Bizimle iletişime geçin

Sağlık

Kekik Öksürüğe İyi Gelir mi? Öksürüğe İyi Gelen Doğal Yağlar

Kekik Öksürüğe İyi Gelir mi? Öksürüğe İyi Gelen Doğal Yağlar

Öksürük veya diğer soğuk algınlığı semptomlarıyla mücadele eden herkes, antibiyotik gibi güçlü ilaçlara başvurma konusunda genellikle isteksizdir. Bu tür rahatsızlıklarda, bir doktor tarafından reçete edilmedikçe tıbbi ilaçların kullanılması da tavsiye edilmez. Soğuk algınlığı gibi nedenlerden kaynaklanan öksürük, kekik çayı ve diğer bazı doğal yağlar sayesinde hızlı bir şekilde tedavi edilebilir.

Kekik sadece mutfakta çeşitli yemeklerin rafine edilmesinde değil, aynı zamanda soğuk algınlığı gibi sağlık sorunlarına da yardımcı olur. Şifalı bitki özellikle inatçı öksürükleri gidermek için uygundur. Bu nedenle çeşitli öksürük şuruplarında kekik kullanılır.

İçeriğinde timol ve karvakrol gibi bileşenler barındıran kekik, bunlar sayesinde bitkisel öksürük kesiciler arasında en popüler ve etkili olan yöntemdir. Ayrıca balgam söktürücü özelliği olan ve bronşları serbest bırakan bir dizi başka şifalı bitki de bulunmaktadır.

Makaleye Genel Bakış

  • Öksürük İçin Kekik
    • Kekiğin Etkileri ve Kullanımı
  • Kekik Çayını Kendin Hazırla
  • Öksürüğe İyi Gelen Doğal Yağlar Nelerdir?
    • Mersin Yağı
    • Kafur Yağı
    • Rezene Yağı
    • Okaliptüs Yağı

Öksürük İçin Kekik

Kekik otu, sahip olduğu yoğun aroması nedeniyle Akdeniz mutfağında popüler bir baharattır. Ayrıca içerdiği uçucu yağlar nedeniyle tıbbi bir bitki olarak da kullanılır (özellikle soğuk algınlığı veya bronşit için). Öksürüğü hafifleterek, soğuk algınlığını daha hızlı ve daha iyi bir şekilde iyileşebilir.

Kekiğin Etkileri ve Kullanımı

Kekik, özellikle balgamlı olan ve geçmek bilmeyen öksürüğe karşı mücadelede etkilidir. Kekiğin uçucu yağında bulunan timol ve karvakrol adlı iki madde bundan sorumludur. Bu maddelerin bronşlardaki mukusun ve solunum yollarının temizlenmesine yardımcı olduğu, laboratuvar testlerinde kanıtlanmıştır. Kekik ayrıca bronş kaslarını gevşetir, bakteri ve iltihapla savaşır. Sonuç olarak, bronşitte iyileşme sürecini doğal olarak destekleyebilir.

Bu şifalı bitki hem dahili hem de harici olarak kullanılabilir. Dahili kullanım çay veya damla şeklindedir. Merhem veya yağ şeklinde dışarıdan uygulama yöntemleri de mevcuttur. Ek olarak, uçucu yağ formunun buharının solunması da bronşları temizler.

Önemli not: Kekik yağı asla seyreltilmemiş olarak ve tahriş olmuş cilt üzerinde kullanılmamalıdır. Kekiğinin önerilen kullanım şekli, özellikle çay şeklinde demlenerek alınmasıdır. Daha güvenli ve kolay olan bu yöntem, diğerlerine nazaran karmaşık değildir.

Kekik Çayını Kendin Hazırla

Kekik çayı yapmak için tek ihtiyacınız olan kuru kekiktir. Tıbbi kalite açısından test edildiğinden ve bu nedenle zararsız olduğundan, şifalı bitkileri güvenilir yerlerden satın almak en iyisidir.

Öksürük çayı için bir bardağa yaklaşık 2 çay kaşığı kuru kekik koyun ve üzerine kaynar su ilave edin. Ardından çayın yaklaşık on dakika demlenmesine izin verin. İyileştirici uçucu yağların kaçmaması için bardağın üzerini kapalı bırakmanız tavsiye edilir. Soğuk algınlığınız varsa, gün boyunca günde birkaç kez kekik çayı içebilirsiniz.

Ayrıca kekik çayı içmek, öksürüğe iyi gelmesinin yanı sıra solunum yollarındaki salgıların sıvılaşmasına ve mukoza zarlarının nemli kalmasına yardımcı olur. Kekik çayının tadına alışmak biraz zaman alabilir. Bu nedenle, tatlandırıcı olarak bir miktar doğal bal eklemekte bir sakınca yoktur.

Öksürüğe İyi Gelen Doğal Yağlar Nelerdir?

Uçucu yağlar, ruh hali ve güzellik yardımcıları olarak dünya çapında oldukça popülerlerdir. Zihni sakinleştirir ve birçok cilt sorununu ortadan kaldırır. Örneğin lavanta yağı uykuya dalmanıza yardımcı olurken, limon yağı ise canlandırıcı bir etkiye sahiptir. Ancak hepsi bu kadar değil! Uçucu yağlar öksürük tedavisi için doğal bir çözümdür.

Mersin Yağı

Mersin, yaprak dökmeyen bir çalıdır ve Akdeniz’de yetişir. Uçucu yağ bitkinin yapraklarından elde edilir. Mersin yağı, hem kuru ve tahriş edici öksürüklerde hem de balgamlı öksürüklerde kullanılabilir. Öksürme dürtüsünü yatıştırır ve gece boyunca uyumanıza yardımcı olur. Mersin yağı ayrıca inhalasyon problemleri için de kullanılabilir.

Kafur Yağı

Kafur esansiyel yağı, soğuk algınlığı için kullanılan birçok merhemin ana bileşenidir. Kafur yağı esas olarak cilde merhem olarak uygulanır; göğse sürülür, cilde hızla emilir ve bronş kaslarını gevşetir. Bu, solunum yollarını temizler, öksürme dürtüsünü yatıştırır ve gece boyunca daha rahat uyumanıza katkıda bulunur.

Rezene Yağı

Çoğu kişi rezeneyi mutfaklardaki kullanımından ya da gastrointestinal (sindirim sistemi) şikayetler için etkili bir çare olarak bilir. Bunlara ek olarak, rezene yağı solunum yolu hastalıklarının tedavisi için doğal bir yöntemdir. Uçucu yağ, acı rezenenin olgun meyvelerinden elde edilir. Kurutulmuş rezene çay olarak, rezene yağı ise banyo suyuna eklenerek buharının solunması yoluyla kullanılabilir. Bu şekilde öksürüğün hafiflemesine ve balgamı gevşetmeye yardımcı olabilir.

Okaliptüs Yağı

Avustralya’ya özgü okaliptüs ağacının yapraklarından elde edilir. Benzersiz yoğun kokusu ile bilinen okaliptüs yağı, birçok faydalı bileşen içermektedir. Ana etken maddesi olan sineol nedeniyle antibakteriyel, antienflamatuar ve balgam söktürücü etkiye sahiptir. En iyi etki için buhar banyosu şeklinde uygulanması veya göğüs bölgesine sürülmesi gerekir.

Okumaya devam et
Yorum yapmak için tıklayın

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Sağlık

Uyum Bozukluğu Nedir? Belirtileri ve Nedenleri

Uyum Bozukluğu Nedir? Belirtileri ve Nedenleri

Uyum bozukluğu, zihinsel durumdaki olumsuz değişiklikler veya sosyal davranış bozukluklarında ifade edilebilen, bir kerelik ya da devam eden stresli bir yaşam olayına verilen tepkidir. İnsanlar yeni bir durumu uzun süre kabul edemediğinde veya yeni yaşam durumuna yeterince uyum sağlayamadığında ortaya çıkar. Öznel sıkıntı ve duygusal bozulma durumlarıyla karakterize olan uyum bozukluğunda, sosyal ilişkiler ve performans sınırlıdır.

Tetikleyicileri örneğin ailevi veya mesleki sorunlar, finansal zorluklar, fiziksel hastalıklar, ailede/arkadaşlarda hastalık veya ölümler, bir çocuğun doğumu, yasal sorunlar ve hatta taşınma olabilir. Hastalığın gelişiminde olayın öznel stres hissi, önceki zor deneyimlerin miktarı, bireysel dayanıklılık ve baş etme becerileri belirleyicidir. Uyum bozukluğu, daha uzun depresif reaksiyon dışında genellikle altı aydan uzun sürmez.

Makaleye Genel Bakış

  • Uyum Bozukluklarının Tanımı
  • Uyum Bozukluğu Ne Kadar Yaygındır ve Kimleri Etkiler?
  • Uyum Bozukluğunun Belirtileri
  • Uyum Bozukluğunun Nedenleri

Uyum Bozukluklarının Tanımı

Uyum bozukluklarında, nedeni belirli bir stres tetikleyicisinde yatan, yani stresli, duygusal veya davranışla ilgili semptomlar kastedilir. Uyum bozukluğu, örneğin bir ayrılıktan, bir kazadan veya hatta bir çocuğun doğumundan sonra gelişen stresli yaşam değişikliklerinden sonra ortaya çıkar. Çünkü yaşamı değiştiren olaylar, değişikliklerin olumlu ya da olumsuz olmasına bakılmaksızın stres yaratır.

İnsanlar yeni duruma uyum sağlamak için kendilerini zorlarlar. Stresin tetikleyicisi tek seferlik bir olay (işini kaybetme), birden fazla olay (aşk ilişkilerinde sorunlar) veya uzun vadeli sorunlar (hasta bir aile bireyine bakma yükümlülüğü) olabilir. Ek olarak, sevilen birinin ölümü de uyum bozukluğunu tetikleyebilir.

Uyum bozukluğundan etkilenenler, kaygı ve depresif ruh hallerinden muzdarip oldukları için günlük yükümlülüklerini yerine getirmekte zorlanırlar. Bununla birlikte, değişen olay karşısına bunalmış hissederler ve başlarına hoş olmayan şeyler geldiğinde genellikle üzgün veya kızgın hissederler.

Uyum bozukluğu ancak semptomlar uzun süre devam ederse ve strese verilen tepkiler normalden daha belirginse bir doktor veya terapist tarafından teşhis edilebilir. Kural olarak, uyum bozukluğu diğer ruhsal bozuklukların aksine zamanla sınırlıdır. Yani genellikle haftalar ila birkaç ay sürer. Ancak stres tepkisi ağır travmatik deneyimlere dayanıyorsa, travma sonrası stres bozukluğu (TSSB) ortaya çıkabilir.

Uyum Bozukluğu Ne Kadar Yaygındır ve Kimleri Etkiler?

Uyum bozukluğunun diğer psikolojik hastalıklardan ayırt edilmesi nispeten zordur. Aynı zamanda ilgili kişinin dayanıklılığına bağlı olarak, stresli olaylara karşı verilen patolojik tepkinin çok sık olması gerekir. Bununla birlikte, bir yandan teşhisin zor olması, diğer yandan böyle bir reaksiyonu olan herkesin hemen doktora gitmediği için veriler önemli ölçüde değişmektedir.

Günümüzde, etkilenen kaç kişinin gerçekten bir uyum bozukluğuna sahip olduğuna dair net bir rakam yoktur. Uzmanlar, kadınların yaklaşık yüzde 0,6’sının ve erkeklerin yüzde 0,3’ünün uyum bozukluğundan etkilendiği tahmin edilmektedir. Bu, ayakta psikiyatrik-psikoterapötik tedavi gören hastaların yaklaşık yüzde beş ila yirmisine tekabül etmektedir. Bozukluk herhangi bir yaşta ortaya çıkabilir ancak bekar kişilerin uyum bozukluğu yaşama riski daha yüksektir.

Uyum Bozukluğunun Belirtileri

ICD-10 sınıflamasına göre, uyum bozukluğu tanısı için kişide belirli semptomların mevcut olması gerekir. Sınıflandırma, etkilenenlerin yaşadıkları psikososyal stresi içerir ancak bu istisnai değildir. Bununla birlikte, semptomların deneyimden sonraki bir ay içinde ortaya çıkması gerekir.

Uyum bozukluğu olan hastalarda, duygudurum bozuklukları, nevrotik bozukluklar, stres bozuklukları, sosyal davranış bozuklukları veya somatoform bozukluklar (tanımlanabilir bir fiziksel neden olmaksızın fiziksel şikayetler) ortaya çıkabilir. Semptomlar maruziyetin tipine ve şiddetine göre farklılık gösterir. Bunlar üzüntü, endişe, korku ve neşe kaybıdır.

Bazı yönlerden, söz konusu semptomlar stresli olaylara normal bir tepkidir. Ancak bir uyum bozukluğunda şiddetli veya kalıcıdır ve kişinin hayatını etkiler. Sonuç olarak, uyum bozukluğu olan hastalar günlük işlerini yapmakta çok zorlanırlar. Etkilenenlerin çoğu semptomlar nedeniyle sosyal hayattan çekilmektedir. Bozukluğun bir diğer belirtisi, kendilerini çabuk bunalmış hissetmeleri sonucu sıklıkla depresyon ve anksiyete bozuklukları belirtileri geliştirmeleridir.

Tüm bu belirtiler vücudun kendisini de etkiler. Etkilenenler genellikle karın ağrısı, konsantrasyon güçlüğü, gerginlik veya kardiyovasküler problemler gibi fiziksel şikayetler yaşarlar. Ayrıca intihara teşebbüs ve intiharı tamamlama riski de yüksektir. Uyum bozukluğu belirtileri, stresli olay sona erdikten sonra altı aydan fazla sürmez. Fakat depresif uyum bozukluğu daha uzun sürebilir.

Uyum Bozukluğunun Nedenleri

Diğer bozukluklarla karşılaştırıldığında, uyum bozukluklarının açık bir nedeni vardır. Uyum bozukluğunun tetikleyicileri ciddi travmatik deneyimler değil, krizler ve stresli yaşam değişiklikleridir. Bu stresli durumlar olmadan uyum bozukluğu belirtileri ortaya çıkmaz. Nedenleri arasında işteki zorluklar, eşten ayrılma, sevilen birinin kaybı ve emekliliğe geçiş gibi günlük yaşamdaki değişikliklerin yanı sıra, ilgili kişinin günlük yaşamında değişiklik gerektiren fiziksel hastalıklar da yer alır. Uyum bozukluğunun gelişiminde genlerin ve biyolojik faktörlerin nasıl bir rol oynadığı şu anda belirsizdir.

Önemli bir bir yaşam değişikliğinin sonucu olarak psikolojik strese maruz kalan herkes, hemen uyum bozukluğu yaşamaz. Burada çeşitli (risk) faktörleri etkileşime girer ve bu da sonuçta bir uyum bozukluğuna yol açar. Bireysel duyarlılık burada önemli bir rol oynar. Korku eğilimi olan insanlar, belirli durumları hızla bir tehdit olarak deneyimler ve bunalmış hissederler.

Bununla birlikte, bazı insanlar zor yaşam koşullarıyla başarılı bir şekilde başa çıkmak için belirli stratejileri zaten benimsemiştir. Bu nedenle, sorunlarla başa çıkmaları daha kolaydır. Ek olarak, etkilenenlerin deneyimi nasıl değerlendirdiği de çok önemlidir.

Olayın yoğunluğu ve süresi ile ilgili kişinin sosyal çevresi de önemli bir etkiye sahiptir. Çünkü arkadaşların ve ailenin desteği, bir kişinin kendini iyi hissetmesine ve sağlıklı bir psişenin (zihin, bilinç ve bilinç dışının tamamı) korunmasına yardımcı olur. Bununla birlikte, aynı anda birkaç stres yaratan olay meydana gelirse, özellikle hassas insanlar başka krizler de yaşayabilir. Bunun sonucunda gelişen depresif belirtiler de uzun süreli depresyon riskini artırır.

Okumaya devam et

Sağlık

Yemekten Sonra Uyku Gelmesi Neden Olur?

Yemekten Sonra Uyku Gelmesi Neden Olur?

Güzel bir öğle yemeği sonrasında üzerinize ağırlık çökerek gözleriniz kapanmaya başladıysa bu konuda yalnız değilsiniz. Yemekten sonra uyku gelmesi çoğu kişinin deneyimlediği bir durum ve bilim insanları bu konuya açıklık getirmek için kafa yormaya devam ediyor. Peki ama öğünlerin ardından bastıran şekerleme yapma isteği için gerçekten endişelenmeli misiniz?

Yemeklerden sonra uyku çökmesi özellikle bir işte çalışıyorsanız daha zorlu hale gelebilir. Zira, en fazla bir saat süren öğle paydoslarına hem yemeği hem de uykuyu sığdırmak pek mümkün değil. Ayrıca, paydos sonrası işe başladığınızda üzerinize çöken kasvetli uyuşuk hal çalışma performansınızı olumsuz etkileyebilir. Diğer yandan, çalışmayan bir ev hanımı olsanız bile yemek sonrası uykunuzun gelmesi endişe verici olabilir. Nitekim, bu konu hakkında pek çok söylenti dolaşıyor. Peki ama bu işin aslı ne? İşte, yemek sonrası uykunuzun gelmesine neden olabilecek etkenler ve bu konuda yapabilecekleriniz…

Makaleye Genel Bakış

  • Yemekten Sonra Neden Uyku Gelir?
  • Yemekten Sonra Uyku Gelmesi Herhangi Bir Hastalığın Belirtisi Olabilir mi?
  • Yemekten Sonra Uyku Gelmesini Engellemek

Yemekten Sonra Neden Uyku Gelir?

Yemek sonrası uyku halinin nedenini anlamaya çalışan bilim insanları bazı araştırmalar yaptı ve aslında bu konuda görüş ayrılıkları var. Örneğin, Japonya’daki Kyorin Üniversitesi’nde sağlık bilimleri profesörü olan Dr. Tomonori Kishino, yemeklerden sonra ince bağırsağa giden kan akışının önemli ölçüde arttığını iddia ediyor. Sindirimi hızlandırmak için bağırsağa kan pompalanırken, beyne giden kan akışında buna karşılık gelen bir düşüşün uykululuk hissini tetikleyebileceğini düşünüyor.

Öte yandan, birçok bilim insanı Japon doktorla aynı fikirde değil. (Kaynak) Onlara göre, eğer bu doğru olsaydı, yalnızca öğle yemeğinden sonra değil, kahvaltı veya akşam yemeğinden sonra da uyku gelmeliydi. Kan akışındaki değişiklik teorisi ilk bakışta kulağa mantıklı gelse de gerçeklikle alakası yoktu.

Ancak, Kishino son çalışmalarından birinde, kahvaltıyı atlayan kişilerde öğle yemeğini yedikten sonra bir ölçüde beyin kan akışının düştüğünü gördü. Kahvaltıyı atlamanın, öğle yemeğinden sonra (kan akışında) daha büyük değişikliklere neden olarak vücuda ağır bir yük bindirebileceğini ve bunun uykululuğa yol açabileceğini savundu.

Doktor Kishino’nun ”beyne giden kanın azalması” teorisinin dışında, bu konuya ışık tutabilecek başka çalışmalar da var. Bazı bilim insanları, yemekten sonra uyku gelmesini protein açısından zengin besinlerde bulunan triptofan isimli bir amino asite bağlıyor. Peki ama nasıl?

Protein ve karbonhidrat bakımından zengin yiyecekler, diğerlerine nazaran daha fazla uyku getirebilir. Bunun nedeni, bol miktarda protein ihtiva eden besinlerde bulunan triptofan ismindeki bir amino asitin, vücudun serotonin üretmesine yardımcı olmasıdır. Bilmeyenler için, serotonin hem ruh hali hem de uyku düzeninden sorumlu bir nörotransmitterdir. Karbonhidratın buradaki rolü ise vücudun triptofanı emmesine yardımcı olmasıdır. Bu bağlamda, protein ve karbonhidrat zengini bir yemek yediyseniz uykunuzun gelmesi normaldir.

Yemekten sonra uyku gelmesini açıklayabilen bir diğer görüş ise çok yemekle alakalı. Çok yemek kan şekerinin yükselmesine yol açar ve fazla yemeği sindirmek için ekstra enerjiye ihtiyaç duyulur. Bu fazladan enerjiyi karşılayabilmek adına, vücut otomatik olarak bazı sistemleri geçici olarak kapatarak uykunuzun gelmesine sebep olabilir.

Ek olarak, 2018 yılında yapılan bir araştırmada, çok yağlı ve yüksek karbonhidratlı bir yemeğin, özellikle obez yetişkinler arasında, uykululuğa ve bazı inflamatuar belirteçlerde artışa yol açtığını görüldü. (Kaynak) Ancak, belirli gıdalar ve bunların yemek sonrası yorgunluk üzerindeki etkileri söz konusu olduğunda hala çok fazla belirsizlik ve çelişki olduğunu eklemekte fayda var.

Yemekten Sonra Uyku Gelmesi Herhangi Bir Hastalığın Belirtisi Olabilir mi?

Yemekten sonra uyuma isteği çoğu insanda olan ve aslında normal kabul edilen bir durumdur. Bu, her zaman bir hastalıkla ilişkilendirilmez. Yani, panik yapmanıza gerek yok. Ancak yine de nadir durumlarda bazı rahatsızlıklarla ilgili olabilir. Bunlar:

  • Şeker (diyabet) hastalığı
  • Gıda intoleransı
  • Çölyak hastalığı
  • Anemi
  • Hipotiroidi (tiroid bezinin az çalışması)

Sürekli yorgun hissediyorsanız ve her yemekten sonra dayanılmaz bir uyku hissi yaşıyorsanız, olası çözüm yolları için doktorunuzdan randevu almak isteyebilirsiniz. Doktorunuz gerekli testleri yaptıktan sonra, herhangi bir tedaviye gerek olup olmadığı hakkında sizi bilgilendirecek ve ihtiyaç halinde gerekli tedavi aşamalarını uygulayacaktır.

Yemekten Sonra Uyku Gelmesini Engellemek

Öğle yemeği sonrasında şekerleme yapma dürtüsüne karşı koymakta zorlanan biriyseniz bunu nasıl engelleyebileceğinizi merak ediyor olabilirsiniz. Aslında bu durum, araç kullananlar, iş makinesi operatörleri ve dikkat gerektiren diğer tüm işlerde çalışan herkes için oldukça önemli. Zira, uykulu bir hal, odaklanma güçlüğüne ve çalışma veriminin düşmesine neden olur. Öyleyse, yemek sonrasında üzerinize ağırlık çökmemesi için neler yapabileceğinize hep birlikte göz atalım…

  • Tıka basa yemek yerine daha az yemeyi ve öğün sıklığını artırmayı düşünün.
  • Gece uykusunu tam almayanlar, yemek sonrası daha fazla uykulu hissetme eğilimindedir. Kaliteli ve yeterince uyuduğunuzdan emin olun.
  • Yemekten hemen sonra yapacağınız kısa süreli bir yürüyüş bile uykunuzu dağıtabilir. Yürüyüş veya basit hareketler gibi kolay egzersizler yapmayı deneyin.
  • Alkollü içeceklerin sayısız zararı dışında bir diğer etkisi uyuşuk hissettirmesi ve uykulu bir hal oluşturmasıdır. Yemeklerde ve sonrasında (aslında her zaman) alkolden uzak durun.
  • Yüksek yağlı ve karbonhidratlı yiyeceklere ağırlık vermek yerine, genel sağlığınız için iyi olan besinlerin kombininden oluşan bir beslenme düzenini benimseyin.
  • Yemekten sonra 1 fincan kahve yudumlamayı düşünün.
  • Su içmek için susamayı beklemeyin. Günde 8 bardak su hedefi belirleyin.

Okumaya devam et

Sağlık

Burun Kaşıntısı Neden Olur? Burun İçi Kaşınmasının Olası Nedenleri

Burun Kaşıntısı Neden Olur? Burun İçi Kaşınmasının Olası Nedenleri

Kaşıntı, vücudun neresinde olursa olsun başlı başına can sıkıcı bir durum olsa da burundaki kaşıntı, karıncalanma veya gıdıklanma hissi daha sinir bozucu olabilir. Neyse ki, burun içi kaşınması genellikle birkaç basit sorundan kaynaklanır ve basit ev çözümleri bu konuda rahatlama sağlayabilir.

Burun kaşıntısı, elin ulaşmadığı sırttaki bir noktanın kaşınması kadar sinir bozucu. Ancak, endişe etmenize gerek yok. Zira, hemen her insan hayatının bir döneminde burun içi kaşıntısını deneyimliyor. Yaygın görülen bu durumun olası nedenleri arasında ise soğuk algınlığı, alerjiler, çevresel tahriş ediciler, nemsiz kuru hava ve sinüzit gibi etkenler bulunuyor. Öyleyse, burnunuzdaki kaşıntı, karıncalanma veya gıdıklanma hissine neden olabilecek bu faktörleri mercek altına alalım ve ev ortamında neler yapabileceğinize göz atalım…

Makaleye Genel Bakış

  • Soğuk algınlığı
  • Alerjiniz var
  • Bazı maddeler burnunuzun içini tahriş ediyor
  • Sinüzitiniz var
  • Burnunuzun içi kuruyor
  • Burun Kaşıntısına Ne İyi Gelir?
  • Ne Zaman Doktora Gitmeliyim?

Soğuk algınlığı

Soğuk algınlığı, özellikle mevsim geçişlerinde ve soğuk kış aylarında çoğu insanın yaşadığı bir durumdur. Evde tedavi yöntemleri ve istirahatle kendiliğinden geçen bu tatsız rahatsızlığın ilk belirtilerinden biri burun yanması, tıkanıklık, hapşırma ve kaşıntıdır. Aslında bu, vücudunuzun üşütmek üzere olduğunu söylemesinin bir şekli.

Soğuk algınlığı ortalama 3 ila 7 gün içinde kendiliğinden geçer. İyileşme sürecini hızlandırmak için, vicks kullanabilir, buhar banyosu yapmayı deneyebilir veya reçetesiz satılan soğuk algınlığı ilaçlarından almayı düşünebilirsiniz. Ayrıca, çorba türü sıvı ağırlı beslenmeniz, bol meyve-sebze tüketmeniz, bol su içmeniz ve istirahat ederek dinlenmeniz gribal enfeksiyonlardan bir an önce kurtulmanıza yardımcı olabilir.

Alerjiniz var

Herhangi bir şeye alerjiniz olduğunda, vücudunuz onun istilacı olduğunu düşünerek bağışıklık tepkisi verir ve bazen soğuk algınlığına çok benzer semptomlar ortaya çıkabilir. Yaygın olanlardan bazıları, hapşırma, burunda kızarma, yanma ve kaşıntıdır.

Çiçek polenleri, toz akarları, küf ve evcil hayvan tüylerine karşı alerjiniz olabilir. Yaşadığınız bu durum mevsimsel olarak başlayıp bitebilir veya tüm yıl boyunca devam edebilir. En etkili ve kolay tedavi yöntemi, alerjiye neden olan tetikleyiciden kaçınmaktır.

Bazı maddeler burnunuzun içini tahriş ediyor

Bilinen herhangi bir neden olmamasına rağmen burnunuzun içi tatlı tatlı kaşınıyorsa çevrenize göz atarak durumu değerlendirmeniz iyi bir fikir olabilir. Nitekim, kirli hava, sigara dumanı, temizlik ürünleri ve çeşitli kokular gibi dış etkenler nedeniyle burun akıntısı veya kaşıntısı ortaya çıkabilir.

Aslında, tıp dilinde nonalerjik rinit veya vazomotor rinit olarak adlandırılan alerjik olmayan rinit tam da bu durumdur. Belirtileri mevsimsel alerjiye benzese de vücudun bir bağışıklık tepkisi yoktur. Yapılacak en iyi şey, kaşıntıya neden olabilecek tahriş edicilerden uzak durmaya çalışmak ve bulunulan kapalı alanı havalandırmaktır. Ayrıca, yaşam kalitesine müdahale edebileceğinden, devam eden semptomlar için doktora görünmek gerekir.

Sinüzitiniz var

Sinüzit veya diğer adıyla sinüs enfeksiyonu genellikle soğuk algınlığıyla karıştırılır. Bunun nedeni, her ikisinin de baş ağrısı, burun akıntısı, burunda yanma veya kaşıntı gibi benzer semptomları olmasıdır. Aralarındaki tek fark, soğuk algınlığına virüslerin, sinüzite ise bakterilerin neden olmasıdır. Ayrıca, kronik sinüzit en az 12 hafta boyunca sürer ve devamlı olarak tekrar eder.

Sinüzite iyi gelen ev çözümlerinde bazıları, buhar banyosu yapmak, yastığı yüksek tutarak burunda mukus birikmesini önlemek, tuzlu su çözeltisi kullanmak ve tıkanan sinüsleri açmak için acı veya baharatlı yiyecekleri tüketmektir.

Burnunuzun içi kuruyor

Burun kaşıntınızın nedeni aslında daha basit bir nedenden kaynaklanıyor olabilir. Alerji ve soğuk algınlığı için kullanılan ilaçlar, kış aylarında nemsiz kuru hava solumak ve burun temizliğini takıntılı hale getirerek aşırı sümkürmek kuruluğa neden olabilir.

Çözüm yolu basittir; odanızın içindeki hava kuruysa buhar makinesi kullanmayı düşünün ve burnunuzu fazla sümkürüyorsanız bu alışkanlığınızdan vazgeçin. Ek olarak, aloe vera bitkisini kırarak içinden çıkan jeli burun içine sürmeyi deneyin.

Yukarıda sayılanların dışında burun kaşıntısına yol açabilecek daha az rastlanan nedenler, burun poliplerinin büyümesi, migren ağrıları ve burun tümörleridir.

Burun Kaşıntısına Ne İyi Gelir?

Burun içi kaşıntısı çoğu zaman ek bir tedaviye gerek kalmadan kendiliğinden geçer. Bununla birlikte, aşağıdaki ev çözümleri işinize yarayabilir.

  • Burnunuz için tuzlu su çözeltisi hazırlayın
  • Eczaneden neti pot (burun yıkama kabı) satın almayı düşünün
  • Bulunduğunuz iç mekanın havası kuruysa nemlendirmeyi düşünün
  • Burnunuzu karıştırmayın ve fazla sümkürmeyin
  • Sigara içmeyin
  • Tahriş edici ve alerjen maddelerden kaçının
  • Günde 8 bardak su için

Ne Zaman Doktora Gitmeliyim?

Burun kaşıntısı hemen herkesin hayatının bir döneminde deneyimlediği bir durumdur ve çoğu zaman kendiliğinden geçer. Aslında, nadir durumlarda ciddi bir sağlık sorunun belirtisidir. Ancak yine de şikayetleriniz yaşam kalitenizi düşürüyorsa ve uzun süre geçmediyse bir kulak burun boğaz doktorundan randevu almanız en mantıklısı olacaktır.

Okumaya devam et

Copyright © 2020 GizliSoru.Com