Bizimle iletişime geçin

Yaşam

Neden Sürekli Mutlu Olmaya Çalışmaktan Vazgeçmelisiniz?

Mutlu olmayı denemek zorundaysanız, asla mutlu olmayacaksınız. Bu sorunun temelinde yatan şey, mutluluğu sürekli arıyor ve ona ulaşmayı çok sık deniyor olmamız.
Mutluluk, deneyerek edindiğimiz bir duygu değil, kendimizi birdenbire içinde bulduğumuz bir duygudur. Kendinden emin bir insanın kendinden emin olup olmadığını merak etmediği gibi, mutlu bir insan da mutlu olup olmadığını merak etmez.
Mutluluğun belli bir yol haritası izlenerek bulunmadığı, bunun yerine yaşamınız boyunca edindiğiniz deneyimlerinin bir yan etkisi olduğu biliniyor. Mutluluk bugünlerde kendi başına bir amaç olarak pazarlandığı için kafalarımız oldukça karışık. “X al ve mutlu ol. Y’yi öğren ve mutlu ol.” Fakat mutluluğu satın alamaz ya da bir şekilde elde edemeyiz. Hayat yolumuz aslında bizim mutluluğunuzdur.
Peki, neden sürekli mutlu olmaya çalışmaktan vazgeçmeliyiz?


Mutluluk ve zevk birbirinden farklı kavramlardır.

Mutluluk olarak adlandırdığımız şeye ulaşmak için çok çaba sarf ederiz. Bu arayışı sürdürürken aslında ulaşmaya çalıştığımız şeyin mutlu olmak değil, sadece zevk almak olduğunu fark edemeyebiliriz.
İyi bir yemek, daha iyi bir ev, güzel bir televizyon ve film izlemek için daha fazla zaman ayırabilmek, yeni bir araba, arkadaşlarla partiler, vücut masajları, daha popüler olmak…
Zevk mutlulukla ilişkilidir, evet ancak zevk almak gerçek mutluluğu getirmez. Herhangi bir uyuşturucu bağımlısına, zevk arayışının nasıl ortaya çıktığını sorabilirsiniz. Ailesini paramparça eden ve çocuklarını kaybeden bu bağımlıya, aldıkları zevkin onları nihayetinde mutlu edip etmediğini sorabilirsiniz.
Zevk, sahte bir tanrıdır. Araştırmalar, enerjilerini maddi ve yüzeysel zevklere odaklayan insanların uzun vadede daha endişeli, duygusal açıdan dengesiz ve daha az mutlu olduklarını göstermektedir. Zevk ise yaşam memnuniyetinin en yüzeysel şeklidir ve bu nedenle ulaşması en kolay olanıdır. Zevk, bize pazarlanan şeydir.


Mutluluğa ulaşmak için beklentilerinizi düşürmeniz gerekmez.

Çoğumuz, ailelerimiz tarafından, büyüdükçe dünyayı değiştirecek özel ve eşsiz kar taneleri olduğumuz söylenerek büyütüldük. Ama bir yandan da Instagram’da başkalarının hayatlarının ne kadar ilginç ve keyifli olduğunu görüp kendimizi berbat ve yetersiz hissettik. Sürekli sorguladık: “Ben neden onlar kadar mutlu değilim?”
Kendimiz hakkında beklentilerimizi karşılayamamamız mutluluğa engel değil. Kendimizi takdir etme alışkanlığını kazanmak ise mutluluk için gerekli olan temel yapı taşı.
Yaşamınıza katacağınız mutluluk, aylık 100.000 lira gelirinizin olmasına bağlı değil. “Haydi oradan!” dediğinizi duyar gibiyim. Ancak siz de çok iyi biliyorsunuz ki aylık geliriniz 100.000 lira olduğunda bile hayat standartlarınızı yükseltmek isteyecek ve 200.000 lira aylık geliriniz olsun isteyeceksiniz. Bu sonsuz bir döngü.
Beklentilerimizi elbette dile getirecek ve onlara ulaşmak için çaba harcayacağız. Ancak bu hedeflere giden yolda karşımıza çıkan insanları, fırsatları, yeni patikaları da es geçmemeliyiz. Hedefe ulaşamama durumunda ise başarısızlıklarımızdan ders çıkarmalı ve edindiğimiz deneyime teşekkür ederek yolumuza devam etmeliyiz. Hedeflerimizin ve beklentilerimizin yaşama engel olmasına izin vermemeliyiz. Toprağın çatlamasına ve kayaların etrafa dağılmasına izin vermeliyiz, oluşan çatlaklardan nelerin filizleneceğini asla bilemeyiz.


Mutlu olmayı pozitif olmakla aynı kefeye koymayın.

Oldukça basit bir gerçeklikle karşı karşıyayız: hayatta her şey yolunda gitmeyebilir. Bazı fırsatları kaçırabilir, bazı yarışları kaybedebilir, hayal kırıklığına uğrayabiliriz. Bunlar, içimizden negatif duyguların yükselmesine neden olabilir. Negatif duygulara sahip olmak gerçekten ama gerçekten dünyanın en normal şeyi. Hatta bu negatif duygular stabil bir mutluluk zemini yaratabilmemiz için gerekli ve sağlıklı unsurlardan biri.
barışık yaşayabilmenin ise iki koşulu var:
1) Bu duyguları sosyal olarak kabul edilebilir ve sağlıklı olarak,
2) Değerlerimizle örtüşecek şekilde ifade etmeliyiz.
Etrafta “her zaman olumlu olun” ideolojisini takip eden olan birçok insan var. Bu insanlardan kaçınmanızı öneririm. Mutluluk standartlarınızı her zaman neşeli hissetmenize bağlıyorsanız bir ayaklarınızın yere basması için gerçeklik kontrolüne ihtiyacınız var demektir.
Sanırım takıntılı pozitifliğin cazibesinin bir parçası, özellikle influencerların ve dijital dünyada tükettiğimiz içeriklerin yansıttığı “sürekli mutlu” algısı. Uzaktan gördüğümüz sahte hayatların ne kadar pozitif olduğunu düşünerek kendi hayatlarımızda sorun aramaya başlıyoruz.


Mutluluk, ideal benliğinize ulaşma sürecinizdir.

Bir maraton tamamlamak, bizi çikolatalı kek yemekten daha mutlu ediyor. Bir çocuk yetiştirmek, bizi bir video oyunu oynamaktan daha mutlu ediyor. Arkadaşlarla küçük bir işletme kurmak ve para kazanmak için mücadele etmek, bizi yeni bir bilgisayar satın almaktan daha mutlu ediyor.
İlgili İçerik:
İşin komik yanı, yukarıdaki üç faaliyetin de gerçekleştirilme süreçlerinin son derece tatsız olması. Üç faaliyet de oldukça yüksek beklentiler içeriyor ve yüksek başarısızlık riski taşıyor. Ancak biliyoruz ki, hayatımızın en anlamlı anlarından ve aktivitelerinden bazıları yine bu riskli aktivitelerdir. Bu dönemleri yaşayanlar o dönemlere dair acıdan, mücadeleden, öfkeden ve çaresizlikten söz ederler. Ancak geriye dönüp bakıldığında bunların hiçbirinin önemli olmadığını anlamışlardır.
Peki neden?
Çünkü bizim ideal benliğimize ulaşmamızı sağlayan adımlar bu tür adımlardır. Olumlu ya da olumsuz duygulara, yüzeysel zevklere ya da acılara bakmaksızın bize mutluluk veren şey, ideal benliğimizi yerine getirmek için yaşadığımız sürekli arayıştır.
Bizi mutlu eden maratonu bitirmek değil; zor, uzun vadeli bir hedefe ulaşmaktır. Bizi mutlu eden gösterecek harika bir çocuğa sahip olmamız değil; kendimizi bizim için özel olan başka bir insanın büyümesine adadığımızı bilmektir. Bizi mutlu eden iş dünyasındaki prestijimiz ve kazandığımız para değil, değer verdiğimiz insanlarla tüm zorlukların üstesinden gelme sürecimizdir.
Mutlu olmaya çalışmak, ideal benliğimizde yaşamadığımız anlamına gelir; yani olmak istediğimiz kişinin niteliklerine uymuyoruzdur. İdeal benliğimizi yaşıyor olsaydık mutlu olup olmadığımızı sorgulamazdık bile.

Hayatta nerede olursanız olun, her zaman daha mutlu olmak için yapmanız gereken mutlaka bir şey daha olacak. Bunun nedeni ideal kişiliğimizin her zaman üç adım önümüzde olmasıdır. Bir müzisyen olmayı hayal ediyoruz; bir müzisyen olduğumuzda, bir film eleştirmeni olmayı hayal ediyoruz; film eleştirmeni olduğumuzda, bir senaryo yazmayı hayal ediyoruz… Önemli olan, bu başarı adımlarının her birine ulaşıp ulaşamamamız değil, sürekli olarak onlara doğru hareket ediyor oluşumuz; her gün, her ay, her ay, her yıl…
Ve bununla birlikte, mutluluğa ulaşma konusunda en iyi tavsiyemiz, aynı zamanda en basit olan tavsiye gibi görünüyor:

“Kim olmak istediğinizi düşünün ve daha sonra ona doğru adım atın. Büyük bir hayal kurun ve sonra ona ulaşmak için harekete geçin.”

Hayal ettiğiniz sonucu bırakın gitsin, ona ihtiyacınız yok. Gerçekleşip gerçekleşmemesi önemli değil. Önemli tek şey yaşamak! Sadece yaşa. Mutlu olmaya çalışmayı bırak ve böylece mutlu ol.

Bu arada dilerseniz YouTube kanalımdaki videolarıma göz atabilirsiniz. 🙂

Okumaya devam et
Yorum yapmak için tıklayın

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Yaşam

Dönüşmemiz Gereken İnsan Türü: Homo Bene

İnsan, sınıflandırma bilimindeki adıyla “Homo sapiens (farkında olan insan)”, anatomik olarak 200.000 yıl önce Afrika’da ortaya çıksa da modern davranışlarına kavuşması epey uzun(150.000 yıl kadar) sürdü. Bu modern davranışlarla(düşünebilme ve konuşabilme) birlikte günümüz insanı, Homo sapiens’in alt türlerinden birisi olan “Homo sapiens sapiens (farkındalığın farkında olan insan)” olarak anılmaya başlandı. Homo sapiens sapiens halini aldıktan sonra insanın gelişimi oldukça hızlı olurken doğayla ve çevresiyle olan ilişkisi olumsuz anlamda değişmeye başladı.

 Bildiğiniz gibi ilkel ilk insanlar avcılık yaparak hayatta kalıyorlardı. Her geçen yıl daha iyi bir avcıya dönüşen bu insanlar, sahip oldukları yetenekleri sayesinde kullanışlı araç-gereçler yaparak avcılık konusunda epey ustalaştılar. Bu ustalaşmayla birlikte güçlü, sağlıklı ve üreme potansiyeli olan hayvanlar insanlar tarafından kolayca avlanabildi ve büyük av hayvanlarının soyları tükenmeye başladı.
Avın azalması ve yavaş yavaş nüfusun artmasıyla tarımsal faaliyetlere geçiş kaçınılmaz hale geldi. Bu durum, nüfusun kısa sürede patlamasına sebep olurken insanın doğal kaynaklara saldırmasını hızlandırdı. Ağaçların kesilmesi, yanlış tarım uygulamaları, otlakların bir bir yok edilmesi sonucunda dünyadaki yeşil alanlar hızla azalmaya başladı. Kısaca, Homo sapiens sapiens sayısı hızla artarken eskiden ormanlarla kaplı birçok alan yok oldu. Çok değil 1700’lü yıllara kadar Anadolu karaçam ormanlarıyla kaplı bir bölgeydi.
Ardından gelen Sanayi Devrimi, ne yazık ki insanın doğaya verdiği zararları azaltmak bir yana arttırmaya devam etti. 1830 yılında, insan nüfusu 1 milyarken sadece 170 yıl sonra 2000 yılında 6 milyarı geçmişti. Bu da tüketimin hızla artması, doğal kaynakların hızla sömürülmesi anlamına geliyordu.
Doğaya sürekli artacak şekilde verdiğimiz tahribat, günümüzde devasa boyutlara ulaşmış durumda. Öyle ki insan faaliyetleriyle oldukça hızlanan küresel ısınma, birçok bilim insanı tarafından dünyanın önündeki en büyük sorunlardan biri olarak gösteriliyor.
Yukarıda bahsettiğim gibi çok açık görülüyor ki doğaya ve çevreye en çok zarar veren tür biziz. Bunun sonsuza kadar bu şekilde devam edemeyeceğini hepimiz biliyoruz. Daha da geç olmadan kendimizi ve değerlerimizi sağlam bir şekilde sorgulayıp türümüzü yeniden tanımlamalıyız. Yani, artık sadece kendi çıkarlarını düşünen Homo sapiens sapiens’i aşarak Homo bene’ye (iyi, yararlı insan) dönüşmeliyiz.

Bu içerikler de ilginizi çekebilir:

Okumaya devam et

Yaşam

Michelangelo’nun “Adem’in Yaratılışı” Eserindeki Gizemli Detay Aslında Ne Anlatmaya Çalışıyor?

İtalyan rönesans döneminin en ünlü sanatçılarından Michelangelo’nun 1500’lü yıllarda yaptığı “Adem’in Yaratılışı” eserinde en çok dikkat çeken kısım ellerin kavuştuğu bölüm olsa da resmin başka yerlerinde çok daha büyük detaylar olduğu ortaya çıktı.

1511 yılında Michelangelo tarafından yapılan Adem’in Yaratılışı, Sistine Şapeli’nin tavanında bulunuyor.

Ünlü eserde, Michelangelo’nun Tanrı’nın yüzü olarak kendi yüzünü resmettiği iddia ediliyor.


Resmin en ünlü yorumlanma şekli isminden de anlaşılabileceği gibi yaratıcının Adem’e hayat verişinin anlatıldığıdır. Bir diğer yorum ise resmin, insanların Tanrı’ya yabancılaşmasını anlattığı.

Burada en önemli kısım olarak Tanrı ve Adem’in ellerinin kavuştuğu bölümü gösterebiliriz.


Yıllardır bu şekilde yorumlanan resim hakkında atılan yeni tezler ise hiç mantıksız değil.

Yeni yorumlamalar, resimde, Tanrı’nın beyne benzeyen bir kalıbın içerisine çizilmiş olduğu yönünde.


Resme tekrar baktığımızda Tanrı’nın bulunduğu kısmın gerçekten de beyin olduğunu ve Michelangelo’nun Tanrı’yı beynin tam ortasına yerleştirdiğini görebiliriz.

Yani, Michelangelo insanlığa “Tanrı aslında sizsiniz, o sizin içinizde” mesajını iletmiş olabilir. Unutmayın ki, sanat eserleri, ona bakan kişilerin yorumlarıyla anlam kazanır.


Bu içerikler de ilginizi çekebilir:

Okumaya devam et

Yaşam

2021 Altın Küre Ödülleri (Golden Globes) kazananları

2021 Altın Küre Ödülleri (Golden Globes) kazananları açıklandı. En çok dalda aday gösterilen Mank yer almadı. Nomadland en iyi film seçilirken, The Crown dizisi 4 dalda ödül kazandı.

2021 Altın Küre Ödülleri (Golden Globes) kazananları

2021 Altın Küre Ödülleri (Golden Globes) kazananları açıklandı. En çok dalda aday gösterilen Mank yer almadı. Nomadland en iyi film seçilirken, The Crown dizisi 4 dalda ödül kazandı.

1944 yılından itibaren Hollywood Yabancı Basın Birliği (Hollywood Foreign Press Association) imzasıyla düzenlenen Altın Küre Ödülleri (Golden Globes) adayları geçen şubat ayında duyurulmuştu. Kazananlar bu sabaha karşı 04.00’te başlayan tören ile birlikte belli oldu.

Koronavirüs pandemisi nedeniyle normalden daha geç bir tarihte düzenlenen ödüller Amy Poehler ve Tina Fey ikilisi tarafından sunuldu. Poehler ödülleri Los Angelas’tan, Fey ise New York’tan sundu. Böylece ödüller iki farklı yerde eşzamanlı şekilde gerçekleştirilmiş oldu. Covid-19 salgını nedeniyle yaşanan seyahat kısıtlamasını işte bu yöntem ile aşmaya çalıştılar.

Bu yıl En İyi Yönetmen ve En İyi Film (Drama) kategorilerinde Nomadland – Chloé Zhao kazanan isim oldu. En İyi Film (Komedi ya da Müzikal) dalında ise Jason Woliner‘ın yönettiği Borat Subsequent Moviefilm ödülü kucakladı.

Drama türünde En İyi Erkek Oyuncu performansı ödülü Chadwick Boseman‘a (Ma Rainey’s Black Bottom), kadın oyuncu performansı ödülü ise Andra Day‘e (The United States vs Billie Holiday) gitti. Bu yılın en çok konuşulan animasyon filmi Soul ise En İyi Müzik ve Animasyon dallarında ödüller kazandı. En İyi Senaryo ödülü ise Aaron Sorkin‘in The Trial of the Chicago 7 yapımına gitti.

Televizyon ödüllerinde ise En İyi Drama The Crown olurken En İyi Komedi/Müzikal Schitt’s Creek seçildi. Geçen yılın en çok konuşulan mini dizisi The Queen’s Gambit, Altın Küre’den de ödülle döndü.

En İyi Film (Drama)

The Father
Mank
Nomadland
Promising Young Woman
The Trial of the Chicago 7

En İyi Film (Komedi ya da Müzikal)

Borat Subsequent Moviefilm
Hamilton
Music
Palm Springs
The Prom

En İyi Erkek Oyuncu (Drama)

Riz Ahmed – Sound of Metal
Chadwick Boseman – Ma Rainey’s Black Bottom
Anthony Hopkins – The Father
Gary Oldman – Mank
Tahar Rahim – The Mauritanian

Chadwick Boseman – Ma Rainey’s Black Bottom

En İyi Kadın Oyuncu (Drama)

Viola Davis – Ma Rainey’s Black Bottom
Andra Day – The United States vs Billie Holiday
Frances McDormand – Nomadland
Carey Mulligan – Promising Young Woman
Vanessa Kirby – Pieces of a Woman

Andra Day – The United States vs Billie Holiday

En İyi Erkek Oyuncu (Komedi-Müzikal)

Sacha Baron Cohen – Borat Subsequent Moviefilm
James Corden – The Prom
Lin-Manuel Miranda – Hamilton
Dev Patel – The Personal History of David Copperfield
Andy Samberg – Palm Springs

En İyi Kadın Oyuncu (Komedi-Müzikal)

Maria Bakalova – Borat Subsequent Moviefilm
Kate Hudson – Music
Michelle Pfeiffer – French Exit
Rosamund Pike – I Care A Lot
Anya Taylor-Joy – Emma.

En İyi Yönetmen

Emerald Fennell – Promising Young Woman
David Fincher – Mank
Regina King – One Night in Miami
Aaron Sorkin – The Trial of the Chicago 7
Chloé Zhao – Nomadland

En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu

Sacha Baron Cohen – The Trial of the Chicago 7
Daniel Kaluuya – Judas and the Black Messiah
Jared Leto – The Little Things
Bill Murray – On the Rocks
Leslie Odom Jr. – One Night in Miami

En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu

Glenn Close – Hillbilly Elegy
Olivia Colman – The Father
Jodie Foster – The Mauritanian
Amanda Seyfried – Mank
Helena Zengel – News of the World

Yabancı Dilde En İyi Film

Another Round (Danimarka);
La Llorona (Guatemala)
The Life Ahead (İtalya)
Minari (ABD)
Two of Us (Fransa)

En İyi Senaryo

Promising Young Woman
Mank
The Trial of the Chicago 7
The Father
Nomadland

En İyi Animasyon Film

The Croods: A New Age
Onward
Over the Moon
Soul
Wolfwalkers

En İyi Orijinal Şarkı

“Fight for You” – Judas and the Black Messiah
“Hear My Voice” – The Trial of the Chicago 7
“Io Si” – The Life Ahead
“Speak Now” – One Night in Miami
“Tigress & Tweed” – The United States vs. Billie Holliday

En İyi Müzik

The Midnight Sky
Tenet
News of the World
Mank
Soul

En İyi Dizi (Drama) 

The Crown
The Mandalorian
Ozark
Lovecraft Country
Ratched

En İyi Dizi (Komedi ya da Müzikal)

Emily in Paris
Ted Lasso
The Flight Attendant
Schitt’s Creek
The Great

En İyi Mini Dizi/Film

Normal People
The Queen’s Gambit
The Undoing
Small Axe
Unorthodox

En İyi Erkek Oyuncu (Drama) 

Jason Bateman – Ozark
Josh O’Connor – The Crown
Bob Odenkirk – Better Call Saul
Matthew Rhys – Perry Mason
Al Pacino – Hunters

Josh O’Connor, The Crown dizisi 4. sezonda Prens Charles’ı canlandırdı.

En İyi Kadın Oyuncu (Drama)

Olivia Colman – The Crown
Jodie Comer – Killing Eve
Emma Corrin – The Crown
Laura Linney – Ozark
Sarah Paulson – Ratched

Emma Corrin, The Crown dizisi 4. sezonda Prenses Diana’yı canlandırdı.

En İyi Erkek Oyuncu (Komedi-Müzikal)

Don Cheadle – Black Monday
Nicholas Hoult – The Great
Eugene Levy – Schitt’s Creek
Jason Sudeikis – Ted Lasso
Ramy Youssef – Ramy

En İyi Kadın Oyuncu (Komedi-Müzikal)

Lily Collins – Emily in Paris
Kaley Cuoco – The Flight Attendant
Elle Fanning – The Great
Catherine O’Hara – Schitt’s Creek
Jane Levy – Zoey’s Extraordinary Playlist

En İyi Erkek Oyuncu (Mini Dizi/TV Filmi)

Bryan Cranston – Your Honor
Jeff Daniels – The Comey Rule
Ethan Hawke – The Good Lord Bird
Hugh Grant – The Undoing
Mark Ruffalo – I Know This Much Is True

En İyi Kadın Oyuncu (Mini Dizi/TV Filmi)

Anya Taylor-Joy – The Queen’s Gambit
Shira Haas – Unorthodox
Nicole Kidman – The Undoing
Cate Blanchett – Mrs. America
Daisy Edgar-Jones – Normal People

En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu (Dizi, Mini Dizi, TV Filmi)

John Boyega – Small Axe
Brendan Gleeson – The Comey Rule
Dan Levy – Schitt’s Creek
Jim Parsons – Hollywood
Donald Sutherland – The Undoing

En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu (Dizi, Mini Dizi, TV Filmi)

Gillian Anderson – The Crown
Helena Bonham Carter – The Crown
Julia Garner – Ozark
Annie Murphy – Schitt’s Creek
Cynthia Nixon – Ratched

Kaynak: Golden Globes – Kayıp Rıhtım

Okumaya devam et

Trending

Copyright © 2020 GizliSoru.Com