Bizimle iletişime geçin

Sağlık

Parmak Arası Kaşıntısı Neden Olur? El ve Ayak Parmak Aralarında Kaşıntı

El veya ayak parmak aralarının kaşınması, yaşam kalitesini düşürebilen sinir bozucu bir durumdur. Karşı koyulması zor olan bu kaşınma dürtüsünün kaynağı çoğu zaman mantar enfeksiyonu olsa da bir dizi başka etken, parmak aralarında kaşıntıya neden olabilir.

Parmak Arası Kaşıntısı Neden Olur? El ve Ayak Parmak Aralarında Kaşıntı

El veya ayak parmak aralarının kaşınması, yaşam kalitesini düşürebilen sinir bozucu bir durumdur. Karşı koyulması zor olan bu kaşınma dürtüsünün kaynağı çoğu zaman mantar enfeksiyonu olsa da bir dizi başka etken, parmak aralarında kaşıntıya neden olabilir.

Parmak aralarındaki cilt, vücudun diğer kısımlarından daha hassas yapıdadır. Bu nedenle, parmak aralarında herhangi bir cilt sorunu olduğunda daha rahatsız edici sonuçları olabilir. Kaşıntı, kızarıklık, kabarcık, pul pul dökülme, soyulma, yara, çatlak veya yarıklar sık görülen parmak arası sorunlarıdır. Tüm bunlar, hayatı tehdit eden acil bir sağlık riski oluşturmasa da yaşam kalitesini önemli ölçüde düşürebilir. Öyleyse, el ve ayak parmak aralarındaki kaşıntıya nelerin sebep olabileceğine ve bu konuda neler yapabileceğimize göz atalım…

Parmak Aralarım Neden Kaşınıyor?

Parmak aralarındaki kaşıntının birincil suçlusu çoğu zaman mantar enfeksiyonlarıdır. Mantar, yaygın olarak ayakları etkilese de ellerde de görülebilir. Mantarı dışında ayrıca alerji, sedef, egzama, aşırı terleme veya cilt kuruluğu gibi faktörler nedeniyle de kaşıntı ortaya çıkabilir. İşte, parmak aralarınızda kaşıntıya neden olabilecek etkenler…

Mantar: Parmak aralarındaki kaşıntının en yaygın nedeni mantar enfeksiyonlarıdır. Genellikle ayak parmak aralarında ortaya çıkar ancak nadiren el parmak aralarını da etkileyebilir. Kaşıntı çoğu zaman ayaklardaki küçük parmak (4. ve 5. parmak) aralarında ortaya çıkar. Tinea pedis isimli mantarın yol açtığı bu soruna sporcu veya atlet ayağı da denir. Her iki ayağınızı veya tek ayağınızı etkileyebilir.

Ayak mantarı, temas yoluyla kolaylıkla bulaşabilen bir mantar türüdür. Nemli ve karanlık ortamları seven bu mantar, spor salonları, hamamlar, saunalar, buhar odaları ve havuz kenarları gibi ortamlarda bulunur. Söz konusu enfekte bölgelere çıplak ayakla bastığınızda, mantar şikayeti olan birinin terliğini giydiğinizde veya havlusunu kullandığınızda size bulaşabilir. Bu nedenle, özellikle ıslak zemini olan umumi yerlerde çıplak ayakla yere basmamak ve başkalarının eşyalarını (terlik ve havlu gibi) kullanmamak önemlidir.

Ayak mantarı inatçı olsa da antifunfal kremler veya spreyler ile tedavi edilebilir. Ayrıca, 1 ölçüye 1 ölçü olacak şekilde sirkeli su karışımında her gün 15 ila 20 dakika ayakları bekletmek akıllıca bir ev çözümüdür.

Kontakt dermatit: Kaşıntı, kızarıklık ve yanma hissiyle karakterize bu alerji türü, alerjen maddeyle temas sonrasında ortaya çıkar ve belirtileri temastan saatler sonra bile görülebilir. Belirtileri parmak aralarında olabileceği gibi ellerin veya ayakların tamamında ortaya çıkabilir. Kimyasal içeren kozmetiklere, bulaşık deterjanlarına, sert bileşenler içeren sabunlara ve hatta takılara karşı alerjiniz olabilir.

Yapılacak en iyi şey, alerjen maddenin belirlenerek temasından kaçınmaktır. Tedavi sürecinde doktorunuz iltihap ve kaşıntıyı azaltmak amacıyla antihistaminik veya kortikosteroid ilaçları kullanmanızı önerebilir.

Sedef ve egzama gibi cilt rahatsızlıkları: Dünya genelinde en sık görülen cilt rahatsızlıkları sedef hastalığı ve egzamadır. Her iki hastalığında ortak semptomu kaşıntıdır. Sorun, parmak aralarının yanı sıra vücudun pek çok bölgesinde ortaya çıkabilir. Kaşıntı dışında ayrıca, deri döküntüsü, soyulması, kuruluk, kızarıklık ve çatlaklar oluşabilir. Şiddeti zaman zaman azalıp artabilir veya stresle daha kötü bir hal alabilir.

Hem sedef hem de egzamanın tedavisi için bir cildiye uzmanından randevu alarak muayene olmanız gerekir. Nitekim, bazı doğal ya da bitkisel ev ilaçları şikayetlerinizin şiddetini azaltabilse de tam anlamıyla bir tedavi sağlamaz. Doktorunuz gerekli gördüğü takdirde, egzama için antihistamin ilaçlar veya steroid kremler, sedef hastalığı için ise salisilik asit veya kortikosteroid kremleri reçeteleyebilir.

Aşırı terleme: Tıp dilinde hiperhidroz olarak adlandırılan bu sorun, tüm vücudu ya da vücudun bazı noktalarını etkileyebilen aşırı terleme durumudur. Ellerde veya ayaklarda aşırı terleme olduğunda, özellikle hassas cilde sahip olan parmak araları bu durumdan etkilenebilir. Fazla ter nedeniyle parmak aralarında oluşan tahriş; kaşıntı, soyulma ve kızarıklığa yol açabilir. Doktorunuzun reçeteleyeceği antikolinerjik ilaçlar veya çözeltiler aşırı terleme sorununuza çare olabilir.

Öte yandan, aşırı terliyor olmanız her zaman bir sağlık sorununuz olduğu anlamına gelmez. Örneğin, kalitesiz ve ayağınıza uygun olmayan ayakkabılar veya pamuklu olmayan polyester çoraplar, ayaklarınızın fazladan terlemesine yol açabilir. Günlük olarak çorabınızı değiştirin ve ayağınızın hava almasını sağlayan ortopedik ayakkabıları kullanın.

Uyuz: Oldukça bulaşıcı olan uyuz, sekiz bacaklı istilacı minik akarların insan derisine girerek yumurtalarını bırakması sonrası ortaya çıkan bir durumdur. Bu küçük haşerenin yumurtalarını bırakmak için insan vücudunda seçtiği yerlerin başında, parmak araları, dirsek içleri ve kasık bölgeleri gibi kıvrımlı noktalar bulunur. Kaşıntıya, küçük kabarcıklar veya pul pul dökülme eşlik edebilir.

Cildin kuruması: Cilt kuruluğu kaşıntıya neden olan yaygın faktörlerden biridir. Cildinizin doğal olarak ürettiği sebum ismi verilen yağın gereğinden az salgılanması veya alkol içeren el dezenfektanları ya da temizlik ürünlerinin sık kıllanılması nedeniyle ciltte kuruluk oluşabilir. Soğuk havaya uzun süre maruz kalmak cildin kurumasının bir diğer nedenidir.

Cildiniz nemden ye doğal cilt yağından mahrum kalarak kurumaya başladığında, kaçınılmaz olarak cildinizde tahriş ve kaşıntı ortaya çıkar. Bu durumda yapılacak en iyi şey nemlendirici krem ve losyonları kullanmaktır. Ayrıca, bulaşık yıkarken eldiven kullanmak ve kurumaya neden olabilecek dezenfektanların kullanımını sınırlandırmak isteyebilirsiniz.

Parmak Arası Kaşıntısına Ne İyi Gelir?

El veya ayak parmak aralarındaki kaşıntıya neyin iyi geleceği, kaşıntıya neyin sebep olduğuna bağlıdır. Merhemler, kremler ve losyonlar, suçlu kuru cilt olduğunda yardımcı olabilir. Alerjik reaksiyon için doktorunuz tarafından reçete edilen antihistaminiklere veya kortikosteroidlere ihtiyaç duyabilir. Sedef hastalığı veya egzama gibi cilt rahatsızlıkları genellikle daha ayrıntılı bir tedavi planı gerektirir. Bunların dışında, aşağıdaki birkaç öneri işinize yarayabilir:

  • Kaşınma güdüsü her ne kadar yoğun olsa da mümkün olduğunca kaşımamaya çalışın. Parmak aralarınızı çok fazla kaşımanız, durumu dahada kötüleştirebilir.
  • El ve ayaklarınızı temiz tutmaya özen gösterin.
  • Banyo veya duş sonrası, tüm vücudunuzla birlikte parmak aralarınızı da kurulayın.
  • Başkasına ait terlik, havlu ve eldiven gibi malzemeleri kullanmayın. Umumi alanlarda çıplak ayakla yere basmayın.
  • Kolonya ve el dezenfektanı gibi ciltte kurumaya neden olan ürünlerin sonrasında nemlendirici krem sürün.
  • Mantar enfeksiyonlarından şüpheleniyorsanız, evde sirkeli su hazırlayarak ayaklarınızı içinde bekletin.
  • Hava alabilen ayakkabıları kullanın ve günlük çorap değiştirin.
  • Bepanthol sensiderm gibi kaşıntı giderici kremleri kullanmayı düşünün.
  • Tüm uğraşlarınıza rağmen parmak arası kaşıntısına çözüm bulamadıysanız bir cildiye doktorundan randevu alarak muayene olun. Size en iyi ve yalnızca doktorunuzun yardımcı olabileceğini unutmayın.

Okumaya devam et
Yorum yapmak için tıklayın

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Sağlık

Diyette doğru bilinen 7 yanlış!

Diyette doğru bilinen 7 yanlış: Limonlu su içmek, smoothie ağırlıklı beslenme, karbonhidratı tamamen kesmek, esmer şeker kullanmak, su yerine çay, kahve ve bitki çayları içmek, kahveye tereyağı eklemek… Bu uygulamalar ne kadar doğru?

diyette doğru

Diyette doğru bilinen 7 yanlış: Limonlu su içmek, smoothie ağırlıklı beslenme, karbonhidratı tamamen kesmek, esmer şeker kullanmak, su yerine çay, kahve ve bitki çayları içmek, kahveye tereyağı eklemek… Bu uygulamalar ne kadar doğru?

Diyette doğru bilinen 7 yanlış hakkında bilgi veren Acıbadem Bakırköy Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Ezgi Hazal Çelik, “Kilo verme kararı alıp hızla internete koşmadan önce kendinize şu soruyu sormalısınız: Böyle bir mucize diyet ya da iksir varken dünyada ve ülkemizde aşırı kilo ve obezite görülme sıklığı nasıl hızla artmaya devam ediyor?! Fazla kilolardan kurtarmayı ve incecik bir görüntüye kavuşturmayı vadeden şok diyetler, depresyon, halsizlik, konsantrasyon bozukluğu, saç dökülmesi, safra taşı oluşumu ve kalp sağlığını olumsuz etkileyebilecek ciddi sağlık sorunlarına yol açabiliyor. Toplumda doğru sanılan bazı yanlış diyet uygulamaları da sağlığı olumsuz etkileyebilirken, kilo verememe konusundaki kaygıları da artırıyor” diyor.

Beslenme ve Diyet Uzmanı Ezgi Hazal Çelik, toplumumuzda diyette doğru bilinen 7 yanlışı anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

Limonlu su içmek

Limonlu su içmek vücudunuzdaki toksinleri atmanıza yardımcı olmaz, yağ yakmaz ve vücudunuzu alkali yapmaz! Sadece günlük su tüketimi ve C vitamini alımınızın artmasını sağlar. Kendiniz için iyi bir şey yapıyor hissi verdiği ve gün içinde iyi bir motivasyon sağladığı bir gerçek. Eğer böyle bir rutininiz varsa ve herhangi bir mide rahatsızlığınız yoksa devam edebilirsiniz. Ancak düzenli tüketimde gün içinde dişleriniz aside maruz kaldığı için zamanla diş minelerinize zarar verebileceğini unutmayın.

Smoothie ağırlıklı beslenmek

Herhangi bir karışım tüketerek zayıflanabileceğine olan inanış arttıkça farklı formlarda tüketebileceğimiz birçok alternatif oluşmaya başladı. Bunlar evlerimizde yapabileceğimiz tariflerin yanı sıra ticari olarak “öğün yerine geçen” birçok smoothie şeklinde de karşımıza çıkıyor. Oysa iştah sinyalleriniz için önemli bir faktör olan çiğnemeyi göz ardı etmek doğru olmadığı gibi, blenderdan geçen yiyeceklerin lif oranı, vitamin ve minerallerinin kaybolmasına yol açıyor. Üstelik bu tip beslenme modelleri birçok insan için sürdürülebilir değildir.

Kilo vermek için bir süre dişinizi sıkabilir ve sıvı formda öğün tüketmekte zorlanmayabilirsiniz ancak peki ya sonra? Zayıflattığını düşündüğünüz ve çoğunlukla sağlıklı diye etiketlenen bu içecekler kalori alımınızın kontrolsüz olmasına neden olabilir ve sizi hedeflediğiniz ağırlık kaybından uzaklaştırabilir.

Karbonhidratı tamamen kesmek

Karbonhidratlar vücutta su ile birlikte depolanır. Karbonhidrat depomuz olan glikojen bir insanda ortalama 500 gr kadardır. Uzun süre düşük karbonhidratlı beslenmek bu depoların boşalmasına yol açar. Dolayısıyla azalan glikojen deponuzla birlikte karbonhidratı depolarken kullanılan suya da ihtiyaç olmadığından tartıya hızla yansıyan bir kilo kaybı görürsünüz.

Burada kaybedilen kilonun beslenme planınıza karbonhidratı yeniden eklediğinizde geri döneceği göz ardı edilmemelidir. Diyette alınan karbonhidratın türü oldukça önemli. Basit şeker, basit şeker içeren ve beyaz un ile yapılan yiyeceklerden uzak durmak gerekir. Ancak enerji gereksinimimize uygun, protein, kompleks karbonhidrat ve yağ oranları dengeli bir diyet ile kilo verme sürecini yönetebilirsiniz.

Kalori saymak  

Hedeflenen kiloya ulaşıncaya kadar günlük ne kadar kalori aldığınız elbette önemli. Ancak tek başına aldığınız kalori miktarını hesaplamak doğru bir davranış değişikliği olmadığı gibi, kalıcı kilo kaybını getirmez. Burada bilmemiz gereken en önemli nokta, her kalorinin eşit olmadığıdır. Tüm kalorilerin aynı miktarda enerjiye sahip olduğu doğrudur ancak insan vücudu yalnızca kalori değil molekül sayar bir yapıdadır. Yiyecek tercihleriniz, neyi, ne kadar yediğinizden daha önemli olabilir. Bu nedenle kilo verme sürecinde yalnızca kalori alımına takılmadan, her besin grubundan yeterli, dengeli ve çeşitlilik sağlayarak beslenmek önemlidir.

Esmer şeker kullanmak

“Çayımı kahvemi şekersiz içemiyorum ama esmer şeker kullanıyorum.” diyenlerdenseniz ikisi arasında küçük farklar olması dışında esmer şekerin sağlık üzerine etkileri beyaz şekerden pek farklı değil. Beyaz şeker elde etmek için işlem sırasında çıkarılan melaslar, esmer şeker elde etmek için yeniden ekleniyor. Esmer şeker önemsiz denilebilecek miktarlarda mineral ve vitamin içerse de bu esmer şekerin daha iyi olduğu anlamına gelmiyor.

Kısacası her ikisi de şeker ve renginin koyu olması esmer şekeri ‘diyet dostu’ yapmıyor. Özellikle ülkemizde tüketimi yüksek miktarlarda olan çay ve kahveye eklenen şekeri tüketmemek günlük basit şeker alımınızla birlikte kalori alımınızı da düşürerek kilo verme sürecinizi desteklemekle kalmayıp sağlığınız üzerine oldukça olumlu etkileri olan bir davranış değişikliğini beraberinde getirecektir.

Su yerine çay, kahve ve bitki çayları içmek

Su şüphesiz en sağlıklı içecek. Besinlerin sindirim, emilim ve hücrelere taşınması; zararlı atıkların vücuttan uzaklaştırılması gibi birçok metabolik süreç için elzem olan su, gün içinde yeteri kadar tüketilmediğinde kilo verme sürecini de yavaşlatabilir. Vücut susuz kaldığında sindirim enzimleri ve bağırsaklar yavaşlayarak kilo artışına neden olabilir.

Gün içinde tükettiğiniz çay, kahve, bitki çayı gibi içecekler su alımınıza katkı sağlar ancak her zaman olacağı gibi kilo verme hedefiyle başladığınız süreçte de doğrudan su tüketmeniz daha faydalı olacaktır. Sağlıklı yetişkin bir birey kilosu başına 30-35 ml, ortalama 2-2.5 litre su tüketmelidir.

Kahveye tereyağı eklemek

Kahveye çeşitli yağlar ekleyerek içmek son zamanlarda sıklıkla duyduğumuz ve birçok kişinin yaptığı bir uygulama. Şekersiz kahve ölçülü tüketildiğinde içerdiği kafein miktarına bağlı olarak metabolizmayı hızlandırır ve iştah üzerine etkileri ile kilo verme sürecini destekler.

Ancak kahveye hindistancevizi yağı veya tereyağı eklemek bir bardak kahveden alacağımız enerjiyi arttırmanın yanı sıra düzenli olarak fazla miktarda doymuş yağ tüketimine yol açarak zamanla kolesterol seviyelerinin yükselmesine neden olabilir. Kilo vermeniz ve yağ yakmanızdaki temel prensip gün içindeki enerji dengesinde harcanan kalorinin alınan kaloriden fazla olması yani kalori açığı oluşturmanızdır.

Okumaya devam et

Sağlık

K Vitamini Vücutta Ne İşe Yarar? K Vitamini Olan Yiyecekler

K Vitamini Vücutta Ne İşe Yarar? K Vitamini Olan Yiyecekler

Yağda çözünen vitaminlerden biri olan K vitamini, kanın pıhtılaşmasında, hücre büyümesinde ve kemik metabolizmasında önemli bir rol oynar. Ispanak, brokoli ve lahana gibi yeşil sebzeler yüksek miktarda K vitamini içerir. K vitamini etkisine sahip yaklaşık 100 bileşik vardır ancak insanlar için sadece K1 ve K2 vitaminleri önemlidir.

K1 vitamini (filokinon) gıda yoluyla vücuda emilirken, K2 vitamini (menakinon) bağırsak bakterileri tarafından üretilir. Beslenme uzmanları, bağırsak bakterileri tarafından üretilen K2 vitamininin vücuda tedarikte çok önemli bir rol oynamadığını varsayıyorlar. Vücuttaki sınırlı depolama kapasitesi nedeniyle, K vitaminin besinler yoluyla günlük olarak alınması önemlidir.

K Vitamininin Vücuttaki Görevleri Nelerdir?

İnsan vücudunda belirli proteinleri üretmek için K vitamini gereklidir. Esas olarak bunlar kanın pıhtılaşması için gerekli proteinlerdir. K vitamini, pıhtılaşma faktörlerinin oluşması için gerekli olmasının yanı sıra C ve S proteinlerinin oluşturulmasına da yardımcı olur. K vitamini olmadan kandaki pıhtılaşma süreci etkilenir ve vücut kanamayı durduramaz.

K vitamininin diğer önemli etkileri; menopoz sonrası kadınlarda kemik kaybını engellemesi, kan damarları ve kıkırdak gibi yumuşak dokularda kalsiyum birikimini önlemesidir. Ayrıca gözlerdeki, böbreklerdeki, karaciğerdeki, kan damarlarındaki ve sinir hücrelerindeki süreçleri (hücre bölünmesi gibi) düzenlemeye ve onarım süreçlerine yardımcı olur.

Hangi Yiyecekler K Vitamini İçerir?

Özellikle yeşil sebzeler güçlü K vitamini kaynaklarıdır. Örneğin, lahana 0,8 mg’dan fazla K vitamini / 100 g, ıspanak 0,3 mg’dan fazla K vitamini / 100 g içerir. K vitamini ısıya ve oksijene karşı stabildir; yemek pişirirken sadece hafif bir vitamin kaybı olur. Bununla birlikte, K vitamininin UV ışınlarına duyarlı olduğu unutulmamalıdır. Bu, sebzelerin karanlıkta saklanması gerektiği anlamına gelir.

  • Yeşil sebzeler (ıspanak, lahana, marul, maydanoz)
  • Brokoli, rezene, avokado
  • Lahana turşusu
  • Ayçiçeği, kolza tohumu ve soya fasulyesi yağı gibi bitkisel yağlar
  • Kırmızı lahana
  • Süt ve süt ürünleri
  • Et (sakatat, kas eti)
  • Yumurtalar
  • İncir, nar, böğürtlen ve kivi gibi meyveler

K Vitamini Vücut Tarafından Nasıl Emilir?

K vitamini, yağda çözünen bir vitamin olduğu için pankreastaki safra asitleri ve enzimler yardımıyla gıdalardan bağırsak hücrelerine emilir. Daha sonra kilomikron adı verilen yağ taşıyıcılarında lenfatik sistem yoluyla karaciğere taşınır. Orada yağ-protein bileşiklerinde depolanır veya paketlenir. Sonrasında da bu formda kanda hücrelere taşınır. K vitamini hücrelerde LDL reseptörleri aracılığıyla emilir. Bununla birlikte, A ve C vitaminleri çok yüksek miktarda alındığında, K vitamininin emilimi engellenebilir.

K Vitamini Eksikliği Kendini Nasıl Gösterir?

K vitamini gıdalarda yeterli miktarda bulunduğundan ve aynı zamanda bağırsak florası tarafından sağlandığından, normal diyette K vitamini eksikliği nadirdir. Hafif bir K vitamini eksikliği, konsantrasyon bozuklukları, yorgunluk, halsizlik, enfeksiyonlara yatkınlığın artması ve baş ağrısı ile kendini gösterir. Ancak bunlar, diğer hastalıklar ve eksikliklerle birlikte ortaya çıkan oldukça spesifik olmayan semptomlardır. Kan pıhtılaşması değerleri belirlenerek, K vitamini eksikliği çok hızlı bir şekilde doğrulanabilir.

  • Sağlıklı insanlarda K vitamini eksikliği son derece nadirdir.
  • Bebeklerde K vitamini eksikliğine sahip olma olasılığı biraz daha yüksektir.
  • K vitamini eksikliği pıhtılaşma sistemini etkiler.
  • Sindirim sistemindeki kronik hastalıkları ve uzun süreli antibiyotik kullanımı, K vitamini eksikliğine yol açabilir.

K vitamini eksikliği, yaralanmalardan ve burun kanamalarından kaynaklanan artmış kanamalarda kendini gösterir. Ciddi durumlarda, örneğin mide ve bağırsak ülserlerinde organ kanaması mümkündür. Kemik yoğunluğu da K vitamini eksikliği ile azalır ve bu da daha sık kemik kırılmalarına neden olabilir.

Bebeklerde K Vitamini Eksikliği

Sağlıklı yetişkinlerde çok sık görülmeyen K vitamini eksikliği, özellikle yenidoğan bebeklerde daha çok ortaya çıkar. Bu, bazı genetik sorunlar ve bebeklerin ilk birkaç ay yetersiz beslenmesinden kaynaklanır. Örneğin, annenin K vitamininin plasenta yoluyla çocuğa taşınması bozulursa, K vitamini eksikliği geliştirirler. Ayrıca anne sütü yoluyla yetersiz K vitamini alımı da bir neden olabilir. Ek olarak, bebeklerin bağırsakları henüz K vitamini üreten bakteriler tarafından yeterince kolonize edilmemiştir ve pıhtılaşma faktörlerinin oluşumu daha büyük çocuklarda olduğu kadar belirgin değildir.

Tüm bunlarla birlikte, bebekler için K vitaminin karşılanması çok önemlidir. Bir eksiklik beyinde, deride ve bağırsaklarda kanama riskini artırabilir. Bu sebeple, yenidoğanlarda eksikliği önlemek için ilk takip muayenelerinde bir rutin olarak K vitamini enjeksiyonu uygulanır. 

Okumaya devam et

Sağlık

Metastaz Nedir? Belirtileri ve Oluştuğu Yerler

Metastaz Nedir? Belirtileri ve Oluştuğu Yerler

Kanser hücreleri kendilerini orijinal tümörden ayırabilir, kan ve lenf damarları yoluyla diğer organ veya dokulara yayılabilir. Bu durum tıp dilinde metastaz olarak adlandırılır. Metastazlar, kanserin ilerlediğinin bir işaretidir. Metastaz varsa, kanser hücrelerinin orijinal tümörden ayrıldığı ve farklı bölgelerde ek tümörlerin oluştuğu anlamına gelir.

Metastazlar kanseri vücuda yayar. Söz konusu kanser kolonileri genellikle orijinal tümörden farklıdır. Bu da tedaviyi çok daha zor hale getirir. Dünya Sağlık Örgütü’ne (WHO) göre, kansere bağlı can kayıplarının yüzde 90’ı metastazlardan kaynaklanmaktadır.

Metastaz Nedir?

Vücutta dolaşan belirli hücre türleri (kan hücreleri gibi) dışında, sağlıklı hücreler genellikle tek bir yerde kalır. Bu, örneğin sağlıklı bir karaciğer hücresinin başka bir organa göç edemeyeceği ve orada çoğalamayacağı anlamına gelir. Kanser hücreleri ise sağlıklı hücrelerden farklıdır. Bazı kanser hücreleri kendilerini orijinal tümörden ayırırlar ve başka yerde metastaz oluşturmak için “hareket halinde” olurlar.

Buna bir örnek vermek gerekirse; akciğerlerdeki bir tümöre ait olan hücreler, kan dolaşımı yoluyla beyne göç edebilir ve orada metastaz geliştirebilir. Metastazlar bu nedenle habis bir tümörün “dallarıdır”. Yeni yerlerinde kanser hücreleri yayılmaya devam eder ve orada sağlıklı dokuyu yok ederler.

Metastazların Sınıflandırılması

Metastazların vücuda yayılmasının iki yolu vardır. İlk yol, önce lenf damarları aracılığıyla bitişik lenf düğümlerine ve oradan da kan damarları yoluyla diğer organlara yayılmasıdır (lenfojenik metastaz). İkinci yol ise daha kısadır. Kanser hücreleri doğrudan tümörden kan dolaşımına göç eder ve daha sonra vücuda yayılır (hematojen metastaz).

Kat edilen mesafeye bağlı olarak başka bir sınıflandırma daha kullanılır. Koloniler birincil tümörün yakınında kalırsa, doktorlar bölgesel metastazlardan bahseder. Örneğin, yakın toplama alanındaki lenf düğümleri kolonize edildiğinde durum budur. Bununla birlikte, kanser hücreleri vücudun diğer bölgelerine ve daha uzaktaki organlara göç ederse, bu kolonilere uzak metastaz denir.

Metastazlar Nerede Oluşur?

Kanser hastalığı sırasında çok farklı zamanlarda metastazlar tespit edilebilir. Bazı kişilerde metastazlar ilk tanıda zaten mevcutken, diğerlerin ise tedavi sırasında veya tümör çıkarıldıktan bir süre sonra gelişirler. Metastazların geliştiği yer, tümörün konumu ile tümörden kan ve lenf damarlarının nereye aktığına bağlıdır. Örneğin kolon kanserinde, bağırsaktan gelen kan nedeniyle önce karaciğere yayılır. Meme kanserinde ise öncelikle koltuk altı lenf düğümlerine yayılır.

Kanser türü Metastaz oluşabilecek hedef organ
Meme kanseri Kemikler, karaciğer, akciğerler, beyin
Kolon kanseri Karaciğer, akciğerler, karın zarı, kemikler
Akciğer kanseri Karaciğer, kemikler, beyin, böbrek üstü bezi
Prostat kanseri Kemikler, daha az sıklıkla karaciğer, akciğerler, beyin

Her tümör otomatik olarak metastaza yol açmaz. Bir kanser hücresinin kendisini tümörden ayırabilmesi, vücutta bağışıklık sistemi tarafından fark edilmeden “dolaşabilmesi” ve orijinal dokusunun dışına yerleşebilmesi için belirli özellikler kazanmasıyla mümkündür. Metastaz oluşma riskinin ne kadar yüksek olduğu, genellikle tümör hücrelerinin doku (histolojik) incelemesi ile belirlenebilir.

Bu nedenle, kanser durumunda tümör cerrahi olarak çıkarılsa veya hastanın tümörsüz olduğu kabul edilse bile, kemoterapi gibi daha ileri tedaviler uygulanabilir. Bu destekleyici tedavinin amacı, vücutta zaten dağılmış olabilen ancak görünmeyen kanser hücrelerini yok etmek ve metastaz oluşumunu önlemektir.

Karaciğer Metastazı

Tümör hücreleri kendilerini orijinal tümörlerinden ayırabilir ve daha sonra kan veya lenfatik sistem yoluyla vücuda yayılabilir. Bu tümör hücreleri karaciğere yerleştiğinde karaciğer metastazları oluşur. Genellikle ileri kanser olduğunu gösterir. Karaciğer metastazları kendi başlarına kanser değildir. İyi huylu karaciğer tümörleri veya karaciğer kanseri ile karıştırılmamalıdır. Etkilenenlerin bireysel durumuna bağlı olarak, karaciğer metastazlarını tedavi etmenin çeşitli yöntemleri bulunur.

Not: Karaciğer metastazları, karaciğer kanseri ile aynı şey değildir. Karaciğerdeki metastazlar, kolon kanseri veya meme kanseri gibi başka bir organdaki kanserden kaynaklanır.

Kemik Metastazı

Kemik metastazları, kanser hücrelerinin orijinal tümörden dolaşım yoluyla kemiklere göç ettiği anlamına gelir. Kemiklere yerleşirler ve metastaz adı verilen yeni tümörler oluştururlar. Kemikteki metastazlar kemik kanseri ile aynı şey değildir. Kemik kanseri kemiğin kendi hücrelerinde başlarken, metastazlar ise genellikle orijinal doku özelliklerine sahiptir. Kanser hücreleri kendilerini bir tümörden ayırıp vücudun diğer bölgelerine kan damarları veya lenf damarları yoluyla ulaştıklarında ortaya çıkar.

Kemik metastazları ağrıya neden olabilir ve kemik kırılma riski artar. Terapi, kemik metastazlarının neden olduğu stresi önlemeyi veya hafifletmeyi amaçlamaktadır. Bazı hastalarda hastalığın ilerlemesini de durdurabilir. Bununla birlikte, tam bir tedavi yalnızca etkilenen çok az insanda mümkündür.

Beyin Metastazı

Beyin bu durumdan etkilenirse, beyin metastazlarından veya teknik olarak serebral metastazlardan söz edilir. Beyin metastazı, gerçek beyin tümörlerinden farklıdır. Metastaz durumunda, hücrelerin orijinal olarak nereden geldiğini belirlemek için bir doku numunesi kullanılabilir.

Kalıcı baş ağrıları birçok insan için önemli bir semptomdur. Bununla birlikte, hangi beyin bölgesinin etkilendiğine bağlı olarak felç, görme bozuklukları, mide bulantısı veya nöbetler gibi başka şikayetler de mümkündür. Genel anlamda hangi tedavinin uygun olduğunu söylemek zordur. Altta yatan asıl kanser türü, hastalığın evresi ve genel sağlık gibi faktörler tedavide önemli bir rol oynar.

Metastatik Meme Kanseri ve Belirtileri

Meme kanseri metastazları başka yerlerde meydana gelseler bile, genellikle meme kanseri hücreleriyle aynı biyolojik özelliklere sahip tümör hücreleridir. Meme kanserinde metastaz olasılığı yaklaşık yüzde 25’tir. Böyle bir durumda doktorlar, “metastatik meme kanserinden” söz ederler. Yerleşimler genellikle kemiklerde oluşur ancak diğer organlar (deri, karaciğer, beyin, akciğerler gibi) da etkilenebilir.

Sıklık açısından, meme kanseri hastaları, karaciğer veya akciğer metastazlarından önce kemik metastazları geliştirebilir. Kemik metastazları genellikle omurga bölgesinde meydana gelir. Düşme veya kaza gibi bir açıklaması olmayan kırık kemikler şeklinde de ortaya çıkabilir. Kemiklerdeki metastazlar çok stresli olarak algılanır ve yaşam kalitesini ciddi şekilde sınırlayabilir. Bununla birlikte, modern terapiler kullanılarak ilaçlarla tedavi edilebilirler.

Metastazlar en açık şekilde vücudun etkilenen bölgelerindeki ağrı ile ifade edilir. Ancak metastatik meme kanserinin birçok farklı semptomu vardır. Akciğerlerdeki metastazlar genellikle nefes darlığı veya öksürük ile fark edilir. Beyindeki metastazlar ise sık görülen baş ağrısına veya etkilenen bölgeye bağlı olarak fonksiyonel kısıtlamalara yol açabilir.

Okumaya devam et

Trending

Copyright © 2020 GizliSoru.Com