Bizimle iletişime geçin

Kadın

Jilet Sonrası Tahriş Nasıl Geçer? Jilet Kızarıklığı ve Kaşıntısına İyi Gelen Yöntemler

Jilet Sonrası Tahriş Nasıl Geçer? Jilet Kızarıklığı ve Kaşıntısına İyi Gelen Yöntemler

İstenmeyen tüyleri almak için ağda, epilatör ve lazer gibi farklı seçenekler olsa da yakın tarihli bir araştırmaya göre kadınların % 57’si jilet kullanmayı tercih ediyor. Erkeklerin ise % 69’u günlük olarak tıraş oluyor. Pratik olması nedeniyle her gün milyonlarca insanın kullandığı jilet, ne yazık ki bazı durumlarda tahrişe neden olarak kızarıklık, yanma ve kaşıntı gibi istenmeyen sonuçlar ortaya çıkarabiliyor.

Sakal tıraşı olmak için erkeklerin tek alternatifi jilet olsa da istenmeyen tüyleri almak için kadınların farklı seçenekleri olduğunu hepimiz biliyoruz. Buna rağmen, kadınların çoğu geleneksel olarak jilet kullanmaktan vazgeçmiyor. Çünkü, tıraş bıçağı kullanmak zahmetsizdir, uygulama esnasında acı vermez, fazla maharet ve zaman gerektirmez. Tüm bu artılarının yanı sıra jiletlerin bazı dezavantajları da var. Kılların daha çabuk uzaması ve tıraş sonrası cilt tahrişi, jilet kullanmanın handikaplarından bazıları.

Bugün, çoğu insanın sıklıkla başına gelen jilet sonrası tahriş konusunu mercek altına alacağız. Yazının devamında, jilet tahrişi nasıl önlenir?, Jilet tahrişine ne iyi gelir?, Jilet sonrası kızarıklık ve kaşıntı nasıl geçer? Gibi merak edilen pek çok sorunun yanıtını bulacaksınız…

Jilet Tahrişini Önlemek İçin Ne Yapabilirim?

Bazı insanların cildi, diğerlerine göre daha hassastır ve jilet kullanımı sonrasında çabucak tahriş olabilir. Özellikle bikini ve koltuk altı gibi duyarlı bölgeler, bacaklara göre tıraş sonrası tahrişe daha yatkın noktalardır. İyi haber, birkaç püf noktasına dikkat ederek en hassas bölgelerinizin bile jilet sonrası tahrişini önleyebilirsiniz. İstenmeyen tüylerinizi jiletle almak için her zaman aşağıdaki adımları izleyin.

Kör jilet kullanmayın: Yaprak jilet kullanımının neredeyse tarihe karıştığı günümüzde, bikini bölgesi, bacak ve sakal tıraşı için farklı varyasyonlarda tıraş bıçakları üretiliyor. Söz konusu bölgeler için farklı olarak tasarlanan tıraş bıçakları kullanım kolaylığı sunuyor. Kullanacağınız bölgeye uygun tıraş bıçağı seçmeniz daha hızlı ve risksiz bir uygulama için önemli. Ancak burada asıl dikkat etmeniz gereken şey jiletin kör olmaması! Kör bir jiletle tıraş olmak, pürüzlü bir yüzey oluşturacağı gibi ciltte tahrişe, kızarıklığa ve yanmaya neden olur. Bu nedenle, tıraş bıçağınızın keskin olduğundan emin olun.

Tıraş öncesi bölgeyi nemlendirerek yumuşatın: Daha kolay ve acısız bir tıraş için jilet kullanacağınız bölgeyi olabildiğince yumuşatmanız önemli. Asla kuru yüzeyde jilet kullanmayın. Eğer duş esnasında istenmeyen tüylerinizi jiletle alacaksanız, duşa girer girmez tıraşa başlamak yerine, duşun sonlarına doğru bu işlemi gerçekleştirin. Bu sayede tüyleriniz olabildiğince yumuşamış olacak ve tahriş riskini en aza indirmiş olacaksınız. Jilet kullanımından önce tüyleri tıraş köpüğü veya jeli ile köpürtün. Mümkünse bu işlem için sıradan sabunları kullanmayın.

Çok uzun tüyleri makasla kısaltın: İstenmeyen tüyler için ağda kullansanız da jiletle tıraş etseniz de tahrişsiz bir epilasyonun ilk kuralı tüylerin çok uzun olmamasıdır. Bakınız: Ağda kızarıklığı nasıl geçer? İstenmeyen tüyleriniz ne kadar uzunsa jiletle tıraş etmeniz o kadar zorlaşacaktır. Bu da jiletin cildinizi daha çok tahriş edebileceği anlamına gelir. Bu nedenle, tüyleriniz çok uzamışsa jilet vurmadan önce makasla makul düzeyde kısaltın. Jilet kullanımı esnasında, bıçağın ağzında biriken kılları su ile temizleyin ve tıraş bıçağını fazla bastırarak kuvvet uygulamayın.

Tüyleri çıkış yönüne doğru tıraş edin: Jilet kullanırken bir elinizle cildinizi gerdirin ve diğer elinizle tüyleri tıraş edin. Bu esnada tüylerin çıkış yönüne doğru jileti sürün. Jileti, tüylerin çıkış yönünün ters istikametine doğru kullanmak daha pürüzsüz bir cilde (sinek kaydı tıraş) kavuşmanızı sağlayabilir ancak cildinizde tahrişe ve kıl batıklarına neden olabilir. Görmekte zorlandığınız noktalar için küçük bir el aynası kullanmayı deneyin.

Jilet sonrası nemlendirici kullanmayı deneyin: İstenmeyen tüyleri jiletle aldıktan sonra nemlendirici ürünler kullanarak bakım yapmanız, cildinizi yumuşatır ve olası tahriş etkilerinin daha kısa zamanda geçmesine yardımcı olur. Özellikle aloe vera içerikli nemlendirici krem ve losyonlar bu konuda size yardımcı olacaktır.

Sık sık jiletle tıraş olmaktan vazgeçin: İstenmeyen tüyleri almak için ve sakal tıraşı olmak için dünyadaki en popüler ekipman jilet olsa da bu, fazla jilet kullanmanın cilt tahrişine neden olduğu gerçeğini değiştirmez. Yalnızca gerçekten ihtiyaç duyduğunuzda tıraş bıçaklarını kullanın. Tüylerinizi alırken, aynı noktaya defalarca jilet sürmeyin.

Jilet Sonrası Tahrişe Ne İyi Gelir?

Tüm uğraşlarınıza rağmen jilet sonrası cildiniz tahriş olmuşsa, birkaç doğal yöntemi deneyerek kaşıntı, yanma ve kızarıklık gibi tıraş bıçağının yan etkilerini giderebilir veya en aza indirebilirsiniz. İşte onlardan birkaçı…

Buz torbası ile soğuk kompres: İstenmeyen tüylerin alınması sonrası oluşan cilt tahrişinin etkilerini gidermek ve acıyı azaltmak için uygulayabileceğiniz en kolay yöntem buz küpleridir. Dondurucudan çıkardığınız buz torbasını tahriş olan cildinize uygulayın. Kısa süre içinde şişlik, kızarıklık ve kaşıntının minimum seviyeye indiğini göreceksiniz.

Soğuk yeşil ve siyah çay poşetleri: Çay poşetleri antienflamatuar bir ajan olan tanik asit içerir. Jilet kaynaklı cilt tahrişini gidermek için daha önce kullandığınız siyah veya yeşil çay poşetlerini çöpe atmak yerine buzdolabında soğutun ve cildinizde bekletin.

Vazelin, aloe vera ve diğer nemlendiriciler: Jilet kullanmak özellikle daha duyarlı cilt yapısının olduğu (kasıklar ve koltuk altı gibi) bölgelerde kurumaya ve kaşıntıya neden olur. Söz konusu bölgeyi eski nem seviyesine kavuşturmak, tahrişi azaltır, iyileşme sürecini kısaltır. Vazelin, zeytinyağı, aloe vera ve diğer nemlendirici ürünler kullanabileceğiniz seçenekler arasındadır.

Suyla seyreltilmiş elma sirkesi: Doğal antimikrobiyal etkileri olan elma sirkesinin saça faydalarını daha önce duymuş olmalısınız. Benzer şekilde, cildin pH seviyesini düşürerek kızarıklığı azaltır ve tahrişin etkilerini giderir. Dahası, bakterileri öldürerek olası iltihabı azaltır. Az miktarda elma sirkesini, 1 ölçüye 1 ölçü olacak şekilde soğuk su ile karıştırın ve jilet sonrası tahriş olan bölgenize sürün. Cildinizin alerjik reaksiyon gösterebileceği ihtimaline karşı öncelikle küçük bir noktaya sürerek test yapmayı unutmayın.

Soğuk salatalık dilimleri: Jilet veya ağda sonrası tahriş olan bölgelere iyi gelen doğal ürünlerden bir diğeri de salatalıktır. Analjezik özelliklere sahip salatalığı soğuk olması şartıyla dilimleyin ve etkilenen bölgelerinizde bekletin. Benzer şekilde salatalığı püre haline getirip sürebilirsiniz.

Pudra ve gül suyu: Tahriş olan cildinizi iyileştirmek için evde kendi doğal kreminizi yapabilirsiniz. Bunun için 1 yemek kaşığı kadar pudrayı az miktarda gül suyu ile karıştırarak macun kıvamında bir karışım oluşturun. Karışımı jilet tahrişi olan bölgeye sürün.

Cildinizi açık tutun ve bol giysiler giyin: Jilet kullanımından hemen sonra dar giysiler giymek, sürtünmeyi fazlalaştırır ve tahriş riskini artırır. Söz konusu bölgenin hava alması için bir süre mümkünse bir şey giymeyin veya cildinize yapışmayacak bol giysileri tercih edin. Ek olarak, jilet kullandığınız bölgelere kimyasal içeren kozmetik ürünlerini veya parfümleri, tıraştan sonra 24 saat boyunca sürmeyin, sıkmayın.

Tahrişe iyi gelen diğer yöntemler: Yukarıda sayılanlara ek olarak, jilet tahrişi olan bölgelerinizdeki kaşıntıyı ve kızarıklığı azaltmak için süzme bal sürerek 10 dakika bekletebilir, soğuk su ile soğuk süt karışımını sürebilir, yulaf ezmesi ile yoğurt karışımını kullanabilir veya zeytinyağı gibi doğal yağları kullanmayı deneyebilirsiniz.

Tüm uğraşlarınıza rağmen jilet sonrası cilt tahrişinin etkilerini azaltamadıysanız, hidrokortizon krem kullanmayı düşünebilirsiniz. Hidrokortizon kremler, kaşıntıyı, iltihabı ve diğer tahriş semptomlarını gidermek konusunda etkilidir. (Kaynak)

Sonuç:

İstenmeyen tüylerin jiletle alınması her ne kadar kolay ve zahmetsiz olsa da kızarıklık, kıl batığı, yanma ve kaşıntı gibi sonuçları olan cilt tahrişine neden olabilir. Jilet tahrişini önlemek için, tüylerin alınacağı bölge nemlendirilmeli, kör jilet kullanılmamalı, sık aralıklarla jilet kullanımından kaçınılmalı ve uygulama esnasında aynı noktaya defalarca jilet sürülmemelidir.

Jilet sonrası tahriş olan bölgeyi yatıştırmak için ise buz torbası, soğuk çay poşetleri, soğuk salatalık dilimleri, pudra, nemlendirici ürünler veya son çare olarak hidrokortizon kremler kullanılabilir. Çoğu jilet tahrişi en fazla 24 saat içinde kendiliğinden geçer. Şikayetleriniz 3 gün içinde geçmezse veya jilet kullandığınız noktada irin gibi anormal akıntılar gördüyseniz doktora gitmeyi ihmal etmeyin.

Okumaya devam et
Yorum yapmak için tıklayın

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Kadın

E Vitamininin Saça Faydaları Nelerdir? Saç İçin E Vitamini Kullanımı

E Vitamininin Saça Faydaları Nelerdir? Saç İçin E Vitamini Kullanımı

Şampuan reklamlarındaki göz alıcı saçlara kavuşmak çoğu kadın için ütopik bir hayal olsa da biraz fazladan ilgi her şeyi değiştirebilir. E vitamini, saç derisi sağlığını desteklemekten kırık uçları azaltmaya, ipeksi bir saç dokusu oluşturmaktan erken beyazlamayı önlemeye kadar çeşitli önemli avantajlara sahiptir.

80.000 ila 130.000 arasında saç telimiz olduğunu biliyor muydunuz? Evet, bu oldukça yüksek bir rakam ve bu kadar fazla saç telinin bakımına yetişmek zor olabilir. Güzel haber, E vitamini gibi bazı ana bileşenler, birden fazla iyileştirici etkisiyle saç bakımında toplu faydalar sağlayabilir. Aslında, herhangi bir cilt ve saç bakım ürününün ambalajındaki küçük yazıları dikkatlice okursanız, çoğunun E Vitaminini ana bileşen olarak listelediğini görürsünüz.

Makaleye Genel Bakış

  • E Vitaminini Özel Kılan Şey Nedir?
  • E Vitamininin Saça Faydaları
  • E Vitaminini Saç İçin Kimler Kullanabilir?
  • E Vitamini Saçlara Nasıl Uygulanır?

E Vitaminini Özel Kılan Şey Nedir?

E vitamini için kimyasal terim ‘Alfa-Tokoferol‘dür (E307). Güçlü bir antioksidan olarak çalışan, hücre zarlarını çevredeki serbest radikallerin verdiği zararlardan koruyan yağda çözünen bir vitamindir.

Bir antioksidan olarak E Vitamini en basit anlatımıyla, güçlerini kötü cadıyı (serbest radikalleri) yok etmek veya kovmak için kullanan çocuk masallarındaki iyi perilerden biridir! Peki ama bunu nasıl yapabiliyor?

Teknik olarak, bir serbest radikal, kendisini stabilize etmek için bir elektron arayan atmosferde yüzen eşleşmemiş bir atomdur. Bunu, oksidasyon adı verilen bir süreçle moleküllerden elektronları emerek yapar. Serbest radikal ‘kötü cadı’dır çünkü dokunduğu her hücre anında ölür. Yalnızca antioksidanlar radikallerin yok etme sürecini durdurabilir. İşte bu yüzden E Vitamini ‘iyi peri’dir!

Serbest radikallere güneş, kirlilik, sigara dumanı, gıdalardaki pestisitler ve kimyasallar, sağlıksız gıda yağları, fiziksel ve zihinsel stres gibi birçok kaynak neden olur. Bunlardan bazıları bizim kontrolümüzde olsa da bazıları için yapabileceğimiz çok az şey var ve önleyici tedaviyi gerekli hale geliyor.

E Vitamininin Saça Faydaları

E vitamininin çalışma prensibini ve önemini anladıktan sonra asıl konumuz olan saça faydalarına göz atalım. Aşağıda, e vitamini kullanımıyla elde edebileceğiniz bazı avantajları bulacaksınız…

Sağlıklı saç dersini destekler: Öncelikle meseleye ”kökten” başlayalım. E vitamini sağlıklı bir cilt için hayati öneme sahiptir. Evet, buna saç deriniz de dahil! Herkesin anlayabileceği basit dille konuşursak, saç deriniz sağlıksız olduğunda, ne yaparsanız yapın saç telleriniz istediğiniz gibi canlı olmayacaktır. Bir ağacın kökü çürümüşse veya toprağı verimsizse, dallarının yeşil ve gür olması beklenebilir mi?

E vitamini saç derisini sağlıklı kalmasına yardımcı olur, oksidatif stresi azaltır ve koruyucu lipid tabakasını güçlendirerek saç telleriniz için gerekli zemini oluşturur. Bu aynı zamanda, saçlarınızın kökten koparak dökülmesini engeller.

Saçların hızlı uzamasına yardımcı olur: Antioksidanların önemli bir özelliği, vücuttaki ve kafa derisindeki kan dolaşımını iyileştirmesidir. Artan kan dolaşımı saç tellerinin kökten uca besleneceği anlamına gelir. E vitamini ayrıca, kuru ve hasarlı kökleri onararak sağlıklı saç ve sakal büyümesini destekler. Yapılması gereken tek şey, E vitamini ampul ve bir miktar ılık zeytinyağı veya hindistancevizi yağını karıştırıp,  saç derisiyle birlikte saç tellerine masaj yaparak sürmek ve bir saat dinlenmeye bırakmaktır.

Saçların erken beyazlamasını önleyebilir: Saç beyazlaması yaşlılıkla ilişkilendirilen bir durum olsa da genç yaşlarda bile kır saçlar görülebilir. E vitaminindeki güçlü antioksidanlar, doku parçalanmasını önleyerek erken beyazlama olasılığını azaltır. Saçınızı düzenli olarak yağlamak gibi basit bir iş bile saç dokularını güçlü tutmak konusunda harikalar yaratabilir.

Saçın parlaklığını artırır: E vitamini ampul ve yağının saça sağladığı ilk faydalardan biri, kısa sürede görebileceğiniz parlaklık artışıdır. E vitamininin saç derisine ve saça kazandırdığı nem, kuaför sonrasında görmeye alışık olduğunuz o harika parlaklığı getirebilir. Ayrıca, saçlarınızı yumuşatır, elektriklenmeyi önler ve kolayca şekil almasını sağlar.

Saç kırıklarına iyi gelir: Fönle şekillendirilen saçları hangi kadın sevmez ki? Madalyonun diğer yüzünde ise bu uygulamanın bölünmüş saç uçları gibi olumsuz bir tarafı var. E vitamini yağı ve ampulleri saç uçlarınızdaki kırıkları onarabilir ve gelecekteki bölünmelere karşı önlem alabilir.

E vitamini yağı, zeytinyağı ve hindistancevizi yağını eşit ölçülerde karıştırın ve saçlarınızı beslemek için masaj yaparak kökten uca sürün. Kırıkları onarmak ve mukavemet sağlamak için saç uçlarına fazlaca yoğunlaşın.

E Vitaminini Saç İçin Kimler Kullanabilir?

E vitamini ampul veya yağı doğal ve boyalı saçlar da dahil olmak üzere tüm saç tipleri için uygundur. Saça parlaklık ve ipeksi bir doku kazandırdığı için her saç tipinde kullanılabilir. Bununla birlikte, özellikle kaba, şekil almakta zorlanan, elektriklenen veya kuru saçlara sahip olanlar için harika bir seçenektir.

Öte yandan, tiroid sorunları olanlar ve kemoterapi hastaları için e vitamini ampul veya kapsül kullanımı önerilmez. Zira, bu tür takviyelerin bazı ilaçları etkileyebileceği bilinmektedir. Ek olarak, hassas kafa derisi olanların e vitamini yağını diğer yağlarla seyrelterek uygulaması önemlidir.

E Vitamini Saçlara Nasıl Uygulanır?

E vitamini ampul veya yağını saçlarınıza kolayca uygulamanız mümkün. Bunun için farklı alternatifleriniz var. İşte, ev ortamında e vitamini saç maskesi yapmanın birkaç kolay yolu…

Şampuan veya saç kremine eklenmesi: E vitamini yağını şampuanınıza veya saç kreminize ekleyerek kullanabilirsiniz. Bunun için 1 yemek kaşığı şampuana yalnızca birkaç damla e vitamini yağı eklemeniz yeterli olmalıdır. Ayrıca, E vitamini içeren şampuan markalarını tercih etmeyi düşünebilirsiniz.

Direkt olarak saçlara uygulanması: E vitamini yağı her ne kadar direkt olarak saçlara uygulanabilse de kafa derisinde tahrişe neden olabileceğinden diğer taşıyıcı yağlarla seyreltmek önemlidir.  8 ila 10 damla zeytinyağı, badem yağı veya hindistancevizi yağı ile 4 – 5 damla e vitamini yağını karıştırıp saçlarınıza kökten uca masaj yaparak sürebilirsiniz.

E vitamini ampulün saçlarda kullanımı: 2 ila 3 yemek kaşığı zeytinyağını ocakta ısıtın ancak çok kaynar (kızgın) olmamasına dikkat edin. Yalnızca el değebilecek şekilde hafif ılımalı. Üzerine 1 adet e vitamini ampul kırıp karıştırın. Saçlarınıza kökten uca sürüp 30 dakika bekletin. Son olarak, ılık suyla saçlarınızı yıkayın.

E vitamini açısından zengin besinlerin tüketilmesi: E vitamini tablet, ampul veya diğer takviyeler her ne kadar bir seçenek olsa da asıl olan besin yoluyla doğal olarak tüketmektir. Yeşil yapraklı sebzeler, kabuklu yemişler, meyveler ve deniz ürünleri E vitamini açısından zengin besinlerdir.

E vitamininin saça iyi gelip gelmediğini araştırdıktan sonra, sizin için doğru seçim olup olmadığı konusunda daha iyi bir fikre sahip olmalısınız. Daha fazla güzellik tavsiyesi ister misiniz? Merak ettiğiniz tüm konularda bilgi sahibi olmak için sitemizdeki diğer makalelere göz atmaktan çekinmeyin.

Okumaya devam et

Kadın

Bebekler Ne Zaman Oturur? Bebeklerin Oturma, Dönme ve Emekleme Aşamaları

Bebekler Ne Zaman Oturur? Bebeklerin Oturma, Dönme ve Emekleme Aşamaları

Sabırsızlık ve heyecanla geçen 9 ayın sonrasında minik yavrunuzu kucağınıza aldınız ve şimdi onun ne zaman kendi başına hareket edebileceğini merak ediyorsunuz. Bunun için kırmızı çizgilerle belirlenmiş net bir zaman çizelgesi olmasa da bebeğinizin döndüğünü, oturduğunu, emeklediğini ve hatta yürüdüğünü görmeniz düşündüğünüz kadar uzun sürmeyecek.

Bebek bakımı ve gelişimi hakkında acemi bir anneyseniz, ufaklığın hareket kabiliyeti konusundaki kilometre taşlarını merak etmeniz gayet normal. Aslında, bebekler tahmin ettiğinizden daha hızlı büyür ve siz farkında olmasanız bile her hafta yeni gelişmeler kaydeder. Bununla birlikte, hareket kabiliyetlerindeki değişiklikler her bebekte aynı aylarda olmayabilir. Yine de ortalama bir zaman diliminden bahsetmek yanıltıcı olmayacaktır.

Makaleye Genel Bakış

  • Bebekler Ne Zaman Oturmaya Başlar?
  • Bebekler Kaçıncı Ayda Emekler?
  • Bebekler Ne Zaman Yürümeye Başlar?

Bebekler Ne Zaman Oturmaya Başlar?

Bebeğin oturabiliyor olması basit bir eylem olarak görünse de emekleme, ayakta durma ve yürüme gibi diğer önemli kilometre taşlarına giden yol arasında bir köprüdür. Bu sayede, hem çevresini daha fazla keşfetmeye başlayarak öğrenme süreci hızlanacak, hem de daha eğlenceli zaman geçirecektir.

Bebeklerin kendi başlarına oturabilmeleri için öncelikle başlarını dik tutabilmeleri ve yeterli üst vücut gücüne sahip olmaları gerekir. Her ne kadar  2. ay civarında başlarını nispeten dik tutabilseler de genellikle desteğe ihtiyaç duyarlar. Desteksiz olarak başlarını dik tutabilmeleri ve yatakta dönmeleri yaklaşık 4. ayda başlar. Bu, oturabilme sürecine yaklaştığının ilk işaretidir. Yüz üstü yatarlarken ileri doğru kendilerini itmeleri ve dönmeleri de bir başka belirtidir.

Çoğu bebek 4 ila 6. aylar arasında dönme veya yuvarlanma konusunda ustalaşır ve oturma becerisini kazanır ancak yine de bu süre zarfında dengeli oturmak için desteğe ihtiyaç duyabilirler. 9. ay ve sonrasında bebeklerin büyük bir kısmı desteğe ihtiyaç duymadan oturma kabiliyetini geliştirmiş olur.

Bebekler Kaçıncı Ayda Emekler?

Bebeğiniz oturma becerisini geliştirdikten sonra diğer aşama emeklemektir. Tipik olarak çoğu bebek 9. ay civarında emeklemeye başlar ancak bazıları 6 ila 7. ay gibi daha erken dönemde bile emekleyebilir. Bununla birlikte, bazı bebekler emekleme evresini atlayarak direkt olarak oturma, ayakta durma ve yürüme evresine geçebilir. Bebeğinizin ortopedik veya nörolojik bir sorunu yoksa endişe etmeniz gerekmez.

Emekleyen bebeklerin hareket etme özgürlüğü olduğundan ebeveynlerin bu süreçten itibaren dikkat etmesi gereken bazı noktalar vardır. Zemin hijyenine azami dikkat edilmesi, yutulmaya müsait küçük nesnelerin ortada bırakılmaması, bebeğin ulaşabileceği yerlerden kırılabilir veya kesici eşyaların ya da kimyasal temizlik ürünlerinin kaldırılması ve prizlerin kapatılması bunlardan bazılarıdır.

Bebekler Ne Zaman Yürümeye Başlar?

Bebeğin yürümeye başlamanın ilk evresi, sınırlı süre de olsa ayakta durmasının ardından kanepe veya koltuktan tutunarak ilerlemesiyle başlar. Bu genellikle 9 ila 12 ay arasında olur. Sonraki aşama desteğe ihtiyaç duymadan gezinmektir. Bazıları 1 yaşında önce yürümeye başlasalar da genellikle 14. ayda çocuklar yürümeye başlar. Bazı bebeklerin yürümesi 18. ayı bulabilir. Çocuğunuz 1,5 yaşına gelmesine rağmen halen yürüyemiyorsa bir çocuk doktoruna götürmeniz gerekebilir.

Yüzüstü veya yan dönmek, oturmak, emeklemek ve yürümek bebeklerin önemli dönüm noktaları, motor veya fiziksel gelişimlerinin bir parçasıdır. Zaman çabuk geçiyor ve bu önemli anlar gözden kaçabiliyor. Bebeğinizin kilometre taşlarına şahit olurken onunla konuşmayı ve sevginiz göstermeyi ihmal etmeyin. Son olarak, her bebeğin farklı aylarda bu deneyimleri yaşayabileceğini unutmayın.

Okumaya devam et

Kadın

Hamilelikte Arı Sokması Tehlikeli mi?

Hamilelikte Arı Sokması Tehlikeli mi?

Arı sokması herkesin kaçındığı bir durum olsa da yakın zamanda bebek bekleyen anne adayları için daha fazla endişe verici olabilir. Ancak, soğukkanlılığınızı kaybetmeniz için hiçbir neden yok. Arı sokmasına karşı bilinen bir alerjiniz yoksa, hem siz hem de bebeğiniz güvende demektir.

Özellikle yaz aylarında bal ve eşek arılarının sokması yaygındır. Çoğu durumda, biraz kızarıklık, şişlik ile kısa süreli bir acıdan daha fazlası yaşanılmaz ve ciddi bir sağlık riski oluşturmaz. Aslında, sizi sokan eğer bir bal arısıysa, sizden daha çok kendine zarar vermiş demektir. Nitekim, bal arıları iğnelerini bıraktıktan sonra yaşayamazlar. Ancak, eşek arıları ve diğer böcek türleri soktuktan sonra yaşamaya devam edebilirler. Yani, defalarca sokabilir ve zehirlerini enjekte edebilirler. Peki ama arı sokması sonrası vücuda alınan söz konusu zehir hamileler üzerinde ne kadar zararlı olabilir?

Makaleye Genel Bakış

  • Hamilelikte Arı Sokması Bebeğe Zarar Verir mi?
  • Arı Sokmasına Karşı Nasıl Önlem Alırım?
  • Arı Sokarsa Ne Yapmalıyım?
  • Ne Zaman Doktora Gitmeliyim?

Hamilelikte Arı Sokması Bebeğe Zarar Verir mi?

Bazı insanlar neye alerjisi olduğunu tam olarak bilirken, bazıları bu durumdan habersizdir. Hamile kadınlar, alerjik olmadıklarını biliyorlarsa, bal veya yaban arısı sokmasından endişe duymaları gerekmez. Yani evet, arı sokması hem anne hem de doğmamış bebek için bir tehdit oluşturmaz.

Öte yandan, arı zehrine (sokmasına) karşı alerjisi olduğunu bilen gebe kadınların kısa süre içinde bir sağlık kuruluşuna başvurarak tıbbi yardım almaları önemlidir. Aksi halde, anne adayının komaya girmesine ve nihayetinde hem annenin hem de bebeğin yaşanımı yitirmesine neden olabilecek anafilaktik şoka yol açabilir.

Arı Sokmasına Karşı Nasıl Önlem Alırım?

Eğer hamile bir kadınsanız ve geçmişteki deneyimlerinizden arı sokmasına karşı alerjiniz olduğunu biliyorsanız her şeyden önce bu durumu yaşamamak için karşı önlem almalısınız. Aşağıdaki birkaç öneri arılar konusunda ”korkulu rüya” görmenizi engelleyebilir.

  • Arı kovanlarından ve yuva yaptığı bölgelerden uzak durun.
  • Evinizin arka bahçesinde olsa bile yalın ayak dolaşmayın.
  • Çiçek kokulu parfüm, deodorant, saç ve cilt bakım ürünlerini kullanmayın.
  • Özellikle piknik alanlarında ve diğer açık alanlarında tabağınızın kapağını kapalı tutun.
  • Çiçek baskısı ve parlak renkleri olan kıyafetleri giymeyin. (En azından dışarıda)
  • İçi görünmeyen, kapağı açılmış kutu veya şişelerdeki içecekleri içmeyin.
  • Çöp kutu ve konteynerlerinden uzak durun.

Arı Sokarsa Ne Yapmalıyım?

Arı sokmasına karşı alerjiniz yoksa basit birkaç ilk yardım adımını uygulamanız yeterli olmalıdır. Bunlar:

  • Kaşınıyor olsa da kaşımamaya çalışın.
  • İğneyi cımbızla çıkarın ve bol sabunlu suyla bölgeyi yıkayın
  • Sokulan yerin şişmesini engellemek için buz torbası uygulayarak soğuk kompres yapın.
  • Acıyı ve kaşıntıyı azaltmak için az miktarda süzme bal sürün.
  • Arı zehrini nispeten etkisiz hale getirmek için sirke kullanabilirsiniz. Temiz bir bezi elma sirkesiyle ıslatıp sokulan bölgenin üzerinde bekletin.

Ne Zaman Doktora Gitmeliyim?

Arı sokmasına karşı alerjisi olmayan kadınlar, gebeliğin kaçıncı ayında olurlarsa olsunlar çoğu durumda tıbbi yardım almaları gerekmez. Ancak, alerjisi olanlar zaman kaybetmeden en yakın sağlık kuruluşuna başvurmalıdır. Ek olarak, aşağıdaki semptomlardan birini veya birkaçını kendinizde gözlemliyorsanız derhal 112’yi aramanız veya acil yardım için hastaneye başvurmanız gerekir.

  • Nefes alırken zorlanıyorum
  • Nabzım hızlanıyor
  • Başım dönüyor
  • Midem bulanıyor ve kusuyorum
  • Zihin karmaşası yaşıyorum
  • Dilim veya boğazım şişmeye başladı
  • Tenimin rengi soluklaştı
  • Ateşim çıktı
  • Kendimi iyi hissetmiyorum

Sonuç olarak kısaca özetlemek gerekirse, kişi hamile olsun veya olmasın eğer alerjisi yoksa arı sokması nedeniyle panik yapmasına gerek yoktur. Normal durumda, arı sokması anneye veya bebeğe zarar vermez. Alerjisi olan kişiler ise zaman kaybetmeden tıbbi yardım almalıdır.

Okumaya devam et

Copyright © 2020 GizliSoru.Com