Bizimle iletişime geçin

Sağlık

Kök Hücre Tedavisi Hangi Hastalıklarda Kullanılır?

Kök Hücre Tedavisi Hangi Hastalıklarda Kullanılır?

Kök hücre tedavisi, vücudun kendi kök hücrelerinin veya bir donörden alınan hücrelerin kullanıldığı modern ve oldukça etkili bir tedavi şeklidir. Örneğin bir kazadan sonra hasarlı dokunun yenilenmesi, disk kayması gibi dejeneratif hastalıklar veya kanser tedavisi için uygundur. Esas olarak kemik iliğinde bulunan kök hücreler, aynı zamanda kan, beyin, karaciğer, yağ dokusu ve kaslarda da bulunur.

Kök hücreler bölünme ve yeni doku oluşturma yeteneğine sahiptir. Kök hücre tedavisi, vücutta kendi kendine veya diğer tedavilerin yardımıyla yenilenemeyen zayıf noktaları tedavi eder. Ek uygulama alanları, yara iyileşmesi ve rejeneratif yaşlanma karşıtı uygulamalardır. Tedavinin başarısı, kök hücrelerin yenileyici etkisine dayanmaktadır. 

Makaleye Genel Bakış

  • Kök Hücre Nedir?
  • Kök Hücreler Nasıl Elde Edilir?
  • Kök Hücre Hangi Hastalıkların Tedavisinde Kullanılabilir?
  • Hangi Tür Kök Hücre Tedavileri Bulunmaktadır?
  • Kök Hücre Tedavisi Nasıl Yapılır?

Kök Hücre Nedir?

Kök hücreler, organizmada kan oluşumundan sorumludur. Kemik iliğinde bulunurlar ve hücre bölünmesi yoluyla sürekli yenilenirler. Kök hücrelerden lökositler, eritrositler ve trombositler gelişebilir. Kök hücreler ayrıca hematopoietik sistem hastalıklarından da etkilenebilir. Bu, hem kan hücrelerinin üretiminin artmasına (lösemi) hem de üretimin azalmasına (aplazi) yol açabilir.

Doktorlar, insan kök hücrelerini periferik kandan, kemik iliğinden veya göbek kordonu kanından alır ve daha sonra bunları tedaviye hazırlar. Kök hücreler hastanın kendisinden (otolog kök hücre nakli) veya doku uyumlu başka bir akraba ya da akraba olmayan kişiden (allojenik kök hücre nakli) gelebilir.

Tıp, embriyonik ve yetişkin hücreler arasında ayrım yapar. Embriyonik hücreler sadece embriyoda bulunurken, yetişkin hücreler yaşam için insan organizmasında bulunur.

Kök hücreler henüz lökosit, eritrosit veya trombosite dönüşmediğinden, alıcı vücutta herhangi bir işlevi yerine getirebilirler. Bu spesifik durum, kök hücre tedavisi için geniş bir uygulama yelpazesini beraberinde getirir. Kök hücreler kan yapıcı sisteme ek olarak, bağışıklık sistemini de çok hızlı bir şekilde yeniden inşa edebilir. Bunlar (çoğunlukla) tamamen sağlıklıdır ve ayrıca vücutta kalan dejenere hücre kalıntılarını da temizleyebilir.

Kök Hücreler Nasıl Elde Edilir?

Farklı kök hücre kaynakları mevcuttur. Kan kök hücreleri ya kaynaklandıkları kemik iliğinden ya da kan dolaşımından elde edilebilir. İlk prosedüre kemik iliği nakli, ikincisine de periferik kök hücre nakli denir. Periferik kandan alınan kök hücreler, plasenta kalıntılarından veya göbek kordon kanından da elde edilebilir.

Daha genç hastalarda, doktorlar genellikle kök hücre kaynağı olarak kemik iliğini kullanır. Çünkü bu yöntemde, ciddi kronik donör-alıcı reaksiyon vakaları daha az sıklıkla meydana gelir. Ek olarak, kemik iliğinden ya da kan dolaşımından izole edilen kök hücreler doğrudan transfer edilebilir (çıkarıldıktan sonra yaklaşık 72 saat saklanabilir) veya -196 °C’de dondurularak nakil zamanına kadar sıvı nitrojen içinde saklanabilir. Doktorlar bu işleme kriyoprezervasyon adını verirler.

Kök Hücre Hangi Hastalıkların Tedavisinde Kullanılabilir?

Kök hücre tedavisi en yaygın olarak kan hastalıkları ve kemoterapi sonucunda kemik iliğinin hasar gördüğü kanser türleri için kullanılır. Yüksek doz kemoterapiden sonra, yok edilen bağışıklık sisteminden esas olarak beyaz kan hücreleri (lökositler) sorumludur. Kan oluşturan sistem ve bağışıklık sistemi, kök hücrelerin kan dolaşımına verilmesiyle yeniden oluşturulabilir. Yüksek doz kemoterapi ile tedavi edilen tipik hastalıklar, akut ve kronik lösemi, lenf nodu kanseri ve multipl miyelomlardır.

Kök hücre tedavisi, büyük ölçekli ciddi yanıklarda da başarıyla kullanılmaktadır. Bu tedavi şeklinde, yanmış cilt bölgelerine vücudun kendi kök hücrelerinden bir cilt dokusu yetiştirilir. Yeni bir yöntem, örneğin kimyasal yanıklardan kaynaklanan gözdeki kornea hasarının onarımıdır. Hastanın korneasının kendini yenilemesi için göze kök hücreler nakledilir.

Kök hücre tedavisinin etkisi, şu anda aşağıdaki hastalıklar için araştırılmaktadır:

  • Kardiyovasküler hastalıklar
  • Parkinson ve diğer nörolojik hastalıklar
  • Parapleji
  • Şeker hastalığı
  • Makula dejenerasyonu
  • Multipl skleroz
  • Karaciğer hasarı

Hangi Tür Kök Hücre Tedavileri Bulunmaktadır?

Daha önce de belirtildiği gibi, kök hücre tedavisinin otolog ve allojenik olmak üzere iki ana formu vardır. Otolog kök hücre nakillerinde, hastanın kendi kök hücrelerini alınır, işlenir ve tekrar yerleştirilir. Allojenik kök hücre naklinde, kök hücreleri başka bir kişiden hastaya aktarılır. İki yöntemden hangisinin kullanılacağı klinik tabloya bağlıdır. Her donör allojenik nakil için uygun değildir. Hücre yüzeylerinin belirli özellikleri alıcıyla eşleşmelidir. Buradaki dezavantaj, reddedilme reaksiyonlarının daha sık meydana gelebilmesidir.

Kök Hücre Tedavisi Nasıl Yapılır?

Kök hücre tedavisi hastanede yatarak yapılır. İlk adım, kök hücrelerin kemik iliğinden, kandan veya göbek kordonundan alınmasıdır. Kemik iliği naklinin ağrılı ve zaman alıcı olmasından dolayı, günümüzde nadiren kullanılmaktadır. Daha yaygın bir prosedür, kandan kök hücre elde etmektir. Kök hücreler başlangıçta büyüme faktörleri tarafından kemik iliğinden kan dolaşımına göç etmeleri için uyarılır. Bağışçının kanı, bir infüzyon iğnesi aracılığıyla kök hücreleri kanda filtreleyen bir makineye verilir. Kalan kan ikinci bir iğne ile donöre geri verilir.

Kök hücre toplamanın üçüncü olasılığı göbek kordon kanıdır. Göbek kordon kanındaki kök hücreler, bir çocuğun doğumundan hemen sonra alınır. Kök hücreler elde edildikten sonra korunur. Kök hücreler dondurulur ve sıvı nitrojen kullanılarak -196 santigrat derecede saklanır. Dondurulduktan sonra kök hücreler bir alıcıya nakledilebilir.

Otolog kök hücre tedavisi, kanser hücrelerinin sayısını azaltmak için nakil öncesi kemoterapiyi gerektirir ( şartlandırma aşaması). Yüksek doz kemoterapi veya radyasyonla tedavi iki ila on gün arasında sürer. Nakli kendisi ise çok daha az zaman alır. Sağlıklı kan kök hücreleri, alıcının damarına infüzyon şeklinde girer. Yaklaşık iki hafta sonra kök hücrelerden yeni kan hücreleri oluşacaktır.

Kan oluşumu başarılı bir şekilde başlamışsa, hasta üç ila dört hafta sonra hastaneden taburcu edilebilir. Allojenik kök hücre tedavisi, otolog tedavi ile aynı şekilde çalışır. Ancak ek bir önlem olarak, yabancı kök hücrelerin reddedilme reaksiyonlarını azaltmak veya önlemek için bağışıklık sistemini baskılayan aktif maddeler nakilden önce verilir.

Okumaya devam et
Yorum yapmak için tıklayın

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Sağlık

Zeytin Çekirdeği Yutmak Faydalı mı, Zararlı mı?

Zeytin Çekirdeği Yutmak Faydalı mı, Zararlı mı?

Yeşil ve siyah zeytinler, E vitamini ve diğer güçlü antioksidanlar bakımından zengin besin kaynaklarıdır. Genellikle etli kısmı ve yağı tüketilen bu harika meyvenin her biri yalnızca 3 ila 5 gram ağırlığındadır ve bu ağırlığın önemli bir kısmını çekirdeği oluşturur. Peki ama tüketilen diğer kısımları gibi zeytinin çekirdekleri de faydalı olabilir mi?

Zeytin çekirdeği yutmanın onlarca farklı derde deva olduğunu söyleyen biriyle karşılaşmış veya gündüz kuşağı programlarında bu meyvenin çekirdeklerinden övgüyle bahseden bir konuğu dinlemiş olabilirsiniz. Zeytin çekirdeği konusunda hemen herkesin bir görüşü var ve bunların çoğunluğu çeşitli rahatsızlıklara iyi geldiğini düşünüyor. Peki ama bilim bu konuda ne diyor? Zeytin çekirdeği yutmak gerçekten size fayda sağlayabilir mi?

Makaleye Genel Bakış

  • Zeytinin İçeriğine ve Faydalarına Genel Bakış
  • Zeytin Çekirdeği Yutmanın Faydası veya Zararı Var mı?
  • Zeytin Çekirdeği Yutmak Riskli Olabilir mi?

Zeytinin İçeriğine ve Faydalarına Genel Bakış

Zeytin türleri ortalama olarak %10 ila 15 arasında yağ ihtiva eder ve bunun %75’i bir tür doymamış yağ asidi olan oleik asittir. Oleik asit, kalp damar hastalıkları, kötü kolesterol ve yüksek tansiyon gibi pek çok hastalık riskini azaltır. Dahası, bazı bilimsel çalışmalar kanser türleriyle bile savaşabileceğini göstermektedir.

Zeytinler, sağlıklı yağlar dışında E vitamini, demir, bakır, kalsiyum ve düşük miktarda lifli karbonhidrat gibi besinler içerir. Ayrıca, salamura türüne göre sodyum (tuz) içerebilir.

Özetle, zeytinlerin hem yağı hem de etli kısmı sağlığa son derece faydalıdır. Burada asıl soru, zeytin çekirdeklerinin de diğer kısımları gibi faydalı olup olmadığıdır.

Zeytin Çekirdeği Yutmanın Faydası veya Zararı Var mı?

Zeytin çekirdeği yutmanın reflüden hemoroide, kolesterolü düşürmekten kanserli hücrelerin yok edilmesine kadar sayısız faydası olduğunu duymuş veya okumuş olabilirsiniz. Gerçek şu ki, zeytin çekirdeğinin iddia edilen faydalarını kanıtlayan hiçbir bilimsel araştırma veya kanıt yoktur. Halk arasında söylenen söz konusu faydalar, tıbbi veya akademik çalışmalarla desteklenmemektedir.

Bu bağlamda, zeytin çekirdeği yutarak herhangi bir hastalığınızı tedavi edebileceğini düşünmemelisiniz. Zira, zeytinde bulunan faydalı içeriklerin çok büyük bir kısmı çekirdeğinde değil, yağında ve yenilebilir etli kısmındadır. Sağlık konusunda zeytin çekirdeğinin kanıtlanmış hiçbir faydası yoktur.

Ek olarak, zeytin çekirdeğinin kilo verdirdiğini söyleyenlerin sayısı da azımsanacak kadar değil. Ancak, zeytin çekirdeğinin ne zayıflamanıza ne de kilo almanıza neden olabilecek bir işlevi yoktur. Zeytin çekirdeği yutarak zayıflayamaz veya yağ yakamazsınız!

Zeytin Çekirdeği Yutmak Riskli Olabilir mi?

Zeytin çekirdeğinin faydalı olduğunu düşünerek veya yanlışlıkla yutmuş olabilirsiniz. Bu durumda endişe etmenize gerek yok. Muhtemelen size hiçbir zararı olmayacak ve dışkıyla birlikte atılacaktır. Ancak yine de bu konuda tıbbi kaynaklara geçen bir vakadan bahsetmekte fayda var.

BMJ Case Reports (Vaka Raporları) dergisinde 9 Ağustos’ta yayınlanan bir vaka raporuna göre, 24 yaşında bir erkek doktora gitmeden önce iki gün boyunca ani ve şiddetli karın ağrısı yaşadı. Sağlık kuruluşuna gittiğinde doktorlar ağrının nedenini görebilmek için CT (Bilgisayarlı tomografi) taraması yaptı. Tarama sonrasında, ince bağırsak duvarının bir kısmının kalınlaştığını ve bu kalınlaşmış doku içinde ortaya çıkan tuhaf görünümlü bir nokta keşfettiler. Doktorlar yeni bir CT taraması daha istedi ve bu siyah noktanın aslında bir zeytin çekirdeği olduğunu gördüler. (Kaynak)

Sonuç raporunda, çoğu durumda yabancı cisim (yutmaması gereken bir şey) yuttulduğunda, gastrointestinal sistemden ve diğer ucundan güvenli bir şekilde geçer. Nadiren bir şeyler takılabilir ancak “zeytin çekirdeklerinde bu komplikasyon çok nadirdir” ifadeleri yer aldı.

Belçika’daki Saint-Luc Üniversite Hastanesi’nde dahiliye doktoru olan Dr. Halil Yıldız, ”Zeytin hastamızın en sevdiği yiyeceklerden biriymiş ve yanlışlıkla çekirdeğini de yutmuş. Zeytini çıkarmak için herhangi bir ameliyat gerekmedi. Cerrahi operasyon yerine hastaya bağırsağındaki iltihabı azaltmak için steroid verildi ve sonunda zeytin çekirdeğinin dışkıyla vücudundan atıldı.”

Ayrıca, zeytin çekirdeğinin sıkışmasına neden olan ana faktörün de bu olayla birlikte ortaya çıktığını söyleyen Yıldız, ”Kendisinin Crohn hastalığı adı verilen bir tür iltihaplı bağırsak hastalığı vardı. Aslında bu olay Crohn hastalığının teşhisinin konulmasını sağladı diyebiliriz. Bağırsak hastalığı olmasaydı zeytin çekirdeği sorun olmazdı. Crohn hastalığı, tıkanıklığı daha olası hale getirdi.” dedi.

Elbette bu olayın istisna olduğunu ve sağlıklı bir insan vücudunun zeytin çekirdeğini tolere edebileceğini söylememiz gerek. Yani, zeytin çekirdeği yutmuşsanız panik yapmanıza gerek yok. Her ne kadar mide asidi ve sindirim sistemi zeytin çekirdeğini eritemeyecek olsa da muhtemelen bir sorun yaşamayacaksınız. Tuvalet ziyaretinizde, siz farkında olmasanız bile zeytin çekirdeğine veda edeceksiniz.

Sonuç:

Zeytinler, sağlıklı yağlar, mineraller ve vitaminler açısından zengindir. Zeytin tüketimi pek çok hastalık riskini azaltabilir ancak çekirdekleri bu kapsamda değerlendirilmez. Zeytin çekirdeğinin sözde faydalarını destekleyen hiçbir bilimsel çalışma veya akademik veri bulunmamaktadır. Bununla birlikte, zeytin çekirdeği yutmak faydalı olmasa da zararlı olduğu söylenemez. Birkaç nadir olası riski dışında, sağlıklı insanların sindirim sistemi tolere edebilir. Zeytin çekirdeği midede sindirilemez veya eritilemez ancak yine de sivri uçlarının mideye veya bağırsaklara zarar vermesi beklenen bir durum değildir.

Okumaya devam et

Sağlık

Göz Kapağında Sarı Leke (Ksantelazma) Neden Olur?

Göz Kapağında Sarı Leke (Ksantelazma) Neden Olur?

Ksantelazma, göz kapaklarının çevresinde gelişen açık sarı veya beyazımsı lekelerdir. Genellikle gözün iç köşesinde burun kökünde bulunurlar ve şekilleri düz ya da hafif kabarıktır. Çoğunlukla kandaki artan kolesterol seviyesi ile ilişkilidir. Temelde zararsızdırlar fakat estetik açıdan rahatsız edici olabilirler. Bununla birlikte, şeker hastalığı gibi mevcut başka bir hastalığın belirtisi olarak da ortaya çıkabilirler.

Ksantelazmanın neden olduğu san lekeler veya nodüller, bazen yalnızca tek nokta şeklindedir. Ancak hastalık ilerledikçe, göz kapağının iç köşesinde daha geniş alanlara yayılabilirler. Çoğu durumda, ksantelazma yıllar içinde büyür. Birikintilere nadir durumlarda metabolik bir bozukluk da neden olabilir. En sık 40 ila 50 yaş arasındaki insanlar etkilenir.

Makaleye Genel Bakış

  • Ksantelazma Nedir?
  • Ksantelazma Neden Olur ve Nasıl Anlaşılır?
  • Ksantelazma ve Ksantomlar Arasındaki Fark
  • Ksantelazma Nasıl Teşhis Edilir?
  • Ksantelazma Tedavisi
  • Ksantelazma Önlenebilir mi ve Olası Riskleri Nelerdir?

Ksantelazma Nedir?

Ksantelazma, göz kapaklarındaki cildin üst tabakasında artan kolesterol depolanmasının bir sonucu olarak ortaya çıkan zararsız birikintilerdir. Ancak yüksek kan lipidleri durumunda, nedeninin bulunması ve bunların tedavi edilmesi gerekir. Çünkü kolesterol kan damarlarında birikebilir ve dolayısıyla kardiyovasküler hastalık riskini artırabilir.

Etkilenenlerin çoğunda, ksantelazma belirgin bir neden olmadan ortaya çıkar ve tetikleyici genellikle mevcut bir hastalıktır. Örnek vermek gerekirse, şeker hastalığı lipid metabolizmasını olumsuz etkileyebilir ve kandaki kolesterol ile yağ düzeylerinin artmasına neden olabilir. Sonuç olarak, kolesterol deri altında birikir ve ksantelazma oluşturur.

Ksantelazma Neden Olur ve Nasıl Anlaşılır?

En çok kanlarında yüksek düzeyde yağ, yağ taşıma proteinleri (lipoproteinler) ve kolesterol bulunan kişilerde görülür. Bunun nedeni, artan yağ miktarının göz kapaklarının derisinin altında bu karakteristik tortulara yol açmasıdır. Böyle bir durumda doktorlar, yüksek kan yağ konsantrasyonlarında ortaya çıkan hiperlipidemik ksantelazmadan bahseder.

Ksantolazma en sık 50 yaş üstü kadınlarda, özellikle menopoz sırasında lipid metabolizması bozuklukları ile ortaya çıkar. Ayrıca birçok erkek de etkilenebilir. Ksantelazmanın kendisi, daha erken yaşlarda bile metabolik bozuklukların bir göstergesi olabilir. Risk faktörleri sağlıksız beslenme, sigara ve fazla kilolu olmaktır. Ek olarak, aşırı alkol tüketimine bağlı karaciğer sirozu veya pankreas iltihabı da ksantelazma oluşumuna katkıda bulunabilir.

Yuvarlak veya kemerli bir şekle sahip, beyazımsı ila sarı tortular şeklinde görünür. Söz konusu lekeler genellikle göz kapağının iç köşesine (burun köprüsüne) yakın bulunurlar. Tüm bunlarla birlikte, ağrıya neden olmazlar, bulaşıcı değillerdir ve temelde zararsızlardır.

Ksantelazma ve Ksantomlar Arasındaki Fark

Hem ksantelazma hem de ksantom, cildin altındaki belirli hücrelerde kolesterolün çok ince damlacıklar halinde depolanmasından kaynaklanan sarımsı cilt değişiklikleridir. Bu cilt değişiklikleri çoğunlukla lipid metabolizması bozukluklarına bağlıdır.

Bu yağ birikintileri üst veya alt göz kapağında göründüğünde ksantelazma, vücudun geri kalan kısımlarında ortaya çıktıklarında da ksantom olarak adlandırılırlar. Yani ksantelazma sadece göz bölgesinde görülürken, ksantomlar öncelikle kollarda, bacaklarda, gövdede veya tendonlarda bulunur. Her iki hastalık da esas olarak orta veya daha büyük yaştaki insanları, bazen de 40 yaşın altındaki insanları etkiler.

Ksantelazma Nasıl Teşhis Edilir?

Doktorlar ksantelazmayı görsel bir teşhisle tanıyabilir. Daha önce de belirtildiği gibi, kan lipid bozuklukları ile ilişkilendirilebilirler. Bu nedenle, herhangi bir değişikliği belirlemek için kan testine ihtiyaç duyulur. Kan lipidlerinin bir kısmı veya tamamı yükselmişse, hiperlipoproteinemi olarak bilinen durum mevcut olabilir. Ksantelazma diyabet, hipotiroidizm, karaciğer ve böbrek hastalıkları gibi diğer hastalıkların bir parçası olarak ortaya çıkarsa, doktorlar ikincil hiperlipoproteinemiden bahseder.

Ksantelazmada açıkça ayırt edilebilir hastalık dereceleri yoktur. Doktorlar bunun yerine, klasik primer hiperlipoproteinemi ile sekonder hiperlipoproteinemi arasında ayrım yapar. Primer hiperlipoproteinemi genetik bir hastalıktır ve bu nedenle doğuştandır. Sekonder hiperlipoproteinemi ise altta yatan hastalıkların sekeli olup, başka bir hastalığın parçası olarak artan kolesterol seviyesiyle ortaya çıkabilir.

Ksantelazma Tedavisi

Ksantelazma ağrıya neden olmaz ve kendisi tehlikeli değildir. Hastanın lipid metabolizmasında bir bozukluk varsa, kan lipidlerini düşürmek için altta yatan hastalığın lipid düşürücü ilaçlarla tedavisi sağlanır. Böylece metabolik bozukluğun ilerlemesi ve sonuçlarının önüne geçilebilir.

Ksantelazma tedavisi için henüz bir ilaç tedavisi seçeneği mevcut değildir. Sadece cerrahi ve lazer tedavi seçenekleri bulunmaktadır. Doktorlar estetik bir istek varsa operasyon gerçekleştirir. Tedavi genellikle lazer kullanılarak yapılır. Lazer ile doktor etkilenen bölgeyi lokalize edebilir ve hassas bir şekilde çalışabilir. Bu nedenle, bu yöntem en az yan etkiye sahiptir. Çünkü neşter kullanılan alternatif yöntemin aksine, çevredeki sağlıklı doku lazerle neredeyse hiç yaralanmaz.

Altta yatan hastalık tedavi edilmezse, her iki tedavide de ksantelazmanın tekrarlama riski vardır. Bununla birlikte, her iki tedavi yönteminin düşük de olsa riskleri bulunur. Neşter yöntemi görünür yara izleri oluşturabilirken, lazer tedavisi ciltte morarma ve pigment değişikliklerine neden olabilir.

Ksantelazma Önlenebilir mi ve Olası Riskleri Nelerdir?

Prensip olarak, ksantelazma önlenemez. Burada genellikle doktor denetiminde sağlıklı bir diyet önerilir. Meyve ve sebzenin yanı sıra, tam tahıl ürünleri de vücuda birçok vitamin ve besin sağlar. Ayrıca yeterli fiziksel aktivite de ksantelazmayı önleyebilmek için kan lipidleri üzerinde olumlu bir etkiye sahiptir.

Ksantelazma kural olarak zararsızdır ancak mevcut başka bir hastalığın belirtisi de olabilir. Örneğin kardiyovasküler hastalığın bir parçası olarak ortaya çıkarsa, bu kalp krizlerine ve felçlere yol açabilir. Çünkü artan kan lipidleri arter hastalıklarına yol açabilir ve bu nedenle hayati tehlike oluşturabilir.

Okumaya devam et

Sağlık

Ders Çalışmak Kilo Verdirir mi? Düşünmenin Kilo Kaybı Üzerindeki Etkisi

Ders Çalışmak Kilo Verdirir mi? Düşünmenin Kilo Kaybı Üzerindeki Etkisi

Ders çalıştıktan veya herhangi bir şeye uzun süre kafa yorup düşündükten sonra yorgun hissediyoruz. Bu, beynimizi kullandığımız zihinsel görevleri yaparken enerji harcadığımız anlamına geliyor. Peki ama bu enerji yakımı gerçekten zayıflamamızı sağlayabilir mi?

Beden gücü yerine daha çok beyin gücüyle çalışan biri veya sıkı ders çalışan bir öğrenci olabilirsiniz. Gün boyu kazma-kürek sallamıyor olmanız, yorulmayacağınız anlamına gelmez. Mesai saati bittiğinde veya okulun son ders zili çaldığında bitkin hissetmeniz, aslında enerji yaktığınızın bir göstergesidir. Peki ama eğer enerji yakıyorsak bu doğrultuda kilo vermemiz gerekmiyor mu? Evet ama bu enerji kaybı kilo vermemizi sağlayacak kadar fazla değil!

Düşünerek Zayıflamak Mümkün mü?

Beyin küçük boyutuyla mukayese edildiğinde fazla enerji tüketen bir organ olmasına rağmen bu durum kilo kaybı üzerinde gözle görülür bir fark yaratmaz. Yani, düşünmek veya ders çalışmak gibi zihinsel işler, yağ yakmanızı ya da zayıflamanızı sağlamak için yeterli değildir. Ancak yine de yatarak televizyon izleyen birine nazaran daha fazla kalori yaktığınız tartışılmaz bir gerçektir. Aslında, 8 saat boyunca zihinsel olarak zorlu bir görev yapan birinin, aynı süre boyunca televizyon izleyen birinden 100 kalori daha fazla yaktığı düşünülmektedir. Ancak, kalori yakma konusunda kişinin mevcut kilosu ve yaşı gibi diğer faktörlerin de önemli olduğu unutulmamalıdır.

Yarım saat boyunca oturarak ders çalışmak yaklaşık 30 ila 40 kalori yakar. 1 kilo vermek için ortalama 7000 kalori yakmamız gerektiğini düşündüğümüzde, ders çalışırken yaktığımız kalorinin ”devede kulak” bile olmadığı aşikardır.

Beyni çalıştırmak konsantrasyon kabiliyetini ve odaklanmayı iyileştirirken hafızayı güçlendirir. Ancak fiziksel olarak düşünüldüğünde, egzersiz yaptığımızda olanla aynı şey değildir.

Fiziksel egzersiz yaptığımızda sadece enerji yakmakla kalmaz, aynı zamanda kasların büyümesini de teşvik ederiz. Bu, istirahat halindeyken bile kalori yakımının artmasına neden olur çünkü kaslar daha fazla enerjiye ihtiyaç duyar. Bu nedenle, birkaç kilo vermek istiyorsanız, egzersiz en iyi yöntemdir.

Öte yandan, beynimiz kas değildir, bir organdır. Ne kadar çok kullanırsak kullanalım, kas gibi hacimsel olarak büyümez. Bu yüzden, kilo vermek için aktif, hareketli bir yaşam sürdürmek ve sağlıklı beslenmek son derece önemlidir.

Ders Çalışırken Kilo Vermek İçin Ne Yapabilirim?

Ders çalışmak veya düşünmek kilo vermek için tek başına yeterli enerji sarfiyatına neden olmasa da bu konuda yapabileceğiniz birkaç şey daha var…

Daha fazla yürüyün: Okulunuz yürüme mesafesindeyse, servisle veya toplu taşıma araçlarına binmeyi son çare olarak düşünün. Yürümek sizin için yeterince eğlenceli değilse bu kısa yolculuğu bisikletle yapmak isteyebilirsiniz. Ayrıca, apartmanda asansör yerine merdivenleri kullanmak şahane bir fikirdir.

Ders çalışırken odanızı adımlayın: Elbette matematik problemi çözerken odanızda yürüyemezsiniz ancak bir konuya çalıştıktan sonra kendi kendinize tekrar yaparken evinizde yürüyebilirsiniz. Bu, kilo vermeniz konusunda size gerçek bir fayda sağlayabilir. Ayrıca, ders arası molalarda basit egzersiz hareketlerini yapmayı deneyebilirsiniz.

Beslenme alışkanlıklarınızı düzene sokun: Ders çalışırken veya sonrasında yorgun hissetmeniz ve acıkmanız normal. Yalnızca ipun ucunu kaçırmayın. Nitekim, ders çalışırken sağlıksız beslenme alışkanlıklarını geliştirmek kolaydır. Cipsler, kolalar, atıştırmalık abur cuburlar… Enerjik kalmak ve aç kalmamak için günde birkaç kez ama küçük porsiyonlarda sağlıklı yiyecekler tüketin.

Sonuç:

Bulmaca çözmek, kitap okumak, düşünmek veya ders çalışmak gibi beyinsel aktiviteler her ne kadar enerji harcamanızı sağlasa da kilo vermek konusunda işinize yaramaz. Kilo vermenin ana kuralı, alınan kalori miktarından daha fazlasını yakmaktır. Fazladan kalori yakmanın en iyi ve etkili yolu hareketli bir yaşam sürdürmektir. Hem formda kalmak hem de sağlıklı bir yaşam sürdürmek için sporun ve sağlıklı beslenmenin anahtar olduğunu unutmayın.

Okumaya devam et

Copyright © 2020 GizliSoru.Com