Bizimle iletişime geçin

Sağlık

Kronik Yorgunluk Sendromu: Belirtileri, Nedenleri ve Tedavisi

Kronik Yorgunluk Sendromu: Belirtileri, Nedenleri ve Tedavisi

Kronik yorgunluk sendromu, kendisini uzun süreli ve şiddetli yorgunluk halinde gösteren bir hastalıktır. Etkilenenler genellikle ağrı, aşırı duyarlılık ve konsantrasyon güçlüğü gibi belirtilerle birlikte ortaya çıkan, zihinsel ve fiziksel yorgunluktan şikayetçidir.

Miyaljik ensefalomiyelit (ME) olarak da adlandırılan kronik yorgunluk sendromunda, genellikle aşrı derecede yorgunluk ve hasta hissetme kısır döngüsü gelişir. Çocuklar dahil herkesi etkileyebilen bu hastalık, en çok 40 ila 60 yaş arasındaki kişilerde yaygındır. Yetişkinler arasında kadınlar erkeklerden daha sık etkilenir.

Kronik Yorgunluk Sendromu Nedir?

Kronik yorgunluk sendromu, anormal derecede güçlü zihinsel ve fiziksel yorgunluğun yanı sıra uyku, konsantrasyon ve hafıza bozuklukları gibi diğer şikayetlerin tipik bir kombinasyonu ile karakterize edilir. Boyun, baş, eklem ve kas ağrılarıyla sıklıkla karşılaşılır. Bununla birlikte, söz konusu şikayetler her türlü efordan sonra kötüleşir.

Bu hastalıktan etkilenen bireyler, dinlenmeyle düzelmeyen ezici bir yorgunluktan şikayetçidir. Aşırı yorgunluk ve diğer fiziksel semptomlar, hastaların günlük işleri yapma becerileri olumsuz yönde etkileyebilir ve yıllarca sürebilir.

Kronik Yorgunluk Sendromu Nasıl Anlaşılır?

Kronik yorgunluk sendromunun ana semptomu aşırı derecede yorgun ve genellikle hasta hissetmektir. Çoğu durumda, yorgunluk ve bitkinlik aniden ortaya çıkar. Bununla birlikte, bu şikayetler daha uzun bir süre boyunca gelişebilir ve ciddiyetleri değişebilir. Zayıflatıcı yorgunluğa ek olarak, başka belirtilerle de karşılaşılabilir:

Fiziksel Belirtiler

  • Boğaz ağrısı ve şişmiş lenf düğümleri ile birlikte grip benzeri semptomlar
  • Uyku sorunları
  • Kas gerginliği, baş ve vücut ağrıları
  • Mide bulantısı ve gastrointestinal rahatsızlık
  • Kilo değişiklikleri
  • Libido kaybı
  • Kardiyovasküler şikayetler
  • Nefes darlığı

Psikolojik Şikayetler

  • Duygudurum dalgalanmaları, korkular, panik ataklar
  • Düşünme, hatırlama veya konsantre olma sorunları

Belirtilerin şiddeti günden güne, hatta bir gün içinde bile değişebilir. Ayrıca çoğu insan, aşırı egzersizin semptomları daha da kötüleştirdiğini fark eder. Kronik yorgunluk sendromu belirtileri, diğer bazı hastalıklarla benzerdir. Bu nedenle, doğru tanı için bir doktora gitmek önemlidir.

Kronik Yorgunluk Sendromunun Nedenleri

Bilim adamları, kronik yorgunluk sendromuna neyin neden olduğunu henüz belirlememişlerdir. Bu hastalığın birden fazla nedeni olabileceği üzerinde durulmaktadır. Örneğin, bir enfeksiyon tarafından tetiklenebilir veya belirli faktörler hastalığın gelişme olasılığını artırabilir. Ek olarak, hastalığın nedeni olarak iki veya daha fazla tetikleyicinin birlikte etki göstermesi de mümkündür.

Kronik yorgunluk sendromunun nedeni olarak incelenen durumlardan bazıları şunlardır:

  • Enfeksiyonlar
  • Bağışıklık sistemi değişiklikleri
  • Vücut kimyasını etkileyen stres
  • Enerji üretimindeki değişiklikler
  • Hormon dengesizliği
  • Olası genetik bağlantı

Kronik Yorgunluk Sendromu Nasıl Teşhis Edilir?

Kronik yorgunluk sendromu semptomları, diğer birçok hastalıkla benzerdir. Modern teşhis seçeneklerine rağmen, bu hastalığı kanıtlayacak tipik bir laboratuvar veya inceleme sonucu yoktur. Tüm bunlar, hastalığın teşhis edilmesini zorlaştırır. Kronik yorgunluk sendromu tanısı, bir dışlama tanısıdır. Bu, ilk olarak doktorların kronik yorgunluk ve bitkinliğe yol açan diğer hastalıkları güvenli bir şekilde ekarte etmesi gerektiği anlamına gelir.

Kapsamlı bir muayene yapılarak, kronik yorgunluk sendromunun diğer hastalıklardan ayırt edilmesi amaçlanır. Hastanın sağlık geçmişi, belirtilerin ne sıklıkla ortaya çıktığı ve ne kadar sürdüğü incelenir. Doktorlar, benzer semptomlara neden olabilecek diğer durumları kontrol etmek için hastaları bir nörolog, romatolog veya bir uyku uzmanına yönlendirebilir. Diğer hastalıkları dışladıktan sonra, kronik yorgunluk veya bitkinlik sendromunun tipik özelliklerin var olup olmadığı araştırılır.

Kronik Yorgunluk Sendromu ile Depresyon Arasında Fark Nedir?

Her iki hastalık da aşırı yorgunluk, hafıza sorunları, libido kaybı ve uykusuzluk ile ilişkilidir. Çoğu durumda, kronik yorgunluk sendromu aniden başlar ve buna grip benzeri semptomlar (baş ağrısı, boğaz ağrısı, ağrılı lenf düğümleri, ateş) eşlik eder. Öte yandan depresyon genellikle sinsice gelişir.

Düzenli fiziksel veya zihinsel aktivite ile depresyon semptomları belirgin şekilde iyileşirken, kronik yorgunluk sendromunda giderek kötüleşir. Depresyonu olan insanlar pes etme eğilimindeyken, kronik yorgunluk sendromu hastaları genellikle aktif olarak yardım isterler.

Kronik Yorgunluk Sendromunun Tedavisi

Bu hastalığın bilimsel olarak kanıtlanmış ve hatta genel olarak kabul görmüş tedavi önerileri yoktur. Kronik yorgunlukla ilişkili çok çeşitli şikayetler göz önüne alındığında, tedavi kişiye göre şekillendirilmektedir. Tedavinin temel amacı kişinin semptomlarını hafifletmektir.

Örneğin, doktor tarafından reçete edilecek ilaçlar ağrının giderilmesinde etkili olabilir. Kronik (bakteriyel) enfeksiyonlarda, etkilenenler özel olarak antibiyotiklerle tedavi edilir. Hastada vitamin veya mineral eksikliği varsa, bu, yeme alışkanlıklarını değiştirerek veya özel diyet takviyeleri ile telafi edilebilir.

Kronik yorgunluk sendromu hastalarının bir kısmı yukarıdaki tedavilerle zamanla iyileşebilirken, bir kısmı da tam olarak iyileşemez. Bununla birlikte, semptomların iyileştiği veya kötüleştiği dönemler de olabilir. Ek olarak, çocuklar ve gençlerin tam olarak iyileşme olasılığı daha yüksektir.

Okumaya devam et
Yorum yapmak için tıklayın

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Sağlık

Yürümenin Faydaları Nelerdir? Yürüyüş Yapmanın 7 Avantajı

Yürümenin Faydaları Nelerdir? Yürüyüş Yapmanın 7 Avantajı

Yürüyüş yapmak, fiziksel ve zihinsel sağlığı önemli ölçüde iyileştirebilecek bir egzersiz şeklidir. Yürümek sadece hastalıkları önlemekle ve kalp sağlığını iyileştirmekle kalmaz. Bu önemli faydalarının yanı sıra, düzenli yürümenin enerjiyi artırma ve ruh hali üzerinde de olumlu etkileri bulunmaktadır.

Hareket etmenin en kolay ve rahat yolu yürüyüştür. Yılın herhangi bir zamanında uygulanabilir ve özel bir ekipmana ihtiyaç duyulmaz. Ayrıca araştırmalar, düzenli ve yeterli yürümenin, kalp ve akciğer gibi hayati organları sağlıklı tutmak için ihtiyaç olan tek egzersizin bu olabileceğini göstermektedir.

Yürüyüş Yapmanın Beden ve Ruh Sağlığına Faydaları

Yürümenin en çok bahsedilen faydalarından bazıları; kilo vermeye yardımcı olması, eklem ağrılarını azaltması ve enerji seviyelerini yükseltmesidir. Yürümek ayrıca bağışlık sistemini güçlendirebilir, stresi azaltabilir, kalp sağlığını iyileştirebilir ve hatta ortalama yaşam süresini uzatabilir. Üstelik tüm bunlar, yıllarca süren kapsamlı bilimsel araştırmalarla desteklenmektedir.

Kalori Yakmaya ve Kilo Vermeye Yardımcı Olabilir

Yüzerken ya da bisiklete binerken olduğu gibi, yürüyüş yaparken de kalp atış hızı artar. Bu, vücutta enerji tüketimi ve kalori yakılması ile sonuçlanır. Ne kadar kalori yakıldığı, yürüyüş mesafesine, yürüyüş yapılan ortama ve kişinin kilosuna göre değişkenlik gösterir.

2020 yılında yapılan bir araştırmada, 1.600 metre yürüyüş yapan katılımcıların ortalama 89 kalori yaktığı, aynı mesafeyi koşarak tamamlayan diğer katılımcıların ise 113 kalori yaktığı ortaya çıkmıştır. Yürüyüş yapanların yaktığı kalori, koşanlardan sadece % 20 daha azdı.

Enerji Seviyelerini Artırır

Vücuttaki kan akışı yürüyüş yaparken artar. Böylece oksijen ve besin maddeleri içeren kan, beyne olduğu kadar bacaklardaki büyük kaslara da ulaşabilir. Egzersiz fizyologlarına göre, kişinin yürürken kendini daha iyi hissetmesinin nedeni artan bu kan akışı miktarıdır. 

Ek olarak, yürüme ve diğer fiziksel egzersiz türlerinin, beyinde bulunan BDNF adı verilen bir tür protein miktarını artırdığı bilinmektedir. BDNF, beyindeki diğer işlevlerin yanı sıra kişinin düşünce, öğrenme ve ezberleme kabiliyetleri üzerinde önemli etkilere sahiptir.

Bağışıklık Sistemini Güçlendirir

Düzenli ve tempolu yürüyüş yapmak, kişiyi soğuk algınlığı ve grip gibi bağışıklık sistemiyle ilgili hastalıklardan koruyabilir. Bunun nedeni, herhangi bir tür egzersizin beyaz kan hücrelerinin sayısını artırmasıdır. Bu hücreler, bağışıklık sisteminin bir parçası olarak enfeksiyonlarla savaşır. 2013 yılında yürütülen bilimsel bir çalışmada, beyaz kan hücresi sayısının sadece beş dakikalık egzersizden sonra önemli ölçüde arttığı gözlemlenmiştir.

Vücuttaki Ağrıları Hafifletir

Yürüyüş yapmak, kasları ısıtarak hareket etmeyi kolaylaştırır. Bu, vücuttaki sertlikten kaynaklanan ağrıyı hafifletmeye yardımcı olabilir. Hareket, dokuların sıcaklığını artırarak kasların genişlemesini ve kasılmasını kolaylaştırır. Yürümek ayrıca beyindeki haberci maddeler olan nörotransmiterlerin sayısını da artırabilir. Bununla birlikte, sinir sisteminin işlevselliği artar ve ağrıda azalma meydana gelir.

Yürümek ilk başlarda bir rahatsız edici olabilir. Ancak ortalama yedi dakika sonra vücut ısınır ve kan dolaşımı uyarılır. Bu da nörotransmiter üretimini artırarak ağrıyı giderir. Bu nedenle, kronik kas-iskelet sistemi ağrısı olan bireyler için yürüyüş yapılması tavsiye edilir. Ayrıca omurga, kol ve bacak bölgelerinde ağrı olan kişilerin, yürüdükçe daha az ağrı hissettiğine dair kanıtlar da vardır.

Kalbi Zinde Tutar

Araştırmalar, yürüyüşün kalp krizi de dahil olmak üzere kardiyovasküler problemlerin olasılığını üçte bir oranında azaltabileceğini göstermektedir. Bu, haftanın beş günü, günde yaklaşık 1,6 kilometre ve hafif tempolu bir yürüyüş yapılsa bile geçerlidir.

Ancak ne kadar uzun ve hızlı yürüyüş yapılırsa, bunun kalp sağlığına olan faydaları o kadar artar. Bu, 2017’de yayınlanan ve 50.000’den fazla yetişkinin dahil olduğu bir çalışma ile kanıtlanmıştır. Haftada beş ila on saat arasında ortalama veya hızlı bir tempoda koşan kişilerin, yavaş koşanlara kıyasla kalp hastalığından ölme olasılığının % 24 daha düşük olduğu gözlemlenmiştir.

Stresi Azaltır ve Ruh Halini İyileştirir

Yürüyüş gibi aerobik egzersizler, kişinin kendini daha rahat hissetmesine ve stresin azaltılmasına katkı sağlayabilir. Bu tür bir egzersiz aynı zamanda depresyonla da savaşabilir. 2015 yılında yayınlanan bir çalışmanın sonuçlarına göre, fiziksel aktivitenin adrenalin ve kortizol gibi doğal stres hormonlarının seviyesini düşürdüğü belirtilmektedir.

Yaşam Süresini Uzatabilir

Yürüyüş yapmak, yukarıda sıralanan tüm bu olumlu etkilerinin yanı sıra, doğal olarak kişinin yaşam beklentisi üzerinde de etkiye sahiptir. Çünkü şeker hastalığı, kanser hastalığı, yüksek tansiyon veya osteoporoz hastası olmayanların yaşam beklentisi, bu sorunlardan bir veya daha fazlasıyla mücadele eden birine göre çok daha yüksektir.

2011 yılında İngiliz Tabipler Birliği tarafından yürütülen konuyla ilgili bir çalışma, 13 yıllık bir süre boyunca yaşları 40 ile 79 arasında değişen 27.000’den fazla katılımcıyı inceledi. Araştırmanın sonucunda, günde bir saatten fazla yürüyen insanlar, günde bir saatten az yürüyenlere göre daha yüksek bir yaşam beklentisine sahipti.

Okumaya devam et

Sağlık

Protein İçeren Besinler Nelerdir? Hayvansal ve Bitkisel Protein Kaynakları

Protein İçeren Besinler Nelerdir? Hayvansal ve Bitkisel Protein Kaynakları

Yaşamın temel yapı taşlarından biri olan proteinler, hücrelerin, enzimlerin ve hormonların birçok işlevinden sorumlu temel bir besindir. Kaslar, beyin, saç ve tırnaklar için önemlidirler. Protein eksikliği, metabolizmanın söz konusu işlevlerinde ciddi bozulmalara yol açabilir. Protein açısından zengin bir diyet, kalp sağlığı, bağışıklık sistemi ve kas oluşumuna katkılarının yanı sıra, metabolizmayı ve yağ yakımını da hızlandırır.

Ayrıca proteinlerin hayvansal veya bitkisel kökenli olması, kaslar inşa edilirken vücutta hiçbir farklı etki yaratmaz. Her iki tip protein de kas oluşumunu eşit şekilde destekler. Bununla birlikte, bitkisel protein kaynakları genellikle hayvansal kaynaklardan daha fazla temel amino asit ve lif içerir.

Proteinli Yiyecekler Vücut İçin Neden Önemlidir?

Proteinler sadece kas geliştirmek ve kilo vermeye yardımcı olmakla görevli değildir. Aynı zamanda kalbi korur, kan şekeri seviyelerini düzenler ve bağışıklık sistemini destekler. Ayrıca metabolizmanın daha hızlı çalışmasına katkı sağlayarak, vücudun yaktığı yağ miktarını da artırır.

Proteinlerin termal etkisi karbonhidrat veya yağdan çok daha yüksektir. Protein açısından zengin besinler, metabolizma hızını yüzde 15 ila 30 oranında artırır. Yetişkinlerin vücut ağırlıklarının 1 kg’ı için günlük yaklaşık 0.8-1 gram protein alması önerilir. Protein özellikle egzersizden sonra önemlidir çünkü kasların iyileşmesi ve büyümesi gerekir. Egzersiz sonrası kasların protein sentezine açık olduğu 30 dakikalık süreçte, yaklaşık 15-25 gram protein alınması tavsiye edilir.

Yüksek Proteinli Yiyecekler Listesi

Protein, hem bitkisel hem de hayvansal kaynaklardan elde edilebilir. Ancak bu besin kaynağını içeren tüm yiyecekler aynı değildir. Hayvansal ve bitkisel protein arasında bazı farklılıklar vardır. Hayvan proteinlerinin sindirmesi ve işlemesi daha kolayken, bitkisel proteinler çok daha sağlıklıdır. Hayvansal ürünler genellikle proteinden biraz daha fazlasını içerirken, bitkisel ürünler ise vitamin, mineral ve protein içeren tam bir paket sunar. Beslenme uzmanları, hızlı emilimden faydalanabilmek için bitkisel ve hayvansal proteinlerin birleştirilmesini önermektedir.

Hayvansal Protein Açısından Zengin Gıdalar:

Yumurta

Protein, başka hiçbir gıdada yumurtadaki kadar belirgin değildir. Bir orta boy yumurta, kolayca sindirilebilir bir formda yaklaşık 6 gram protein içerir. Vücudun neredeyse tamamen kullanabileceği yüksek kaliteli bu protein kaynağı, C vitamini dışındaki tüm vitaminler, kalsiyum, fosfor, demir ve potasyum gibi birçok mineral bakımından da zengindir.

Tavuk Göğsü

Tavuk etinin yağ oranı çok düşüktür ve metabolizmaya bol miktarda protein sağlar. 100 gram tavuk göğsünde 23 gram protein bulunmaktadır. Bu nedenle, kümes hayvanlarının birçok zayıflama diyetinde kalıcı bir yeri vardır. Bununla birlikte, hazırlanırken her zaman iyice pişirdiğinden emin olunmalıdır. Aksi taktirde salmonella enfeksiyonu riskiyle karşılaşılabilir.

Parmesan Peyniri

Bu İtalyan peynir türü, gerçek bir besin kaynağıdır. 100 gram parmesan peynirinde 35 gram protein vardır. Proteine ​​ek olarak, yüksek kalsiyum içeriği sayesinde kemikler için de sağlıklıdır. Bir porsiyonu (30 gram) günlük kalsiyum ihtiyacının üçte birini karşılar ve içerdiği D vitamini de emilimi teşvik eder.

Yağsız Sığır Eti

Sığır eti, demir, çinko ve selenyum gibi önemli mineraller içerir. 100 gram yağsız sığır etindeki protein miktarı yaklaşık 28 gramdır. Ayrıca A, D ve B6 vitaminleri de bulunur. Üstelik belirtilen miktardaki sığır etinin yağ içeriği sadece yüzde bir ile üç arasındadır.

Balık ve Deniz Ürünleri

Balık ve deniz ürünleri iyi protein kaynaklarıdır. Yağ oranı çok düşük olan 100 gram alabalıktaki protein 24 gramdır. Somon, proteine ​​ek olarak yüksek miktarda omega-3 yağ asidi içerir. Bunlar kardiyovasküler sistemi destekler ve antienflamatuar etkiye sahiptir. 100 gram somon balığına 20 gram protein bulunur. Aynı miktar karidesteki protein miktarı da 19 gramdır.

Süt ve Yoğurt

Sağlıklı proteine ​​ek olarak, süt ayrıca yüksek düzeyde kalsiyum içerir. 100 gram süt başına protein oranı 3 gramdır. Ek olarak, vücudun birçok işlevi için gerekli olan A, B, C, D ve E vitaminleri mevcuttur. Yoğurdun özellikle kremsi versiyonları ise karbonhidrat bakımından normal yoğurda göre daha düşüktür ve daha fazla protein içerir. Üreticiye bağlı olarak, 100 gram yoğurtta 8 ila 10 gram protein bulunur.

Bitki Bazlı Yüksek Protein İçeren Gıdalar:

Yulaf Ezmesi

100 gram yulaf ezmesinde 13 gram protein vardır. Glütensiz olmasından dolayı glüten alerjisi yaşayanlar tarafından da sıklıkla tüketilen yulaf ezmesi, bol miktarda lif, mineral (özellikle magnezyum, fosfor, demir ve çinko) ve değerli vitaminler içerir. Ayrıca yulaf, tüm tahıllar arasında en yüksek B1 ve B6 vitamini içeriğine sahiptir.

Kavrulmamış Badem

Diğer kuruyemişler gibi badem de protein ve yağ açısından zengindir. Badem, yüksek yağ içeriği nedeniyle diyet yapanlar tarafından hoş karşılanmaz. Ancak değerli lif ve proteinlerin yanı sıra B vitaminleri, E vitamini ve beta-karoten içerir. 100 gram bademin protein içeriği 21 gramdır.

Kabak Çekirdeği

Tüm tohumlar ve kabuklu yemişler gibi, kabak çekirdeği de yüksek yağ içeriğine sahiptir. Ancak her şeyden önce kalbi, kan damarlarını ve beyni koruyan sağlıklı doymamış yağ asitleri içerirler. 100 gram kabak çekirdeğinde 25 gram protein bulunur. Günlük önerilen bu miktar, aynı zamanda lif ihtiyacının neredeyse üçte birini de karşılar.

Kırmızı Mercimek

Neredeyse hiç yağ içermeyen ve kan şekeri üzerinde olumlu bir etkiye sahip kırmızı mercimek, yüksek miktarda lif ve protein içerir. 21 gram protein barındıran 100 gram kırmızı mercimek, ayrıca günlük lif ihtiyacının önemli bir kısmını da vücuda sağlayabilir.

Soya Fasulyesi

Fitokimyasallar ve proteinden oluşan bir güç kaynağı olan soya fasulyesi, kolesterolsüzdür ve lif bakımından zengindir. 100 gram soya fasulyesi başına protein miktarı 24 gramdır. Sindirimi desteklemesinin yanı sıra, yüksek tansiyon ve kan lipit seviyelerini de düşürür.

Kinoa

Vejeteryanlar ve veganlar için önemli bir protein kaynağı olan ve son yıllarda yoğun rağbet gören kinoa, aynı zamanda temel amino asitler, demir ve magnezyum içeriğine sahiptir. 100 gram kinoa tohumunda 13 gram protein mevcuttur.

Okumaya devam et

Sağlık

Himalaya Tuzu Ne İşe Yarar? Pembe Tuzun Faydaları ve Zararları

Himalaya Tuzu Ne İşe Yarar? Pembe Tuzun Faydaları ve Zararları

Pembe rengiyle diğer tuz türlerinden ayırt edilebilen Himalaya tuzu, Pakistan’ın Pencap eyaletindeki tuz madenlerinden çıkarılan bir kaya tuzudur. Geleneksel sofra tuzunun aksine, ek olarak yedi mineral daha içerdiği iddia edilir ancak bu minerallerin oranı çok düşüktür. Bununla birlikte, sağlık üzerindeki söz konusu olumlu etkilerinin bilimsel bir kanıtı yoktur.

Binlerce yıldır yemeklerde kullanılan ve birçok biyolojik süreç için gerekli olan tuz, pozitif yüklü sodyum ve negatif yüklü klorür iyonlarının bir kombinasyonudur. Tuz konsantrasyonu artarsa ​​hücrelerden su çekilir, azalırsa hücreler ilave su emer. Aşırı tuz tüketimi yüksek tansiyon, böbrek hasarı ve kalp hastalığına neden olabilir. Bu yüzden ölçülü olarak tüketilmelidir.

Himalaya Tuzu Nedir?

Yaklaşık yüzde 97 sodyum klorür ve belirli miktarda sülfatlar içeren Himalaya tuzu, alçıtaşı ve potasyum klorür gibi farklı minerallerden oluşur. İçeriğindeki demir iyonları nedeniyle pembemsi bir görünüme sahiptir. Sağlık üzerindeki olumlu etkileri hala tartışmalı ve kanıtlanmamıştır.

Himalaya tuzu, denizlerden buharlaşarak binlerce yıl içinde doğal olarak oluşan rafine edilmemiş bir tuz çeşididir. Sodyum klorürün yanı sıra eser miktarda farklı mineraller içerir. Çoğu kişi tarafından sofra tuzuna veya sodyum klorüre daha sağlıklı bir alternatif olduğu düşünülür fakat teknik olarak pembe renkli bir bir deniz tuzudur.

Himalaya Tuzunun İçeriği

Himalaya tuzunun bileşimi, geleneksel sofra tuzuyla yüzde 98 aynıdır. Geçtiğimiz yıllarda bazı sağlık kuruluşları tarafından yapılan araştırmalarda, geleneksel sofra tuzunda bulunmayan diğer bazı mineralleri de içerdiği kanıtlanmıştır. Ancak bunların çoğu yalnızda minimum düzeydedir. Bu farklı mineraller, tuzun hafif pembe tonuna neden olan demir bileşikleridir.

Sodyum klorür ihtiyacı Himalaya tuzu ile karşılanabilir fakat aynısı geleneksel sofra tuzu için de geçerlidir. Diğer minerallerin günlük ihtiyacı tuz kapsamına girmez veya kesin bir şekilde teşvik söz konusu değildir.

Himalaya tuzu, porsiyon başına sıradan sofra tuzundan daha az sodyum içerir. Sofra tuzu çay kaşığı başına 2360 miligram sodyum içerirken, bir çay kaşığı Himalaya tuzu 1680 miligram sodyum içerir. Bu sonuca göre, yaklaşık üçte bir oranında azalma söz konusudur.

Sofra tuzunda bulunmayan ancak Himalaya tuzunda çok sınırlı miktarda bulunan mineraller de şunlardan oluşur:

  • Çinko
  • Demir
  • Kalsiyum
  • Potasyum
  • Magnezyum

Ancak bu, Himalaya tuzunun kaynağına bağlı olarak değişkenlik gösterebilir. Daha da önemlisi, bazı Himalaya tuzu örneklerinde arsenik, cıva ve kurşun gibi potansiyel olarak toksik elementlere rastlanmış olmasıdır.

Himalaya Tuzunun Potansiyel Faydaları

Yukarıda da bahsedildiği gibi, Himalaya tuzunda normal sofra tuzunda olmayan eser miktarda farklı mineraller bulunabilir. Bilim insanları, Himalaya pembe tuzundaki ek mineral miktarının diyetinizde önemli bir fark yaratacak kadar etkisi olduğuna inanmıyorlar.

Tüm bunlarla birlikte, Himalaya tuzunun sağlığa olan faydaları, benzer kimyasal bileşime sahip olan normal tuzla aynıdır.

Solunum Sağlığını İyileştirebilir

Birçok kişi, tuzla aşılanmış havanın solunmasını içeren tuz terapisinin, KOAH gibi solunum rahatsızlıkları için yararlı olduğuna inanmaktadır. Bu noktada çok daha fazla araştırmaya ihtiyaç duyulmasına rağmen, bilim insanları, kuru tuz inhaleri kullanan KOAH’lı katılımcılarla yapılan anketlerde istatistiksel olarak önemli gelişmelerle karşılaşmıştır. Ayrıca bakınız: Himalaya tuz lambasının faydaları

Dehidrasyonun Önlenmesi

Vücutta yeterli ve dengeli hidrasyon seviyelerini korumak için tuz gereklidir. Hiponatremi adı verilen bir durum olan su ve tuz kaybının neden olduğu dehidrasyonu önlemek için özellikle yoğun egzersizden önce veya sonra yeterince tuz alınması gerekir.

Cilt Bakımında Faydaları

Bu konuda daha fazla araştırmaya ihtiyaç duyulmasına rağmen, tuzun egzama gibi çeşitli cilt rahatsızlıkları için bir takım yararlı etkileri olduğuna inanılmaktadır. Ancak bu, aynı zamanda cilt sorunun kaynağına bağlı olarak değişebilir. Ulusal Egzama Derneği, egzama alevlenmelerini gidermek için banyo suyuna bir bardak tuz eklemeyi önermektedir.

Himalaya Tuzunun Olası Zararları

Dünya Sağlık Örgütü; tuzun idareli olarak kullanılmasına ve günde alınması gereken tuz miktarının en fazla 5 gram olmasına dikkat çekmektedir. Bu miktar işlenmiş ürünler tüketilerek kolaylıkla aşılabileceğinden, Himalaya tuzunun ek tüketimi tavsiye edilmemektedir. Araştırmalar, aşırı miktarda tuz tüketiminin yüksek tansiyon gelişimi riskini artırabileceğini ve su dengesini bozarak böbrekleri zorlayabileceğini göstermektedir.

Bunula birlikte, Himalaya tuzu da dahil olmak üzere çok fazla tuzun vücudun çeşitli yapılarına zarar verebileceğini gösteren kanıtlar vardır. Bu nedenle, olası riskleri göz önünde bulundurmak ve her türlü tuzu ölçülü tüketmek önemlidir.

Böbrek Hastalığına Yakalanma Riskini Artırır

Fazla tuz yüksek tansiyona neden olabileceğinden, kronik böbrek hastalığı gelişme riskini de artırabilir. Bilimsel kılavuzlar, kronik böbrek hastalığı olan kişilerde hastalığın ilerlemesini yavaşlatmak için ılımlı bir tuz alımını önermektedir.

Kalp Hastalığı Riski

Yüksek tansiyon, kardiyovasküler hastalıkların önde gelen nedenidir. Tuz tüketimini tek başına ve doğrudan kalp hastalığı ile ilişkilendiren yeterli bilimsel kaynak olmasa da, çok fazla tuzun yüksek tansiyona neden olduğu ve olası bir dolaylı bağlantı kurduğu bilinmektedir.

Kemik Bozuklukları

Çok fazla tuz tüketmek, idrara çıkma sırasında vücuttan sızan kalsiyum seviyesinin artmasına yol açabilir. Bilim insanları, daha fazla araştırmaya ihtiyaç duyulmasına rağmen, fazla tuzun osteoporoz ve diğer kemik bozuklukları riskini artırabileceğinden şüphelenmektedir.

Okumaya devam et

Trending

Copyright © 2020 GizliSoru.Com