Bizimle iletişime geçin

Kadın

Son Kullanma Tarihi Geçmiş Saç Boyası Kullanılır mı?

Son Kullanma Tarihi Geçmiş Saç Boyası Kullanılır mı?

Diğer tüm kozmetik ürünler gibi saç boyalarının da belirli bir raf ömrü vardır. Üreticilerin genel tavsiyesi, açılmamış saç boyalarının üretim tarihinden itibaren 3 yıl içinde kullanılması gerektiği yönündedir. Bununla birlikte, çoğu saç boyası hiç açılmamış olması şartıyla son kullanma tarihi geçmiş olsa bile kullanılabilir ancak yine de bu konuda bilinmesi gereken birkaç detay daha var…

Makaleye Genel Bakış

  • Saç Boyasının Son Kullanma Tarihi Var mı?
  • Tarihi Geçen Saç Boyasını Kullanmak Zararlı mı?
  • Saç Boyasının Bozulduğu Nasıl Anlaşılır?

Saç Boyasının Son Kullanma Tarihi Var mı?

Yıldırım hızında bozulmaya müsait maskaraların aksine 2 yıla kadar dayanabilen ojeler gibi saç boyalarının da raf ömrü oldukça uzundur. Aslında, bazı üretici firmalara göre (örneğin: Palette, Loreal ve Garnier) saç boyalarının son kullanma tarihi geçmez ve bu nedenle paket üzerine SKT yazmazlar. Bazıları ise imal edildiği tarihten itibaren saç boyalarının 3 yıl (36 ay) içinde kullanılmasını tavsiye eder. Sonuç olarak, paket hiç açılmamış olması şartıyla üretim tarihinden sonraki yıllar boyunca saç boyaları bozulmadan kalabilir.

Öte yandan, önerilen kullanım tarihi geçmiş saç boyası kullanmanın, renk bozukluğu ve nadiren de olsa ciltte alerjik reaksiyon gibi istenmeyen sonuçları olabilir. Aşağıda, son kullanma tarihi geçmiş saç boyalarını kullanmanın güvenli olup olmadığına değiniyor ve olası etkilerinden bahsediyoruz…

Tarihi Geçen Saç Boyasını Kullanmak Zararlı mı?

Tarihi geçmiş saç boyası kullanmanın zararlı olduğuna dair hiçbir kanıt yoktur. Tarihi geçmiş olsa bile ne saç köklerinize ne de saç tellerinize zarar vermez veya dökülmesine neden olmaz. Yani, son kullanma tarihi geçmiş boyayı saçlarınıza uyguladığınızda muhtemelen herhangi bir olumsuzlukla karşılaşmayacaksınız. Ancak yine de birkaç potansiyel riski barındırdığını bilmeniz gerekiyor.

Tavsiye edilen kullanım tarihi geçmiş saç boyalarının en büyük handikapı beklenilen renk tonunda olmayabileceğidir. Saçlarınız beklediğinizden daha koyu bir tonda olabilir veya yeşilimsi bir renk alabilir. Bu durum özellikle açık sarı, gri veya beyazımsı saçlarınız varsa olasıdır ve nedeni boyada bulunan bakır gibi sert metallerin oksidasyonudur. Ayrıca, güçlü şekilde yoğun veya pigmentli olmayabileceğinden, ilk başta istediğiniz rengi elde etseniz bile kısa zaman sonra renk solabilir veya boya akabilir.

Tarihi geçmiş boyaları saça uygulamanın bir diğer riski alerjik reaksiyondur. Ancak gerçekçi olmak gerekirse, boya ister yeni isterse tarihi geçmiş olsun, bazı insanlar alerjik reaksiyonu her zaman deneyimler. Çoğu durumda bunun boyanın tarihiyle alakası yoktur. Bununla birlikte, bozulmuş saç boyalarının kızarıklık, kaşıntı ve hafif yanma hissi gibi sorunlara neden olma ihtimalinin daha yüksek olduğunu bilmek önemlidir.

Saç Boyasının Bozulduğu Nasıl Anlaşılır?

Paketi açtığınızda normal boya kokusundan bile daha kötü bir koku varsa bozulduğundan şüphelenebilirsiniz ama yine de emin olamazsınız. Bu durumda renk kontrolü yapın. Beklenmedik bir renk ve hasarlı veya solmuş ambalaj boyanın bozulduğu hakkında ipucu verebilir.

Dikkat etmeniz gereken diğer detay boyanın saklanma koşullarıdır. Boya donmuş olabileceği bir yerde saklandı mı? Dondurucu sıcaklıklar, saç boyasındaki bileşenlerin çözüldükten sonra ayrılmalarına neden olarak, kullanmını potansiyel olarak güvensiz hale gelebilir.

Ek olarak, saç boyaları kuru, karanlık ve orta derecede serin yerlerde saklandıklarında en iyi sonucu verme eğilimindedir. Birkaç yıl buharlı bir banyoda saklandıysa, ambalajın içine su sızmış veya nemlenmiş olabilir. Nemlenen veya içine su sızan saç boyalarını kullanırken dikkatli olun.

Saç boyaları genellikle karıştırılması gereken iki farklı ambalajla birlikte paketlenir. Bunları birbirine karıştırmamış olsanız bile paketleri açtıysanız 6 hafta içinde kullanmalısınız. 6 haftadan uzun süren ağzı açık boyaların kullanılması önerilmez. Uygulamaya hazır şekilde yapılan karışımlar ise yaklaşık 1 saat içinde kullanılmalıdır.

Sonuç

Bazı saç boyası markalarında son kullanma tarihi bulunmasa da çoğu üretici imal tarihinden itibaren boyanın 3 yıl içinde kullanılması gerektiğini tavsiye eder. Ancak yine de 3 yılı dolduran boyalar (paket açılmamış olması ve uygun şekilde saklanmış olması şartıyla) kullanılabilir ve çoğu durumda herhangi bir olumsuz etkiye neden olmaz. Bununla birlikte, tarihi geçmiş ve bozulmuş boyaların istenilen renk tonunu vermeyebileceği, düzensiz renge veya yeşilimsi bir görünüme neden olabileceği unutulmamalıdır.

Okumaya devam et
Yorum yapmak için tıklayın

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Kadın

Emziren Anneler Üzüm Yiyebilir mi?

Emziren Anneler Üzüm Yiyebilir mi?

Yediğiniz besinlerin sütünüz vasıtasıyla bebeğinize aktarıldığını biliyorsunuz ve asidik bir meyve olan üzümün minik yavrunuzda soruna neden olup olmayacağını merak ediyorsunuz. Kısa cevap: Aşırıya kaçmadan az miktarda yenilen üzüm emziren anneler için güvenlidir ve anne sütüyle beslenen bebeklere faydalıdır.

Hamilelik döneminde olduğu gibi emzirme (laktasyon) sürecinde de damak zevkinizi ikinci plana atarak ufaklığın sağlığına odaklanmanız gayet normal. Zira, yediğiniz her şeyden sütünüz vasıtasıyla bebeğiniz de nasipleniyor. Sağlıklı beslenmeniz sütünüzün kalitesini artırarak hem bebeğinizin gelişimine yardımcı olacak hem de sizin daha zinde ve mutlu hissetmenize katkıda bulunacak. Peki ama üzüm bunlardan biri mi?

Makaleye Genel Bakış

  • Emzirme Döneminde Üzüm Yenir mi?
  • Emziren Anneler Üzüm Tüketiminde Nelere Dikkat Etmeli?
  • Ya Hamilelik Döneminde?
  • Emzirme Döneminde Nasıl Beslenmeliyim?

Emzirme Döneminde Üzüm Yenir mi?

Bildiğiniz üzere yedikleriniz ve içtikleriniz sütünüzle birlikte bebeğinize aktarılıyor. Bu, bir anlamda aynı gıdalarla beslendiğiniz anlamına geliyor. Bu nedenle, minik yavrunuzu emzirirken sağlıklı ve dengeli beslenmeniz son derece önemlidir.

Üzüm, annelerin ve minik bebeklerin ihtiyaç duyduğu birçok önemli besinleri içerir. B, C ve K vitaminleri, folat, antioksidanlar, lif, organik asitler ve pektin bunlardan bazılarıdır. Dahası, kan basıncını ve sindirimi düzenlemek gibi çeşitli sağlık yararları bulunur. Yani evet, emzirme döneminde üzüm yemek güvenlidir ve faydalıdır. Bebeğinizi emzirdiğiniz süre boyunca makul miktarlarda olmak şartıyla sarı veya siyah üzüm yemenizde sakınca yoktur.

Emziren Anneler Üzüm Tüketiminde Nelere Dikkat Etmeli?

Bebeğini sütüyle besleyen annelerin üzüm yemesi her ne kadar güvenli olsa da birkaç detayı göz önünde bulundurmanız gerekiyor. Bu durum özellikle bebeğiniz gaz sancısı çekiyorsa önemlidir.

  • Üzüm yetişkinlerde gaz yapan bir meyvedir. Yediğiniz besinler sütünüze geçtiğinden bebeğinizde de gaz sorunu veya mide rahatsızlığı oluşabilir. Ancak yine de aşırıya kaçmadan küçük bir salkım üzüm yemeniz ciddi bir soruna neden olmamalıdır.
  • Bebeklerde görülen ve genellikle gaz sancısı nedeniyle oluşan rahatsızlığa kolik denir. Bebeğinizde kolik varsa üzüm de dahil olmak üzere gaz yapan diğer yiyecekleri sınırlandırmak iyi bir fikirdir.
  • Bebeğinizdeki gaz sancısının sorumlusu olarak üzümü görebilirsiniz ancak emin olamazsınız. Size ipucu sağlaması için birkaç gün boyunca üzüm dışında başka bir meyve tüketmeyin. Bebeğinizin kolik sorunu devam ediyorsa ve üzümden başka meyve yemediyseniz olağan şüpheli bellidir. Ancak yine de meyveler dışında yediğiniz diğer bazı baklagillerin ve sebzelerin de gaz yapabileceğini unutmayın.
  • Emzirme döneminde üzüm yemenin zararı yoktur. Ancak bu, istediğiniz kadar yiyebileceğiniz anlamına gelmez. Aslında, her şeyin fazlası soruna neden olabilir ve bu üzümler için de geçerlidir. Emziren annelerin üzümü birkaç taneyle veya minik bir salkımla sınırlandırması en iyisidir.
  • Besinsel faydalarından en iyi şekilde yararlanmak için kuru üzüm veya üzüm suyu yerine meyvenin tazesini tercih edin. Ancak yine de aşırıya kaçmamanız koşuluyla kuru üzüm yemenizde veya üzüm hoşafı içmenizde sakınca yoktur.

Ya Hamilelik Döneminde?

Eğer merak ediyorsanız (her ne kadar siz bu süreci geride bırakmış olsanız da) hamilelik döneminde de makul sınırlar çerçevesinde üzüm yenilebilir. Bakınız: Hamilelikte üzüm yemek Ancak, kara veya kırmızı üzüm gibi koyu renkli üzümlerde bulunan resveratsol isimli fitoaleksinin, hamilelik dönemindeki kadınlarda yüksek dozda alınması zararlı olabilir. Hem yüksek şeker oranı hem de resveratsol içeriği nedeniyle hamilelik döneminde üzümün aşırı tüketiminden kaçınmak en iyisidir. Bununla birlikte, az miktarda üzüm yiyen gebe bir kadınsanız bunun için endişelenmeniz gerekmez.

Emzirme Döneminde Nasıl Beslenmeliyim?

Lohusalıkta veya emzirme döneminde olan çoğu kadın vücutlarının yeterince süt üretmediğinden şikayet eder ve bunu genellikle bazı yiyecekleri tüketemediklerine bağlarlar. Ancak, dünyanın farklı lokasyonlarında bulunan her anne kendi kültürüne özgü yemeklerle beslenir ve süt tedariki konusunda sorun yaşamazlar. Daha açık bir ifadeyle, amaç mükemmel yiyeceklerle beslenmek değil, çok yönlü bir beslenme düzenine yoğunlaşmak olmalıdır. Ek olarak, su içmek süt üretiminde anahtar olduğundan, emziren annelerin bol su içmeleri önemlidir.

Diğer yandan, önemli bir uyarı olarak cıva oranı yüksek deniz ürünlerinden uzak durun ve kafein içeren çay-kahve gibi içecekleri sınırlandırın. Ayrıca, özellikle gaz yapan yiyeceklerin tiketiminde dikkatli olun.

Meyveleri, sebzeleri, tahılları ve protein kaynaklarını (et, süt, süt ürünleri, balık, yumurta gibi) eksik etmeyin. Ayrıca, en iyi süt yapan şeylerin başında ”su” olduğunu unutmayın. Kabızlığı önlemek ve süt tedarikinizi artırmak için bol su için. Emzirme süresi boyunca neleri yemeniz veya yememeniz konusunda aklınızda soru işaretleri varsa doktorunuza sormaktan çekinmeyin.

Okumaya devam et

Kadın

Lohusa Kadın Neden Korkar? Lohusalıkta Duygu Durum Değişikliği

Lohusa Kadın Neden Korkar? Lohusalıkta Duygu Durum Değişikliği

Lohusalıktaki duygu durum değişiklikleri çok konuşulmasa da yeni annelerin yaklaşık yarısının bu sorunu deneyimlediği tahmin ediliyor. Aslında, doğum sonrasında korku, endişe, suçluluk ve duygusal iniş-çıkışlar gibi duygu durum değişiklikleri oldukça yaygındır.

Makaleye Genel Bakış

  • Annelik Hüznü Nedir?
  • Lohusalıkta Korku Neden Olur?
  • Ne Yapabilirim?

Annelik Hüznü Nedir?

Bebeğini kucağına alan yeni bir anneyseniz öncelikle tebrik ederiz. Anne olmak her ne kadar heyecan verici olsa da yorucu ve bunaltıcı olabilir. Özellikle de ilk kez doğum yapmışsanız, lohusalık döneminde korku, endişe, suçluluk, yalnızlık, kaygı ve hatta ağlama nöbetleriniz olabilir. Bebek hüznü, annelik hüznü veya lohusalık sendromu olarak adlandırılan bu duruma hormon seviyelerindeki ani değişiklikler ve yeni anne olmanın getirdiği stres neden oluyor. Neyse ki, bebek hüznü denilen bu süreç genellikle doğumdan sonraki birkaç hafta içinde kendiliğinden geçiyor.

Öte yandan, bazı yeni anneler lohusalık depresyonu ismi verilen daha yoğun depresif bir süreçten geçebilir. Lohusalık depresyonu ve annelik hüznü birbiriyle karıştırılmaya müsait olsa da lohusalık depresyonunda semptomlar daha yoğundur ve uzun sürer. Lohusalık depresyonunuz varsa, bebeğinizle bağ kurmakta zorlanmak, çok fazla ağlamak, aşırı sinirlilik, uykuya dalma güçlüğü veya aşırı uyuma, sürekli huzursuz hissetme, anksiyete veya panik atak, iştah azalması veya aşırı yeme isteği, depresif ruh hali ya da aile bireylerinden geri çekilme gibi çeşitli olumsuz psikolojik durumları yaşayabilirsiniz.

Hem annelik hüznü hem de lohusalık depresyonu, kişiliğinizde sorun olduğu veya zayıf bir birey olduğunuz anlamına gelmez. Bununla birlikte, doğumun ardından birkaç hafta geçmesine rağmen duygu durum değişikliğiniz devam ediyorsa bir uzmanla konuşmanız en iyisidir. Doktorunuz, süreçle nasıl başa çıkabileceğiniz hakkında sizi bilgilendirecektir.

Lohusalıkta Korku Neden Olur?

Lohusalık döneminde korku, endişe, suçluluk, yalnızlık duygusu ve kaygı gibi annelik hüznü semptomlarının yaygın görüldüğünden bahsettik. Hormon değişimleri ve yeni anne olmanın getirdiği stres tüm bunları tetiklese de halk arasında anlatılan çeşitli şehir efsaneleri de ”tuzu-biberi” olabiliyor. Doğumun ardından 40 gün boyunca lohusa kadının evde yalnız bırakılmaması veya tek başına dışarı çıkmaması gerektiği ya da cinlerin musallat olabileceği gibi asılsız hikayeler yeni annelerin korkmasına neden olabiliyor.

Gerçek şu ki, bir refakatçinin yardımına ihtiyaç duyulmuyorsa lohusa kadınların evde yalnız kalmasında veya tek başına dışarı çıkmasında sorun yoktur. Merak etmeyin, üç harfliler size musallat olmayacak veya ruhani bir varlık tarafından rahatsız edilmeyeceksiniz.

Madalyonun diğer yüzünde ise fazla dillendirilmeyen başka bir faktör bulunuyor. Genel olarak, lohusa döneminde olan bir kadına aile bireyleri daha fazla ilgi gösterir. Yeni annenin kendisi ve özellikle bebeği hakkında iyi hissetmesine ilişkin beklentiler son derece yüksektir. Bu nedenle, lohusa kadınlar nasıl hissettikleri hakkında konuşmak istemezler. Sonuç olarak, söylenmemiş sözler genellikle güçlü bir olumsuz iç eleştiriyi yansıtır. Yargılanmaktan, yanlış anlaşılmaktan veya anne olmaya uygun görülmemekten korkarlar.

Ne Yapabilirim?

Annelik hüznü, lohusa kadınların %50 ila %75’ini etkiler ve genellikle tedavi olmaksızın iki hafta içinde düzelir. Yapabileceğiniz en iyi şey yakınlarınızdan destek bulmak ve arkadaşlarınızdan, anne-babanızdan veya eşinizden yardım istemektir.

Doğum sonrası depresyon ise annelik hüznünden daha ciddi bir durumdur ve yaklaşık yedi lohusa kadından birini etkiler. Daha önce doğum sonrası depresyon geçirdiyseniz, riskiniz her hamilelikte %30’a çıkar. Semptomlar çoğu durumda birkaç ay sürer ve psikoterapi veya antidepresanlarla tedavi oldukça etkilidir. Doğum sonrası depresyon (postpartum depresyon) geçirdiğinizi düşünüyorsanız bir uzmandan yardım almanız en iyi seçenektir. Doktorunuz, size uygun bir ilaç reçetelendirebilir veya daha iyi hissetmenizi sağlayacak çeşitli yaşam tarzı değişikliklerini önerebilir.

Son olarak, bu durumun geçici olduğunu ve yalnız olmadığınızı unutmayın. Halk arasında kulaktan kulağa yayılan ürkütücü hurafelere inanmayın ve korkularınız dahil tüm olumsuz duygularınızı aile bireylerine anlatmaktan çekinmeyin.

Okumaya devam et

Kadın

Emziren Anneler Kestane Yiyebilir mi?

Emziren Anneler Kestane Yiyebilir mi?

Emzirme (laktasyon) döneminde vücudun süt üretmediği bir an bile yoktur. Bebeğini emziren birçok anne, süt üretmek için vücutlarının kullandığı ekstra kalorilerin bir sonucu olarak sürekli olarak aç hissettiklerini söylüyor. Süreç boyunca vücuda yakıt ikmali yapmaya yardımcı olan, yoğun besleyici gıdalar tüketmek çok önemlidir. Peki ama kestane bunlardan biri mi?

Makaleye Genel Bakış

  • Emzirme Döneminde Kestane Yenir mi?
  • Hamileler Kestane Yiyebilir mi?
  • Emzirme Döneminde Sağlıklı Besinler
    • Avokado
    • Yulaf
    • Fındık
    • Baklagiller
    • Yeşil yapraklı sebzeler
    • Kırmızı ve turuncu köklü sebzeler
    • Tohumlar

Emzirme Döneminde Kestane Yenir mi?

Evet, yenir. Bebeğini emziren annelerin kestane yemeleri güvenlidir. Kestane, annelerin yanı sıra bebeklerin de bağışıklık sistemini güçlendirmeye yardımcı olabilecek C vitamini açısından zengindir. Ayrıca, kestane kandaki kolesterol seviyesini düşürmeye yardımcı olabilir ve bu nedenle kalbe fayda sağlar. Dahası, anneler ve büyümekte olan bebekler için faydalı olabilecek demir, kükürt, manganez ve bakır gibi mineraller açısından da zengindir.

Öte yandan, aşırı miktarda tüketimi gaz veya ishal gibi sindirim sorunlarına neden olabileceğinden tüketiminde aşırıya kaçmamak en iyisidir. Diğer pek çok şeyde olduğu gibi makul sınırlar çerçevesinde tüketmeye özen gösterin.

Hamileler Kestane Yiyebilir mi?

Emzirme döneminde olduğu gibi gebelik döneminde de kestane yemek güvenlidir. Hamileliğiniz sırasında kestaneyi endişelenmeden yiyebilirsiniz. Bu, hem normal kestane hem de su kestaneleri için geçerlidir. Ancak, at kestanesi zehirli toksinler içerdiğinden hamilelik sırasında kaçınılmalıdır.

At kestanelerinin tohumları tatlı kestaneye benzeyen ancak acı olan bir bitkidir. Ham at kestanesi tohumlarının yanı sıra bitkinin kabuğu, çiçekleri ve yaprakları zehirlidir, yemek için güvenli değildir. Ciddi hastalığa veya aşırı miktarlarda tüketimi ölüme neden olabilen eskülin adındaki bir tür zehir içerir.

Emzirme Döneminde Sağlıklı Besinler

Hamilelikte ve bebeğinizi emzirdiğiniz süre boyunca kestane yemenin güvenli olduğundan bahsettik. Ancak, kestaneye ek olarak tüketebileceğiniz bir dizi daha sağlıklı besin var. USDA (ABD Tarım Dairesi), emziren annelerin beslenme listelerine sebze, meyve, tahıl, süt ürünleri, proteinli yiyecekler ve sıvıları dahil etmelerini tavsiye ediyor.

Aşağıda, sütünüzün ”kalitesini” artırmaya yardımcı olabilecek, sağlıklı yağlar, vitaminler, mineraller, fitobesinler ve antioksidanlar içeren bazı yiyeceklerden bahsediyoruz. Emzirme sürecinde en iyi yiyecekler hakkında daha fazla bilgi edinmek için sayfayı kaydırmaya devam edin…

Avokado

Emziren annelerde yaygın sorunlardan biri, artan kalori ihtiyaçları nedeniyle sürekli aç hissetmektir. Avokado yaklaşık %80 oranında sağlıklı yağ ihtiva eder ve bu da vücudunuza sağlıklı yağlar sağlamanın yanı sıra tokluk hissinin korunmasına yardımcı olabilir. Avokado ayrıca iyi bir B vitamini, K vitamini, folat, potasyum, C vitamini ve E vitamini kaynağıdır. Bu nedenle, emzirme dönemi için harika bir kaynaktır.

Yulaf

Yulaf, süt yaptığı gerekçesiyle emziren anneler arasında yaygın olarak tüketilen bir besindir. Sütü arttırıcı potansiyel özelliklerine ek olarak, yulafın emziren ebeveynler için de pek çok faydası vardır: Yulaf harika bir karbonhidrat kaynağıdır (süt yapmak enerji gerektirir). Lif, vitaminler ve mineraller açısından zengindir. Ayrıca, kabızlığın giderilmesine, kan şekeri düzeylerinin düşürülmesine ve tok hissetmenize yardımcı olabilir.

Fındık

Kuru yemişler, demir, kalsiyum ve çinko gibi temel minerallerle birlikte K vitamini ve B vitaminleri bakımından zengindir. Aynı zamanda sağlıklı yağ asitleri ve protein kaynağıdırlar. Fındık, olağanüstü besleyici yapılarının ötesinde, dünyanın birçok yerinde laktojenik olarak kabul edilir. Laktojenik, anne sütünü artırmaya yardımcı olan yiyeceklere denir.

Baklagiller

Nohut ve fasulye başta olmak üzere baklagiller aşırı gaz yaptığı gibi kötü bir üne sahip. Ancak, harika bir protein, vitamin, mineral ve fitoöstrojen kaynaklarıdır. Nohut, eski Mısır döneminden bu yana galaktagog (anne sütünü artırıcı) olarak kullanılmıştır. Fasulye ve diğer baklagilleri yemeniz, yalnızca genel sağlığınız için değil, aynı zamanda sağlıklı bir anne sütü kaynağına sahip olduğunuzdan da emin olmanızı sağlar.

Yeşil yapraklı sebzeler

Yeşil yapraklı sebzelerin laktojenik özelliklerini kanıtlayan bilimsel bir araştırma bulunmamakla birlikte, daha fazla sebze tüketmek hem anne hem de bebeğin sağlığına fayda sağlayacaktır. Emziren anneler, brokoli veya lahana gibi yeşil yapraklı sebzeleri tüketmenin bebeklerinde gaz ve huzursuzluğu artıracağından endişe edebilirler. Ancak bu doğru değil: Bu sebzelerin gaza neden olabilen karbonhidrat kısmı anne sütüne geçemez. Bu nedenle, yeşil yapraklı sebzelere temkinli yaklaşmanıza gerek yok.

Kırmızı ve turuncu köklü sebzeler

Kırmızı ve turuncu renkli kök sebzelerin sahip olabileceği laktojenik özellikler, muhtemelen yeşil yapraklı sebzelerinkine benzer. Bu bitkilerdeki fitoöstrojenler, yüksek besin yoğunluklarına ek olarak anne sütünün iyileştirilmesinde rol oynayabilir. Bu sebzeler özellikle galaktagog özellikleri açısından henüz incelenmemiş olsa da aslında yüzlerce yıldır dünya çapında birçok kültürde laktojenik gıdalar olarak kullanılmaktadır.

Tohumlar

Her tohumun kendine özgü bir besin yapısı vardır ve yüksek vitamin-mineral içerikleri sayesinde emziren anneler için birçoğu sağlıklı seçimlerdir. Ayçiçeği çekirdeği, kabak çekirdeği, susam tohumları, chia tohumları ve keten tohumu faydalıdır.

Lohusalık ve tüm emzirme dönemi boyunca çok yönlü bir beslenme düzeniniz olduğundan emin olun. Meyveleri, sebzeleri, tahılları ve protein kaynaklarını (et, süt, süt ürünleri, balık, yumurta gibi) eksik etmeyin. Ayrıca, en iyi süt yapan şeylerin başında ”su” olduğunu unutmayın. Kabızlığı önlemek ve süt tedarikini artırmak için bol su için.

Okumaya devam et

Copyright © 2020 GizliSoru.Com