması durumunda hem midenin alt kısmını hem de üst kısmını etkiler ve oksintik mukozasını tahriş eder. Normal gastritten farklı kabul edilmesinin altında yatan neden, tek bir alan yerine tüm mide bölgesini kapsamasıdır. Ayrıca bakınız: Antral gastrit nedir?

Pangastritin Belirtileri

Belirtiler normal gastrite oldukça benzerdir ve aşağıdaki durumlarla karşılaşılabilir:

  • Kusma
  • Karın ağrısı
  • Mide bulantısı
  • Şişkinlik
  • Yemek yedikten sonra dolgunluk
  • İştah kaybı

Yukarıda sıralanan belirtilerden herhangi biri sık görülmeye başladığında, bir sağlık uzmanında danışmak önemlidir. Çünkü pangastrit belirtileri diğer hastalıklarla oldukça benzerdir.

Pangastrit Nedenleri

Bazı faktörler midenin iç yüzerinde hasar bırakabilir ve bu da pangastrit gelişme riskini artırır.

Ağrı kesici ilaçlar: Ağrı kesici ilaçların (özellikle nonsteroid antiinflamatuar ilaçlar) sürekli kullanılması, pangastritin ortaya çıkmasının en yaygın nedenlerinden biridir. Söz konusu ilaçların sık sık alınması, midedeki mukozal zarın hasar zarar görmesine neden olarak, mide salgılarını olumsuz yönde etkileyebilir. Tüm bunların sonucunda da bölgede iltihaplanma meydana gelir.

Mide enfeksiyonları: Sindirim sisteminde oluşan bakteriyel enfeksiyonlar, mide ülserleri ve pangastritin diğer nedenlerinden biridir. Ek olarak, bu tür bir enfeksiyon tedavi edilmezse, ilerleyen süreçte mide kanserine de bağlanabilir.

Otoimmün koşullar: Otoimmün gastritin ilerlemesiyle mukoza zarı büyük ölçüde zarar görürse, midenin tüm iç yüzeyinde pangastrit oluşması muhtemeldir. Otoimmün gastrit, vücut midenin paryetal hücrelerine saldırdığında ortaya çıkan bir durumdur.

Aşırı alkol tüketimi: Sürekli alkol tüketimi akut gastrite neden olabilir. Etkilenen bireylerin sonraki süreçte alkol tüketimine devam etmesi durumu ise pangastrit oluşumuna yol açabilir.

Kronik stres: Stresle birlikte vücutta hormonal değişiklikler meydana gelmeye başlar. Histamin ve asetilkolin seviyelerinde bir yükseliş gözlemlenir. Bununla birlikte, mide salgılarında strese bağlı pangastrite neden olan bir değişikliğe neden olabilir.

Pangastrit Nasıl Teşhis Edilir?

Doktorlar, pangastriti teşhis etmek için bazı farklı testlere başvurur. Hastalığın kolayca teşhisini amaçlayan bu testlerden bazıları şunlardır:

Dışkı testi: Midedeki kanamayı kontrol etmek maksadıyla uygulanır. Pangastrit benzeri iltihaplı mide rahatsızlıkları, dışkıda kan görülmesine neden olabilir. Ayrıca, hastada Helicobacter pylori varlığını kontrol etmek için bu teste ihtiyaç duyulur.

Enfeksiyon için kan testi: Pangastritin başlıca nedenlerinden biri olan Helicobacter pylori enfeksiyonunun kontrolü için uygulanır. Aynı zamanda kişinin enfeksiyon geçirip geçirmediğini belirlemeye de yardımcı olur.

Anemi için kan testi: Pangastrit, anemiye (kansızlık) neden olabilen bir durumdur. Sindirim sistemi mukozasındaki zarar ilerledikçe, besinlerin gıdalardan emilimi son derece zorlaşır. Bu, demir eksikliği anemisine yol açabilir.

Endoskopi: Özel bir görüntüleme ekipmanı kullanılarak mide zarındaki olası anormal değişikler gözlemlenir. Ucunda kamera takılı olan küçük tüp yardımıyla, sindirim sisteminde pangastriti durumunu işaret edebilecek hasarlar kontrol edilir.

Pangastrit Tedavisi

İncelemeler sonucunda kişiye pangastrit teşhisi koyulduktan sonra, doktor tarafından aşağıda belirtilen tedavi yaklaşımlarından herhangi biri uygulanır.

Enfeksiyon tedavisi: Durum enfeksiyondan kaynaklanıyorsa, öncelikle enfeksiyonun tıbbi olarak ele alınması önemlidir. Doktorunuz, pangastrit tedavisi için bir veya birden fazla ilaç reçete edebilir.

Yetersiz besin maddelerinin geri kazandırılması: Hastada pangastrit nedeniyle herhangi bir besin eksikliğinin olması durumunda, doktor vücudun besin seviyelerini en kısa sürede geri yüklemek isteyebilir. Demir ve B12 vitamini eksiklikleri kansızlığa neden olabilir. Bu nedenle, hasta için besin eksikliklerinin izlenmesi ve giderilmesi son derece önemlidir.

Mide asidinin azaltılması veya dengelenmesi: Mide asidi seviyesindeki anormallikleri kontrol etmek için genellikle doktor tarafından çeşitli ilaçlar reçete edilir. Bu gibi bir durumla karşılaşılırsa, hastanın durumuna göre aşağıdaki özellikteki ilaçlardan herhangi biri verilebilir:

  • Mide asidini nötralize edici ilaçlar.
  • Mide asidi salgılanmasını azaltıcı ilaçlar.
  • Sindirim sisteminde bulunan hücrelerin çok fazla mide asidi üretmesini engelleyen ilaçlar.

Pangastrit Hastalığı Olanlar Nasıl Beslenmeli?

Pangastritli kişilerin beslenme alışkanlıklarında belirli değişiklikler uygulaması gerekir. Bu diyet değişiklikleri, mide zarının daha fazla tahriş olmasını önlemek için gereklidir. Bu sindirim sistemi hastalığından muzdarip olanlar, doktorlarının bilgisi dahilinde aşağıda belirtilen diyetleri uygulamaya özen göstermelidir.

  • Yağ oranı düşük yiyecekler
  • Lif içeriği yüksek yiyecekler (sebzeler ve tahıllar gibi)
  • Mide asidi seviyelerini yükseltmeyen yiyecekler
  • Kafeinsiz veya karbonatsız içecekler
  • Sarımsak, zencefil ve zerdeçal (bunlar midede kötü bakterilerin büyümesini engelleyebilir)

Pangastritli kişiler, aynı zamanda aşağıdaki yiyecekleri tüketmekten kaçınmalıdır:

  • Asitli yiyecek ve içecekler
  • Baharatlı yiyecekler
  • Yağlı veya yağda kızartılmış yiyecekler
  • Alkollü içecekler

Okumaya devam et

Sağlık

Geçirgen Bağırsak Sendromu nedir? Belirtileri neler?

Stres ile ilişkili ve gizemli bir hastalık olan geçirgen bağırsak sendromu nedir? Beslenme hatalarından stres, antibiyotikler, antideprasanlar olmak üzere gereksiz ilaçlardan bakteri ve virüs gibi patojenlere kadar birçok etken bağırsak geçirgenini etkileyerek hastalıklara zemin hazırlıyor.

Geçirgen Bağırsak Sendromu nedir? Belirtileri neler?

Stres ile ilişkili ve gizemli bir hastalık olan geçirgen bağırsak sendromu nedir? Beslenme hatalarından stres, antibiyotikler, antideprasanlar olmak üzere gereksiz ilaçlardan bakteri ve virüs gibi patojenlere kadar birçok etken bağırsak geçirgenini etkileyerek hastalıklara zemin hazırlıyor.

Geçirgen Bağırsak Sendromu nedir?

Leaky Gut ya da halk arasında bilinen ismiyle geçirgen (sızdıran) bağırsak sendromu farklı sebeplerle ortaya çıkan bir sindirim sorunudur. Normal şartlarda bağırsakta bulunan sıkı bağlar, sadece sindirilmiş besinlerin, mineral ve vitaminlerin geçişine izin veriyor. Bu sıkı bağlardaki açılmanın yaşanması durumunda ise geçirgen bağırsak sendromu olarak tanımlanan durum ortaya çıkıyor.

Yeditepe Üniversitesi Koşuyolu Hastanesi Uzm. Dyt. Uzm. Klinik. Psk. Merve Öz’ün verdiği bilgiye göre, bu sıkı bağların açılmasıyla birlikte toksinler, mikroplar, sindirilmemiş yiyecek parçaları gibi beşeri geçişine imkan sağlanmış oluyor. Kan dolaşımına bu maddelere ait temel sistem bu maddelere saldırması sorunu ortaya çıkarıyor.

Gözden kaçırılmaması gerekiyor

Son yıllarda yapılan bilimsel çalışmalar ışığında, otoimmun hastalıkların altında yatan en büyük nedenlerden birinin, geçirgen sendromu olabileceğine işaret eden Uzm. Dyt. Uzm. Klinik Psk. Merve Öz; “Bugün, alerji, astım, otizm, kronik yorgunluk sendromu, depresyon / anksiyete, egzema, haşimoto tiroidi, multiple skleroz, sedef, romatoid artirit, ülseratif kolit, ürtiker, Alzheimer ve kardiyovasküler hastalıkların kökeninin bağırsak sağlığı ile ilgili olabileceği tartışılıyor. Bu yüzden bu hastalıkların tedavi edilmesi için geçirgen bağırsak sendromunun gözden geçirilmemesi önem taşıyor” dedi.

“Hipokrat, MÖ 450 yılında, bütün hastalıklar bağırsaktan başlar, bağırsaktaki geri kısmı da hastadır demiştir. Günümüzde bağırsaklar ikinci beyin olarak kabul edilmektedir “diyen Uzm. Dyt. Uzm. Kli. Psik. Merve Öz sözlerine devam etti:

Bağırsaklarımızda hem yararlı, hem zararlı bakteriler bulunuyor. İyi bir beslenme düzeni ile bağırsaktaki bakterilerin sayısı artıyor. Sağlıksız beslenmediğinde bakterilerin sayısı arttığı gibi, bakterilerin de sayısı azalıyor.

Bağırsak florası, yeni adı ile bağırsak mikrobiyotası ne kadar güçlü yorgunluk, zararlı bakterilerle mücadele de bir o kadar güçlü oluyor. Bağırsak mikrobiyotasındaki dengesizlik, bağışıklığın düşüşüne neden olurken, obezite, alerji, davranış, anksiyete, depresyon gibi çeşitli nörolojik ya da psikolojik öğrenmek da ilişkilendirilmektedir.

Geçirgen bağırsak sendromu otoimmün hastalıklara zemin hazırlayabiliyor!

Geçirgen bağırsak sendromunun otoimmün hastalıklara zemin hazırlayabildiğini vurgulayan Uzm. Dyt. Merve Öz, stres, çevresel toksinler, yanlışları, antiyobiyotikler, antideprasanlar yanlış olmak üzere, yanlış kullanılan ilaçlar, bakteri ve / veya virüs gibi patojenler, organlarının bağırsak geçirgenliği sebeplerinde etmenler arasında yer aldığını anlattı.

Doğal beslenme, tedavi için olmazsa olmaz!

Geçirgen bağırsak sendromunun tedavi edilebilen bir hastalık olduğunun ve hastalık hastalıklarının tedavisi olan öğrenmek için gerekli olan altını çizen Uzm. Dyt. Merve Öz, şu bilgileri verdi:

Doğal beslenme, bağırsak sendromu tedavisinde oldukça önemlidir. Doğal olmayan besinler, fazla tarım ilacı, ağır metal ve benzeri zararlı bileşene maruz kalabilirler ve bağırsak duvarına zarar verme potansiyeline sahip olabilirler. Yaklaşık 8-10 saat kaynamış kemik ve et suyu, glutamin, lizin, glisin içereceğinden, bağları onarmaya yardımcı olacaktır.

Fermente sebzeler, yani ev turşuları yoğun mikrobiyotasının zenginliğini artırıp koruyucu duvar oluşturması önemli. Laktoz intolaransı süt ürünleri de bağırsak mukozasını ve geçirgen bağırsağı onarmaya yardımcı olur. Omega 3 yağ asitleri bağırsak tamiratında önemli rol oynamaktadır. Glutamin, glisin, lizin, prolin, bağırsak bariyerinin onarımını gerçekleştirebilir.

Geçirgen bağırsak sendromu belirtileri neler?

Geçirgen bağırsak sendromu otoimmün hastalıkların oluşum mekanizmasında etkili olup olmadığı son zamanlarda bir tartışma konusudur. Geçirgen bağırsak sendromu pek çok farklı belirtiyi beraberinde getirebilir. Besin alerjileri, bağışıklık sistemi hastalıkları, cilt problemleri, nörolojik sorunlar, vitamin eksiklikleri, tedavi edilemeyen depresyon, sürekli olan baş ağrısı, fibromiyalji, kabızlık, ishal, irritabl bağırsak sendromu, kronik yorgunluk gibi pek çok belirtiyle kendisini gösterebilir.

Geçirgen bağırsak sendromu neden olur?

Bozulmuş bağırsak geçirgenliğinin kanıtı “sızıntılı ya da geçirgen bağırsak sendromu”dur. Bağırsak kolonizasyonu anormal ise, bağırsak florası sadece fizyolojik görevlerini sınırlı bir ölçüde yerine getirebilir. Ortaya çıkan mikrobiyal bariyer bozukluğu, sonuçta mukozada gizli inflamatuar değişikliklere ve daha sonra geçirgenlik bozukluklarına yol açar ve patomekanizmalar devreye girer.

Bu, patojenik bakteriler, virüsler, mantarlar veya parazitlerin mikroekolojik bozukluklar bağlamında mukozal reseptörlere erişmesini ve daha hızlı çoğalmasını ve böylece enfeksiyonları daha kolay tetiklemesini kolaylaştırmaktadır. Mikrop türlerine bağlı olarak, mikrobiyal metabolizma nihayetinde bağırsak ortamı için yararlı olan veya sisteme birçok şekilde zarar veren substratlar üretir.

Bağırsak epitelinin “sıkı bağlantılarının” gevşemesi, sızıntı bağırsak olarak da bilinen mukoza geçirgenliğinin artmasına neden olur. Bu nedenle birçok molekül gastrointestinal alandan kan dolaşımına girebilir ve çeşitli reaksiyonları tetikleyebilir.

Geçirgen bağırsak sendromu tanısı nasıl konur?

Kişilerde kabızlık, şişkinlik, ishal gibi sorunlar varsa bu durum bir bağırsak hastalığının habercisi olabilir. Bunlar saptanması kolay kısımlardır.

Hiçbir bağırsak sorunu olmadığı halde alerji, egzama, depresyon, anksiyete, hiperaktivite, yorgunluk, hashimoto, eklem ağrısı, romatoid artrit, fibromiyalji ve ürtiker de bağırsak hastalıklarının belirtileri arasında yer almaktadır. Hiçbir bağırsak sorunu yaşanmasa bile bu hastalıklar için bağırsak kontrolü şart. Bunun için bir gaita testi istenmektedir. Geçirgen bağırsak sendromu olunup olunmadığı için bir zonulin testi istenebilmektedir.

Gaita testi ile bakteriyel probiyotik durumu nasıl yani yararlı- zararlı bakterilerin durumu, mantar olup olmadığı saptanabilir. Kişilerde gluten hassasiyeti çıkmasa bile gaita testiyle gluten hassasiyeti olup olmadığı belirlenebilir. Sindirim enzimlerini ölçen, bağırsakta bir enflamsyon var olup olmadığı gaita ile belirlenir.

Ayrıca gıda intöleransı testi ile de bu durum tespit edilebilir Vücudun savunma sistemi, kan dola­şımına giren tüm yabancı cisimlere karşı bağışıklık reaksiyonu göstermektedir. Kandaki yabancı maddeleri etkisiz hale getiren proteinleri (immunoglobülinler, antikorlar) üretir.

Yüksek geçirgenliğe sahip olan sorunlu bir bağırsak (geçirgen bağırsak sendromu) veya zayıf bir bağışıklık (immün) sistemi tüketilen besinlerin yabancı cisim gibi algılanmasına neden olabilmektedir.  Genetik yatkınlıklar, işlenmiş gıdalar, olumsuz beslenme alışkanlıkları ve anne sütünden yeteri kadar faydalanamama gıda intoleransı sebepleri arasında yer almaktadır.

Kaynak: NHS UK. “Leaky gut syndrome” (Review: 9 March 2021). https://www.nhs.uk/conditions/leaky-gut-syndrome/

Okumaya devam et

Trending

Copyright © 2020 GizliSoru.Com