Bizimle iletişime geçin

Sağlık

Trombotik Trombositopenik Purpura (TTP) Hastalığı

Trombotik Trombositopenik Purpura (TTP) Hastalığı

Kısaltması TTP olan trombotik trombositopenik purpura, kan pıhtılarının oluştuğu, özellikle beyin, böbrek ve kalpteki en küçük kan damarlarını tıkayabilen, ciddi organ hasarına yol açabilen, çok nadir görülen ve yaşamı tehdit eden bir kan pıhtılaşma bozukluğudur…

Makaleye Genel Bakış

  • TTP Hastalığı Nedir?
    • Görülme Sıklığı
  • TTP Hastalığı Belirtileri
  • TTP Hastalığının Nedenleri
  • TTP Hastalığının Teşhisi
  • TTP Hastalığının Tedavisi

TTP Hastalığı Nedir?

Trombotik trombositopenik purpura (TTP), özellikle beyinde, kalpte ve böbreklerde en küçük kan damarlarını tıkayan, böylece kan pıhtılarının oluştuğu çok nadir görülen ve yaşamı tehdit eden bir hastalıktır. Oluşması durumunda, kişide ciddi organ hasarı meydana gelebilir.

Çoğu durumda, otoantikorların, yani vücudun kendi dokusuna yönelik antikorların kanın pıhtılaşmasında önemli bir enzime saldırdığı otoimmün bir hastalıktır.

TTP’nin klinik tablosu, kandaki trombosit sayısında azalma, kırmızı kan hücrelerinin yıkımı (hemoliz) nedeniyle düşük hemoglobin değeri (Hb değeri) ve küçük damarlarda sayısız küçük pıhtı ile karakterizedir. Hızlı teşhis önemlidir. Hastalık zamanında tespit edilirse, kan plazması değiştirilerek etkili bir şekilde tedavi edilebilir. (Kaynak)

Görülme Sıklığı

Trombotik trombositopenik purpura çok nadir görülen bir hastalıktır. Ortalama olarak, her yıl milyon kişi başına yaklaşık 3 ila 7 kişi TTP geliştirir. Hastalık en sık 30 ila 40 yaşları arasında görülür. Ortalama olarak, kadınlar erkeklerden daha sık etkilenir. İstatistiksel olarak konuşursak, Afrika kökenli insanların ve hamile kadınların hastalığa yakalanma olasılığı daha yüksektir.

TTP Hastalığı Belirtileri

Kan pıhtıları farklı organlarda oluşabileceğinden, semptomlar büyük ölçüde değişir. Ortaya çıkan şikayetlerin ortak noktaları, etkilenenlerin ciddi şekilde hasta olmaları ve hastaneye kaldırılmaları gerektiğidir.

Trombotik trombositopenik purpura ile aşağıdaki belirtiler ortaya çıkabilir:

  • Kan pıhtıları nedeniyle bağırsaklarda veya midede kan akışı bozulursa mide ağrısı, karın ağrısı ve muhtemelen kusma meydana gelir.
  • Böbrekler etkilenirse, akut böbrek yetmezliği oluşabilir.
  • Kalp etkilenirse, anormal kalp ritimleri veya göğüs sıkışması yaşanabilir.
  • Ciltte yamalı, küçük kanamalar da olabilir. Derideki mor lekeler hastalığa adını verir.
  • Beyne giden kan akışı bozulduğunda, felce benzer semptomlar ortaya çıkabilir.
  • Hastalık ayrıca kırmızı kan hücrelerini (eritrositler) de yok ederek anemiye neden olur. Buna hemolitik anemi denir. Semptomlar anemi ile uyumlu halsizlik ve yorgunluktur.

TTP Hastalığının Nedenleri

Hemolitik üremik sendrom (HÜS) gibi, trombotik trombositopenik purpura da trombotik mikroanjiyopati olarak adlandırılır. Küçük kan pıhtılarının oluşumu en küçük kan damarlarındaki kan akışını bozarak, oksijen eksikliğinden dolayı damarların beslediği dokuya zarar verir. Eritrositler (kırmızı kan hücreleri) de damar tıkanıklıklarından mekanik olarak zarar görür.

Mevcut bilgilere göre, TTP’ye çinko proteaz ADAMTS13’teki bir kusur neden olur. Bu çinko proteaz normalde kanın pıhtılaşmasında önemli bir rol oynayan von Willebrand faktörünü böler. ADAMTS13 proteaz aktivitesi doğal seviyesinin yüzde 10’unun altına düştüğünde, vücudun en küçük damarlarında kan pıhtıları oluşur, onları tıkar ve dokulara yetersiz oksijen verilmesine neden olur.

Mevcut bir genetik yatkınlık durumunda, ADAMTS13 proteazındaki bir eksikliğe ek bir tetikleyici faktör (örneğin bir enfeksiyon) neden olabilir. Ek olarak eksiklik, vücudun kendi bağışıklık sisteminin ADAMTS13 proteazına karşı antikorlar oluşturduğu bir otoimmün hastalığın sonucu olabilir.

Şimdiye kadar, farklı TTP biçimlerinin genel olarak tanınan bir sınıflandırması yoktur. Bununla birlikte, genellikle idiyopatik, ikincil ve ailesel TTP arasında bir ayrım yapılır:

  • İdiyopatik TTP: İdiyopatik TTP durumunda, hastalık için doğrudan bir tetikleyici tanımlanamaz. Çoğu TTP hastalığı vakasında durum budur. Bununla birlikte, bunun çinko proteaz ADAMTS13’e veya trombositlerin yüzeyindeki spesifik bir proteine ​​karşı antikorların geliştiği bir otoimmün hastalık olduğundan şüphelenilmektedir.
  • İkincil TTP: Vakaların yaklaşık yüzde 15’inde belirli bir tetikleyici faktör tanımlanabilir. Örnekler arasında hamilelik, kemik iliği nakli, bulaşıcı hastalıklar (HIV, bartonelloz), kanser (mide adenokarsinom), otoimmün hastalıklar (sistemik lupus eritematozus) ve bazı ilaçlardır (siklosporin, ovulasyon inhibitörleri, mitomisin).
  • Ailesel TTP: Ailesel TTP’nin (Upshaw-Schulman sendromu olarak da adlandırılır) nedeni, ADAMTS13 genindeki genetik bir kusurdur. Bu gen, ADAMTS13 çinko proteazının üretiminde önemli bir rol oynar. Bu genin otozomal resesif bir şekilde kalıtılan yaklaşık 40 farklı mutasyonu bilinmektedir. Ailesel TTP doğumdan kısa bir süre sonra fark edilir hale gelir ancak semptomların şiddeti büyük ölçüde değişir. Bu nedenle, bazı hastalar hayatlarının geri kalanında hastalıklarını fark etmezler. Bununla birlikte, bazı hastalar ömür boyu tedavi gerektirir. Akut bir TTP atağı geçirme riski ateş, ishal, enfeksiyonlar, hamilelik ve cerrahi müdahalelerle artar.

TTP Hastalığının Teşhisi

Anamnez (tıbbi görüşme), hastada akut TTP alevlenmesini tetikleyebilecek belirli risk faktörlerinin (örn. enfeksiyonlar, ateş) bulunup bulunmadığı hakkında bilgi sağlar. Ayrıca herhangi bir nörolojik semptomu belirlemek için fizik muayene yapılır ve nörolojik durum kaydedilir.

Kan testleri genellikle trombositopeni (kan trombositlerinin eksikliği) ve anemiyi ortaya çıkarır. Periferik kan yayma testinde, tıkanmış kılcal damarlar nedeniyle eritrositlerde mekanik hasar olduğunu gösteren sözde fragmanositler tespit edilebilir.

Kan plazmasındaki von Willebrand faktörünün jel elektroforetik multimer analizi kullanılarak, ADAMTS13 proteazın azalmış aktivitesi saptanabilir. Ailesel TTP’den şüphelenilmesi durumunda, gerekirse genetik bir testle doğrulanabilir.

TTP Hastalığının Tedavisi

Akut bir trombotik trombositopenik purpura atağı, acil müdahale gerektiren yaşamı tehdit eden bir durumdur. En başarılı tedavi, hastaya bir donörden kan plazmasının verildiği plazmaferezdir. Sonuç olarak, eksik ADAMTS13 proteazı hastanın kanına verilir. Vakaların yüzde 90 kadarında bu tedavi, akut alevlenmenin azalmasına neden olur.

Plazma birkaç kez değiştirilir ve ek ilaçlar da uygulanabilir. O sırada alınan ancak TTP’yi tetikleyebileceğinden şüphelenilen ilaçlar kesilir. Bu işlem bu nedenle ortalama iki ila üç saat sürebilir ve normalde çok nadiren istenmeyen yan etkilere sahiptir. Enfeksiyon gibi altta yatan bir hastalık varsa bu da tedavi edilir.

Bu tedaviden sonra trombosit sayısı 6 ay boyunca laboratuvarda düzenli olarak analiz edilecektir. Bir nüksetme şüphesi varsa, tedaviye hızla devam edilebilir. Kronik ise, uzman dalağın cerrahi olarak çıkarılmasını önerebilir. Sonuç olarak, eksik dalağın bağışıklık sonuçlarını telafi etmek için pnömokok, meningokok ve Haemophilus influenzae B’ye karşı aşılar yapılır.

Vücudun bağışıklık sistemi, glukokortikoidlerin yardımıyla bastırılabilir. Bu da ADAMTS13 proteazına karşı otoantikorları olan hastalarda semptomlarda iyileşmeye yol açar. Ek olarak, antikor üreten B hücreleri üzerinde etkili olan monoklonal antikor rituksimabın uygulanması, ADAMTS13 proteazına karşı antikor üretimini azaltabilir.

Okumaya devam et
Yorum yapmak için tıklayın

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Sağlık

Locoderm Krem Ne İşe Yarar, Nasıl Kullanılır?

Locoderm Krem Ne İşe Yarar, Nasıl Kullanılır?

Locoderm, topikal kortikosteroidler (veya kısaca steroidler) sınıfına dahil bir ilaçtır. Bu, halk arasındaki ifadeyle kremin kortizonlu olduğu anlamına gelir. Egzama, temas alerjisi ve sedef hastalığı gibi kızarıklığın, kaşıntının, şişliğin veya pullanmanın eşlik ettiği cilt rahatsızlıklarında kullanılır.

Makaleye Genel Bakış

  • LOCODERM Krem Nedir, Ne İçin Kullanılır?
    • Locoderm krem kortizonlu mu?
  • Uyarı ve Önlemler
  • LOCODERM Krem Nasıl Uygulanır?
  • LOCODERM Krem Yan Etkileri

LOCODERM Krem Nedir, Ne İçin Kullanılır?

Locoderm, krem ve merhem formlarında satışa sunulan topikal bir ilaçtır. Belirli cilt sorunlarının neden olduğu kaşıntı, şişlik, kızarıklık, pul pul döküntüler veya tahriş gibi rahatsız edici semptomları gidermek için kullanılır. Yaygın olarak, egzama, sedef hastalığı ve temas alerjisi dahil steroid ilaçlara yanıt veren cilt durumları için reçetelenir. Ancak, burada bahsetilmeyen başka bir dermatolojik rahatsızlık için de doktorunuz bu kremi veya merhemi kullanmanızı önermiş olabilir.

Locoderm kremin her bir gramı 1 mg (%0.1) hidrokortizon 17 butirat ihtiva eder. İçeriğinde bulunan diğer maddeler, parafin, yumuşak beyaz parafin, setostearil alkol, polietilenglikol setosteraileter, propil parahidroksibenzoat, butil parahidroksi benzoat, susuz sitrik asit, susuz trisodyum sitrat ve saflaştırılmış sudur.

Locoderm krem kortizonlu mu?

Evet, bu krem kortizonludur. Locoderm kremin etkin maddesi olan hidrokortizon butirat, kortikosteroidler veya kısaca steroidler olarak adlandırılan ilaç sınıfına dahildir. Topikal steroid ilaçlar, ciltte alerjiye neden olan bazı kimyasal habercilerin üretimini bloke ederek çalışır ve kızarıklık, tahriş, şişlik, pullanma veya kaşıntı gibi rahatsız edici semptomları giderir.

Burada bilinmesi gereken önemli bir nokta, çoğu durumda steroid ilaçların altta yatan durumu tedavi etmediği, semptomları gidererek geçici olarak rahatlama sağladığıdır. Örneğin, egzamanın neden olduğu kaşıntı ve kızarıklık gibi semptomları ortadan kaldıracak ancak muhtemelen egzamanızı tamamiyle yok etmeyecektir.

Uyarı ve Önlemler

  • Suçiçeği, uyuz, uçuk ve sivilce dahil olmak üzere, mayaların, mantarların, bakterilerin, virüslerin veya parazit enfeksiyonlarının tedavisinde kullanılmaz. Ayrıca, perioral dermatit, vücut çatlakları, gül hastalığı (rosacea), balık derisi hastalığı, yaralar ve ülserli cilt lezyonları için kullanılmamalıdır.
  • Hamilelik kategorisi C’dir. Hamilelik ve emzirme döneminde kullanmadan önce doktor bilgilendirilmeli, doktorun onay verdiği durumlarda fayda sağlayabilecek minimum miktar ve en kısa süreli tedavi hedeflenmelidir.
  • Çocuk yaş grubunda mecburi olmadıkça kullanılması önerilmez. Çocuk hastalarda kullanılması zorunluysa, doktorun kullanım yönergelerine uyulmalı, geniş vücut alanlarına uygulamaktan ve uzun süreli kullanımdan kaçınılmalıdır.
  • Kremin etkin maddesine veya içeriğindeki herhangi bir yardımcı maddeye karşı duyarlılığı olanlar kullanmamalıdır.
  • Gözlere ve göz kapaklarına sürülmemelidir.

LOCODERM Krem Nasıl Uygulanır?

Locoderm kremin tipik kullanımı günde 1 ila 3 uygulamadır. Cilt rahatsızlığınız giderildikten sonra kullanım sıklığı azaltılarak günde 1 kez veya haftada 2 – 3 kez (örneğin; pazartesi, çarşamba, cuma) kullanılabilir.

Bir haftada 30 ila 60 gramdan daha fazla kullanılması tavsiye edilmez. Genel olarak haftada en fazla 1 – 2 tüp 30 gram LOCODERM kullanmalısınız. Bununla birlikte, kullanım yönergeleri için doktorunuzun veya eczacınızın söylediklerini dikkate almanız esas olanıdır.

Uygulama esnasında sorunlu cilt alanına az miktarda kremi ovalarak sürün. İnce bir film tabakası şeklinde krem katmanı olması yeterlidir. Tedavi ettiğiniz alan elleriniz değilse, uygulama sonrasında ellerinizi yıkayın.

Aşırı krem sürmeniz veya önerilenden daha sık uygulamanız söz konusu rahatsızlığınızı çabuk iyileştirmeyeceği gibi yan etki riskini artırır. Bu nedenle, tavsiye edilenden daha fazla kullanmayın.

LOCODERM Krem Yan Etkileri

Diğer tüm ilaçlarda olduğu gibi Locoderm kremin de bazı yan etkileri olabilir. Yanma hissi, kaşıntı, aşırı kıllanma, kılcal damarların belirgin hale gelmesi veya cilt renginde değişiklik olabilir. Bununla birlikte, uzun süreli tedavi, ilacın uygulanmasından sonra üzerinin kapatılması, geniş vücut alanlarına uygulama, çocuklarda kullanım, koltuk altı, yüz veya genital bölge gibi kıvrımlı ya da hassas bölgelere uygulama yan etki riskini artırabilen faktörlerdir.

Bu merhemin size sağlayacağı faydalarının olası yan etki riskinden daha ağır bastığı için doktorunuz tarafından reçetelendirildiğini unutmayın. Sizi rahatsız eden herhangi bir istenmeyen etkiyle karşılaşırsanız, bununla nasıl başa çıkabileceğinizi veya alternatif tedavi seçenekleri hakkında doktorunuzla görüşün.

Sorumluluk reddi: Mortilki.com olarak amacımız işinize yarayacak en doğru bilgileri sunmaktır. Ancak, söz konusu tıbbi tedaviler olduğunda ilaçlar herkesi farklı etkileyebileceğinden, burada yazılanların (olası yan etkiler dahil) eksiksiz olduğunu garanti edemeyiz.

Ayrıca, genel sağlık durumunuza, yaşınıza, rahatsızlığınızın şiddetine ve hatta bazen kilonuza göre toplam tedavi süresiniz ya da kullanmanız gereken doz miktarı değişkenlik gösterebileceğinden, herhangi bir ilacın kullanımında doktorunuzun veya eczacınızın talimatlarını esas almalı ve kutu içinden çıkan prospektüsü anlayarak okumalısınız.

Dikkat: Bu ilaçta 2016 yılında isim değişikliği yapılmış olup, ”Locoid Merhem”, ”Locoid Lipokrem” ve ”Locoid Krem” isimli ürünler artık ”Locoderm %0.1 Merhem”, ”Locoderm %0.1 Lipokrem” ve”Locoderm %0.1 Krem” isimleriyle eczanelerde satışa sunulmaktadır.

Toplam raf ömrü 3 yıldır ve 25 derecenin altındaki oda sıcaklığında muhafaza edilmelidir.

Okumaya devam et

Sağlık

Çinko Ne İşe Yarar? Çinko İçeren Yiyecekler Listesi

Çinko Ne İşe Yarar? Çinko İçeren Yiyecekler Listesi

Çinko, organizmaya günlük olarak sağlanması gereken hayati eser elementlerden biridir. Güçlü bir bağışıklık sisteminde ve enerji üretiminde önemli bir rol oynar. Ayrıca bazı hormonların oluşumunda yer almasının yanı sıra, yaraların iyileşmesini ve kas gelişimini destekler…

Demirden sonra vücutta en çok bulunan eser element çinkodur. Çinko, çok sayıda metabolik süreçte yer alır. Örneğin, vücudun büyüme süreçlerinde ve bağışıklık sistemini güçlendirmede önemli bir gereksinimdir. Çinko eksikliği, yara iyileşme bozuklukları, cilt egzaması, algı veya hafıza sorunları ve bulaşıcı hastalıklara karşı daha yüksek duyarlılığa neden olabilir.

Makaleye Genel Bakış

  • Çinko Nedir?
  • Çinko Ne İşe Yarar?
  • Çinko İçeren Yiyecekler Nelerdir?
  • Çinko Emilimini Neler Engelleyebilir?
  • Çinko Eksikliği ve Sonuçları
  • Vücudun Ne Kadar Çinkoya İhtiyacı Var?
  • Aşırı Çinko Alımının Zararları

Çinko Nedir?

Çinko vücuttaki tüm organlarda, dokularda ve sıvılarda bulunan temel eser elementlerdendir. Bu, insan yaşamı için gerekli olduğu ancak vücudun kendisi tarafından üretilemeyeceği anlamına gelir. Ayrıca vücut çinko depolayamaz. Bu nedenle, düzenli olarak yiyeceklerle birlikte alınması gerekir.

Çinko, çok sayıda enzim ve proteinin bir bileşenidir. Bu bağlamda, vücutta çok sayıda reaksiyonda görev alır, örneğin:

  • Hücre büyümesinde ve yara iyileşmesinde
  • Çeşitli metabolik süreçlerde
  • Bağışıklık sisteminde
  • Hamilelik sırasında çocuk gelişimi için

Çinko vücudun savunma sisteminin bir parçasıdır ve hastalıklara karşı etkili koruma sağlayabilir. Bununla birlikte, çinkonun aşırı dozu zararlı olabilir ve zehirlenme belirtilerine yol açabilir.

Çinko Ne İşe Yarar?

Çinko, karbonhidratların, yağların, proteinlerin, nükleik asitlerin ve diğer mikro besinlerin sentezinde yer alan 300’den fazla enzimin etkisi için gereklidir. Bağışıklık, iltihaplanmayı azaltma, antioksidan, bilişsel işlev ve daha fazlası için önemlidir.

Çinko, yara iyileşmesini destekler ve ayrıca bir anti-inflamatuar etkiye sahiptir. Olumlu etkileri arasında bağışıklık sistemini güçlendirmesi de yer almaktadır. Beyaz kan hücrelerinin oluşumu için vazgeçilmezdir. Bu işlevlerinin yanı sıra tiroid ve testosteron hormonları ile insülinde bulunur.

Çinko ayrıca hücre ve organ yapılarında, hücre bölünmesinde, büyümede, kanın pıhtılaşmasında, görme, tat ve koku almada rol oynar. (Kaynak)

Çinko eksikliği için risk grupları; sindirim bozukluğu olan kişiler, vejeteryanlar, hamile ve emziren kadınlar, aşırı alkol tüketenler ve orak hücre hastalığı olan kişileri içerir.

Çinko İçeren Yiyecekler Nelerdir?

Temel olarak vücut, hayvansal gıdalardan alınan çinkoyu bitkisel gıdalardan daha iyi kullanır. Ne yazık ki sebzeler ve bazı tahıllar, bağırsakta çinko emilimini engelleyebilen bir bileşik olan fitat (fitik asit) içerir. Bununla birlikte, birçok bitki aynı zamanda iyi çinko kaynaklarıdır.

Hayvansal gıdalardan elde edilebilen en iyi iyi çinko kaynakları şunlardır:

  • İstiridye (en yüksek miktarda çinko içerir)
  • Et (sığır eti, kümes hayvanları)
  • Balık ve deniz canlıları
  • Peynir
  • Yoğurt
  • Süt

Bitkisel çinko kaynakları:

  • Fasulyeler
  • Hububat
  • Kaju fıstığı, ceviz ve badem
  • Yulaf ezmesi
  • Bezelye
  • Kabak çekirdeği

Çinko Emilimini Neler Engelleyebilir?

Tam tahıllar, tahıllar ve sebzeler gibi bazı bitki bazlı gıdalar fitat içerir. Fitat, fitik asidin kimyasal bir şeklidir. Bunlar çinkoyu bağlayabilir ve böylece çinkonun gıdalardan emilimini engelleyebilir.

Hayvansal protein çok az tüketildiğinde veya hiç tüketilmediğinde, yüksek bir fitat alımından söz edilir. Daha sonra bağırsaktaki çinko emilimi karışık bir diyete kıyasla yüzde 45’e kadar azalabilir. Bu nedenle, vejeteryan veya vegansanız, çinko açısından zengin kepekli tahılları ve baklagilleri ıslatmalı, asitlendirmeli veya ekşi maya ile fermente etmelisiniz. Bu fitat içeriğini düşürür.

Bilmekte fayda var: Tam tahıllı ürünler, ihtiyacı karşılamaya iyi bir katkı sağlayacak kadar çok çinko içerir. Örneğin 100 gram tam tahıllı ekmek 1,5 miligram çinko içerirken, aynı miktarda beyaz ekmek sadece 0,7 miligram çinko içerir.

Çinko Eksikliği ve Sonuçları

İnsan vücudunda çinkonun yerini alabilecek başka bir madde yoktur. Yeterli tedarik düzenli olarak sağlanmazsa, çinko eksikliği gelişebilir. Orta derecede bir eksiklik genellikle uzun süre tespit edilemeyen ve spesifik olmayan sistematik semptomlara yol açar.

Çinko, 300’den fazla enzimin bir bileşeni olduğu için hemen hemen tüm vücut süreçlerinde önemli bir rol oynar. Bu nedenle, çinko eksikliği vücuttaki çok sayıda süreci etkiler. Çinko eksikliğine genellikle doğuştan çinko emilim bozukluğu veya sindirim sistemindeki kronik hastalıklar neden olur. Yeterince besin emilmemesine yol açarlar.

Çinko eksikliğinin olası belirtileri şunlardır:

  • Yorgunluk, enerji eksikliği
  • Konsantrasyon eksikliği, öğrenme güçlüğü
  • Enfeksiyonlara ve iltihaplanmaya karşı artan duyarlılık
  • Yaraların zor iyileşmesi
  • İltihaplı cilt değişiklikleri
  • Saç dökülmesi, saç incelmesi
  • Kırılgan tırnaklar, tırnaklarda beyaz noktalar
  • Büyüme bozukluğu
  • Duyusal bozukluklar
  • Mantar enfeksiyonları
  • Atlet ayağı
  • Depresyon
  • Anemi
  • Kilo ve/veya iştah kaybı
  • Gelişimsel yetersizlikler (çocuklarda)
  • Büyüme geriliği (çocuklarda)

Vücudun Ne Kadar Çinkoya İhtiyacı Var?

Çinko hayati (temel) bir eser element olduğundan, insan vücudunun düzgün çalışması için belirli bir miktara ihtiyacı vardır. Çinko alımı için referans değerler yaşa, cinsiyete ve ayrıca yetişkinlerde fitat alımına göre değişir. Hamile ve emziren kadınlar için değerler hamile olmayan kadınlara göre biraz daha yüksektir.

Günlük çinko gereksinimi için ortalama referans değerler şunlardır:

  • Kadınlarda günde 8 miligram
  • Erkeklerde günde 14 miligram
  • Hamile kadınlarda günde 9 miligram (gebeliğin dördüncü aydan itibaren günde 11 miligram)
  • Emzirme döneminde günde 13 miligram (bu daha yüksek gereksinim, normal yiyeceklerle de kolayca karşılanabilir)

Aşırı Çinko Alımının Zararları

Optimal çinko alımı, hayvansal gıdaları da içeren dengeli bir diyetle karşılanabilir. Gereksinimin yiyecekler yoluyla karşılanmasının avantajı, zararlı etkileri olabilecek aşırı çinko alımı riski oluşturmamasıdır. Yetişkinlerde çinko alımı için önerilen üst sınır 40 mg’dır. Akut çinko zehirlenmesinin olası belirtileri mide bulantısı, kusma, iştahsızlık, ishal, karın krampları ve baş ağrılarıdır.

Kronik (uzun süre devam eden) çinko doz aşımı, vücuttaki demir veya bakır seviyelerinde değişikliklere ve bağışıklık sisteminin bozulmasına yol açabilir. Bu nedenle, önerilen maksimum çinko alımı aşılmamalıdır.

Ek olarak, çinko kapsülleri şeklindeki diyet takviyelerine de dikkat edilmelidir. Aşırı miktarda çinko takviyesi alınırsa, maksimum doz kolayca aşılabilir. Kalıtsal bir bozukluk veya inflamatuar bağırsak hastalığı nedeniyle çinko emilimi bariz bir şekilde engelleniyorsa, çinko takviyeleri bu eksikliği giderebilir. Böyle durumlarda, ne kadar çinko almanız gerektiğini doktorunuzla konuşarak netleştirmeniz gerekir.

Okumaya devam et

Sağlık

Ovadril Losyon Ne İşe Yarar, Nasıl Kullanılır?

Ovadril Losyon Ne İşe Yarar, Nasıl Kullanılır?

Ovadril losyon, böcek sokmalarının ve günlük yaşamda meydana gelebilen basit cilt tahrişlerinin neden olduğu kaşıntıyı gidermek için kullanılır. Ayrıca, sürüldüğü bölgedeki hafif şiddetli ağrıları geçici olarak giderir.

Makaleye Genel Bakış

  • OVADRİL Losyon Nedir, Ne İçin Kullanılır?
  • Kullanmadan Önce Neleri Bilmeliyim?
  • OVADRİL Losyon Nasıl Uygulanır?
  • OVADRİL Losyon Yan Etkileri

OVADRİL Losyon Nedir, Ne İçin Kullanılır?

Ovadril losyon, kaşıntıyı ve hafif şiddetli ağrıyı gidermek için kullanılan topikal bir ilaçtır. Yaygın olarak kullanıldığı durumlardan bazıları, sivrisinek ve arı sokması gibi böcek ısırıkları, güneş yanıkları ve gün içinde meydana gelebilen sıyrıklar, yanıklar veya pişikler gibi hafif şiddetli cilt tahrişleridir. Ovadril, söz konusu durumların neden olduğu kaşıntıyı giderir ve ağrıyı azaltır.

Ovadril losyon kaşıntı ve ağrı giderici maharetini içeriğindeki etkin madde kombinasyonuna borçludur. Lidokain hidroklorür bölgesel uyuşma sağlayan lokal anestezik, difenhidramin hidroklorür kaşıntı, kızarıklık veya şişlik gibi semptomları gideren antihistaminik, çinko oksit ise cildin hızla iyileşmesine yardımcı aktif bir bileşendir.

120 gramlık tüplerde kullanıma sunulan OVADRİL, beyaz renkli ve bergamot kokuludur. Sayılan üç etken maddeye ek olarak gliserin, mentol, propilen glikol, benzalkonyum klorür, etil alkol, sodyum karboksi metil selüloz, bergamot esansı ve distile su ihtiva eder.

Kullanmadan Önce Neleri Bilmeliyim?

  • 2 yaşından küçüklerde kullanılmaz. 2 yaşından büyük çocuklarda ise mümkün olan en küçük miktar ve en kısa süreli tedavi hedeflenmelidir.
  • Suçiçeği ve kızamıkta kullanılmaz.
  • X-Ray cihazı (röntgen) uygulamaları öncesinde sürülmemelidir.
  • Kabarmış, sulanmış alanlarda, vücudun geniş alanlarına uygulanmamalıdır.
  • Kızarıklık, yanma hissi veya enfeksiyon oluşursa ya da kremin işe yaramadığı düşünülüyorsa kullanımı kesilmelidir.
  • Losyonun içeriğindeki herhangi bir maddeye karşı aşırı duyarlı olanlarda kullanılmamalıdır.
  • Gözlerle, burun içiyle ve ağızla temasından kaçınılmalı, kazara bulaşırsa bol suyla yıkanmalıdır.
  • Gebelik kategorisi C’dir. Hamilelikte kullanılıp kullanılmayacağına doktor karar vermelidir.
  • Losyonun içeriğinde bulunan difenhidraminin anne sütüne geçtiği bilinmektedir. Bu nedenle, emzirme (laktasyon) döneminde kullanılmamalıdır.
  • Hamileyseniz, hamilelik şüpheniz varsa veya bebeğini emziren bir anneyseniz OVADRİL kullanmadan önce doktorunuzu bilgilendirin.

OVADRİL Losyon Nasıl Uygulanır?

Losyonunuzu doktorunuzun veya eczacınızın söylediği şekilde kullanın. Ancak, uzman biri tarafından kullanımına yönelik bilgilendirme yapılmadıysa aşağıdaki adımları izleyin.

  • İhtiyaca göre günde 3 veya 4 kez kullanılabilir. (Günlük kullanılan losyon miktarı toplamda 34 ila 40 gramı geçmemelidir)
  • Kullanmadan önce tüpü sallayarak çalkalayın.
  • Avuç içine az miktarda krem alın ve sorunlu alana nazikçe ovalayarak sürün.
  • Tedavi ettiğiniz alan elleriniz değilse losyonu sürdükten sonra ellerinizi yıkayın.
  • Vücudun çok geniş yüzeyinde ve belirtilenden daha sık veya fazla miktarda kullanmayın.
  • Yanlışlıkla aşırı miktarda losyon sürerseniz veya sağlıklı cilde uygularsanız suyla yıkayın. Losyonunuz suyla yıkandığında kolaylıkla çıkabilecek yapıdadır.

OVADRİL Losyon Yan Etkileri

Diğer tüm ilaçlarda olduğu gibi OVADRİL losyonun da bazı yan etkileri olabilir ancak söz konusu etkiler çoğunlukla hafif şiddetlidir. Losyonun uygulandığı ciltte tahriş (irritasyon), kızarıklık, kaşıntı ve döküntü oluşabilir. Ayrıca, yanlışlıkla gözlerle temas ederse göz tahrişine neden olabilir.

Nadir durumlarda, idrar yapma güçlüğü, bulanık görme, sindirim sistemi rahatsızlığı, uyuşukluk, sinirlilik veya ağız kuruluğu ortaya çıkabilir. Bununla birlikte, önerilen dozu aşmadan yönergelere uygun şekilde kullandığınızda muhtemelen söz konusu istenmeyen etkilerle karşılaşmayacaksınız. Ancak yine de sizi rahatsız eden herhangi bir etkiyle karşılaşırsanız doktorunuzla veya eczacınızla iletişime geçmeyi ihmal etmeyin.

Sorumluluk reddi: Mortilki.com olarak amacımız işinize yarayacak en doğru bilgileri sunmaktır. Ancak, söz konusu tıbbi tedaviler olduğunda ilaçlar herkesi farklı etkileyebileceğinden, burada yazılanların (olası yan etkiler dahil) eksiksiz olduğunu garanti edemeyiz.

Ayrıca, genel sağlık durumunuza, yaşınıza, rahatsızlığınızın şiddetine ve hatta bazen kilonuza göre toplam tedavi süresiniz ya da kullanmanız gereken doz miktarı değişkenlik gösterebileceğinden, herhangi bir ilacın kullanımında doktorunuzun veya eczacınızın talimatlarını esas almalı ve kutu içinden çıkan prospektüsü anlayarak okumalısınız.

OVADRİL losyon 120 gramlık tüplerde, eczanelerde satılır. Raf ömrü 2 yıl olup, 30 derecenin altındaki oda sıcaklığında, nemden ve ışıktan uzak bir yerde saklanmalıdır.

Okumaya devam et

Copyright © 2020 GizliSoru.Com