Bizimle iletişime geçin

Kişisel Gelişim

İlişkide biz olmak: İkinin bir olup, iki kalma hali

Biz olmayı başarmış bireyler ilişkinin ve çift olmanın ayrıcalıklarına ve keyfine varmışlar. Erich Fromm’un biz olmak tanımıyla başlamak istedim. “İkinin bir olup, iki kalma hali.” Birçoğumuz bu durumu yanlış anladığı ve yorumladığı için biz olmayı, adanmışlık, kendinden vazgeçmek ve karşısındakiyle özdeşleşmek olarak algılamakta.

İlişkide biz olmak: İkinin bir olup, iki kalma hali

Biz olmayı başarmış bireyler ilişkinin ve çift olmanın ayrıcalıklarına ve keyfine varmışlar. Erich Fromm’un biz olmak tanımıyla başlamak istedim. “İkinin bir olup, iki kalma hali.” Birçoğumuz bu durumu yanlış anladığı ve yorumladığı için biz olmayı, adanmışlık, kendinden vazgeçmek ve karşısındakiyle özdeşleşmek olarak algılamakta.

İlişkide biz olmak: İkinin bir olup, iki kalma hali

Erich Fromm biz olmak ile ilgili iki konunun üstünde durur bunlardan biri:

Ben’den kopamamak

• Bireyselliğin çokça görülmesi, (ilişkide bir tarafın istek ve ihtiyaçlarının ön plana çıkması)

• Paylaşım azlığı, (birlikte yapılan eylemlerin nicelik olarak azlığı önemlidir.)

• Çift aktivitelerine katılmamak, (bireylerin kendine ait bir çevresi olup diğerinin bu sosyal çevreye girmemesi.)

• Farklı hayat idealleri ve planların olması (ortak bir payda içeren amacın olmaması)

Danışmanlık yaptığım kişilerde, ilişkilerini anlatırken bunlardan biri/ ikisi varsa ilişkisini gözden geçirmesini söylerim. Böylelikle, birçok danışanımın yaşadıkları ilişkilerinden tatmin olmayıp, sebebini de bilmediklerini görürüm. Danışan bir şeylerin ters gittiğinden hareketle bana gelmiştir.

Bazen de tam tersi durumla bize gelen olur. Danışan sadece partnerinin ihtiyaçlarını gözettiğini buna rağmen ona yaranamadığını anlatır. Bunun adı;

Biz’de kaybolmak

• Kendi istek ve ihtiyaçlarının hep öncelikli görmek

• Sadece partnerini tatmin etmek için çabalamak

• Kişisel sınırları tamamen ortadan kaldırmak

• İlgi alanını ve sosyal hayatını partnerininkinin üzerinden inşa etmek

Bu sebeple, her iki başlık ve içerikleri, sağlıklı ve uzun soluklu bir ilişkide olmaması gerekenlerdir. İçimizdeki beni kaybetmeden, her hayatın anlamlı olduğundan hareketle bir ilişki yaşanmalıdır. Bireylerin üzerlerine aldıkları sorumluluk duygusunu yerine getirmeleri ilişkinin şeklini belirler. Sevilmek, kabul edilmek, değerli görülmek için eşlerden biri kendi istek ve ihtiyaçlarını yok saydığında sorunlar başlar.

Sürekli verici olmak, sınırların olmaması, her şeye ‘eyvallah’ demek bir süre sonra sıkıntı olur. Eşlerden biri ilişkinin başında tavizkar iken, ilişki ilerledikçe, bu durumdan rahatsız olmaya, paylaşım azlığından şikâyetçi olmaya başlar. Çift ayrı ayrı takılmaya, aktivitelere yalnız gitmeye başlar.

Birlikte gitmek için ısrar etmekten yorulur. Bazen de eşi o kadar aktiviten hoşlanmadığını dile getirir ki bir daha ki sefere onu çağırmaz. Eğer kişi çok güçlü değilse, kendi de gitmekten vazgeçer. Yalnızlık ve bıkkınlık beraberinde gelir. Sonrasında “ben eskiden şu kulübe üye idim, spor yapardım, dernekte çalışırdım…” gibi geçmiş zaman kip’li cümleler kurar “Biz’de kaybolduğunu” bilmeden.

Mahremiyetin önemi

Yıllar öncesinde, Zuhal Olcay’ın bir röportajda söylediği bir cümle aklıma kazınmıştır; “ben partnerimin yanında külotlu çorabımı giymem.” Hala öyle midir bilmiyorum. Ancak düşündükçe ilişkilerdeki sınırlardan bahsettiğini anlıyorum. Diyor ki beni iki büklüm, karnım kat kat…uğraşırken görmesin… bir çok çiftin aynı anda banyoyu kullandıklarını, birbirlerinin sırasını beklemeden içeri daldıklarını biliyorum. Mahremiyet her ilişkide olması gerekendir. Diğer bir deyişle, özel alanın olması bireylere iyi gelen bir durumdur.

Avukat bir arkadaşım geçen gün, pandemi döneminde boşanma davalarındaki artıştan bahsetti. Bence sebebi; çiftlerin uzun zaman boyunca ortak alanı, sınırları olmayacak şekilde paylaşmalarıdır. Daha önce her ikisi de çalışırken evde geçirdikleri vakit kısıtlı ve az iken bu durumu fark etmiyorlardı. Ancak süre uzadıkça, özel alanları ve sınırları olmadığı için sürekli bunu yaşadıklarında, bir süre sonra çekilmez oldu.

Oysa birçok çiftin pandemi döneminde birbirlerine daha çok yakınlaştıklarını ve birbirlerinin kıymetini bildiklerini de okuyor ve söylediklerini duyuyoruz. Biz olmayı başarmış bireyler ilişkinin ve çift olmanın ayrıcalıklarını ve keyfine varmışlar.

O halde biz olmak ne demek?

El ele verip, yükü kaldırmak
Sorumluluklarını yerine getirmek
Hem kendi hem de karşındakinin ihtiyacını aynı oranda gözetmek
Birlikte bir şeyler yapmak
Ortak hayat amacı gütmek
Sınırları belirlemek ve bu sınırlara saygı duymak
İletişim ve sohbet etmek
Herkesin ilgi alanının ve sosyal hayatının olabileceğini ve buna bazen uyum sağlamak gerektiğini anlamak

Tehlike çanları

Bazı çiftler bunları yerine getirmeyince, biz olabileceği başka alanlara kayıyor. Mesela erkek, kahveye gidiyor, arkadaşlarıyla her akşam pub’da takılıyor, her hafta sonunu tuttuğu takımın maçına giderek geçiriyor. Bununla birlikte kadın da annesine gidip günlerce kalıyor. ve hatta eve eşinin çok hoşlanmadığı arkadaşını yatılı çağırıyor. Hafta sonunda kampa gidiyor… vb. Ancak eşler bir süre sonra birbirlerinden uzaklaşmaya başlıyorlar ve ‘Biz olma’ ihtiyacını farklı platformlarda gideriyorlar.

Sonuç olarak, aslında bir ilişkinin niteliği ne olursa olsun, evlilik, beraberlik, arkadaşlık vb.her sağlıklı ilişki emek ve çabayla yürür. İlişkinize bebeğinize gösterdiğiniz dikkati, işinize gösterdiğiniz özeni ve kendinize gösterdiğiniz değeri yansıtmanızı dilerim.

Yukarıda yazdıklarımın sizlere katkı olması dileğiyle…

Okumaya devam et
Yorum yapmak için tıklayın

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Kişisel Gelişim

Hamburgerle başladı, bugün 1.9 Milyar Doları var!

Dünyanın en büyük kripto para piyasalarından biri olan Binance’in kurucusu ve CEO’su Changpeng Zhao’nun çok ilginç bir hikayesi var. Sadece 6 ay içinde milyar dolar değerine ulaşan Binance’in arkasındaki bu kişiyle mutlaka tanışmalısınız…

Hamburgerle başladı, bugün 1.9 Milyar Doları var!

Kripto paralar ve kripto para borsaları son dönemde gündemden düşmüyor. Türkiye’deki borsalarla ilgili peş peşe kapanma haberleri gelirken Insider, dünyadaki en büyük kripto para borsalarından biri olan Binance’in kurucusu, yüzde 30’luk hisse sahibi ve CEO’su Changpeng Zhao’yla ilgili çok ilginç bir profil yayımladı.

Bazılarına göre sadece 180 günde dünyanın en zengin insanlarından biri haline gelen Zhao’nun hikayesi ve anlattıkları sektörün uzağında kalanlar için bile oldukça çarpıcı. İşte Insider’dan derlediğimiz satır başlarıyla bir kripto milyarderin portresi… 

Kısaca “CZ” olarak bilinen Changpeng Zhao, 1,9 milyar dolarlık servetiyle Forbes’un yakın zamanda açıklanan milyarderler listesine kripto para zenginleri klasmanından giriş yaptı. Ama kendisi “Ben Forbes sıralamalarına pek takılmıyorum. Bence bir noktadan sonra bu sıralama anlamsız bir metrik haline geliyor” diyor.

Bununla birlikte Zhao, istediğini yapabilecek kadar para sahibi olmanın önemli bir olgu olduğunu da yadsımıyor. Zira 1977’de Çin’in Jiangsu eyaletinde doğan ve 12 yaşındayken ailesiyle birlikte Çin’den Kanada’ya göç eden Zhao, bugünkü servetine ulaşmadan önce bir hamburgercide ızgara başında köfte çeviriyor, benzin istasyonunda gece vardiyasında müşterilerin depolarını dolduruyordu. Yani çok parası olmamanın ne demek olduğunu da gayet iyi biliyor.

Zhao, Çin’de yaşarken, eğitimci olan anne ve babasının peşinde birkaç yılda bir şehir değiştiriyordu. Kanada’ya göç ettikten 10 yıl sonra bu kez Tokyo’ya, New York’a ve son olarak da iş için Şanghay’a taşındı. Ev fikrinin kendisi için fiziksel bir adresten çok coğrafi sınırları aşan bir iç dünya olduğunu belirten Zhao, bu sayede sürekli seyahat etmekte ve yer değiştirmekte zorlanmadığını belirtiyor.

ÇOK TAŞINMAK KRİPTO PARANIN YOLUNU AÇTI

Binance’in dünyanın birçok farklı yerinde ofisleri bulunuyor. Pandemi nedeniyle bir yıldır Asya kıtasında yaşayan Zhao, daha önce birkaç ayda bir taşınıp farklı lokasyondaki çalışanları ve kullanıcılarıyla birlikte zaman geçiriyordu. “Çok taşınma gibi bir huyum var ama bu bana dünyayla daha fazla temas imkanı sağlıyor” diyen Zhao’nun, kripto para borsası işine girme vizyonunun altında da bu alışkanlığı yatıyor.

Sık seyahat eden bir kişi olarak geleneksel paralarla işlem yapmanın ve farklı para birimleri arasındaki geçişlerin yarattığı zorlukları ilk elden yaşayan Zhao, “Sınır ötesi işlemlerde geleneksel para kullanmak çok zor ve döviz kurları nedeniyle büyük zarar ediyorsunuz. Havaalanında döviz aldığınız her seferde yüzde 10 kayıp yaşıyorsunuz yani maliyet çok yüksek” diyor.

O nedenle nereye giderse gitsin ödemelerini kripto parayla yapmaya çalıştığını belirten Zhao, “Bazen de geleneksel paraya ihtiyacım oluyor. O zaman bir arkadaşıma gidip ‘Bana 500 dolar verir misin? Karşılığında sana Binance Coin veririm’ diyorum. Çoğu evet diyecek kadar nazik oluyor, ben de böylece idare edebiliyorum” diye konuşuyor.

2013’TE BITCOIN’LE TANIŞTI

Kripto para işine girmesinin tek sebebi seyahatlerde yaşadığı zorluklar değil elbette. 2013 yılında Bitcoin’in ürün sunumuyla karşılaşan Zhao, kripto para fikrinin kendisine ilk andan itibaren çok çekici geldiğini belirtiyor.

“Faydalarını hemen anladım. Doğrulamak istediğim nokta arkasında bir topluluk olup olmadığıydı” diyen Zhao aynı yıl Aralık ayında Las Vegas’ta yapılan Bitcoin konferansına katıldı ve Bitcoin’in arkasındaki topluluğun internette okuduğu üzere “uyuşturucu baronları” değil çoğunlukla yazılım geliştiriciler olduğunu gördü.

“‘Gelecek bu’ diye düşündüm. İnternetten bile daha büyük bir şey olacağını anladım. Trendi yakalayabilecek durumda değildim, alt kademe bir yazılımcıydım. Ama bunu kaçıramam diye düşündüm ve varımı yoğumu bu işe yatırdım” diyen Zhao, konferanstan hemen sonra 2005 yılında kurucuları arasında yer aldığı Şanghay merkezli Fusion Systems’dan ayrıldı. Hatta ertesi yıl dairesini satıp parasıyla Bitcoin aldı.

Aldığı zaman 600 dolar olan Bitcoin’in değeri 2 yılda 200 dolara düşse de Zhao yılmadı ve Bitcoin’lerini elden çıkarmadı. Sadece çok zorda kaldığı zamanlarda küçük miktarlarda satışlar yaptığını belirten Zhao, ilk aldığı Bitcoin’leri bugün hala elinde tuttuğunu da belirtiyor.

BINANCE KURULALI 4 YIL BİLE OLMADI AMA… 

Zhao, üç yıl sonra Haziran 2017’de Binance’i kurdu. Binance 15 milyon dolarlık kripto para hacmiyle açıldığı günden 180 gün sonra işlem hacmi anlamında en büyük kripto para piyasası haline geldi ve 1 milyar dolar değerini gördü. Hayırseverlik, yatırım ve satın alma gibi birçok alt kanalı bulunan Binance, haziran ayında da NFT piyasasını devreye sokmaya hazırlanıyor.

BNB kısaltmasıyla bilinen Binance Coin’in değeri ise 30 Nisan’da 614,15’ı gördü. Bu da şirketin değerinin 94 milyar dolara ulaştığı anlamına geliyor.

Birçok kişi Binance’in 180 günde başarıya ulaşmasını övgü ve bazen de eleştiriyle karşılarken, bu kişilerin 180 günden önceki emeği ve başarısızlıkları görmediğini düşünüyor. Binance’ten önce 5 başarısız start-up’ı hayata geçiren Zhao, “İnsanlar bunu söylediklerinde öncesindeki 17 yılı görmezden geliyor. O dönemde farklı şeyler denedim, deneyim kazandım, bir ekip ve bir ilişkiler ağı kurdum. Birçok başarısızlık yaşadım. Benim için 180 gün değil 17 yıl artı 180 gün” diye konuşuyor.

NE EV NE ARABA, BÜTÜN SERVETİ KRİPTO PARADA

Binance’in kısa zamanda hızla büyümesi ve kripto paraların da son bir yılda akıl almaz değerlere ulaşmasıyla Zhao’nun serveti 1,9 milyar doları buldu. Ancak diğer milyarderlerin aksine onun yatı, lüks otomobilleri, özel jetleri ya da milyarlarca dolar değerinde evleri yok. Bütün parasını Bitcoin ve BNB’ye yatıran Zhao, “Bu süslü şeyleri ben anlamıyorum. Çevreme baktığımda değerini koruyacak ve zamanla değerlenecek hiçbir fiziksel varlık görmüyorum. Hiçbir şey kripto paralar kadar değerini korumaz ve hiçbir şey kripto paralar kadar hızlı büyümez” diye konuşuyor.

Ara sıra bilgisayar, telefon gibi teknolojik cihazlara para harcasa da bunların da kısa sürede değer kaybetmesine üzüldüğünü de saklamıyor. “Normalde bir cihazı aşağı yukarı bir ay kullanıyorum. Taşınacağım zaman atıyorum. Bu nedenle fiziksel varlık yatırımları yapmıyorum” diyen Zhao, kripto zengini olarak kalmaya kararlı. 

Ancak zamanı olmadığı için Binance’te listelenen diğer kripto paralarla da ilgilenmiyor. Başka paralara yatırım yapmak için günlerce hatta haftalarca derin araştırmalar yapmak zorunda olduğunu belirten Zhao, “Bunları anlamadan yatırım yapmam. Şahsen sadece Bitcoin ve BNB istiyorum” diyor.

‘DARBOĞAZIMIZ PARA DEĞİL İNSANLAR’

Binance’in özellikle son bir yıldaki hızlı büyümesi üzerine de konuşan Zhao, “Halen dünyadaki birçok büyük kuruluştan daha fakiriz ama şu anki büyüklüğümüzde yapmak istediklerimizi yapabilecek kadar paraya sahibiz” diyor ve ekliyor: “Bizim darboğazımız para değil. Şu an bizim darboğazımız insanlar.”

Zira Binance’in büyüme hızının gerektirdiği yeni projelere uygun elemanların bulunması oldukça zorlayıcı bir süreç. Zhao, “Sıkıntılarımız para konusundan çok insan konusunda. Şu an elimizdeki para bunun 10 katı olsa bile bu hızımıza çok fazla katkı sağlamaz” diye konuşuyor.

Şirketin günlük operasyonlarıyla ilgilenmeyi bir süre önce bırakan Zhao, bugün daha çok işe alım süreçleriyle ilgileniyor. “Üst düzey strateji noktasından bakarsak, bence bir CEO vaktini üç şeyle geçirmek ister: Fon bulmak, doğru yönü belirlemek ve doğru insanları bulmak” diyen Zhao, kendisinin ilk iki maddeyle uğraşması için çok fazla sebebi olmadığını bu nedenle zamanını sonuncuya ayırdığını belirtiyor.

BİR MİLYARDERİN 15 SAATLİK BİR GÜNÜ

Peki CZ’nin bir günü nasıl geçiyor? 

Haftada 4 saat çalışmak gibi konforlara ya da 4’te kalkıp bir saat meditasyon yapmak gibi sabah rutinlerine sahip olmayan Zhao bir gününü şöyle anlatıyor:

“Ben geç uyurum ve güne geç başlarım. Sabah 9 gibi iş başı yapıyorum ve aşağı yukarı gece yarısına kadar çalışıyorum. Aralarda rasgele molalar verdiğim de oluyor. Hatta çok yorulduğumda gidip biraz kestiriyorum. Ama her gün ortalama 15-20 toplantıya ve görüşmeye giriyorum.”

Pandemi döneminde bu görüşmelerin sayısı günde 25-30’u bulmuş. Elbette bunda geçtiğimiz bir yılda kripto paralarda yaşanan yükseliş nedeniyle Binance’in çok hızlı büyümesinin de etkisi büyük. Zhao çok hızlı büyümenin içeride yönetim sorunlarına, koordinasyon problemlerine ve iletişim kopukluklarına yol açabildiğini belirterek, böyle zamanlarda devreye girdiğini ifade ediyor.

HEDEF FRENE BASMAKTI AMA OLMADI

Aslına bakılırsa Binance’in 2021 hedeflerinde işe alımları yavaşlatmak öne çıkıyordu çünkü Zhao şirketin yaşadığı sorunların personelin hızla çoğalmasından kaynaklandığını düşünüyordu. Ancak hem işin hem de kullanıcı sayısının hızla büyümesi, çalışanların yükünü artırınca acilen yeni alımlar yapılması şart oldu.

Bugüne kadar kurduğu altı start-up’ta binlerce kişiyi işe alan Zhao, bu bağlamda gençlere tavsiyelerde de bulunuyor. Zhao gençlerin “üç şeyin kesişimi”nin peşinde koşmasını söylüyor. Bunlardan ilki iyi oldukları bir şey, ikincisi hoşlarına giden bir şey, üçüncüsü de diğer insanları için değeri olan bir şey.

“Bu üçünün kesişimini bulmak zorundasınız. Eğer bulursanız ve Binance’in bu şeye ihtiyacı varsa o zaman sizi işe almak isteriz” diyen Zhao sadece teknik becerisi olan insanlarla değil, yaptıkları işe tutkuyla bağlı olan insanlarla çalışmak istediklerini de sözlerine ekliyor.

Sevin Turan/Hürriyet

Okumaya devam et

Kişisel Gelişim

5 kez iflas etti 6 kez ayağa kalktı! Ford nasıl doğdu?

“Bir araya gelmek bir başlangıç, beraberliği sürdürmek bir ilerlemedir. Beraber çalışmaksa gerçek başarıdır” diyen Henry Ford’un kısa bir yaşam öyküsüne bakalım.

5 kez iflas etti 6 kez ayağa kalktı! Ford nasıl doğdu?

Dünyanın en büyük otomotiv şirketlerinden Ford’un kurucusu Henry Ford’u diğer girişimcilerden ayıran birçok özellik var aslında. Seri üretimin babası, çalışanların dostu, beni en çok etkileyen ise iş hayatına olan bakışı. Gelin önce Henry Ford’un kısa bir yaşam öyküsüne bakalım.

Ardından yarattığı ilklere ve sözlere. İrlanda kökenli bir çiftçinin 6 çocuğunun en büyüğü olarak 1863 yılında küresel otomotiv endüstrisinin başkenti olan Detroit’te doğan tam adıyla Henry Martin Ford’un, sanayi ile tanışması kendi kurduğu bir mekanik atölyede başladı. 15’inde kendi emeğiyle ilk buharlı makinesini yapan Ford, 16 yaşında bir şirketin atölyesinde çıraklığa başladı.

Önce dünyaca ünlü Westinghouse Company’de benzin motorları üzerine çalışan Ford, bir süre kereste işine el attı. Ardından tekrar çocukluk hayali olan otomotive döndü. Önce Ransom Eli Olds’a ait Oldsmobile isimli otomobil firmasında 1902’de basit tarzda geliştirdiği yürüyen bant tekniğini mükemmelleştirdi. Bu Fordizm’in de temeli oldu. Bir süre Thomas Edison ile birlikte çalışan Ford, 26 yaşında 11 yatırımcıyla birlikte Detroit Automobile Company adlı şirketi kurdu. 1902 senesinde hayatında karşılaşacağı ilk yenilgiyle tanıştı; iflas etti.

MESAİYİ İNDİRDİ MAAŞI 2 KAT ARTIRDI

Ardından Ford Motor Company’yi devreye aldı, ilk kez yurtdışına otomobil ihraç etti. 1913 yılı Ford için bir dönüm noktasıydı. Model T ile birlikte gençlik dönemindeki hayali gerçeğe dönüştü ve bant sistemiyle üretime başladı. “Model T” 1908-1927 seneleri arasında üretilerek 15 milyon adet satıldı. Ford şirketi kuruluşundan bugüne kadar hiç kimseden borç almadığı gibi tahvil, bono satışları da yapmamıştı.

1926 yılında milyar dolar seviyesini görerek dünyanın en büyüğü haline gelen Ford’u tarihe geçiren sadece bant sistemi ve milyar dolarlık şirketi yönetmek değil, çalışanlarına olan ilgisiydi. “Bir araya gelmek bir başlangıç, beraberliği sürdürmek bir ilerlemedir. Beraber çalışmaksa gerçek başarıdır” diyen Ford’un başarısı çalışanlarının verimi ve refahına bağlıydı.

20’nci yüzyılın ilk yıllarında çalışanların dikkate pek alınmadığı dönemde Henry Ford, 1914 senesinde işçilerinin ücretlerini artırarak endüstri dünyasını hayretler içinde bıraktı, bir çok rakip firma için model oldu. 1914 yılında işçiler 9 saat çalışıyor, günlük 2-3 dolar gelir elde ediyordu. Ford, bu süreyi 8 saate indirdi ve günlük ücreti de 5 dolara çekti.

5 kez iflas etti 6 kez ayağa kalktı

“Az kâr, bol satış” felsefesiyle Ford, hem sendikaların gücünü kırmış oldu hem de iş yerinde sadakati artırmıştı. Kurduğu Ford Foundation vakfına servetinin büyük kısmını bağışlayan, topluma yönelik okullar, hastaneler kuran Henry Ford, 1947 Nisan ayında doğduğu topraklarda hayatını kaybetti.

“Eğer yapamayacağınızı düşünüyorsanız, haklısınız. Yapamazsınız. Yapabileceğinize de inansanız, haklı çıkarsınız” diyen Henry Ford, 5 kez ifl as etti. Bankadan çekeceği ilk kredi reddedildi. Ancak onu 6’ncı kez ayakta tutan da hırsı oldu. “Hayat benim anladığıma göre bir duruş değil, bilakis daimi bir yürüyüştür. Kim ‘ben artık yoruldum’ der ve istirahate çekilirse, yerinde kalamaz. Aşağı doğru kayar” düşüncesinde olan Henry Ford’u diğer girişimci ve mucitten ayıran ise düşünceye verdiği önemdi. Zira Ford’a göre “Düşünmek zor bir işti, muhtemelen bu nedenle çok az kişi düşünebiliyordu.”

Ford Motor Company, 16 Haziran’da 118 yaşına girecek. 258 milyar dolarlık bir varlığı bulunan, 155 milyar dolar ciro yapan firma, 190 bin çalışanıyla dünyanın en büyük otomotiv şirketlerinden biri konumunda.

Kerim Ülker/Dünya

Okumaya devam et

Kişisel Gelişim

Lavanta ekti kâra geçti, elektrik faturasından kurtuldu

Mardin’de çiftçilik yapan Fahri Yıldız kendisine ait 15 dönüm arazide mısır ekimine alternatif olarak lavanta ekimine yöneldi. Çiftçi Yıldız, lavanta sayesinde hem elektrik, gübre, tohum ve ilaç gibi girdi maliyetlerinden kurtulduğunu, hem de gelirini büyük oranda artırdığını belirtti.

Lavanta ekti kâra geçti, elektrik faturasından kurtuldu

Mardin’de Dicle Elektrik Verimli Tarım Hikayeleri’nin bu kez konusu Mezopotamya’nın bereketli topraklarına ev sahipliği yapan çiftçi Fahri Yıldız oldu.

Artuklu ilçesine bağlı Küçükköy’de kendisine ait geniş arazilerde çifçilik yapan Yıldız, Türk Kızılay Toplum Merkezleri ve İl Tarım Müdürlüğü tarafından 2018 yılında başlatılan ‘Türk Kızılay Geçim Kaynağını Geliştirme Programı Tarımda İstihdam’ projesi kapsamında aldığı destekle kendisine ait 15 dönüm arazide lavanta yetiştiriciliği yapıyor.

Lavanta tarımına beş dönümle başladığını belirten Yıldız, hemen hemen hiç masrafı olmadığını ve gelirinin de yüksek olduğunu gördükten sonra yıldan yıla lavanta ekim alanını artırdığını söyledi.

“ELEKTRİK, GÜBRE, TOHUM VE İLAÇ MASRAFI YOK”

Daha önce mısır ekimi yaptığı dönemde çok fazla sulama gerektiği için suyu yer altından motorla çektiğini anlatan Yıldız, bunun da büyük bir enerji maliyeti oluşturduğunu ifade etti.

Yıldız lavantanın sulama ihtiyacının çok az olmasının yanı sıra gübre, ilaç ve tohum giderlerinin de olmadığını dile getirdi. Ekilen fidenin 15 yıl toprakta kaldığını söyleyen Yıldız, ilk yıl fidenin gelişmesi için sadece 2 kez damlama yöntemiyle suladığını, onun dışında mevsimin çok kurak geçmemesi durumunda bitkinin suya ihtiyacı olmadığını kaydetti.

YÜZDE 80 KÂR MARJI

Çiftçi Fahri Yıldız aromatik bir bitki olan lavantanın kozmetik, ilaç ve deterjan sektörlerinde kullanılan değerli bir hammadde kaynağı olduğuna dikkat çekerek buğday ve mısıra göre yüzde 80 oranında daha iyi kâr marjı olduğunu söyledi.

Yıldız, “Mısır ve buğdayın aksine bu bitkinin hiçbir masrafı yok. Gübre ve ilaç istemiyor. Lavantayı tek sefer ektik ve bu 15 sene boyunca yerde kalacak. 5 dönümden yaklaşık 10 bine yakın demet lavantayı Ispartalı bir girişimciye sattım. Lavantanın kurutulmuş haliyle satılması durumunda karı yüzde 100 oluyor. Verimi ve karı iyi olduğu için her sene lavanta ektiğim dönüm miktarını artıracağım” dedi.

PAMUK EKİMİ YERİNE YEM BEZELYESİ VE YONCA ÖNERİSİ

Yıldız, bölgede mısırda olduğu gibi sulama ihtiyacı fazla olan pamukta da girdi maliyetlerinin yüksek olduğunu belirterek alternatif olarak yem bezelyesi ve yonca ekimini önerdi. Kendisinin de önümüzdeki yıl bu iki bitkiyi ekeceğini belirten Yıldız, şu bilgileri verdi:

“Kasım ayında ekilip, nisan ayı ortalarında hasat edilebiliyor. Dönüm başına bir ton kuru ot elde edilebilecek bir ürün. Kilogram fiyatı 1 liradan alıcı bulabilen yem bezelyesinin dönüm başına maliyeti sadece 15 lira.100 dönümde maliyet 15 bin lira olurken, getirisi 75-85 bin lira arasında. 50 dönümlük alanda yaptığımız yem bezelyesi ekim denemesinin sonuçları ümit vericiydi. Ayrıca daha az maliyetli olan yonca bitkisinin de yetiştirilmesinin ülkedeki yem açığının giderilmesi ve sürdürülebilir bir tarım için tercih edilmesi gereken ürünler olduğunu düşünüyorum.” 

“İKLİM DEĞİŞİKLİĞİYLE MÜCADELE İÇİN SÜRDÜRÜLEBİLİR TARIM GEREKİYOR”

Mardinli çiftçi Fahri Yıldız’ı köyünde ziyaret eden Dicle Elektrik Tarımsal Sulama Müdürü Kemal Kaçkın, bölgede mısır ve pamuğa alternatif yapılan lavanta tarımının yaygınlaşmasının ümit verici olduğunu belirterek, “Sürdürülebilir tarım uygulamaları iklim değişikliği ve kuraklıkla mücadele kapsamında da ele alınmalıdır.

Su ve enerji kaynaklarının az tüketildiği çevreci tarım, dünyanın geleceği için hayati önem taşıyor. Çünkü araştırmalar su kaynaklarının yaklaşık yüzde 70’inin tarımsal sulamada kullanıldığını gösteriyor. Üstelik alternatif bitkilerin çiftçiye sağladığı gelir de çok iyi. Şirketimiz bünyesindeki tarımsal sulama uzmanları tarafından iyi tarıma yönelen çiftçilerin arazilerinde kuracakları enerji tesisatlarıyla ilgili her türlü desteği vermeye hazırız” açıklamasında bulundu.

Okumaya devam et

Trending

Copyright © 2020 GizliSoru.Com