Bizimle iletişime geçin

Sağlık

Histamin İntoleransı Belirtileri ve Nedenleri

Histamin İntoleransı Belirtileri ve Nedenleri

Vücutta doğal olarak bulunan histamin, aynı zamanda çok sayıda gıdada da bulunur. Histamin intoleransı durumunda, etkilenenler belirli miktarlarda histamin tükettiğinde bir reaksiyon meydana gelir. Bu da kaşıntı, ciltte kurdeşen, baş ağrısı ve sindirim sistemi rahatsızlıklarıyla sonuçlanır. Başlıca etken, vücuda gıda yoluyla giren histamin miktarı ile vücudun parçaladığı miktar arasındaki uyumsuzluktur…

Histamin, iltihaplanma üzerinde doğal bir etkiye sahiptir. Bağışıklık hücrelerinin akışını hızlandırmak için kan damarlarını genişletir ve bu da bir uyarı sinyali olarak vücutta kaşıntıya neden olur. Sağlıklı insanlarda histamin, diamin oksidaz (DAO) enzimi yardımıyla bağırsaklarda ve karaciğerde parçalanır. Histamin intoleransı durumunda ise bahsedilen bu süreçte bir bozulma söz konusudur.

Makaleye Genel Bakış

  • Histamin İntoleransı Nedir?
  • Histamin İntoleransının Belirtileri
    • Ciltteki Belirtiler
    • Beyindeki Belirtiler
    • Kardiyovasküler Sistemdeki Belirtiler
    • Gastrointestinal Sistemdeki Belirtiler
    • Genital Bölgedeki Belirtiler
  • Histamin İntoleransının Nedenleri
  • Histamin İçeriği Hangi Gıdalarda Yüksektir?

Histamin İntoleransı Nedir?

Histamin, vücutta çeşitli işlevleri tetikleyen biyolojik bir haberci maddedir. Mide suyunun salgılanması, kan damarlarının genişletilmesi ve kan basıncının düşürülmesi örnek olarak gösterilebilir. Tüm bunlarla birlikte, iştahı kontrol eden, öğrenme, hafıza gibi duygulardan sorumlu olan ve uyku-uyanıklık döngüsünü düzenleyen bir nörotransmitterdir.

Histamin ayrıca alerjik reaksiyonlarda önemli bir rol oynar. Alerjik reaksiyon durumunda, enflamatuar süreçlerin bir aracısı olarak hizmet eder. Bir alerjenle temas edildiğinde, histamin tipik alerji semptomlarını tetikler. Kaşıntı, cilt kızarıklığı ve kabarcık oluşumunun yanı sıra genel halsizlik, astım atakları, kusma, ishal ve baş ağrıları da buna dahildir.

Vücutta histaminin oluşumu, temini ve parçalanması arasında bir dengesizlik varsa, bu histamin intoleransına yol açar. Çoğu durumda neden, histaminin parçalanmasından sorumlu olan enzimin bozulmuş aktivitesidir. Histamin intoleransının teşhisi genellikle zordur çünkü semptomlar hastaya bağlı olarak büyük ölçüde değişir ve ayrıca bireysel bir sınır değer vardır. Semptomlar alerji benzeri reaksiyonlardan, baş ağrısı, baş dönmesi, gaz ve ishale kadar değişir.

Histamin İntoleransının Belirtileri

Bazı hastalar ciltte kızarıklık ve kaşıntı gibi sadece bireysel sorunlar yaşarken, bazılarında histamin intoleransı tüm vücutta veya vücudun çeşitli bölgelerinde kendini hissettirir. Bunun nedeni, farklı hücre ve organların histamin reseptörlerine sahip olmasıdır. Histamin reseptörlere kenetlendiğinde etkisini ortaya çıkarır. Aşırı duyarlılığı olan kişiler, daha sonra vücudun farklı bölgelerinde farklı semptomlar yaşarlar.

Histamin açısından zengin yiyecek veya içecekleri tükettikten hemen sonra, solunum bölgesinde ve ciltte alerji benzeri kızarıklık belirtileri ortaya çıkabilir. Hafif vakalarda burun akıntısı ve burun tıkanıklığı gelişir. Aşırı durumlarda, çok fazla histamin astım krizine neden olabilir. Bazı kişilerde ilk belirtiler yaklaşık bir saat sonra mide guruldaması veya ishal şeklinde ortaya çıkar. Histaminin parçalanması genellikle 24 saat sürer. Nadir durumlarda, baş ağrısı gibi belirtiler ertesi güne kadar ortaya çıkmayabilir.

Ciltteki Belirtiler

Çok fazla histamin, mast hücrelerini aktive ederek alerjenik maddeler açığa çıkarabilir. Bu kendini kurdeşen (ürtiker) şeklinde gösterir. Ciltte kabarcık adı verilen küçük şişlikler oluşur. Belirtiler vücudun herhangi bir yerinde ortaya çıkabilir. Tetikleyiciyle temasın artık sürdürülmemesi koşuluyla, semptomlar genellikle 24 saat içinde kaybolur.

Mast hücreleri ayrıca şiddetli kaşıntıya neden olan bir madde salgılar. Kabarcıkların meydana geldiği alanlar özellikle etkilenir. Ek olarak, histamin intoleransı kan akışının artmasına neden olur. Kan damarları genişler ve içlerinden daha fazla kan akabilir. Etkilenen bölgeler kırmızı ve sıcaktır.

Beyindeki Belirtiler

Kan damarlarının yukarıda bahsedilen genişlemesi beyinde de meydana gelir. Meninksleri besleyen arterler etkilenirse baş ağrısına yol açar. Histamin intoleransı beyinde semptomlara yol açarsa, bulantı ve kusmanın yanı sıra baş dönmesi de olası şikayetler arasındadır. Ayrıca şiddetli yorgunluğa da sebebiyet verebilir.

Kardiyovasküler Sistemdeki Belirtiler

Artan histamin salgısının etkisi nedeniyle koroner arterler de etkilenir. Bu, bazı kişilerde şiddetli kalp çarpıntısı hissedilmesine yol açar. Öte yandan, ekstremitelerdeki kan damarları genişlerse, bu kan basıncında keskin bir düşüşe neden olabilir. Özellikle ciddi fakat çok nadir durumlarda, vücut artık yeterli kanı kalbe geri taşıyamaz. Bunun sonucu da şok belirtilerinin ortaya çıkmasıdır.

Gastrointestinal Sistemdeki Belirtiler

Çok fazla histamin, gastrointestinal sistemde mide asidi üretimini artırır. Gastrointestinal sistem duvarındaki kas hücrelerinin daha güçlü bir aktivasyonu söz konusudur. Sonuç; karın ağrısı, kramplar, gaz ve ishaldir. Gastrointestinal sistemdeki semptomlar, esas olarak histamin açısından zengin içecekler ya da yiyecekler tükettikten sonra gelişir.

Genital Bölgedeki Belirtiler

Histamin intoleransı, kadınlarda genital bölgede çeşitli semptomlara yol açabilir. Hem rahim hem de yumurtalıklar, östrojen seviyelerini artırmak için histamin üretir. Östrojen adet sırasında uterusun kasılmasına neden olur. Rahim özellikle sert kasılırsa ağrıya neden olabilir. Bu nedenle, ağrılı menstrüasyondan vücuttaki çok fazla histamin kısmen sorumlu olabilir.

Histamin İntoleransının Nedenleri

Mast hücreleri, sinir hücreleri veya kan trombositleri gibi farklı hücreler, amino asit histidinden histamin üretilmesinden ve ilgili hücrelerde depolanmasından sorumludur. İlaç veya yiyecek gibi belirli uyaranlar, ayrıca iltihaplanma, yaralanmalar veya oksijen eksikliği de histamin salınımını tetikleyebilir.

Histamin bir alerjene temas ettiğinde, alerjiye özgü semptomları tetikler. Bu ciltte kızarıklık, kaşıntı, kurdeşen, ishal, kusma ve astım atakları olabilir. Bu semptomların tümü histamin intoleransı ile de ortaya çıkar ancak kendi başına bir alerji değildir. Yani bu belirtiler, bağışıklık sisteminin bir alerjene aşırı tepki vermesinin sonucu değildir. Nedeni genellikle edinilmiş ve nadir durumlarda doğuştan gelen bir bozukluktur. Vücudun kendi üretimi veya histamin içeren yiyecekler yoluyla, metabolizmanın parçalayabileceğinden daha fazla histamin üretilir. Normal histamin değeri kişiden kişiye göre değişir.

Vücutta histaminin parçalanmasından sorumlu iki enzim vardır. Bazı insanlarda gıdalardaki histaminin parçalanmasından sorumlu enzim olan diamin oksidaz (DAO) yeterli miktarda bulunmaz. B6 veya C vitamini eksikliğinin yanı sıra, bazı ilaçların kullanımı da bu enzimin işlevini olumsuz etkileyebilir. Her iki durumda da histamin dengesi bozulur.

Tüm bunlar, etkilenen bireylerde histamin intoleransı şeklinde kendini gösterebilir. Sadece gıda ve ilaçlar histamin intoleransını tetiklemekle kalmaz. Ayı zamanda artan endojen de histamin üretimindeki bozukluğu tetikleyebilir (örneğin bir alerjik reaksiyon durumunda).

Histamin İçeriği Hangi Gıdalarda Yüksektir?

Histamin içeren yiyecekleri yedikten sonra, kandaki histamin konsantrasyonu artar. Vücut histamini parçalamayı başaramazsa dengesiz hale gelir. Hemen hemen tüm yiyecekler ve bazı içecekler, çok farklı miktarlarda histamin veya onun öncüsü olan histidin içerir.

Örneğin, daha uzun sürede olgunlaşan peynir çeşitleri yüksek miktarda histamin içerir. Aynı şey füme jambon için de geçerlidir. Histamin intoleransı olan birçok kişi, aşağıdaki ürünlerden bazılarını tolere edemeyebilir:

  • Balık: Uskumru, ringa balığı, sardalya, ton balığı
  • Peynir: Gouda, Camembert, Cheddar, Emmentaler, Parmesan
  • Et: Sosis, salam, füme jambon
  • Sebzeler: Lahana turşusu, ıspanak, patlıcan, domates, avokado
  • Diğer: Soya sosu ve maya müstahzarları

Histamini parçalamaya ek olarak, diamin oksidaz (DAO) enzimleri diğer biyojenik aminlerin parçalanmasından da sorumludur. Bunlara tiramin, serotonin ve spermin dahildir. Enzimler onları parçalamakla çok meşgulse, histamini parçalayamazlar. Biyojenik aminleri içeren gıdalar şunlardır:

  • Ananas, muz, armut, ahududu, portakal, kivi, papaya
  • Yer fıstığı
  • Baklagiller
  • Buğday tohumu

Bazı yiyeceklerin kendisi histamin veya biyojenik aminler içermezler ancak vücudun kendi histamininin salınmasını sağlar. Örneğin:

  • Narenciye, çilek
  • Domates ve domates içeren ürünler (ketçap, salça, …)
  • Kakao ve dolayısıyla çikolata
  • Deniz ürünleri
  • Kuruyemişler (özellikle kaju ve ceviz)
  • Alkol

Okumaya devam et
Yorum yapmak için tıklayın

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Sağlık

Trombotik Trombositopenik Purpura (TTP) Hastalığı

Trombotik Trombositopenik Purpura (TTP) Hastalığı

Kısaltması TTP olan trombotik trombositopenik purpura, kan pıhtılarının oluştuğu, özellikle beyin, böbrek ve kalpteki en küçük kan damarlarını tıkayabilen, ciddi organ hasarına yol açabilen, çok nadir görülen ve yaşamı tehdit eden bir kan pıhtılaşma bozukluğudur…

Makaleye Genel Bakış

  • TTP Hastalığı Nedir?
    • Görülme Sıklığı
  • TTP Hastalığı Belirtileri
  • TTP Hastalığının Nedenleri
  • TTP Hastalığının Teşhisi
  • TTP Hastalığının Tedavisi

TTP Hastalığı Nedir?

Trombotik trombositopenik purpura (TTP), özellikle beyinde, kalpte ve böbreklerde en küçük kan damarlarını tıkayan, böylece kan pıhtılarının oluştuğu çok nadir görülen ve yaşamı tehdit eden bir hastalıktır. Oluşması durumunda, kişide ciddi organ hasarı meydana gelebilir.

Çoğu durumda, otoantikorların, yani vücudun kendi dokusuna yönelik antikorların kanın pıhtılaşmasında önemli bir enzime saldırdığı otoimmün bir hastalıktır.

TTP’nin klinik tablosu, kandaki trombosit sayısında azalma, kırmızı kan hücrelerinin yıkımı (hemoliz) nedeniyle düşük hemoglobin değeri (Hb değeri) ve küçük damarlarda sayısız küçük pıhtı ile karakterizedir. Hızlı teşhis önemlidir. Hastalık zamanında tespit edilirse, kan plazması değiştirilerek etkili bir şekilde tedavi edilebilir. (Kaynak)

Görülme Sıklığı

Trombotik trombositopenik purpura çok nadir görülen bir hastalıktır. Ortalama olarak, her yıl milyon kişi başına yaklaşık 3 ila 7 kişi TTP geliştirir. Hastalık en sık 30 ila 40 yaşları arasında görülür. Ortalama olarak, kadınlar erkeklerden daha sık etkilenir. İstatistiksel olarak konuşursak, Afrika kökenli insanların ve hamile kadınların hastalığa yakalanma olasılığı daha yüksektir.

TTP Hastalığı Belirtileri

Kan pıhtıları farklı organlarda oluşabileceğinden, semptomlar büyük ölçüde değişir. Ortaya çıkan şikayetlerin ortak noktaları, etkilenenlerin ciddi şekilde hasta olmaları ve hastaneye kaldırılmaları gerektiğidir.

Trombotik trombositopenik purpura ile aşağıdaki belirtiler ortaya çıkabilir:

  • Kan pıhtıları nedeniyle bağırsaklarda veya midede kan akışı bozulursa mide ağrısı, karın ağrısı ve muhtemelen kusma meydana gelir.
  • Böbrekler etkilenirse, akut böbrek yetmezliği oluşabilir.
  • Kalp etkilenirse, anormal kalp ritimleri veya göğüs sıkışması yaşanabilir.
  • Ciltte yamalı, küçük kanamalar da olabilir. Derideki mor lekeler hastalığa adını verir.
  • Beyne giden kan akışı bozulduğunda, felce benzer semptomlar ortaya çıkabilir.
  • Hastalık ayrıca kırmızı kan hücrelerini (eritrositler) de yok ederek anemiye neden olur. Buna hemolitik anemi denir. Semptomlar anemi ile uyumlu halsizlik ve yorgunluktur.

TTP Hastalığının Nedenleri

Hemolitik üremik sendrom (HÜS) gibi, trombotik trombositopenik purpura da trombotik mikroanjiyopati olarak adlandırılır. Küçük kan pıhtılarının oluşumu en küçük kan damarlarındaki kan akışını bozarak, oksijen eksikliğinden dolayı damarların beslediği dokuya zarar verir. Eritrositler (kırmızı kan hücreleri) de damar tıkanıklıklarından mekanik olarak zarar görür.

Mevcut bilgilere göre, TTP’ye çinko proteaz ADAMTS13’teki bir kusur neden olur. Bu çinko proteaz normalde kanın pıhtılaşmasında önemli bir rol oynayan von Willebrand faktörünü böler. ADAMTS13 proteaz aktivitesi doğal seviyesinin yüzde 10’unun altına düştüğünde, vücudun en küçük damarlarında kan pıhtıları oluşur, onları tıkar ve dokulara yetersiz oksijen verilmesine neden olur.

Mevcut bir genetik yatkınlık durumunda, ADAMTS13 proteazındaki bir eksikliğe ek bir tetikleyici faktör (örneğin bir enfeksiyon) neden olabilir. Ek olarak eksiklik, vücudun kendi bağışıklık sisteminin ADAMTS13 proteazına karşı antikorlar oluşturduğu bir otoimmün hastalığın sonucu olabilir.

Şimdiye kadar, farklı TTP biçimlerinin genel olarak tanınan bir sınıflandırması yoktur. Bununla birlikte, genellikle idiyopatik, ikincil ve ailesel TTP arasında bir ayrım yapılır:

  • İdiyopatik TTP: İdiyopatik TTP durumunda, hastalık için doğrudan bir tetikleyici tanımlanamaz. Çoğu TTP hastalığı vakasında durum budur. Bununla birlikte, bunun çinko proteaz ADAMTS13’e veya trombositlerin yüzeyindeki spesifik bir proteine ​​karşı antikorların geliştiği bir otoimmün hastalık olduğundan şüphelenilmektedir.
  • İkincil TTP: Vakaların yaklaşık yüzde 15’inde belirli bir tetikleyici faktör tanımlanabilir. Örnekler arasında hamilelik, kemik iliği nakli, bulaşıcı hastalıklar (HIV, bartonelloz), kanser (mide adenokarsinom), otoimmün hastalıklar (sistemik lupus eritematozus) ve bazı ilaçlardır (siklosporin, ovulasyon inhibitörleri, mitomisin).
  • Ailesel TTP: Ailesel TTP’nin (Upshaw-Schulman sendromu olarak da adlandırılır) nedeni, ADAMTS13 genindeki genetik bir kusurdur. Bu gen, ADAMTS13 çinko proteazının üretiminde önemli bir rol oynar. Bu genin otozomal resesif bir şekilde kalıtılan yaklaşık 40 farklı mutasyonu bilinmektedir. Ailesel TTP doğumdan kısa bir süre sonra fark edilir hale gelir ancak semptomların şiddeti büyük ölçüde değişir. Bu nedenle, bazı hastalar hayatlarının geri kalanında hastalıklarını fark etmezler. Bununla birlikte, bazı hastalar ömür boyu tedavi gerektirir. Akut bir TTP atağı geçirme riski ateş, ishal, enfeksiyonlar, hamilelik ve cerrahi müdahalelerle artar.

TTP Hastalığının Teşhisi

Anamnez (tıbbi görüşme), hastada akut TTP alevlenmesini tetikleyebilecek belirli risk faktörlerinin (örn. enfeksiyonlar, ateş) bulunup bulunmadığı hakkında bilgi sağlar. Ayrıca herhangi bir nörolojik semptomu belirlemek için fizik muayene yapılır ve nörolojik durum kaydedilir.

Kan testleri genellikle trombositopeni (kan trombositlerinin eksikliği) ve anemiyi ortaya çıkarır. Periferik kan yayma testinde, tıkanmış kılcal damarlar nedeniyle eritrositlerde mekanik hasar olduğunu gösteren sözde fragmanositler tespit edilebilir.

Kan plazmasındaki von Willebrand faktörünün jel elektroforetik multimer analizi kullanılarak, ADAMTS13 proteazın azalmış aktivitesi saptanabilir. Ailesel TTP’den şüphelenilmesi durumunda, gerekirse genetik bir testle doğrulanabilir.

TTP Hastalığının Tedavisi

Akut bir trombotik trombositopenik purpura atağı, acil müdahale gerektiren yaşamı tehdit eden bir durumdur. En başarılı tedavi, hastaya bir donörden kan plazmasının verildiği plazmaferezdir. Sonuç olarak, eksik ADAMTS13 proteazı hastanın kanına verilir. Vakaların yüzde 90 kadarında bu tedavi, akut alevlenmenin azalmasına neden olur.

Plazma birkaç kez değiştirilir ve ek ilaçlar da uygulanabilir. O sırada alınan ancak TTP’yi tetikleyebileceğinden şüphelenilen ilaçlar kesilir. Bu işlem bu nedenle ortalama iki ila üç saat sürebilir ve normalde çok nadiren istenmeyen yan etkilere sahiptir. Enfeksiyon gibi altta yatan bir hastalık varsa bu da tedavi edilir.

Bu tedaviden sonra trombosit sayısı 6 ay boyunca laboratuvarda düzenli olarak analiz edilecektir. Bir nüksetme şüphesi varsa, tedaviye hızla devam edilebilir. Kronik ise, uzman dalağın cerrahi olarak çıkarılmasını önerebilir. Sonuç olarak, eksik dalağın bağışıklık sonuçlarını telafi etmek için pnömokok, meningokok ve Haemophilus influenzae B’ye karşı aşılar yapılır.

Vücudun bağışıklık sistemi, glukokortikoidlerin yardımıyla bastırılabilir. Bu da ADAMTS13 proteazına karşı otoantikorları olan hastalarda semptomlarda iyileşmeye yol açar. Ek olarak, antikor üreten B hücreleri üzerinde etkili olan monoklonal antikor rituksimabın uygulanması, ADAMTS13 proteazına karşı antikor üretimini azaltabilir.

Okumaya devam et

Sağlık

Akela Forte Jel Ne İşe Yarar, Nasıl Kullanılır?

Akela Forte Jel Ne İşe Yarar, Nasıl Kullanılır?

Akela Forte Jel, sivilce tedavisinde kullanılan şeffaf renkli topikal bir ilaçtır. Bir tür antibiyotik olan jelin etkin maddesi eritromisin, sivilce ve aknelere neden olan bakterileri öldürerek çalışır.

Makaleye Genel Bakış

  • Akela Forte %4 Jel Nedir, Ne İçin Kullanılır?
    • Eritromisin nasıl çalışır?
  • Akela Forte Jel Nasıl Kullanılır?
  • Akela Forte Jel Yan Etkileri
  • Bu İlacın Sivilceleri Yok Etmesi Ne Kadar Sürer?
    • Eritromisin sivilce için tek seçeneğim mi?
  • Hamilelik ve Emzirme Döneminde Akela Forte Jel

Akela Forte %4 Jel Nedir, Ne İçin Kullanılır?

Doktorunuz, Akela Forte Jel kullanmanızı önerdiyse muhtemelen bakteri kaynaklı sivilcelerden muzdarip olmalısınız. Zira, bu jelin etkin maddesi olan eritromisin, sivilce ve akne oluşumunda çoğu zaman birincil suçlu olan bakterileri öldürmek için kullanılan bir tür antibiyotiktir. Tek başına veya sivilce için cilde uygulanan ya da ağızdan alınan bir veya daha fazla ilaçla birlikte kullanılabilir.

Eritromisin nasıl çalışır?

Eritromisin, makrolitler grubuna giren bir tür antibiyotiktir. Bu antibiyotik, iltihaplı sivilcelerin birincil suçlusu olan bakteri türü propionibacterium acnes’e saldırarak çalışır. Yaygın bir bakteri türü olan p. acnes, ciltteki yağ bezlerinin ürettiği sebumla beslenir. Yağ bezlerini tahriş eden, iltihaplandıran ve lekelere neden olan atık ürünlerle birlikte yağ asitleri üretir. Eritromisin, bakteri sayılarını kontrol altına alarak yağ bezlerinin iltihaplanmasını önler ve cildin iyileşmesini sağlar.

Sonuç olarak, Akela Forte %4 Jel, içeriğindeki eritromisin sayesinde sivilcelere neden olan bakterileri öldürmekle birlikte, kızarıklık ve iltihaplanmayı azaltmaya yardımcı olur.

Eritromisine ek olarak Akela sivilce jelinde bulunan diğer maddeler etanol, hidroksi propil selüloz ve bütil hidroksi toluendir.

Akela Forte Jel Nasıl Kullanılır?

Bu ilacı dermatologunuzun veya eczacınızın önerdiği şekilde kullanın. Ancak, uzman biri tarafından kullanımına yönelik bilgilendirme yapılmadıysa aşağıdaki adımları izleyin.

  • Akela Forte Jel sabah ve akşam olmak üzere günde 2 kez uygulanır.
  • Sivilceli bölge yıkanıp kurulandıktan sonra ince bir tabaka olacak şekilde nazikçe sürülür.
  • Bu jelin %2 ve %4 olan formülleri mevcuttur. Tedaviye ilk olarak %4 olan (Akela Forte %4 Jel) formülle başlanması ve 8 haftalık tedavinin sonrasında iyileşme görüldüğünde %2’lik formülle devam edilmesi önerilir.
  • Uygulama esnasında ağız, göz ve burun deliklerinin içine sürülmemeli, kazara bulaşırsa bol suyla yıkanmalıdır.
  • Birkaç haftalık kullanımla iyileşme gözlemleyebilirsiniz. Ancak, ilacın tam etkisini görmeniz için 10 ila 12 hafta kullanmanız gerekebilir ve tam bir tedavi süresi 3 ila 6 ay arasında sürebilir.
  • 3 – 4 hafta boyunca düzenli kullanmanıza rağmen sivilcelerinizde iyileşme görmüyorsanız veya daha fazla şiddetleniyorsa doktorunuzla konuşun.

Akela Forte Jel Yan Etkileri

Bu jel genellikle tıbbi müdahale gerektirmeyen hafif yan etkilerden daha fazlasına neden olmaz. İstenmeyen hafif etkilerinden bazıları, kızarıklık, kaşıntı, hafif ağrı, batma – yanma hissi, pul pul döküntü, cilt kuruluğu ve ardından yağlanmadır.

Akela Forte Jel kullanan çoğu kişide ciddi bir yan etki görülmez. Bu kremin faydalarının olası yan etki riskinden daha fazla olduğu için doktorunuz tarafından reçetelendiğini unutmayın.

Sorumluluk reddi: Mortilki.com olarak amacımız işinize yarayacak en doğru bilgileri sunmaktır. Ancak, söz konusu tıbbi tedaviler olduğunda ilaçlar herkesi farklı etkileyebileceğinden, burada yazılanların (olası yan etkiler dahil) eksiksiz olduğunu garanti edemeyiz. Bu nedenle, herhangi bir ilacın kullanımında doktorunuzun veya eczacınızın talimatlarını esas alın. Kullanmadan önce kutu içinden çıkan prospektüsü anlayarak okuduğunuzdan emin olun.

Bu İlacın Sivilceleri Yok Etmesi Ne Kadar Sürer?

Sivilcelerinizden kurtulmak için 3 ila 4 ay boyunca Akela Forte (eritromisin) veya benzer bir antibiyotik tedavisi kullanmayı beklemelisiniz. İlk haftalarda veya günlerde iyileşmeler görebilirsiniz, ancak ilacı belirtilen şekilde uygulamaya devam edin. Şiddetli akne vakalarında dört aydan fazla kullanmanız gerekebilir.

Eritromisin topikal tedavilerini 12 hafta boyunca veya doktorunuzun önerdiği süre boyunca günde 2 kez (sabah – akşam) uygulayın.

Eritromisin sivilce için tek seçeneğim mi?

Topikal olarak cilde uygulanan eritromisin sivilceler için tek başına kullanılabilen bir tedavi olsa da tek alternatifiniz değildir. Aslında, tretinoin ve eritromisinin bir arada kombinlendiği Eritretin Jel gibi daha etkili olabilecek farklı seçenekleriniz vardır. (Kaynak)

Topikal eritromisin yalnızca akneye neden olan bir faktörü hedefler; bakteriler. Cilt hücrelerinin anormal şekilde dökülmesi ve gözenek tıkanıklıklarının gelişmesi gibi akne patlamalarından sorumlu olan başka faktörler de vardır. Ancak bunlar topikal eritromisinin tam olarak ele almadığı bir şeydir.

Daha da önemlisi, antibiyotik direnci, özellikle akne için topikal antibiyotikler ve eritromisin ile ilgili büyük bir sorundur. Sivilceye neden olan bakteri ilaca alışmış ve zamanla etkisiz hale gelmiş olabilir.

Öte yandan, dermatoloğunuz Akela Forte Jel kullanmanızı önerdiyse başka arayışlara girmemeniz önemlidir. Zira, sizin için en uygun tedavinin ne olduğu konusunda en iyi bilgiye sahip olan doktorunuzdur. Sivilce dahil olmak üzere tüm sağlık sorunlarınızda size en iyi ve yalnızca doktorunuzun yardımcı olabileceğini unutmayın.

Hamilelik ve Emzirme Döneminde Akela Forte Jel

Akela Forte jelin hamile kadınlar üzerindeki etkilerini gösteren veriler yetersizdir. Bununla birlikte, gebe hayvanlar üzerinde yürütülen çalışmalarda zararlı etkiler gözlemlenmemiştir. Ancak yine de gebe kadınlarda dikkatli olunmalı ve doktor onayıyla kullanılmalıdır.

Bu jelin etkin maddesi olan eritromisinin anne sütüne geçtiği bilinmektedir. Fakat, topikal olarak anneye uygulanan jelden süte geçebilecek miktar tolere edilebilir düzeydedir ve bebek üzerinde herhangi bir olumsuzluğa neden olması beklenmemektedir. Buna rağmen, emziren anneler Akela Forte kullanmadan önce doktorlarına danışmalı, uzman onayı olmadan emzirme (laktasyon) döneminde kullanılmamalıdır.

Akela Forte içerisinde 30 gram jel bulunan alüminyum tüplerde satışa sunulur. 25 derecenin altındaki direkt güneş görmeyen serin bir yerde saklanmalı, dondurulmamalıdır.

Okumaya devam et

Sağlık

Hunter Sendromu (MPS II) Nedir?

Hunter Sendromu (MPS II) Nedir?

Hunter sendromu, kusurlu veya hatta eksik bir enzim nedeniyle belirli moleküllerin yeterince parçalanmadığı, nadir görülen kalıtsal bir metabolik hastalıktır. Hastalığın hafif ve şiddetli seyri arasında bir ayrım yapılır. Şiddetli bir seyir durumunda, zihinsel gelişimi etkileyebilecek merkezi sinir sistemi de etkilenir…

Makaleye Genel Bakış

  • Hunter Sendromunun Tanımı
  • Hunter Sendromuna Ne Sebep Olur?
  • Hunter Sendromunun Belirtileri
  • Hunter Sendromu Tedavi Edilebilir mi?
  • Hunter Sendromu Önlenebilir mi?

Hunter Sendromunun Tanımı

Mukopolisakkaridoz tip II (MPS II) olarak da bilinen Hunter sendromu, neredeyse yalnızca erkek çocukları etkileyen ve yaşamı tehdit eden kalıtsal bir hastalıktır. Vücudun herhangi bir bölümünü etkileyebilir ve çeşitli şikayetlere neden olabilir. Belirtiler her hasta için farklıdır. Bu nedenle, hastalığın tek bir tipik seyri yoktur.

Hunter sendromu, mukopolisakkaridozlar veya MPS hastalıkları grubuna aittir. Bir enzimin hatalı veya tamamen eksik üretimi nedeniyle, belirli metabolitler (mukopolisakkaritler veya glikozaminoglikanlar) doğru şekilde parçalanamaz.

Parçalanmayan mukopolisakkaritler hücrelerde birikir ve bu da bozukluklara ve bazen ciddi semptomlara yol açar. Birikintiler birçok farklı vücut hücresini etkileyebilir ancak çoğu zaman iskeleti, merkezi sinir sistemini, iç organları, cildi ve kalbin iç astarını etkiler. (Kaynak)

Hunter Sendromuna Ne Sebep Olur?

Hunter sendromuna X kromozomundaki bir mutasyon neden olur. İduronat-2-sülfataz enziminin sentezi için gen kusurludur. Enzim ya hiç sentezlenmez ya da sadece sınırlı bir etki ile sentezlenir. İduronat-2-sülfataz, sülfat grubunun dermatan ve heparin sülfattan ayrılmasından sorumludur.

Sağlıklı bir insanda, glikozaminoglikanlar, iduronat-2-sülfataz enzimi tarafından parçalanır. Hunter hastalığından etkilenen hastalarda, iduronat-2-sülfatazın yetersiz aktivitesi, sürekli artan glikozaminoglikan birikintilerine yol açar.

X’e bağlı kalıtım nedeniyle, neredeyse sadece erkek çocuklar bu hastalıktan etkilenir. Hunter sendromu, X kromozomundaki kusurlu bir gen yoluyla çocuğa aktarılır. Kızlar iki X kromozomuna sahiptir. Bununla birlikte, erkeklerin bir X kromozomu ve bir Y kromozomu vardır. Y kromozomunu hep oğullarına geçirdikleri için hastalık babadan oğula geçmez. Hastalıklı babaların tüm kızları, her zaman babalarının X kromozomunu aldıkları için kusurlu gen varyantının taşıyıcılarıdır.

Hunter Sendromunun Belirtileri

Hunter sendromunun belirtileri ve seyri karmaşıktır. Hastalığının belirtileri, ne kadar hızlı ilerledikleri ve ne kadar şiddetli olduklarına bağlı olarak her insan için farklıdır. Belirtilerin çoğunun yaygın çocukluk hastalıkları olduğunu bilmek önemlidir. Hunter sendromunu işaret edebilecek şey bunların birleşimidir. Tüm hastalarda tüm belirtiler görülmez ve bunlar da farklı hızlarda ilerler. Bu nedenle, hastalığın tüm hastalar için aynı olan klasik bir seyri yoktur.

Hunter sendromunun nöronopatik olmayan ve nöronopatik olan şeklinde iki tipi vardır. Her iki tipin de özelliği, genişlemiş karaciğer ve dalak, solunum yollarının tekrarlayan enfeksiyonları ve derinin kalınlaşmasıdır. Ayrıca, yüz hatlarında kabalaşma, büyüme bozuklukları ve eklem hareketlerinde kısıtlılık fark edilebilir. Hunter sendromu aynı zamanda işitme ve görme bozukluklarına da yol açabilir.

Nöronopatik seyir genellikle yaşamın 2 ila 4 yaşları arasında belirtiler gösterirken, nöronopatik olmayan daha hafif seyirde belirtiler genellikle daha sonra çocuklukta kendini göstermeye başlar.

Hunter Sendromu Tedavi Edilebilir mi?

Hunter sendromu genetik bir hastalık olduğu için nedensel bir tedavi mümkün değildir. Bazı vakalarda kök hücre nakli olasılığı mümkündür. Bir tedavinin başarısı hastadan hastaya değişir. Ayrıca şiddetine de bağlıdır. Eksik enzimin dışarıdan infüzyon yoluyla vücuda verildiği enzim replasman tedavisi de mevcuttur. Bu terapi ile normal bir yaşam beklentisi elde edilebilir. Tedavi ömür boyu sürmelidir.

Erken teşhis ve tedaviye erken başlanması ve terapinin tutarlı bir şekilde uygulanması tedavinin gidişatını olumlu yönde etkileyen önemli faktörlerdir. Ancak ileri vakalarda, terapi bazen artık umut verici değildir. Buradaki amaç semptomları hafifletmektir.

Hematopoetik kök hücre nakli veya gen tedavisi gibi yeni araştırılan tedavi biçimleri, şu anda deneysel olarak kabul edilmektedir. Hastalığın seyri hastadan hastaya çok değişkendir. Ancak hastalık tedavi edilmezse, ağır vakalarda beş yaşından önce ölüme neden olabilir. Bununla birlikte, özellikle nöronopatik olmayan Hunter sendromu türleri, enzim replasman tedavisi ve ortaya çıkan hastalığın semptomlarının tedavisi ile birlikte çok iyi bir şekilde tedavi edilebilir.

Nörolojik şikayetlerde hedefe yönelik fizyoterapi ve fiziksel aktivite genel durumu olumlu yönde etkileyebilir. Jimnastik ve yüzme gibi nazik sporlar, etkilenen uzuvların hareketliliğini korumaya veya geliştirmeye yardımcı olur. Akut kalp yetmezliği gibi tıbbi acil durumlar, Hunter sendromunda sıklıkla ortaya çıkabilir.

Sağlıklı bir yaşam tarzı ve diğer hastalarla konuşma ile desteklenen kapsamlı terapötik tedavi, hastanın yaşam kalitesini iyileştirebilir. Kural olarak, etkilenenlerin semptomlar, şikayetler, nedenler ve sonuçlar hakkında yeterince bilgi sahibi olmaları hastalıklarıyla daha iyi başa çıkmalarına yardımcı olur.

Hunter Sendromu Önlenebilir mi?

Hunter sendromunu önlemek mümkün değildir. Kalıtsal bir hastalıktır. Ailede daha önce bu hastalık vakaları ortaya çıkmışsa ve çocuk sahibi olma isteği varsa, riskin değerlendirilebilmesi için genetik danışmanlık alınmalıdır. Prenatal genetik testler de mümkündür. Hastalık zaten mevcutsa, kapsamlı muayenelerin yapılması önemlidir. Amniyotik sıvı testi ve koryon villus biyopsisi, hamilelik sırasında Hunter hastalığı geninin bebekte kusurlu olup olmadığını belirlemek için de kullanılabilir.

Okumaya devam et

Copyright © 2020 GizliSoru.Com